Ana Sayfa » feminenleşen toplum

feminenleşen toplum

Öğretilmiş Toksik Maskülenlik

Öğretilmiş Toksik Maskülenlik

Geçen gün Rollo Tomassi’nin yeni podcast’ini izlerken şu kısım ilgimi çekti. Özellikle feminen düzende bize öğretilen en önemli kısım “içindeki feminen tarafı keşfet.” ideolojisidir. Rollo burada güzel bir bağlantı kurarak Jung’un Anima-Animus’a gönderme yaptı. Ben de bu görüşü geliştirmeye karar verdim.

Anima-Animus Nedir?

Bilmeyenler için kısa özet geçelim. İnsanların içinde erkeksi ve kadınsı taraflar vardır, bunlar kollektif bilinçaltıyla oluşmuş kavramlardır. Yani evrimsel süreçteki alışkanlıklarımız bilinçaltımıza işler ve nesiller boyu aktarılır. Erkeklerin bilinçaltındaki kadın tarafına anima, kadınların bilinçaltı erkek tarafına animus ismi verilir. Benzerini hocası Freud da ifade etmişti, o da insanların çift cinsiyetle doğduğundan bir tarafın ağır bastığından bahseder fakat anomi oluşursa karşı cinse ilgi duyulabilir.

Jung’dan Durkheim’a

Kollektif bilinçaltı kavramı muhtelemen sosyolog Durkheim’in kollektif bilinç kavramından geliyordu. O da bireyi toplumun yönlendirdiğinden ve toplum bilincinin bireyler toplamından ibaret olmadığını belirtirdi. Hatta bu görüşü 50 yıl sonra Gestalt psikolojisiyle de desteklendi.

Özetle kişinin ne düşündüğü önemsizdir, hatta çoğunlukla kendi düşüncesi sandığı kavramlar ona toplum tarafından öğretilmiştir. Farklı pencerelerden baksalar da Jung da Durkheim de toplumun öneminden bahseder.

Toplumlar Bireyler Yerine Düşünür

Toplumlarda farklı kurumlardan oluşur. Önce “aile kurumunda” bir şey öğrenirsin, çünkü dünyaya çaresiz ve ebevenye bağımlı halde gelirsin ki psikanalistler de tam bu konuda çalışmalar yapmıştır. Ardından çevreniz gelişir ve “okul kurumunda” bir şeyler öğrenirsiniz.

Durkheim’a göre de gelişen toplumların belli normları, gelenekleri vardır, bireyler bunlara genellikle isteyerek uyar ve kendilerini tam hissederler. Bu yüzden dinlere ilgi büyüktür, bu yüzden milliyetçilik vardır.

Kendisinin ünlü bir de intihar tezi vardır, normdan aşırı sapan baskıcı veya çok refaha sahip toplumlarda intihar oranları aşırı şekilde arttığını belirtir. Bir toplumun intihar oranlarından o toplumun mutluluk veya gelişmişlik seviyesini ölçebilirsin. Son dönemde karşımıza çıkan yeni düzen ya da din maalesef “toplumsal cinisyet” kuramıdır. 1965’den bu yana “tek cinsiyet” ve cinsiyeti toplumların belirlediği düşüncesi ve gereken türün “feminen niteliklere” sahip bir cins olması gerektiği devamlı ısıtılıp önümüze farklı yüzlerle getiriliyor.

Feminen Toplumsal Düzen

Baktığımızda tam da bu durumların sonucunu görüyoruz. Feminizm yükseldikten sonra normları topluma tabandan yayılara derin şekilde etkiledi ve bir ideolojiye dönüştü ve buna “feminen düzen” diyoruz. Ataerkil düzene karşı çıkmış olan ve şu an egemenliği süren bir genel toplumsal kurgu diyebiliriz. Eğitim hayatınızda ilkokuldan üniversiteye kadar hocalarınızın %70-72si kadın olması bu kurgunun yerleşmesinde sosyal medya gibi güçlü “toplumsal araçlar” sayesinde etki sahibi diyebiliriz.

Öğrettiği en önemli kavramlar, “maskülenliğin” toksik olması, duygularımızı ifade etmemiz gerekliliği ve tabiiki tam erkek-kadın eşitliği. 3 kavramın da yanlış olduğunu defalarca önceki yazılarımda anlattım. Özetle:

  1. Maskülenlik, testosteron sebebiyle kendini kontrol edemeyen kişiler tarafından saldırganlığa dönüşebilir ama bu maskülenliğin toksik olduğunu göstermez. Aynı maskülenlik kendini yaratıcılık(şiir, edebiyat, müzik), liderlik olarak da gösterir.
  2. Rollo’nun bahsettiği dürtü-duygu-neden 3lemesi temelde ünlü sosyolog “Pareto” tarafından ortaya atılmış, Durkheim’ı destekler şekilde insanları çoğunlukla duygularıyla karar verdiğini nedensel düşünmekten uzak olduğunu bunun da sebebinin yönetenler kurduğu genel algı olduğunu ifade etmiştir. “Seçkinler Teorisini” ortaya atmıştı. İşte kadınlar burada eleştrilen duygusal kararı daha fazla alan taraf ve kendi ifade şekillerini genele yaymış durumdadır. Bu yüzden erkeğin normu olan, en büyük gücü “nedensel” düşünme feminen toplumsal düzenin dayattıkları yüzünden geri planda kalıyor.
  3. Kadın erkek eşit değil, tamamlayıcıdır. Toplumsal eşitlik zırvalarına göre “tek cinsiyet” yoktur, bu cinsiyet kadın değildir veya cinsiyet tamamen toplum tarafından belirlenmez. Şurada anlattık.

Toksik Maskülenlik Animus’a Karşı

Rollo’da burada Anima-Animusa atıfta bulunuyor. Podcastte eleştirdiği kişi şöyle diyor:

“Erkekler maskülenliğin tehlikeli olduğunu fark etmeli ve içlerindeki feminen tarafla barışmalıdır. Toplumun ona yüklediği erkeklik rolünü taşımak zorunda değildir.”

Bu cümle feminen düzenin yarattığı Jung psikolojisinin çarpıtıldığı en önemli çıktılardan biridir. Aslında kollektif bilinçaltıyla oynayarak kollektif bilinç yaratmaktır ve bu başarılmıştır.

Erkekler için maskülenlik zorken, kadınlar için feminenlik kolaydır. Çünkü biri emek ister, diğeri istemez.”

