Ana Sayfa » iş hayatında özgüven sağlamak

iş hayatında özgüven sağlamak

Özgüven Eksikliğini Aşmanın Yolları

Çoğunlukla çevremizin dediklerini hepimiz önemseriz. Özgüven eksikliğini aşmanın yolları size anlatıldığı gibi değildi. Çoğu kişisel gelişim kitabında şunu duyabilirsiniz: “Özgüveniniz içinizdedir, içinizdeki enerjiyi keşfedin” Maalesef sadece “kısmen” doğrudur. Bunun podcastini şurada yapmıştık.

Özgüvenin neyle ilgili olduğunu anlamak için öncelikle evrimimize bakmalıyız. İnsan evrim boyunca küçük gruplarda yaşamıştır. Önce avcı-toplayıcı döneminde küçük gruplarda sonrasında tarım toplumunda orta gruplarda ve son olarak sanayi devriminde büyük gruplarda(toplumda) bulunmuştur.

Sosyolojide genel bir kavram vardır, toplum büyüdükçe iş bölümü ve “bireyselleşme” artar ve toplumsal kurallardan uzaklaşılmaya başlanır. Günümüzde yapılan en büyük hata “bireysel” duruşla özgüveni yorumlamaktır. Bireyselleşme, özellikle post-modernist ve neo-liberalist akımlar üstüne düşünülmesi gereken eleştiriye çok açık bir konudur. Örneğin düşüncelerine pek katılmadığım Foucault genel etik kurallarına inanmaz, bireysel ahlak kuralları olmalıdır der ve aşırı deneyimlemenin(mesela yüksek doz lsd kullanımı) aydınlanma yaşatmasından bahsederdi. Neyse konumuza dönelim…

İnsan Evrimi Sosyal İlişkiler İle Sağlanır

İnsan evrimi özellikle küçük topluluklar ile güçlü kurallara bağlı yetişmiştir (F. Tonnies buna cemaat derdi) ve bu cemaatın kurallarına uymamak demek o kişinin dışlanması ya da ölümü anlamına gelirdi. Bu yüzden başkalarının düşüncelerini önemseyerek evrimleştik. Hatta dilin bile gelişme süreci birbirimizle olan yoğun iletişim sayesinde oldu. Özellikle topluluklar büyüdükçe daha iyi bir iletişim, sosyal bütünlük için dil ve ses konusunda evrimleştiler. Yine zekamız topluluk içinde başta karşı cinsi baştan çıkartmak için gelişti ve buna devam ediyor.

Toplum bizim çok önemlidir. Çoğu sosyal bilimci, çevrenin olmaması durumunda zihnin bile bir anlam kazanmayacağını belirtir, yani zihin kendiliğinden değil, etkileşimle anlam kazanır. Lacan gibi modern psikanalistlerin bu konuda özellikle benlik çalışmada kişinin kendisini anlamada diğerlerine ihtiyaç olduğunu belirttiği gibi sosyoloji de Dr. Mead de benzer şekilde benliğin sosyal bir inşa olduğunu çevremizin olmaması halinde bir hayvandan farklı olmayacağımızı söylerdi. İlginçtir yine neo-freud’çu Dr. Sullivan’da şizoefreni üstüne çalışmış ve benzer şekilde benliğin ilişkisel olarak inşa edildiğini söylemişti. Yine Erik Erikson evreli psiko-sosyal kuramı geliştirmiş ve kişiliğin oluşma aşamalarının sosyal çevre faktörlerine bağlı olmasını araştırmıştır.

Bütün bu düşünceleri topladığımızda, çevremizin ne kadar önemli olduğunu ve neden benliğimizin ve özgüvenimizin bu şekilde oluştuğunu anlayabiliriz. Soru şu: “başkalarını sallamamak mümkün müdür?”

