Ana Sayfa » özgüven nasıl artar

özgüven nasıl artar

Özgüven Opsiyondan Gelir!

Özgüven Opsiyondan Gelir!

Geçen gün Rollo Tomassi’nin yaptığı “Kırmızı Hap Seçimin Gücüyle İlgilidir” isimli podcasti dinledim hem bazı notlar aldım hem de bildiklerimi birleştirerek bir sentez yapmaya karar verdim. Rollo’nun en sevdiğim tarafı beni tetikliyor olması diyebilirim.

Özgüven üstüne geçmişte de hem yazdım hem podcast yaptım, burada hepsinin üstüne koyarak yeni argümanlar temellendiremye çalışacağım.

Rollo geçmişte yazdıklarıma benzer bir düşünce ile girmiş. Şöyle diyor: “İçsel gücünüzü keşfedin, ruhunuzun derinliklerinde kendinizi bulun tam anlamıyla saçmalıktır.” Özgüven bolluk mentalitesinden gelir!” 

Bolluk Mentalitesi Nedir?

Özgüven temelde kişiye bağlı gibi görünse de seçimleriyle ilgilidir. Bulunduğunuz grupta ne kadar saygı görürseniz, özgüveniniz o kadar yüksek olur. Sosyolojiyle ilgilenenler özellikle “Küçük gruplar sosyolojisi” diye araştırırsa birçok bilgiye ulaşabilir.

Burada bolluk, küçük grupta söz sahibi olarak opsiyon geliştirmekten ya da tam tersi opsiyonlar sayesinde bir grupta söz sahibi olmanızdan gelir. Opsiyon güçtür, opsiyon seçme özgürlüğüdür.

Daha iyi bir iş şansınız varsa veya işinizde kritik bir roldeyseniz patrona meydan okuyabilirsiniz. Örneğin sevgilim dediğiniz kişi size kötü davransa veya başka erkekler yatmak istiyorum dese opsiyonunuz varsa o an terk edersiniz. Üzülmezsiniz de çünkü seçme özgürlüğünüz vardır, yoksa yıkılırsınız.

Örneğin bir anda milli piyango çıksa, opsiyonlarınız aniden artsa ayrılık acısını sallar mıydınız? Artan opsiyonunuz muhtemelen daha iyi hissetmenizi sağlardı. Çünkü çaresiz olmadığınızı hissederdiniz. Demek ki yeni opsiyonları kendiniz yaratırsanız çaresizliği aşarsınız.

Özgüveniniz aynı zamanda en büyük intikamdır ve karşı tarafı da özgüvensizleştirir. Ayrılık sonrası ilgisiz tarafın geri dönmesi bundandır, özgüvensizlik kişide karşı tarafın üstün olduğu yanılgısını yaşatır. Oysaki karşı taraf yükselmemiştir, siz düşmüşsünüzdür.

Aldatılan, terk edilen erkekler çoğunlukla depresif hisseder ve bu normaldir ama opsiyonsuz erkeklerin çok uzun sürer. Bazen böyle yazanlar oluyor: “3 sene geçtim unutamadım!” Meali: 3 senedir hiçbir kadına ulaşamadığım için eski aşkımı unutamadım. Unutmak da istemedim!!!!?

Değişmeye Karşı Direnmek!

Adam 3 sene boyunca başkasını aramadığı gibi “benim kaderim bu, hiçbir kız bakmayacak bana, bilmem kaç sene yalnız kalacağım, zaten girişken değilim, kişiliğim içe kapalı, unutmak da istemiyorum hem” diye düşünerek kendi sınırlarını daha baştan çiziyor. Bu değişmeyi istememek ve kendine zorla kişilik belirlemektir. Geçmiş yazımda anlattığım gibi kendinizi ancak gölgenizle yüzleşirseniz yeniden yaratırsınız.