Erkeğin içinde feminen bir tarafın olduğu doğrudur(anima), aşırı maskülen ve feminen çıkmazlar yazımda bahsetmiştim. Anımayla barışık olmamız gerektiği de doğrudur fakat maskülenliğin zıttı ya da düşmanının anima olarak gösterilmesi ve maskülenliğin Jung psikolojisine göre erkeğin kötü tarafı olan “gölge” olarak resmedilmesi yanlıştır.

Ne diyorlar? Toksik Maskülenlik. Yani maskülenlik içindeki toksik taraf, kavramın tamamına mal ediliyor. Öyleki “maske” kelimesini kullanırken hem Jung’a gönderme yapılıyor hem de maskülenliğin yapay bir tavır olarak giydirilmiş bir elbise olduğu söyleniyor.

Örneğin feminen düzende; kadınların içindeki animusa atıfta yapılmıyor, neden yapılmıyor? Bu düşünceyle kadınlarda içlerindeki animusla barışması gerekirdi. Kadınlara barışık değil, içlerindeki maskülenliği öldürmeleri tavsiye ediliyor.

Sonuçta erkeğin kendisi doğuştan özellikleri gölgeyken, kadının erkeksi tarafı gölge oluyor. İşte bu toplumsal algı şu an en büyük yalanlardan biri ve birçok ebeveyn düşen testosteron oranlarından da anladığımız üzere erkek çocuklarını kız çocuğu gibi yetiştiriyor.

Rollo da bu adamı maskülenliğin toksik olduğunu belirtirken maskülen biri olduğundan bahsetmiş. 6 pack, yüksek statü, iyi fiziksel nitelikler… Aslında eleştirdiği “toksik maskülenliğin” ekmeğini yediğini görüyoruz. Bu kişiler zaten kadınlara kolay ulaşır ve doğuştan maskülen nitelikler sergiler.

Böyle adamlara “kadınlar ne ister?” diye sormak da saçmalıktır, çünkü “sadece gülümsüyorum, kendin ol, duygularını göster” gibi cevaplar vereceklerdir. Statün, paran ve tipin varken, doğal lider ve maskülen özellikler sinyalliyorken ne dediğinin önemi yok fakat sonunda bir kadından darbe yemeyeceğinin de garantisi yok. Will Smith’de gördük. Her ne kadar alfa nitelikler gösterseniz beta zihin setine sahip olabilirsiniz. Özetle hep ne diyoruz, alfa olmak bir zihin setidir!

Kadınların Çift Kutuplu Doğası

Bir diğer sıkıntı ise kadınların bu “toksik maskülenliği” 2 yüzlülükle işlerine geldiğinde savunmaları üstüne geçenlerde şöyle bir twitter paylaşmıştım. Bu 13k+ favori alarak üstteki görüşlerimi ispatlıyor. Kadınlar işlerine geldiklerinde şiddetli olumluyorlar.

Kavgada 1 adam diğerine sataşıyor, kimse karışmıyor, kadın muhtemelen adama küfür ediyor ve adam sinirlenerek adam tarafından itiliyor ama adam sonra düşmesin diye kadını tutmaya çalışıyor ve ardından 3 adam it sürüsü gibi erkeğe saldırıyor.

Burada neden hiçbir kadın “toksik maskülenlik bu!” diye tepki göstermedi? Eleştirilen bu değil mi? Bence tam tersi maskülenliğin içindeki toksik taraf buydu.

Neden inatla “Kadir Şeker” gibi davrananlara erkek veya kadınlar tarafından hala güzellleme yapılıyor? Çünkü “dürtü-duygu-neden.” Onlara ne öğretildiğinin pek bir önemi yok, dürtüsel durumlarda “duygu” ortaya çıkıyor. Çünkü geleneksel maskülen rolleri eleştiren kadın dürtüsel olarak bunu hala istiyorlar, örneğin sosyal medyada Tinder’da Instagram’da maskülen görünen erkekler beğeniliyor ve kendilerinin korumaya ihtiyaçları olduğunu bilinçaltı süreçlerinde gayet iyi biliyorlar ama diğer durumda “toksik maskülenlik!” durumu gerçekleşiyor. İşte bu kadınların çift kutuplu doğasıdır.

(Siteye destek olmak için üye olabilirsiniz. Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Yazılara pasif kalmayın, gizli okuyucu olarak kalmak bir çeşit emek hırsızlığıdır. Okuduysanız etkileşimde bulunun. Hem gelişin hem geliştirin.

Ahh Keşke 50lerde Yaşasaydık!

Ahh Keşke 50’lerde Yaşasaydık!

Bu miti çeşitli mgtow komünlerinde, klasik muhafazakar görüş sahiplerinde, hatta kırmızı hapa yeni girenlerde görürsünüz. İnseller bile aynı şeyi sayıklar: “oyunu kuralları değişti, kadınların beklentileri arttı, hepsinden nefret ediyoruz!! Suçlu kadınlar! Ahh keşke 50’lerde yaşasaydık!

Bu erkekler gerçek arzuyu tanımadıkları için ideal ilişkinin bu olduğu yanılsaması içindeler.

Düşünce kalıpları şuna benziyor: “Çünkü o zamanlar erkekler erkek gibiydi, ailenin direğiydi, kadınlar sadıktı vs vs.” Hayır! Bunlar tam olarak sağlayıcı beta zihniyetidir, erkeğin kendi potansiyelini yok sayması ve monogamiye sarılmasıdır. Nasıl yani?

Çok basit bir soru: “O kadının mı sizi becermesini isterdiniz? Yoksa siz mi o kadını becermek isterdiniz?” Ben ilkini tercih ederdim ve bunu yapmayan kadınlara yıllardır en ufak yatırım yapmıyorum. Çünkü ilk kısım “alfa döller”, ikinci kısım “beta öder” seçeneğine aittir. Biri gerçek arzuyla diğeri takasla elde edilir.

1950lerde ilk opsiyon yok denecek kadar azdı. Kadınlar kendi potansiyellerinin farkında değillerdi, zaten yapma şansları da yoktu. Evet hissediyorlardı ama bu seçimlerinin onlara ağır geri dönüşleri mevcuttu.

Şekil: 1950’lerden mutlu aile kesiti

Hipergami neydi? Hipergami emekti!

Hayır değildi! Hipergami 2 uçtan oluşur, üstte dediğimiz gibi “alfa döller, beta öder”.  50lerde beta ödüyordu, o kadın arzu duyduğu için değil, zorunda olduğu için sizinleydi. Örneğin “alfa döller” kısmında “hiç emek yoktur!” Siz hangisini istiyorsunuz?

