Kadınlar Solipsist Midir?

Solipsizm: Hayali dünyada kendinin özel olduğuna inanmak, her şeyin kendi için yaratıldığına inanmaktır. İlgili yayının uzun podcastini şurada yapmıştık.

Kadınlar nasıl solipsist olmuştur? Temellerinin evrimsel köklerden geldiğini biliyoruz. Sıcak savaş dönemlerinde esir alınma ve çocuğu için hayatta kalma dürtüsü solipsizmin oluşmasında temel etkendir.

Kadınlar 19 YY. kadar sahip olunan mal gibiydiler, fırsat eşitliği yoktu ve bununla başa çıkmak zorundaydı. Aksi halde yaşamları ölümle sonlanacak veya tacavüz sonrası hayatta kalmak için bir neden bulamayacaklardı. Bu yüzden kadınlar kendini daha iyi kandırır, geçmişin önemsiz olduğuna erkeklere göre daha rahat inanır, yine benzer sebeple ayrılık acısını da daha kolay atlatırlar.

Çünkü çocuğuna bakabilmelidir, bu savunma mekanizmasıdır. Sonuçları şöyledir:

  • Kadınların çoğunluğu için iyi hissetmek daha önemlidir. Gerçekten çok ruh sağlıklarıyla ilgilenirler. Bu yüzden psikoloji alanında çalışan çok kadın vardır. Kadınlar “insanlarla”, erkekler “nesnelerle” ilgilenir. Örneğin erkekler daha fazla mühedislikle, neden-sonuç ilişkisiyle ilgilenirken, kadınlar insan ilişkileri, sosyal alanlarda daha iyidir.
  • Erkekler zor durumlarda fiziksel güçlerini kullanırken, kadınlar psikolojik saldırır (Bkz: Son Bölüm).  
  • İnkar edebilir. Sorumluluk almayabilirler.

Kadınların hepsi acımasızdır diye düşünmemeliyiz. Bu sadece zor durumlarda ortaya çıkan içsel bir savunma mekanizmasıdır. Normal şartlarda, duygusal karar alınmayacaksa, baskı yoksa kadınlar da erkekler kadar mantıklıdır.

Kadının Kollektif Bilinci Nasıldır?

İnsanları biyolojik temelleri ve toplumlar şekillendirir. Sadece biri etkin değildir. Kadınların fiziksel olarak güçsüz olması, savaşlar-toplum ve düşük testosteron oranının sonuçlarından biri erkeklerin rekabetçi, kadınlarınsa uyumlu-anlaşmacı yapısıdır.

Yani yüzyıllar boyu “uyum sağlamayan, itiraz eden, tek başına hareket etmelerinin” sonucu kadınlar için ölüm veya tacavüzdü.

Kadınlar bu yüzden eşiliğe, yardımlaşmaya, komünal yaşama daha yatkındır. Şu an 100’er kişilik 1 kadın 1 erkek grubunu teknolojiden uzak bir ormana bıraksak, kadınlar yaşamak için birlikte çalışır, eşitlikçi yaklaşır, erkeklerse lider belirler ve bir süreden sonra farklı gruplara ayrılır, grup içinde bile hiyerarşi olur, en çok geyik avlayan en çok ödülü kazanır, grupta değeri artar.

Feminizme baktığımızda da da köklerinin Marx’a dayandığını görüyoruz, hatta zamanının önemli figürlerinden Simone de Beauvoir’un Sovyetlerde komünizm olmasına rağmen, aile rollerini benimsemesini eleştirir. “Ben evde bulaşık yıkamak, çocuk bakmak zorunda mıyım?” der.

İş yaşamında kadınları düşük maaşla çalıştırmaları ve erkek-kadın arasındaki maaş farkının sebebi de budur. Kadınların erkeklere nazaran pazarlık yapmak yerine işverenin önerdiğini daha kolay kabul ederler. Riske girmezler ki araştırmalarda bunu gösterir. Uçlarda yer alan CEO, lider veya suçlular erkeklerken, kadınlarınsa daha anlaşmacı-uyumlu olduğunu görürüz.


İtirazlar: Avcı toplayıcı toplumlardan günümüzce onca zaman geçti, solipsizm mi kalır!!

Bu sadece avcı-toplayı toplumlarda görünmüyordu. 19 yüzyıl boyunca yoğun ataerkil düzende bulunan kadınların solipsist doğaya bürünmesi gayet anlaşılabilir bir durum. Sosyolojik açıdan baktığımızda Durkheim’a ya da Comte’a geçmişin toplumu şekillendirdiğini araştırmıştır. Binlerce yıllık yaşanmışlık haliyle kişilerin davranışına yansır, kanıksanır.