Psikopatlık ve Anti-Sosyal Davranş

Cevap veriyorum, eğer anti-sosyal bir bireyseniz mümkündür ve anti-sosyallik DSM-V kriterlerine göre bir kişilik bozukluğudur. Kişinin çevresini ve empati kurmayı anlayamamasıdır. İlginçtir fakat evrim esnasında bu uç düşünceye sahip kimseler elenmemiştir. Dr. Miller Sevişen Beyin kitabında bu kişilerin iyi manipülatörler olarak uyum sağlamaları olarak açıklar. Hatta dark-triad ile ilgili yazımda bazı düşük seviye psikopatların sevemeselerde bu durumu anlamaya çalıştıklarını anlatmıştım. Tersi olsaydı çoğunlukla dışlanırlardı. Bu konuda özellikle Albert Camus-Yabancı kitabını öneririm, annesi öldükten sonra hissettikleri ve çevrenin buna tepkisi oldukça ilginçtir ve romanın kahramanı bunu anlamlandıramaz, benzerini Zeki Demirkubuz-Yazgı filmiyle anlatmaya çalışmıştır. Bence her 2si de birer baş yapıttır.

Özetle psikopat olamayacağına göre “özgüveninizi” sağlamak için başka insanlara muhtaçsınız. O zaman şöyle düşünebilirsiniz: ”Ne yapacağım?!!”

İş ve Sosyal Çevrenizi Kontrol Edin

Geçmişte belki çevrenizi değiştiremiyordunuz fakat günümüzde çevrenizi değiştirebilirsiniz. Örneğin arkadaşlarınız negatifse ve aynı şeyleri konuşamıyor veya anlatmıyorsanız değiştirin. İş çevrenizden memnun değilseniz onu kısıtlandırın, iletişim kuramadığınız insanlarla minumum düzeyde iletişim kurarak uyum sağlayın. Makyavel yıllar önce söylemiş:

  1. Her şeyi kontrol edenlere gerçek yüzünü göstermeyeceksin, yakın arkadaş gibi görmeyeceksin. Ne kadar az bilirlerse aranızda o kadar az ilişki ağı kurulur. (Üstte ne demiştik gruba ne kadar dahil olursan o kadar o grubun kimliğini alırsın ve o kimlik, sen olur.)
  2. Askerlik gibi her işe koşmayacaksın, geri planda duracaksın, hep hafiften pozitif bir birey olacaksın.
  3. İş hayatını ciddiye alıp sosyal hayatınca karıştırmayacaksın, o sadece geçim kaynağın olacak, yoksa seni ele geçirerek tüketir.

Çevremiz önemlidir. Eğer negatif insanlar bulundurursanız negatif olursunuz ve bir diğer özgüven kazanma metodu her şeye iyimsel bakmaktır. Biraz pollyannacı görülebilir fakat şurada yapılan çalışmada her şeye pozitif bakan kişilerin negatif düşüncelerden daha az etkilendiği(yani mevcut grubundan), depresyona girmediği ve para, iş, cinsellik gibi konulara daha kolay ulaştığı yani başarıyı yakaladığı görülmüştür. Ben bilimin yalancısıyım.

İlk çağ filozoları bile bu konuda düşünmüştür. Aristobaşka insanların takdiri mutluluk için önemlidir.” Demiştir. Yalnız burada sosyal psikolojiye de hafiften girmek gerekiyor. Sizde kimin tetikleme oluşturduğu önemli. Yani sevmediğiniz biri sizin tutumlarınızın sertleşmesine ve inatla tersi yönde hareket etmenize neden olurken, sevdiklerimizle daha kolay aynı tutumda kalıyoruz.

O yüzden tekrar edelim, “çevrenizdekileri dikkatli seçin, eğer negatiflerse onları hayatınızdan atın.”  Geçmişten en büyük farkımız işte bunu kontrol edebilmemizdir. Bunu yapmazsanız negatif bir çevrede her durumda özgüveninizi bozacak şeyler duymuş olursunuz.

Grubun Önemi ve Çeşitli Çalışmalar

Düşüncelerini çok sevdiğim sosyolog Simmel grupları tarif ederken 2 ve üstü grupların anlamlı olduğundan bahseder. Yani 2 kişi varken kişiliğinizi korursunuz, 3 kişide gruplaşmalar olabilir, daha büyük gruplarda ise kimlik yok olur, genellik uyumla grubun kimliği edinilir ya da o grupta tamamen mutsuz olursunuz. Örneğin günümüzde popüler intiharlarla tanınan insel gruplarını ele alalım. Tek bir insel arkadaşınız varsa onu değiştirmeye çalışabilirsiniz fakat 5 kişilik bir insel grubuna girerseniz siz de insel olursunuz.