Böyle denildiğinde çoğu kişinin zihninde yanlış bir imaj oluşuyor ki alfa ve betayı yanlış tanımak yazımda anlatmıştım. Beta başarısız, karaktersiz, sorumsuz olan değildir, beta kurallara uygun yaşayan, çoğunlukla beyaz yaka olan, uyumlu bireydir. Kendi gen aktarımı sorununu çözmek için tek kadına yatırımı tercih eder. Bir kadını çok sever ve her şeyi yaparsa kadın ona yapay da olsa bağlanır ve sorunu aşabilir. Örneğin 50lerdeki bu strateji modern dönemde erkek 30+ tek çocuklu annelere yönelim olarak değişti. Hem bu kadınlar kolay elde edilebilir, hem de tekrardan çocuk yapabilirler.  Yani sağlayıcı olur.

Oysaki kadınların bir ilişki için tek seçeneğinin bu olmadığı bilinçaltı düzeyde yazılıdır. Alfa taraf ise yatırım yapmadan kadında doğal arzuyu oluşturur. Bir gecede; konuşmasıyla, dokunmasıyla kadını yükseltir ve yatağa geçer. Gerçek arzuya kim karşı gelebilir? Sıkıntı şu ki alfa karakterin(%80-90) etkin olduğu ilişkide yatırım yoktur ve yatırım yoksa kadın bunun sonuçlarını ağır öder!

İşte bu yüzden 50lerde alfa denkleme daha az dahildi. Özellikle dinler etkisiyle asırlardır evlilik kurumu sayesinde her erkeğe bir kadın stratejisi işliyordu. Oysaki kadın 2sini de istiyor. Yani hem arzu duymak hem de uzun süreli ilişkinin “destek” kısmından yararlanmak istiyor. Aksi halde alfa döller tarafı da kadının yıllar geçtikçe dezavantajına olan bir şey. Formülde biri eksikse kadın tamamlanmıyor.

50lerde ilişki anlayışı nasıldı?

O dönemde seks alabilmek için kaynak sahibi olmak gerekiyordu. Bütün sorumluluk erkekteydi. Kadınlar da gerçek arzunun ne olduğunu pek bilmiyordu. Bilse de tadamıyordu, çünkü opsiyonları kısıtlıydı, hamile kalmaları büyük sorunlara yol açabilir bütün toplum tarafından dışlanabilirlerdi. Yani toplum kuralları kadınlarda arzu oluşturan “alfa döller” opsiyonunu “sınırlandırmıştı.” 60larda önce doğum kontrol hapı ardından feminizmle cinsel devrim gerçekleştikten sonra işler değişti. Fiziksel ve sosyal düzeyde kadınlar çocuk sorumluluğu almadan hipergaminin alfa döller kısmını deneyimlemeye başladılar ve 70lerin sonu 80lerin başında boşanma oranları pik noktasına ulaştı, ardından eğitimli kadınlar için bu oran düşerken, eğitimsizler için artış dönemsel olarak devam etti! Evlilikler %50 oranda boşanmayla sonuçlanıyordu. İlerleyen zamanda evliliker artmasa da birlikte yaşamın arttığını görüyoruz. (Referans: Evolution of Divorce İstatistikleri)

Kadının temel beklentisi hem arzu duyduğu hem sağlayıcı birine ulaşabilmek. Rollo Tomassi bir podcastinde şöyle diyor:

“Kadınlar modern dönemde neden 30 yaşında aydınlanma çağına ulaşıp, zamanım geçiyor diye panik yapıyorki? Zaten pik noktalarına 23 yaşında ulaşıyorlar!”

Neden 30larda fark ediyorlar? Çünkü gynocentric(feminen baskıcı sistem) düzen kadınların da erkek gibi olduğu yanılsamasını ve alfa döller tarafında kalmalarını öneriyor. “Her erkeği dene, sonunda sağlayıcı bul.” Siz bu oyuna alet olup kendini tüketmiş bir kadınla evlenmiş oluyorsunuz ya da o kadın mutsuz olarak hayatına devam ediyor. Bunun diğer kutbu olan 50ler de bu konuda başarısızdı. Kadınların kendi doğalarını tam yaşayamadıkları için arzu oluşmadan cinsellik yaşadıkları “beta öder” tarafında kalmaları da büyük sorundu. Sonuçta beta öderi öven “ahh keşke 50’lerde yaşasaydık!” diye üzülen erkek gruplar oluşuyor.

Feminizmin başardığı bir diğer konuda çirkin kadınlara mavi hap satmak oldu. Önceden feminenleşen toplum yazısında bahsettiğim gibi, çirkin kadınlar bu akıma sarıldı, çünkü cinsel pazar değeri düşük kadınlar %20’deki erkekleri kafesliyemiyorsa, onlardan yararlanıp beta öder tarafında güvenli birliktelik kurmalıydılar, o da olmadı nafaka ile güvenli bir yaşam sürmeliydiler. Yani kadınların çoğulcu, çift taraflı seçimleri yüzünden bunlar ortaya çıktı. Önceden monogamik yaklaşım erkeğin avantajıyken şimdilerde “evliysen öyle kalacaksın ya da boşanırsan kadının her türlü ihtiyacını karşışamak zorundasın” ile değişti. Yani kadın doğumda kendisine verilen değerin yine kendileri tarafından hızlıca tüketilmesini erkeğe ödetmeye çalışıyor. 

Rollo Tomassi’den güzel bir alıntı yapayım: “Bir tarafın cinsel stratejisinin gerçekleşmesi, diğer tarafın cinsel stratejisine boyun eğmesiyle mümkündür. 2si aynı anda gerçekleşemez.”

Alfa neydi? Alfa sahiplenmekti?

Eğer ki “hiç düzgün kadın kalmamış, ben kiminle evleneceğim” diye düşünüyorsanız kendi doğanızı bastırmış, daha doğrusu feminen-baskıcı sistemin tam yapmak istediği üstünüzde işe yaramış demektir. Bu tipik mavi hap yapılanmasındaki beta düşüncesidir. Üzülmeyin erkeklerin %80ni böyle, çoğunluk da bunu isteyerek kabulleniyor. “Daha güzelini bulamam” diye düşünerek kadını hemen kafeslemeye çalışıyor mesela. Oysaki o kadının sizin yanınızda durmak için mücadele etmesi, aksi halde sizin başka kadınlarla yatacağını bilerek çıldırması lazım. 