Jung da geçmişten günümüzde yerleşmiş kollektif bilinçdışı kavramları olduğunu söylerdi. Kadının bilinçsel yapılanması kadar bilinçaltı da geçmişten gelenlerle güçlenmiştir. İşte tam da bu sebeple toplumsal cinsiyet yasaları çıkyor, erkek ve kadının cinsiyetinin biyolojik olmadığı kanıksatılmaya çalışılıyor. Ne dedik? Cinsiyet=Biyoloji+Toplum:

Örneğin cinsel eşitliğin tam sağlandığı Nordik ülkelerde kadınların daha feminen; erkeklerinse daha maskülen işlere yöneldiğini görüyoruz. Kadınlar 1’e 20 oranın hemşirelik, psikoloji gibi alanları erkeklerse mühendislik, fen bilimleri gibi alanları tercih ediyor. Yani insanları kendi haline bıraktığınızda türlerin kendi biyolojik vizyonuna uygun hareket ettiği gerçeğiyle karşılaşıyoruz.

Hiçbir kadın mı uygun değil?

Tabii ki özgürlük ve seçim serbestliği esastır, belki %10luk bir kadın kesimi mühendislikte çalışabilir. Eğer “hiçbir kadın uygun değil, zaten sevmiyor!” gibi bir düşünceye kapılınırsa, onlar adına karar verilmiş olur, bu durumda aynı feminen zorba sistem gibi maskülen zorba sistem inşa edilmiş olur. %10’luk kesim belki topluma bir şey katacakken engellenmiş olur. Özetle tespit yapmak başka şeydir, kural koymak başka şeydir.

Tabii bu gerçekler sadece kadınları değil, erkekleri de etlemiştir. Erkekler fırsatçı kadınlar, çıkarcı olmuştur.

Erkekler Neden Solipsist Değil?

“Kadınlar erkeklere bencilsin der, kadınlar erkeklere beni suçluyorsun” der. Bu düşünce bize erkek ve kadın doğasını çok net anlatır.

Erkekler savaşan ve ölen taraftı. Bu yüzden kendilerini kandıracak zamanları maalesef olmuyordu. Derdi hayatta kalmak, iş bulmak,  savaşmak ve mümkünse eş bulabilmekti. Bu yüzden erkekler narsist olmaya, kendini düşünmeye yönelmiştir. Çünkü erkeğin kendini kandırması demek, rekabet edememesi, vazgeçmesi ve ölmesi demekti. Günümüzde sıcak savaş olmasa da rollerin iş hayatına ve sosyal yaşama taşındığını görüyoruz.

Bunların psikotik veya patalojik düzeyde olmadığını ve zorda kaldıklarında bunun ortaya çıktığını, içsel mekanizmalar olduğunu iyi kavramak gerekiyor. Çünkü her tür hayatını devam ettirmeye odaklıdır. Örneğin travmaların, psikiyatrik hastalıkların bile ortaya çıkışında ruh halini savunma çıkar. Her insanın yetiştirilişi sebebiyle savunma mekanizmaları vardır. Türlere özel içsel savunma mekanizmalarıysa solipsizm ve narsisizmdir.

Kadınlarla Tartışılır mı?

Solipsizmin çıktılarından biri de “utandırma taktikleridir.” Örneğin kadınla tartıştığınızda kendini kötü hissederse ve işin içinden çıkamazsa bir yerde çarpıtma yapar, duygusal stabilitenizi bozacak cümleler kurar. Örneğin:

  • Anlat bana canını kim yaktı? Annen babanı mı aldattı? Seni kim üzdü?
  • İnselsin, kadın düşmanısın.
  • Anca kadınlara öfke duyarsın, onlara ulaşamazsın.
  • Seni bir kadın çok üzmüş, acınacak kadar zavallı bir erkeksin.

Burada kadının içsel mekanizmasında “kötü hissediyorum, ben haksız olamam, bu durumda karşı taraf hatalı” ana fikri vardır. Nedensel tartışma artık bitmiştir, kadının tartışacak bir argümanı kalmamıştır. Sizin ne kanıt sunduğunuz önemsizdir ve bu savaşa girip, savunma yaparsanız kaybedersiniz. Kadın dürtü-duygu-neden 3lemesinde şuna inanır:

İçgüdüsel yargı: Neden böyle şeyler düşünüyor? Çünkü kadınlardan nefret ediyor.

Duygu, nedenden önce gelir.

Kadınlarda solipsizm çok güçlü olabilir. Buna inandıysa değiştiremezsiniz, çünkü iyi hissetmek için buna inanmalıdır. Her nasıl bireysel tartışmada konu buraya indiyse kazanamayacağınız gibi feminizm gibi ideolojik düşünceye sahip kadınlarla da tartışılmayacağını unutmayın. Toplumsal düşünceler ancak toplumsal olarak çürütülür, sizin bireysel fikirleriniz “ne kadar mantıklı, tutarlı” olsa da o kişinin fikirlerini o şüphe duymadığı sürece değiştirmez. Hitler Almanya’sını düşünün, o kadar Alman aptal mıydı sizce?

Subscribe
Bildir
guest
12 Yorumlar
Most Voted
Newest Oldest
Inline Feedbacks
View all comments