Resim: Caravaggio - Judith Beheading Holofernes (Öğretilmiş Toksik Maskülenlik)

İçindekiler

Öğretilmiş Toksik Maskülenlik

Geçen gün Rollo Tomassi’nin yeni podcast’ini izlerken şu kısım ilgimi çekti. Özellikle feminen düzende bize öğretilen en önemli kısım “içindeki feminen tarafı keşfet.” ideolojisidir. Rollo burada güzel bir bağlantı kurarak Jung’un Anima-Animus’a gönderme yaptı. Ben de bu görüşü geliştirmeye karar verdim.

 

Anima-Animus Nedir?

Bilmeyenler için kısa özet geçelim. İnsanların içinde erkeksi ve kadınsı taraflar vardır, bunlar kollektif bilinçaltıyla oluşmuş kavramlardır. Yani evrimsel süreçteki alışkanlıklarımız bilinçaltımıza işler ve nesiller boyu aktarılır. Erkeklerin bilinçaltındaki kadın tarafına anima, kadınların bilinçaltı erkek tarafına animus ismi verilir. Benzerini hocası Freud da ifade etmişti, o da insanların çift cinsiyetle doğduğundan bir tarafın ağır bastığından bahseder fakat anomi oluşursa karşı cinse ilgi duyulabilir.

 

Jung’dan Durkheim’a

Kollektif bilinçaltı kavramı muhtelemen sosyolog Durkheim’in kollektif bilinç kavramından geliyordu. O da bireyi toplumun yönlendirdiğinden ve toplum bilincinin bireyler toplamından ibaret olmadığını belirtirdi. Hatta bu görüşü 50 yıl sonra Gestalt psikolojisiyle de desteklendi.

Özetle kişinin ne düşündüğü önemsizdir, hatta çoğunlukla kendi düşüncesi sandığı kavramlar ona toplum tarafından öğretilmiştir. Farklı pencerelerden baksalar da Jung da Durkheim de toplumun öneminden bahseder.

 

Toplumlar Bireyler Yerine Düşünür

Toplumlarda farklı kurumlardan oluşur. Önce “aile kurumunda” bir şey öğrenirsin, çünkü dünyaya çaresiz ve ebevenye bağımlı halde gelirsin ki psikanalistler de tam bu konuda çalışmalar yapmıştır. Ardından çevreniz gelişir ve “okul kurumunda” bir şeyler öğrenirsiniz.

Durkheim’a göre de gelişen toplumların belli normları, gelenekleri vardır, bireyler bunlara genellikle isteyerek uyar ve kendilerini tam hissederler. Bu yüzden dinlere ilgi büyüktür, bu yüzden milliyetçilik vardır.

Kendisinin ünlü bir de intihar tezi vardır, normdan aşırı sapan baskıcı veya çok refaha sahip toplumlarda intihar oranları aşırı şekilde arttığını belirtir. Bir toplumun intihar oranlarından o toplumun mutluluk veya gelişmişlik seviyesini ölçebilirsin. Son dönemde karşımıza çıkan yeni düzen ya da din maalesef “toplumsal cinisyet” kuramıdır. 1965’den bu yana “tek cinsiyet” ve cinsiyeti toplumların belirlediği düşüncesi ve gereken türün “feminen niteliklere” sahip bir cins olması gerektiği devamlı ısıtılıp önümüze farklı yüzlerle getiriliyor.

 

Feminen Toplumsal Düzen

Baktığımızda tam da bu durumların sonucunu görüyoruz. Feminizm yükseldikten sonra normları topluma tabandan yayılara derin şekilde etkiledi ve bir ideolojiye dönüştü ve buna “feminen düzen” diyoruz. Ataerkil düzene karşı çıkmış olan ve şu an egemenliği süren bir genel toplumsal kurgu diyebiliriz. Eğitim hayatınızda ilkokuldan üniversiteye kadar hocalarınızın %70-72si kadın olması bu kurgunun yerleşmesinde sosyal medya gibi güçlü “toplumsal araçlar” sayesinde etki sahibi diyebiliriz.

Öğrettiği en önemli kavramlar, “maskülenliğin” toksik olması, duygularımızı ifade etmemiz gerekliliği ve tabiiki tam erkek-kadın eşitliği. 3 kavramın da yanlış olduğunu defalarca önceki yazılarımda anlattım. Özetle:

  1. Maskülenlik, testosteron sebebiyle kendini kontrol edemeyen kişiler tarafından saldırganlığa dönüşebilir ama bu maskülenliğin toksik olduğunu göstermez. Aynı maskülenlik kendini yaratıcılık(şiir, edebiyat, müzik), liderlik olarak da gösterir.
  2. Rollo’nun bahsettiği dürtü-duygu-neden 3lemesi temelde ünlü sosyolog “Pareto” tarafından ortaya atılmış, Durkheim’ı destekler şekilde insanları çoğunlukla duygularıyla karar verdiğini nedensel düşünmekten uzak olduğunu bunun da sebebinin yönetenler kurduğu genel algı olduğunu ifade etmiştir. “Seçkinler Teorisini” ortaya atmıştı. İşte kadınlar burada eleştrilen duygusal kararı daha fazla alan taraf ve kendi ifade şekillerini genele yaymış durumdadır. Bu yüzden erkeğin normu olan, en büyük gücü “nedensel” düşünme feminen toplumsal düzenin dayattıkları yüzünden geri planda kalıyor.
  3. Kadın erkek eşit değil, tamamlayıcıdır. Toplumsal eşitlik zırvalarına göre “tek cinsiyet” yoktur, bu cinsiyet kadın değildir veya cinsiyet tamamen toplum tarafından belirlenmez. Şurada anlattık.