“Sayı, çok seks; kadının değil, erkeğin doğasıdır.” Cinsel devrim de gerçekleştiğine göre önce kendi beta zihniyetinzden, ardından kadının kafasında oluşan “benimle oldu, benimle ilişki de ister bu şimdi” sinyallemesinden kaçınmanız gerekiyor.

Rollo Tomassi erkeğin doğası için ne diyor? Unlimited acess to unlimited sexuality.

Hala KH ile haşır neşir olan çoğu erkek bile tam anlamıyla hipergami eşitliğini anlamıyor, daha acısı en alfa benim diye ortada gezerken, “bunun bir kişilik değil bir duruş olduğunu” anlamıyor ve sözde dark triad yaparken sadece bir beta olduğunu farketmiyor çünkü kendi fantezi dünyasında alfayı istediği gibi tanımlıyor, acımasız görünmeyi, kadınlara s.ttir çekmeyi özümsemeye çalışıyor ve daha kötüsü ideallerine uydurmaya çalışıyor. Hala inatla özel kadını arıyor, özel kadın harici bütün kadınları 2. Sınıf görüyor. 2012lerde Türkiye’de inci-sözlükte “tcma(they call me alpha)”, “bunu çok sık yapmam” diye biri çıkmıştı, aynı sıkıntılar orada da mevcuttu ve erkeklere benzer yanılsamayı satıyordu. Ekşi Sözlükte de bu konuda çok yanlış yönlendirmeler ve işin “nefret” aşamasında kalmış kişi mevcut. Hipergami her kadında olmaz diyen mi ararsın, alfa erkeği yanlış tanımlayan mı? Yoksa bütün kadınlar kaşardır diyen mi? “Kırmızı hapın amacı bir tarafı suçlamak değil, kadın-erkek ilişki dinamiğini doğru anlamaktır.”

En güçlü benim diye gezmek, devamlı seri monogami yaşayıp (3 ay bir kadın, 6 ay diğer kadın sonra 1 sene kimse yok vs.) ardından ayrılık acısında debelenmek, bütün kadınları 2. sınıf görmek alfa karakter özelliği değildir.

Özetle

Başta da dediğim gibi, 50lerde yaşamayı istemezdim ve “bir kadının beni becermesini tercih ederim”. Çünkü bunun karşılığı “gerçek arzudur.” Artık hipergami aşırı serbest, kadınların ne amaçladığını en azından kırmızı hap yapılanmasını sindirmiş erkekler biliyor. Bazıları bunu sindiremeyip mgtow veya insel oluyor. 50lerdeki evliliği hayal etmeyin ve ancak size gerçek arzuyu sağlayan bir kadına kaynaklarınızı açabilirsiniz, bunun haricinde tamamiyle alfa döller kısmında kalmanızı tavsiye ederim. 

Sen özel kadını aramayacaksın ve işin kadını yargılamak da değil, stratejiniz gereği cinselliğini yaşayacaksın, kadın “seçme” yeteneğiyle özel adamı arayacak ya da kendini bir erkek stratejisi olan sınırsızlık cinsellikle tüketecek. Senin o kadını kurtarma gibi bir misyonun yok. Ne 30’dan önce ne de sonra.

Bırakın oyun oynansın. Size sadece doğru hamleyi yapın.

Unutmayn, kadınlar suçlu değil, sadece bu sürece neden oldular. Erkeğin yapması gerekense suçlamak değil, performans yükümlülüğüdür. Erkek söylenmek için değil, çözüm üretmek için yaratılmıştır.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Feminenleşen Toplumda Cinsiyetsizleştirme Politikaları

Feminenleşen Toplumda Cinsiyetsizleştirme Politikaları

Feminenleşen toplumda erkeğin rolü ve feminen merkezci sistemi eleştirmiştik, bu bölümde de cinsiyetsizleştirme politikaları ve kadın üstünlüğünden bahsedelim.

2. Feminist dalgadan bu yana onca teknolojik ve bilimsel gelişme yapması beklenen kadınların tek söyleminin “ÖZGÜRCE, EŞİTÇE CİNSELLİK” olduğunu görüyoruz. Açın bakın wiki’e, pankartlardan, feminist manifestoların hepsinde bu var. Amaç hipergamiyi sınırsız hale getirmek. Eğer kadınların yattıkları alfa erkekler, onlara “duygusal, ekonomik” sağlayıcılık da verseydi, muhtemelen hiçbiri olmayacaktı ki bunu alan nadir kadının zaten mutlu olduğunu görüyoruz.

Boşanan Erkekler ve Üvey Babalar

Denklemin bir tarafında alfalar olsa da bir tarafında da yanlış kararlarla erken evlilik sonucu boşanan erkekler var. Belki alfalar çocuklarının olduğunun bile farkında değil fakat boşanan erkekler bunun farkında ve çoğunluğu depresyona giriyor ve kadınların 2.4 katı kadar intihar ediyor. Boşanmada eşitlik mi? Demokrasi mi? ÖYLE BİR ŞEY YOK! Bunu aklınıza sokun.

Dünyadaki en zengin veya refaha ulaşan kadınların istatistiksel olarak girişimcilik yerine nafaka ile bunu başardığını biliyor muydunuz? Feminen toplumda boşanma özendiriliyor çünkü avantajlı ve çoğu kadın için boşanma bir çeşit kar sağlama kurumuna dönüşmüş durumda. Eğer kadın yararına anlaşmaya gitmezseniz mahkeme otomatik olarak nafaka bağlıyor ve mal varlıklarının yarısını alıyor. Erkeklerin tamamıyla zararlı çıktığı bir durum. Sadece kadın değil erkek de boşanmak isteyebilir ama yap-a-mıyor. İlgili olarak Richard Cooper’ın kısa podcastini izlemenizi tavsiye ederim. Boşanmış erkekleri bekleyen kötü sonuçlar var.

Üvey Ebeveynler ve İstismar

Üvey babaların çocukları 8 kat daha fazla istismara uğrattığını biliyor muydunuz? Eğer bunu yaşamadıysanız şanslısınız demektir ve bir sorun çıktığında öz-babanın çocuk üstünde hiçbir söz hakkı yok. Çünkü feminen-zorbacı sistem buna engel oluyor, mahkeme çocuğun haklarını %87 ihtimalle anneye veriyor! Üvey baba çocuğunuzu mu dövdü? Anne “oğlan hakketti” dediyse göz yummak zorundasınız, kendi çocuğunuz üstünde nafaka vermek harici hukuki hakkınız yok! Tabii üvey babanın ağzını burnunu da kırabilirsiniz. Bu üvey babaların çoğunluğunun beta olduğunu ve esas amaçlarının kendi genetik materyallerini aktarmak için çocuklu anneyi seçip, üremeye çalıştıklarını biliyor musunuz? Çünkü bekar ve genç bir kadını elde edemiyorlar! (Tabii azınlıktaki “iyi üvey babaları” tenzih ederim.)