Rollo kişilik testlerine karşı biri, özellikle Myers Briggs’in 16-kişilik testiyle 3-5 podcastte bir dalga geçer durur. Burada da benzerini söylemiş. Yapılan testlerin burçlardan farksız olduğunu ve kişinin buna inanarak kendini sınırladığını söylemiş.

Değişmeye direnmekte grup etkisi de mevcut. Kötü bir çevredeyseniz grup sosyolojisine göre ortalamaya uyarsınız. Çevrenizdeki herkes tembelse, örneğin kötü bir lisedeyseniz, kolay kolay iyi bir üniversiteye yerleşemezsiniz. Vasat gruplar, vasat kişiler yetiştirir. Çünkü vasatlık güvenli bölgede kalmaktır. Ancak risk alarak büyüyebilirsiniz.

Bu tip gruplar kimsenin gelişmesini de istemez farklı düşünene nefret-tepkisi gösterir. Kendimden biliyorum, ekşi-sözlükte büyüdükçe, takipçi sayım arttıkça birçok nefret mesajı aldım, oysaki kimsenin dikkatini çekmiyorken umursanmıyordum ama şu an kitlelere ulaşmamdan ötürü, kırmızı hapı anlamak istemeyen “hater” bir kitlem oluştu. Bir işte gerçekten iyiyseniz takdir de edilirsiniz ve özgüveniniz yüksek olur ve size hakaret edenleri umursamazsınzı işte umursamama aşaması yüksek özgüvenden gelir.

Sandığınız kişi bile değilsinizdir.

Kişilik testleriyle veya çevreniz nedeniyle “ben buyum” dediğiniz anda kendinize gaslighting yapmış olursunuz. Kişiliğiniz belki tamamen değişmez ama gelişebilir, farklılaşabilir. Belki de kişiliğinizde olmak istediğiniz kişi olmaktan kaçıyorsunuzdur.

Özetle yeni rutinler yaratmak, sosyal-grubunuzu değiştirmek ve risk almak kişiliğinizi değiştirir!

Burada dilin de önemine değinmek lazım. bazı dil-filozofları (Wittgenstein) kelimelerin gücü üstüne çok çalışmıştır. Bir şeyi nasıl söylediğiniz oldukça önemlidir. Örneğin aşka düştüm(İngilizcede fall in love), ona vuruldum diye algılarsnız oneitis ihtimalinizi arttırırsınız. Çünkü negatif anlam yüklemiş olursunuz. (Düşmek/vurulmak) Arabesk şarkıları dinlemek sadece melodik değil, size dikte ettiği “cümleler” yani dil yapısı yüzünden de kötüdür.

Kendini değiştirmek mümkün mü?

Psikolojiden de örnek verelim. Bilişsel-davranışçı-terapilerde de benzeri vardır, bir şey yapmak için hissetmeyi beklememeniz gerekir. Çünkü önce davranış sergilemeniz de duyguyu yaratır. Kırmızı hapta buna bildiğiniz gibi “fake it until to make it.” (olana kadar öyleymiş gibi davran) Diyoruz.

Devamlı tekrar yapmanız(kas gelişimi veya oyun) motor sinirlerde kanıksamaya neden olur. Kaslarınız bilinç kazanır. Rollo burada Karete Kid, cilala parlat örneğini vermiş. Siz fark etmeden aslında belli bir yöntemi oturtmuş olursunuz. Oyun da buna örnektir.

Kişiliğiniz veya grubunuzun size dayattığı(boşver olum, kızlar sadece tipe bakar, oyun filan s.ttir et, işe yaramaz) şeyler yüzünden kadınlarla etkileşime geçmeyebilir veya 1 kere geçip sonra vazgeçebilirsiniz. Oysaki mesele “eylemi tekrarlama ve düzendir.” Podcastte şöyle bir örnek verilmiş: “Her haftasonu barda/clubda sadece 1 kadına yürüseniz, 1 yılda yaklaşık 52 kadın eder. Bu istatistiksel olarak erkeklerin hayatı boyunca tanıştığı kadın sayısından fazladır.