Grubun normatif değerini anlatma Dr. Asch güzel bir deney yapmıştır. Deneyde 1 çubuk vardır ve birbirinden uzunlukları gayet farklı olan çubuklarla karşılaştırılır ve eş olanın işaretlenmesi istenir. Deney o kadar basittir ki tekil kullancılar %100 doğru cevap verirler. Yalnız 2. Deneyde gruba bilerek yanlış işaretleyen yeni kişiler alınır ve kararın birlikte verilmesi istenir. Ne gariptir ki grup büyüdükçe yanlış cevap sayısı artar. Doğru cevap denekler grupla birlikte kararlarını değiştirir. Bu neden grubu değiştirmemizin gerekli olduğunu anlatmaktadır. Çünkü sahte denekler grubu ikna ederler.

Bu deneylere zıt bir de Azınlık Grubu testi yapılmıştır ki “12 Kızgın Adam” filmini özellikle izlemenizi tavsiye ederim. Eğer bir konuyu kararlılıkta, sinirlenmeden savunursanız, büyük bir grubun fikrini zamanla değiştirebilirsiniz ki Hitlerin de zamanında yaptığı budur. Propaganda bu yüzden 2. Dünya savaşında çok önemli bir yer kaplamıştır.

Soru şu “azınlıktaysak nasıl gruba uymadan güçleneceğiz” Çünkü her şeye rağmen özgüvenimiz kırılabilir.

Her şeye rağmen kötü hissetmek?

Bazen de  her şeye rağmen kötü hissederiz, azınlık grubunda olamayız. Eğer bu durumdaysanız, kendi görüşlerinizi edinecek kadar donanım sahibi değilsiniz demektir. Yani bir konuyu derinlemesine araştırmamış, her şeye rağmen kendinizi vermemişsinizdir. Eğer yapacak gerçekten değerli ve önemli bir işiniz yoksa her zaman kötü hissetmeye meyilli olursunuz.

Burada Mark Manson’ın bir podcastinden örnek verebiliriz. Şöyle diyor yanan bir binada bebek olsa, onu kurtarır ve insanların ne düşündüğünüz umursamazdınız. Çünkü o iş önemlidir, insanların “dur girme” cümlelerine takılmazdınız. Burada kendinize hangi rolü biçtiğiniz bu yüzden önemlidir. Üstte de anlattım “her zaman pozitif ve güçlü bir rol” seçerek ilerlemelisiniz.

Olayı biraz tersten de inceleyebiliriz. Zimbardo ve Stanford Hapishane deneyi diye bilinen bir “rol” deneyi mevcuttur. Alakasız insanları gazete ilanı ile toplarlar ve bir hapishaneye koyarlar, burada bir bölüm kişiye mahkum, diğerlerine gardiyan rolü verilir. Kişiler zaman ilerledikçe bu rollere kaptırırlar kendilerini, mahkumlar isyan çıkartır, gardiyanlarsa sert kuralları uygular, ceza verir. Hatta Experiment ismiyle filmi de çekildi.

Buradan gördüğümüz nedir? Eğer bir rol belirler ve ona inanırsanız öyle davranırsınız. Yarın uyandınız herkes size “superman” diyor mesela. Bakkala gidiyorsun, ooo süper-abim gelmiş, sana dükkan bedava abi, kızımı kurtardın diyor. Sen hatırlamıyorsun ama yapmışsın. Eve geliyorsun 6-packlerin olmuş. Bu durumda yavaşça süper-abi gibi davranmaya başlardın ve misyonun o role uygun olarak insanları kurtarmak, iyi bir insan olmak olurdu.

Böyle bir şey olmayacağına göre kendi rolümüzü inşa etmeliyiz. Bunun da tek yolu var, bir konuda bir işe kendimizi tamamen vermek, kim ne derse desin o işte gelişmek. Bunu söylediğimde gücün içten geldiğini düşünmüş olabilirsniz fakat üstteki örneği hatırlayın size “bakkal süper-abi” dedi, yani bir işi iyi yaptığınızca çevrenizin size olan saygısı da artacağı için özgüveniniz yükselecektir.

Belki sizi sevmeyenler de olacak ama size saygı duyan o kadar kişi olacak ki kendi grubunuzu kurmuş olacaksınız, kendi çevrenizi inşa etmiş olacaksınız.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin, siteye destek için sponsorumuz olun.)