Artan Cuckold Fantezileri

Sizin bir çocuğunuz yok fakat “bir alfanın çocuğunu büyütüyorsunuz!” İşte bu cuckold’un kendisidir. Erkeklere diğer erkekler normal gelmeye başladı. Oysaki yıllar önce cinayet sebebiydi. Hatta doğada hala böyledir. Erkek aslan, grubu domine ettiğinde, dişilerin önceki alfalardan kalan çocuklarını öldürür. Fark ettiniz mi? Porno sektörüne bile son dönemde cuckold ve swinger girdi, twitter bunlarla çalkalanır oldu. Fantezilerin “normalleştirilmesi” bile bu sürecin bir sonucudur.

Size basit bir örnk vereyim. Ekşi’de cuckold/swinger üzerine tarafsız psikanalitik düzlemde bir entry yazmıştım ve görüşlerimi psikolog Dr. Otto Kernberg ile destekledim ve deli gibi eksi aldı, inatla da silmedim. Hatta bazı erkeklerden bizimle olur musun diye teklif geldi, bazıları karın var mı diye sordu! Yazdıklarım adamı tahrik etmiş, inanabiliyor musunuz? Neden? Çünkü cuckold olmak, karınızı başka bir erkekle paylaşmak bile normalleşiyor. Swinger konusundaki eleştirim 2017 yılında ekşi-şeylerde yayınlanmıştı. Özetle; “yapmayın, çünkü ne hissedeceğinizi bilemezsiniz” demiştim.

Cinsiyetsizleştirmeyi Destekleyen Görüşler

Amaç tek tip insan yaratmak ve bunların karakter özelliklerini modifiye etmektir ve ideal insan modeli kadındır. Amaç kadınların daha da özgürce partner seçimine olanak kılmak ve erkeği değersizleştirmektir. Çünkü feminen davranış tahmin edilebilir ve uyumludur. Erkekler ise uçtadır, sinirlidir, fevridir (toksik maskülenlik!?!) fakat bu özellikleri erkeklere yaratma gücü verir.

Yıllardır ders verdiğim sınıflardan örnek vereyim: Kadınların ortalaması hep daha yüksek, gerçekten daha ilgililer fakat en yüksek puanı alanlar erkeklerden çıkıyor. En zor ya da düşündürücü sorular erkeklerden geliyor ama uçları traşlayıp homojen bir toplum yaratma isteği işte bu farklılığı yok edecektir. (Google’e yazıp kaç sayfa var bakın: Future is female!)

Düşünmedikleri bir konu var. Bu kompresyon muhtemelen %20lik kesimi de budayacak ve kadınlar üremek için erkek bulamayacak yani arzu duymayacaklar işte. Evrimde kadınların niteliği “seçici” olmalarıdır ve erkekler bu uğurda evrimi devam ettirmek için kendilerini geliştirir fakat siz şu an gelişimi erkeklerin elinden alıyorsunuz. Kendine çeki düzen veremeyen, feminenleşen, agresiflikleri azalmış ve bununla birlikte rekabet edemeyen öfkeleri içten içe süren bir toplum ortaya çıkıyor. Hadi oradan diyenler ilk bölümde verdiğim İzlanda ve İşveç istatistiğine bakabilir. Bu ülkeler feminen düzene ilk katılan ülkeler olmasına ve “medeni” olarak anılmalarına rağmen dünyadaki en yüksek tecavüz, şiddet ve %72 boşanma oranına sahipler. Bunu eleştiren Den Brysomme Mannen isimli müthiş bir film var. Öneririm.

Sonuçta siz eşitlik satıyorsunuz fakat böyle olmadığını gören instagramda mesajına bile geri dönülmeyen erkek büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak hangi eşitlik diyor? (Bkz: İnsel)

LGBT’i bu oyuna alet etmek

Cinsiyetsileştirme çalışmalarını en çok LGBT’i kullanırken görüyoruz, onları da provoke ediyorlar. Toplum araçlarının devamlı lgbt övücü yayınlar yapması bu geleceğe hazırlandığımızı gösterir. Şahsen lgbt’e karşı değilim ve görüşlerimi önceden belirtmiştim fakat toplum içinde şu cümleyi okuduğunuzda bile hissettiğinizi düşünün. “oo lgbt dedi, cinsiyetçi! linç edin!”

İşte amaç tam olarak bunu başarmak. Feminenlik üstüne bir şey söylemeniz anında suçlanmanıza neden oluyor, bunu ekşi-sözlük başlığı üstünden Türk kadınındaki solipsizim kousunda anlatmıştık. Hatta 3 yaşındaki çocuğa lgbt hikayeleri içeren bir kitap okuduğu konusunda başlık açan birinin nasıl destek aldığını görmüştük. İşte bunlar gynocentric(kadın merkezci) sistemin amaçlarının başarıldığını gösterir. 

Bunları sorgularsınız kadın/lgbt düşmanı, cinsiyetçi olursunuz. Oysaki doğada da tek tip yoktur, hatta eşcinsellerde bile yoktur!

R. Tomassi’nin podcastteki cümlesi dikkatimi çekti ve gerçekten çok güzel bir örnek: Doğada eşitlik yok, eşcinsellerde bile yok. Aynı cins olmalarına rağmen aktif ve pasif olanı var. Bir taraf daha maskülen, diğer taraf feminen. Hipergami hep kalacak. Bütün “feminen” hissedenler kendinden daha iyi özelliklere sahip kişileri tercih edecek. Daha diyecek. Kadınlar daha iyi nesiller meydana getirmek için “daha iyi, daha güçlü, daha…%” erkeği seçmek zorunda!