Mesai gibi bunu yaparsanız kadınlarla birlikte olmaya başlarsınız ve başarılı olursunuz. Çünkü tekrar, yeteneklerinizi geliştirir, geliştikçe daha fazla kadın size yaklaşır ve sonunda bir kadına giderken düşünmeden gidersiniz. Çünkü kas hafızası gibi daha kıza yaklaşırken ne olacağını ögörürsünüz. Buna özgüven diyoruz! Yani tecrübe özgüven yaratır!

Fiziksel Gelişim Özgüveni Neden Arttırır?

Rollo’nun verdiği bir diğer örnek fiziksel gelişim. Kişisel gelişim guruları size şunu satar: “Gelişim içsel olarak başlar”, oysaki tam tersidir. Gelişim sizin “davranışlarınız ve eylemleriniz” sonucu dışarıdan başlar(bdt’de  aynısını söyler). Örneğin fiziksel olarak gelişim önemlidir. Kas inşa ettikçe öncelikle başka kadınların dikkatini çekersiniz, bu onlara yaklaşmanızı kolaylaştırır ve özgüven artar. Dikkat edin özgüven içten gelmedi, dışarıdan kazandık.

Hem psikoloji(bdt) hem de sosyoloji(grup kavramı) özgüven konusunda birbirini tamamlıyor.

Diğerlerinin Saygı Duyduğu Kişi Olun!

Rollo bu aralar zenginlerle program yapıp duruyor ve şöyle bir örnek vermiş: Zengin bir adama baktığınızda giyimi, hareketlerinden ne olduğunu, kendine güvendiğini anlarsınız. Diğer insanlar ona saygı duyar, çünkü özgüvenini içten-ruhundan filan değil, hiyerarşi de üstte olduğu için dıştan kazanmıştır. Değerliysen insanlar sana meydan okuyamaz. 2 kere düşünür. Özetle sizin gözü-kara yapmak istedikleriniz sonucunda hedefe ulaşmanız ile insanların size saygı duyması sizi özgüvenli yapar.

Cooper Stirling de reddedilmeyle korkusuyla ilgili bir örnek verdi: “Her gece bir kıza gidip aidsliyim derdim ve olabildiği kadar çabuk reddilerek bunu pozitif hislerle birleştirip, reddedilmeyi içselleştirirdim.” Amacı bunu eğlenceli hale getirmekmiş.

Rollo yine Kiss grubundan “Paul Stanley”i örnek vermiş. Adam küçüklüğünden beri “ben rock star olacağım” diyormuş, çevresindekiler belki ciddiye almadı ama işte en kararlı olan, sürüden ayrılan başarılı olma şansına sahip olur. Bir örnek de ben vereyim: Queen’in gitaristi normalde phd’li bir astrofizikçi ama siz onu büyük bir gitarist olarak tanıyorsunuz çünkü gerçekten yapmak istediği buymuş. İlginç olansa her 2sini de yapmak isteyerek başarmış. Dünyada ünlü ve doktoralı kaç gitarist vardır sizce?

Özgüven Eksikliğini Aşmanın Yolları

Çoğunlukla çevremizin dediklerini hepimiz önemseriz. Özgüven eksikliğini aşmanın yolları size anlatıldığı gibi değildi. Çoğu kişisel gelişim kitabında şunu duyabilirsiniz: “Özgüveniniz içinizdedir, içinizdeki enerjiyi keşfedin” Maalesef sadece “kısmen” doğrudur. Bunun podcastini şurada yapmıştık.

Özgüvenin neyle ilgili olduğunu anlamak için öncelikle evrimimize bakmalıyız. İnsan evrim boyunca küçük gruplarda yaşamıştır. Önce avcı-toplayıcı döneminde küçük gruplarda sonrasında tarım toplumunda orta gruplarda ve son olarak sanayi devriminde büyük gruplarda(toplumda) bulunmuştur.