 

 

Toksik Maskülenlik Animus’a Karşı

Rollo’da burada Anima-Animusa atıfta bulunuyor. Podcastte eleştirdiği kişi şöyle diyor:

“Erkekler maskülenliğin tehlikeli olduğunu fark etmeli ve içlerindeki feminen tarafla barışmalıdır. Toplumun ona yüklediği erkeklik rolünü taşımak zorunda değildir.”

Bu cümle feminen düzenin yarattığı Jung psikolojisinin çarpıtıldığı en önemli çıktılardan biridir. Aslında kollektif bilinçaltıyla oynayarak kollektif bilinç yaratmaktır ve bu başarılmıştır.

Erkekler için maskülenlik zorken, kadınlar için feminenlik kolaydır. Çünkü biri emek ister, diğeri istemez.”

Erkeğin içinde feminen bir tarafın olduğu doğrudur(anima), aşırı maskülen ve feminen çıkmazlar yazımda bahsetmiştim. Anımayla barışık olmamız gerektiği de doğrudur fakat maskülenliğin zıttı ya da düşmanının anima olarak gösterilmesi ve maskülenliğin Jung psikolojisine göre erkeğin kötü tarafı olan “gölge” olarak resmedilmesi yanlıştır. 

Ne diyorlar? Toksik Maskülenlik. Yani maskülenlik içindeki toksik taraf, kavramın tamamına mal ediliyor. Öyleki “maske” kelimesini kullanırken hem Jung’a gönderme yapılıyor hem de maskülenliğin yapay bir tavır olarak giydirilmiş bir elbise olduğu söyleniyor.

Örneğin feminen düzende; kadınların içindeki animusa atıfta yapılmıyor, neden yapılmıyor? Bu düşünceyle kadınlarda içlerindeki animusla barışması gerekirdi. Kadınlara barışık değil, içlerindeki maskülenliği öldürmeleri tavsiye ediliyor.

Sonuçta erkeğin kendisi doğuştan özellikleri gölgeyken, kadının erkeksi tarafı gölge oluyor. İşte bu toplumsal algı şu an en büyük yalanlardan biri ve birçok ebeveyn düşen testosteron oranlarından da anladığımız üzere erkek çocuklarını kız çocuğu gibi yetiştiriyor.

Rollo da bu adamı maskülenliğin toksik olduğunu belirtirken maskülen biri olduğundan bahsetmiş. 6 pack, yüksek statü, iyi fiziksel nitelikler… Aslında eleştirdiği “toksik maskülenliğin” ekmeğini yediğini görüyoruz. Bu kişiler zaten kadınlara kolay ulaşır ve doğuştan maskülen nitelikler sergiler.

Böyle adamlara “kadınlar ne ister?” diye sormak da saçmalıktır, çünkü “sadece gülümsüyorum, kendin ol, duygularını göster” gibi cevaplar vereceklerdir. Statün, paran ve tipin varken, doğal lider ve maskülen özellikler sinyalliyorken ne dediğinin önemi yok fakat sonunda bir kadından darbe yemeyeceğinin de garantisi yok. Will Smith’de gördük. Her ne kadar alfa nitelikler gösterseniz beta zihin setine sahip olabilirsiniz. Özetle hep ne diyoruz, alfa olmak bir zihin setidir!

 

Kadınların Çift Kutuplu Doğası

Bir diğer sıkıntı ise kadınların bu “toksik maskülenliği” 2 yüzlülükle işlerine geldiğinde savunmaları üstüne geçenlerde şöyle bir twitter paylaşmıştım. Bu 13k+ favori alarak üstteki görüşlerimi ispatlıyor. Kadınlar işlerine geldiklerinde şiddetli olumluyorlar.

Kavgada 1 adam diğerine sataşıyor, kimse karışmıyor, kadın muhtemelen adama küfür ediyor ve adam sinirlenerek adam tarafından itiliyor ama adam sonra düşmesin diye kadını tutmaya çalışıyor ve ardından 3 adam it sürüsü gibi erkeğe saldırıyor.

Burada neden hiçbir kadın “toksik maskülenlik bu!” diye tepki göstermedi? Eleştirilen bu değil mi? Bence tam tersi maskülenliğin içindeki toksik taraf buydu.

Neden inatla “Kadir Şeker” gibi davrananlara erkek veya kadınlar tarafından hala güzellleme yapılıyor? Çünkü “dürtü-duygu-neden.” Onlara ne öğretildiğinin pek bir önemi yok, dürtüsel durumlarda “duygu” ortaya çıkıyor. Çünkü geleneksel maskülen rolleri eleştiren kadın dürtüsel olarak bunu hala istiyorlar, örneğin sosyal medyada Tinder’da Instagram’da maskülen görünen erkekler beğeniliyor ve kendilerinin korumaya ihtiyaçları olduğunu bilinçaltı süreçlerinde gayet iyi biliyorlar ama diğer durumda “toksik maskülenlik!” durumu gerçekleşiyor. İşte bu kadınların çift kutuplu doğasıdır.

(Makaleyi oylamayı ihtmal etmeyin, bloga sponsor olarak destek verin ve konuk olarak her Pazar canlı yayınlara katılın)

Yazılara pasif kalmayın, gizli okuyucu olarak kalmak bir çeşit emek hırsızlığıdır. Okuduysanız etkileşimde bulunun. Hem gelişin hem geliştirin.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on google
Share on skype
Share on telegram
Share on reddit
Subscribe
Bildir
guest
15 Yorumlar
Most Voted
Newest Oldest
Inline Feedbacks
View all comments