Cinsiyetçi görüşlere bu düzlemde dönüşüm hep aynı oldu. Evet cinsiyetçiyim. Şunu bilinki pair-bonding’in temeli tam olarak cinsiyetçidir. Doğa cinsiyetçidir, türler arasında “male ve female” vardır. Bir şeylerin gelişmesi, ilerlemesi, evrimsel dürtüler cinsiyetçidir, bu olmasaydı erkekler kendilerini geliştirmeye çalışmayacak, kur bile yapmayacak ve zekamız evrilmeyecekti. Gözünüzü açın ve şu 2 kitabı okuyun derim:

  1. C. Darwin – İnsanın Türeyişi
  2. Geoffrey Miller – Sevişen Beyin

Her zaman dediğim gibi eşitlik sadece yasalar önünde “sosyal varlıklar”olduğumuz için vardır ki o bile şu an yok! Şahsen cinsiyetlerin farklılığını hep inandım, her türün kendine özgü avantajları ve dezavantajları vardır ve bu felsefenin en temel görüşlerinden biri olan “diyalektiği” oluşturur. Ying-Yang’dır bu. Aynı zamanda dengedir! Dengeyi bozarsınız bunu ödersiniz. 

Kadınlar için Mavi Hap

The Matrix de mavi hap kendini kandıranlar seçimi olarak ifade edilmişti. Rollo Tomassi kendi podcastinde feminizmi kadınlar için mavi hap olarak tanımlamış. Güzelliği inkar edenlerin seçtiği, bakımsızların sığındığı bir tanım.

Bence feminist kadınlar çirkin olmuyor ki bunu söylemek bir erkeğin yapacağı en büyük hata olur. Tam tersi çirkin kadınlar feminizmle kendilerine bakmamayı rasyonelize ediyor. Feminizmin mavi hapı seninle! 

-Çirkin misin? Meta olma!

-Obez misin? Kendinle barışık ol!

Çünkü her şey kadınlara ait, gelecek size ait, her şeyi yapabilirsiniz, erkeklere ihtiyacınız yok… Alfa erkekle seviştikten (hipergaminin “%100 alfa döller” tarafı) sonra eğer onu kafesleyemezseniz yine erkekleri “çocuklu annelere” bakmadınız diye suçlayın! Çünkü bir kadın olarak bütün kaynaklara ulaşımınız sonsuz olmalı. Feminist düşünce altında kadınların “sahiplenilmesi” gerektiğini savunan bir sitem oluştu. Güç sizde! Bunun sürüklediği yer ise yine Onlyfans veya Instagramdan takipçi kasmak ve para kazanmak. Başta feminizmin eleştirdiği yere gelmiyor muyuz? Kadınlar özgürleşmek adına neden kendi vücutlarını sergiliyor? 1. dalga feminizmden geriye tam olarak ne kaldığını bence çoğu feminist de bilmiyor. Çünkü doğaları gereği eşitlik adına kendilerine sağlanan pozitif ayrımcılığa uyum sağladılar. Ne demiştik? Kadınlar uyumludur.

Yeni Feminen Cinsiyetsiz Düzenin Sonuçları

Bu düzende “tek annelerin” artmasındaki en büyük sorun sözde özgürlüğün bedelini çocukların ödemesidir. Babasız büyüyorlar. Çünkü “gelecek kadınların! Bu yüzden herkes kadın olmalı!” Feminizm en son eşitliği savunurken ne ara mottoya geldik? Anlaşalım bu, feminizm bile değil.

Modern toplumda hep aynı şey öğütleniyor: “Kalbinle hareket eder, duygularını ifade et.” Bu tipik feminen düşünce tavrıdır. Kişisel olarak bu yüzden mühendislik okuyan kadınları daha fazla tercih ettim, çünkü bu paterni daha kolay bozabiliyorlar. Çoğunlukta olan aptal kadınlar bu denklemi daha zor fark ediyor ve aldatmalar artıyor. Hatunların efendi yerine piç erkek tercihi yazısında istatistiklerle anlatmıştık.

Mantıklı düşünce paterni geride bırakıldı. Önce hissediyoruz, sonra düşünüyoruz. Oysaki bilimde temel bir metodoloji vardır: Önce araştırılacak konuyu bulunur, sonra neden diye sorurulur ve çözüm ararsın. Sonunda da iyi/kötü, başarılı/başarısız hissedersin.

Bunların hepsi de haklarını alamadını söyleyen kadınlar tarafından başlatıldı. Hala haklarını almaya, ataerkilliği yıkmaya çalışıyorlar. Ortada böyle bir sistem kalmadı. Eşitlik neredeyse her alanda sağlandı ama yetmedi. Yetmeyecek. Bu algı toplum mühendisleriyle dayatılmaya maalesef devam ediyor, daha acısı ise birçok erkek bunu doğal karşılıyor ve bu entelektüel sjwler kendi çocuklarının topuklarından vurduğunun farkında bile değil.

Makelenin ilk “erkeğin rolü” kısmı için tıklayın.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin)

Feminenleşen Toplumda Erkeğin Rolü

Feminenleşen Toplumda Erkeğin Rolü

Feminenleşen toplumda erkeğin rolü maalesef feminizm etiketi altında yayılan cinsiyetsizleştirme politikasıyla ilgilidir. Son 50 yıldır paralel olarak düşen testosteron oranı ve toplum mühendisleri yardımıyla erkekler iğdiş ediliyor, genetik aktarım önemsizleştiriliyor. Amaç eşitlik değil, amaç tek tip cinsiyetsiz insan yaratmak ve erkekleri de buna inandırmak. Yazdıklarımı Rollo Tomassi’nin “Modern Woman” isimli podcastinde de yararlanarak zenginleştirdim. İsteyen tamamını dinleyebilir.

Sorun sadece kadınlar değil, erkek destekçileri de çok. Adam gayet net “cinsiyetsileşme” olmalı diyor fakat bunun negatif çıktılarını düşünmüyor, her şeyin zıttıla dengede olduğunun farkında değil. Bunu yapmanın için en basit yolu testosteron oranlarını düşürmeniz ya da kadınlarınkini arttırmanız gerekir. Bunun sonuçları? Feminizm yazımdan alıntı yapayım:

“Genetikte şöyle bir durum vardır: Bir davranışı değiştirmek için hangi dna’nın değiştirilmesi gerektiği bilinir fakat o dna’nın toplamda neleri etkilediği bilinmez, işte sosyal-mühendislikle belki “maskülenliği” eleyebilirsiniz fakat bunun sonuçlarına da katlanmanız gerekir. Çünkü seçim-seçilim, evrim, gelişmeye sekte vurabilir. (Bkz: Maskülenlik vs Feminenlik)”

Sorun feminizm değil, feminizmin sonucunda ortaya çıkan yeni bir kontrol akımı bu.