Sosyolojide genel bir kavram vardır, toplum büyüdükçe iş bölümü ve “bireyselleşme” artar ve toplumsal kurallardan uzaklaşılmaya başlanır. Günümüzde yapılan en büyük hata “bireysel” duruşla özgüveni yorumlamaktır. Bireyselleşme, özellikle post-modernist ve neo-liberalist akımlar üstüne düşünülmesi gereken eleştiriye çok açık bir konudur. Örneğin düşüncelerine pek katılmadığım Foucault genel etik kurallarına inanmaz, bireysel ahlak kuralları olmalıdır der ve aşırı deneyimlemenin(mesela yüksek doz lsd kullanımı) aydınlanma yaşatmasından bahsederdi. Neyse konumuza dönelim…

İnsan Evrimi Sosyal İlişkiler İle Sağlanır

İnsan evrimi özellikle küçük topluluklar ile güçlü kurallara bağlı yetişmiştir (F. Tonnies buna cemaat derdi) ve bu cemaatın kurallarına uymamak demek o kişinin dışlanması ya da ölümü anlamına gelirdi. Bu yüzden başkalarının düşüncelerini önemseyerek evrimleştik. Hatta dilin bile gelişme süreci birbirimizle olan yoğun iletişim sayesinde oldu. Özellikle topluluklar büyüdükçe daha iyi bir iletişim, sosyal bütünlük için dil ve ses konusunda evrimleştiler. Yine zekamız topluluk içinde başta karşı cinsi baştan çıkartmak için gelişti ve buna devam ediyor.

Toplum bizim çok önemlidir. Çoğu sosyal bilimci, çevrenin olmaması durumunda zihnin bile bir anlam kazanmayacağını belirtir, yani zihin kendiliğinden değil, etkileşimle anlam kazanır. Lacan gibi modern psikanalistlerin bu konuda özellikle benlik çalışmada kişinin kendisini anlamada diğerlerine ihtiyaç olduğunu belirttiği gibi sosyoloji de Dr. Mead de benzer şekilde benliğin sosyal bir inşa olduğunu çevremizin olmaması halinde bir hayvandan farklı olmayacağımızı söylerdi. İlginçtir yine neo-freud’çu Dr. Sullivan’da şizoefreni üstüne çalışmış ve benzer şekilde benliğin ilişkisel olarak inşa edildiğini söylemişti. Yine Erik Erikson evreli psiko-sosyal kuramı geliştirmiş ve kişiliğin oluşma aşamalarının sosyal çevre faktörlerine bağlı olmasını araştırmıştır.

Bütün bu düşünceleri topladığımızda, çevremizin ne kadar önemli olduğunu ve neden benliğimizin ve özgüvenimizin bu şekilde oluştuğunu anlayabiliriz. Soru şu: “başkalarını sallamamak mümkün müdür?”

Psikopatlık ve Anti-Sosyal Davranş

Cevap veriyorum, eğer anti-sosyal bir bireyseniz mümkündür ve anti-sosyallik DSM-V kriterlerine göre bir kişilik bozukluğudur. Kişinin çevresini ve empati kurmayı anlayamamasıdır. İlginçtir fakat evrim esnasında bu uç düşünceye sahip kimseler elenmemiştir. Dr. Miller Sevişen Beyin kitabında bu kişilerin iyi manipülatörler olarak uyum sağlamaları olarak açıklar. Hatta dark-triad ile ilgili yazımda bazı düşük seviye psikopatların sevemeselerde bu durumu anlamaya çalıştıklarını anlatmıştım. Tersi olsaydı çoğunlukla dışlanırlardı. Bu konuda özellikle Albert Camus-Yabancı kitabını öneririm, annesi öldükten sonra hissettikleri ve çevrenin buna tepkisi oldukça ilginçtir ve romanın kahramanı bunu anlamlandıramaz, benzerini Zeki Demirkubuz-Yazgı filmiyle anlatmaya çalışmıştır. Bence her 2si de birer baş yapıttır.