Erkekler neden kıskanç? Neden sahiplenmeci? Neden korumacı? Çünkü evrimsel olarak “iğrenme” duygusu gibi çocuğunun keninden olduğuna emin olmak ister ama soyun gereksiz olduğu, dünyanın kalabalık olduğu, genlerimizin kıymetsiz olduğu gibi görüşler işlenmeye başladı. Tabiiki çocuklu tek-annelere bir erkek gibi sahip çıkmanız gerektiği övülür oldu. Nasıl yani?

Çocukların %42sinin evlilik dışı meydana geldiğini biliyor musunuz?

“Erkeklere soyun gereksiz olduğu zırvası(anti-natalizm) yerleştirilirken, neden kadınların 26 yılda x1.5 artan oranda evlilik dışı çocuk yapıyor?”

2000′de evlilik dışı çocuk %25 olan oran 2018’de %42’e çıkmış. Aşırı feminen ülkelerde bu oranın %70leri geçtiğini görüyoruz. Daha ilginci tecavüz oranları toplumsal cinsiyet eşitliğin “tam sağlandığı” İzlanda gibi ülkelerde en yüksek oranda! (ref)

Bilgiler manipüle edilebilir ama istatistikler yalan söylemez. 2015 istatistiklerine göre dünya genelinde en fazla boşanma ve tecavüz İzlanda ve İsveç gibi çok gelişmiş ülkelerde gerçekleşiyor ve örneğin İzlanda’da 1976’dan bu yana toplumsal eşitlik yasası(bizdeki adıyla İstanbul Sözleşmesi) geçerli. Bunların çoğunun da ihbar edilmediği biliniyor. Bizde de durum farklı değil, 2000lerden bu yana toplumsal eşitlik yasasının kadını boşanmaya özendirmesiyle şiddet daha artmış durumdadır. Toplumsal cinsel eşitliği yayma adına kadına ekstra haklar verilmekte ve özendirilmektedir fakat şiddet ve tecavüz azalmamaktadır!

Son 26 senenin ve son 16 senenin istastiklerine göre evlilik dışı çocuk oranı ortalaması %42lerde.

Çocuk yapmamayı savunan kadınların ergenlik sonrasında sabit bulunan yaklaşık 400 adet yumurtasının azalmasıyla kritik bir noktada genetik olarak uyarılır. Kadın bilinç düzeyinde ne derse desin, travma sahibi değilse 30 yaş sonrasında panikle dna’larının dürtüklemesiyle bu gerçekleşecektir ki Avrupadaki %42lik ortalama da bunu gösteriyor. Çok sahibi kadınları işlerine %69 oranında geri dönmediklerini önceden anlatmıştık. Özetle dürtü ortaya çıktığında söyledikleri önemsiz olacaktır.

Daha ilginci ise kadınların ağırlıklı olarak düşük eğitim seviyesine sahip olmaları. 1965’deki cinsel devrimden bu yana oranlar hızla tırmanmış! Yani düşük akademik başarıya sahip kadınlar bir yerde feminizmin mavi hapına daha çok kapılarak çok yapıyor. Ancak lisans ve üstü seviyeye sahip kadınlar daha bilinçli. Bir diğer ilginç istatistikse eğitimli kadınların daha az boşandığı.

Feminenleştirme Stratejisi Şöyle:

Mevcut erkekleri soyun gereksiz olduğuna inandır, entelektüel sjw’lerden destek al, kadınlar evlilik dışı doğumla çocuklarını feminen düzene uygun yetiştirsin ve cinsiyetsiz, tek türün “feminene” dönüştürüldüğü bir toplum yarat ve bunu toplumsal aygıtlarla yay(aile, sosyal medya ve yasalar). Düşen testosteron oranı, insel artışı, yasaların devamlı kadınları koruması hepsi bunu destekliyor. 

Çocuklarını babasız yetiştirmekten, uzun süreli ilişki kurmaktan gurur duyan bir kadın nesli var! Çünkü erkeklere ihtiyaçları olmadığı anlatıldı. Madem mutlular neden belli bir yaştan sonra bir erkeğe ihtiyaç duyuyorlar? Bu eşitlik değil, üstünlük tavrıdır.

R. Tomassi şöyle eleştiriyor: “Tebrikler çocuğunuzu babasız büyüttün, siz harikasınız, her şey erkeklerin suçu! Hatta tipik suçlama mekanizmalarıyla babasız büyüyen nesile üvey-baba atıyoruz. Bunu yapmayan erkekleri suçluyoruz, güçsüz olduklarını ve sorumluluk alamadıklarını söylüyoruz.

Madem çocuklar doğuyor neden yarısının öz babası ortada yok? (Bu istatistiklere “boşanmaların” olmadığına dikkat çekerim) Çözüm kadınları kısıtlamak, esir etmek ya da siyah-hap değil. Başka bir çözüm bulmalıyız ve belki de en ideali makul bir ataerkil sistem. Çünkü ataerkil sistemde tek türleşme yoktur, en azından 2 türün de varlığı kabul edilir. 1. Feminist dalgayı ve insan haklarını destekleyen biri olarak yasaların düzenlenmesiyle daha adil bir sistem oluşturulabileceğini düşünüyorum.

Ataerkil(Erkek Merkezci) vs Gynocentric (Kadın Merkezci) Sistem

En acımasız aşırı maskülen ataerkil toplumda bile tek tipleştirme yoktur, kadınlar “maskülen” olsun denilmez. Maskülenlik emek ister, maskülenlik tanım olarak “dışa dönüş, yapabilirim” mottosunu bensimsemektir. Bunlar: spor, müzik, eğitim olabileceği için savaşlar da olabilir. Feminenlikse içe kapalı olmaktır. Sadakat, sevgi, uyumlu olmakla bağlantılıdır. Bu yüzden insanların tamamı uyumlu hale getirilmeye çalışılıyor. Aynı The Faculty veya Demolition Man filminde olanlar uygulanamya çalışılıyor. Bu tanımları ben uydurmadım, çağın ilk feminist psikologlarından Dr. Alfred Adler ve Dr. Karen Horney diyor.

İlginçtir kadınlara eşitliği bile sağ duyu sahibi, insan haklarının önemine inanan erkekler sağlamıştır. Yani medeniyeti erkekler kurmuştur. Toksik maskülenlik diye eleştirilen erkeklerin omuzunda yükselmiştir. Hayır olamaz diyenler Arabistan’a baksın. Orada neden kadınlar savaşarak haklarını elde edemiyor? Çünkü erkek sağ-duyu sahibi değil. 

Feminen odaklı sistem ise tek tipe odaklanır ve eleştirdiği ataerkil sistemden daha adil değildir. Mahkeme kararlarına bakarsanız bunu görürsünüz. Örneğin ABD’de yasalara göre öz babası olduğunuzdan emin değilseniz, DNA testi için en fazla doğumdan kısa süre sonraya kadar yasal hakkınız var aksi halde biyolojik babası olmasanız da NAFAKA ödemek zorundasınız! (ref). Çünkü yasalar eşitlikçi değildir! (Bkz: İlgili davalar) İşte bu feminen-baskıcı sistemin sonucudur! Ataerkil sistem bu konuda çok adildir.

Ataerkil sistem de mükemmel olmayabilir…

Aynı kapitalizm gibi, mükemmel değil fakat daha adili gelene kadar iyi uygulanırsa insanlık için uygun sistemdir. Kapitalizm üstüne negatif düşünülmesi gibi eminimki bu cümle üstüne ataerkil sistem üstüne de negatif düşünüldü, çünkü yeni nesile son 50 yıldır ataerkilliğin kötü olduğu öğretildi. Oysaki bahsettiğim baskıcı, kontrolcü, kadının 2. Sınıf olduğu bir sistem değil, bu vahşi-kapitalizm gibi vahşi-ataerkillik olabilir.

Temelde ise ideal bir ataerkil sistem her 2 türün de maksimum seviyede faydalı olmasını sağlar, aile kurumunu korur. 90’lardan günümze artan boşanma oranları da bunu ispatlıyor. Gynocentric sistem boşanmayı bir kar kurumu haline getirdi. Bir kadın kocasının geliriyle(kendi ya da çocuk için) kolaylıkla hayatını devam ettirebilir. O gelirin oluşmasında katkı sağlamasa bile bütün mal varlığının yarısı kadına geçer ve mahkeme “sen ne kattın?” diye sormaz.

Olur mu ya feminen sistem harika, feminizim müthiş diyenlere Türkiye’deki son mahkeme kararlarını hatırlatırım: Erkeğin cinsel görevlerini yerine getirememesi sonucu mahkeme boşuyor ve temyiz sonucunda kadın bir de nafaka alıyor. İşte bu feminenleşen toplumun komplo teorisi olmadığını gösteren sonuçlardır. Bu kadınları eşitlikçik kelimesi altında yüceleştirdiğimizin en açık göstergesidir. Erkek-kadın eşit, kadınlar en kötü ihtimalde eşit diyebiliriz.

Kadınlarda Poligami

Bir diğer podcastte feminen öğretilmişlik ve “erkeklerin çaresizliği” yüzünden bir diğer tablo var. Rich Cooper ve R. Tomassi resmen gülmekten konuşamıyor. Kadın 4 erkekle birlikte ve bunu doğal karşılıyorlar. Kadının CPD’si 3/10 anca var ve 4 sağlayıcı ile yaşayıp, bir de çocuk yapıyor. En alt/leş kültürde bile kuralların değişmediğini, alfa döller, beta öder’in, hipergaminin korunduğunu görüyoruz.

Kadın bir yerde şöyle diyor: “Onların başka kadınlarla birlikte olmasını isterim” ama biliyorki bulamayacak kadar kötü durumdalar ve soy aktarımı için buna razı gelmişler. İşte feminen baskıcı sistemin sonuçları budur. Gariptir ve savunmuyorum fakat sınırsız kadına ulaşmak doğada “erkeğin temel cinsel stratejisidir.” Geçmişte 17 kadının bir erkeğe düştüğü üstüne genetik çalışmalardan bahsetmiştik ama çaresizseniz bu hale düşüyorsunuz. Feminenleşen toplumda erkeğin rolü için güzel bir örnek.

Mesele eşitlik değil, kadınların hipergami arzusunu doyurmak

Çoğu kadın özellike 20-24 arasında daha yüksek olmak üzere 28 yaşına kadar olabilecek en tehlikeli adamlarla arzuyla, kendilerini tutamadan tek gecede birlikte olduktan seneler sonra birden akıllanır ve “eşitlikçi” bir sağlayıcı erkek isterler. Neden? Önceden yaptıkları her şey yanlıştır! Onları bir gecede kendi hataları veya arzu duymadığı için ghosting yaparak terk eden, kendilerine fakbadi stratejisi güden erkekler hatadır! 

Sorun şu: “çoğu kadın” neden arzu duyduğu erkeği en iyi çağında(22-25 arası) seçmiyor? Çünkü o yaşların sonsuza kadar sürdüğünü düşünüyor.

O erkekler kötüdür ama feminen sistem onlara her türlü erkeği denemelerini önermiştir ki bilinçaltında tehlikeli erkekleri elde etmeye hipergami arzusu diyoruz. Ardından üvey baba beta sağlayıcıları övdüğümüz dönem başlar. “Sen de erkek misin? Sevgi her şeyin üstündedir, eğer o kadını seviyorsan çocuğuyla kabul edip, ona babalık yaparsın” ki buna retroaktif cuckold diyoruz! Yemeyenler de fark etmeden %10-30 arasında oranlarla proaktif cuckold olarak başkasının çocuğunu kendi çocuğu sanarak büyütüyor. 

Özetle feminen-sistem sen istemesen de o çocuğa duruma göre yasa yoluyla(üstteki nafakı örneği) da olsa zorla bakmanı sağlıyor.  30+ yaşını mı geçtin? Panik yapma seni kurtaracak bir kahraman var. (Kahraman=Beta sağlayıcı) o da mı olmadı? Tek kadın güçlüdür!

Sonuçlar

Feminenleşen toplumda erkeğin rolü içinde ataerkil sisteme göre daha dengesiz bir sistem var elimizde ve tepedeki %20lik alfa kesim için feminenleşme önemsiz. Çünkü kadınlar alfalarla arzuyla birlikte oluyor ve bu erkekler için gerisi de pek önemli değil. Onların genetiği bilmeseler de aktarılıyor fakat çoğunluk cuckold’a evriliyor: “beta->cuckold beta.” Bu betalar başkalarının çocuğuna bakan “uyumlu kişiler haline getiriliyor, farklılıklar yok ediliyor ki buna “Feminenleşen Toplumda Cinsiyetsizleştirme Politikalarıyazısında değineceğiz

Özetle kadına hizmet ediyorsunuz. Bir evrimsel bir dürtü olan erkeğin genetiğinin bir sonraki nesile aktarması “önemsizleştiriliyor” İşte bu kandırılmışlığa “modern beta oyunu” diyebiliriz. 

…Devamı gelecektir. Öncesinde şunları okumanızı tavsiye ederim:

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)