Özetle psikopat olamayacağına göre “özgüveninizi” sağlamak için başka insanlara muhtaçsınız. O zaman şöyle düşünebilirsiniz: ”Ne yapacağım?!!”

İş ve Sosyal Çevrenizi Kontrol Edin

Geçmişte belki çevrenizi değiştiremiyordunuz fakat günümüzde çevrenizi değiştirebilirsiniz. Örneğin arkadaşlarınız negatifse ve aynı şeyleri konuşamıyor veya anlatmıyorsanız değiştirin. İş çevrenizden memnun değilseniz onu kısıtlandırın, iletişim kuramadığınız insanlarla minumum düzeyde iletişim kurarak uyum sağlayın. Makyavel yıllar önce söylemiş:

  1. Her şeyi kontrol edenlere gerçek yüzünü göstermeyeceksin, yakın arkadaş gibi görmeyeceksin. Ne kadar az bilirlerse aranızda o kadar az ilişki ağı kurulur. (Üstte ne demiştik gruba ne kadar dahil olursan o kadar o grubun kimliğini alırsın ve o kimlik, sen olur.)
  2. Askerlik gibi her işe koşmayacaksın, geri planda duracaksın, hep hafiften pozitif bir birey olacaksın.
  3. İş hayatını ciddiye alıp sosyal hayatınca karıştırmayacaksın, o sadece geçim kaynağın olacak, yoksa seni ele geçirerek tüketir.

Çevremiz önemlidir. Eğer negatif insanlar bulundurursanız negatif olursunuz ve bir diğer özgüven kazanma metodu her şeye iyimsel bakmaktır. Biraz pollyannacı görülebilir fakat şurada yapılan çalışmada her şeye pozitif bakan kişilerin negatif düşüncelerden daha az etkilendiği(yani mevcut grubundan), depresyona girmediği ve para, iş, cinsellik gibi konulara daha kolay ulaştığı yani başarıyı yakaladığı görülmüştür. Ben bilimin yalancısıyım.

İlk çağ filozoları bile bu konuda düşünmüştür. Aristobaşka insanların takdiri mutluluk için önemlidir.” Demiştir. Yalnız burada sosyal psikolojiye de hafiften girmek gerekiyor. Sizde kimin tetikleme oluşturduğu önemli. Yani sevmediğiniz biri sizin tutumlarınızın sertleşmesine ve inatla tersi yönde hareket etmenize neden olurken, sevdiklerimizle daha kolay aynı tutumda kalıyoruz.

O yüzden tekrar edelim, “çevrenizdekileri dikkatli seçin, eğer negatiflerse onları hayatınızdan atın.”  Geçmişten en büyük farkımız işte bunu kontrol edebilmemizdir. Bunu yapmazsanız negatif bir çevrede her durumda özgüveninizi bozacak şeyler duymuş olursunuz.

Grubun Önemi ve Çeşitli Çalışmalar

Düşüncelerini çok sevdiğim sosyolog Simmel grupları tarif ederken 2 ve üstü grupların anlamlı olduğundan bahseder. Yani 2 kişi varken kişiliğinizi korursunuz, 3 kişide gruplaşmalar olabilir, daha büyük gruplarda ise kimlik yok olur, genellik uyumla grubun kimliği edinilir ya da o grupta tamamen mutsuz olursunuz. Örneğin günümüzde popüler intiharlarla tanınan insel gruplarını ele alalım. Tek bir insel arkadaşınız varsa onu değiştirmeye çalışabilirsiniz fakat 5 kişilik bir insel grubuna girerseniz siz de insel olursunuz.

Grubun normatif değerini anlatma Dr. Asch güzel bir deney yapmıştır. Deneyde 1 çubuk vardır ve birbirinden uzunlukları gayet farklı olan çubuklarla karşılaştırılır ve eş olanın işaretlenmesi istenir. Deney o kadar basittir ki tekil kullancılar %100 doğru cevap verirler. Yalnız 2. Deneyde gruba bilerek yanlış işaretleyen yeni kişiler alınır ve kararın birlikte verilmesi istenir. Ne gariptir ki grup büyüdükçe yanlış cevap sayısı artar. Doğru cevap denekler grupla birlikte kararlarını değiştirir. Bu neden grubu değiştirmemizin gerekli olduğunu anlatmaktadır. Çünkü sahte denekler grubu ikna ederler.

Bu deneylere zıt bir de Azınlık Grubu testi yapılmıştır ki “12 Kızgın Adam” filmini özellikle izlemenizi tavsiye ederim. Eğer bir konuyu kararlılıkta, sinirlenmeden savunursanız, büyük bir grubun fikrini zamanla değiştirebilirsiniz ki Hitlerin de zamanında yaptığı budur. Propaganda bu yüzden 2. Dünya savaşında çok önemli bir yer kaplamıştır.

Soru şu “azınlıktaysak nasıl gruba uymadan güçleneceğiz” Çünkü her şeye rağmen özgüvenimiz kırılabilir.

Her şeye rağmen kötü hissetmek?

Bazen de  her şeye rağmen kötü hissederiz, azınlık grubunda olamayız. Eğer bu durumdaysanız, kendi görüşlerinizi edinecek kadar donanım sahibi değilsiniz demektir. Yani bir konuyu derinlemesine araştırmamış, her şeye rağmen kendinizi vermemişsinizdir. Eğer yapacak gerçekten değerli ve önemli bir işiniz yoksa her zaman kötü hissetmeye meyilli olursunuz.

Burada Mark Manson’ın bir podcastinden örnek verebiliriz. Şöyle diyor yanan bir binada bebek olsa, onu kurtarır ve insanların ne düşündüğünüz umursamazdınız. Çünkü o iş önemlidir, insanların “dur girme” cümlelerine takılmazdınız. Burada kendinize hangi rolü biçtiğiniz bu yüzden önemlidir. Üstte de anlattım “her zaman pozitif ve güçlü bir rol” seçerek ilerlemelisiniz.

Olayı biraz tersten de inceleyebiliriz. Zimbardo ve Stanford Hapishane deneyi diye bilinen bir “rol” deneyi mevcuttur. Alakasız insanları gazete ilanı ile toplarlar ve bir hapishaneye koyarlar, burada bir bölüm kişiye mahkum, diğerlerine gardiyan rolü verilir. Kişiler zaman ilerledikçe bu rollere kaptırırlar kendilerini, mahkumlar isyan çıkartır, gardiyanlarsa sert kuralları uygular, ceza verir. Hatta Experiment ismiyle filmi de çekildi.

Buradan gördüğümüz nedir? Eğer bir rol belirler ve ona inanırsanız öyle davranırsınız. Yarın uyandınız herkes size “superman” diyor mesela. Bakkala gidiyorsun, ooo süper-abim gelmiş, sana dükkan bedava abi, kızımı kurtardın diyor. Sen hatırlamıyorsun ama yapmışsın. Eve geliyorsun 6-packlerin olmuş. Bu durumda yavaşça süper-abi gibi davranmaya başlardın ve misyonun o role uygun olarak insanları kurtarmak, iyi bir insan olmak olurdu.

Böyle bir şey olmayacağına göre kendi rolümüzü inşa etmeliyiz. Bunun da tek yolu var, bir konuda bir işe kendimizi tamamen vermek, kim ne derse desin o işte gelişmek. Bunu söylediğimde gücün içten geldiğini düşünmüş olabilirsniz fakat üstteki örneği hatırlayın size “bakkal süper-abi” dedi, yani bir işi iyi yaptığınızca çevrenizin size olan saygısı da artacağı için özgüveniniz yükselecektir.

Belki sizi sevmeyenler de olacak ama size saygı duyan o kadar kişi olacak ki kendi grubunuzu kurmuş olacaksınız, kendi çevrenizi inşa etmiş olacaksınız.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin, siteye destek için sponsorumuz olun.)