Feminizm Üstüne Aykırı Düşünceler (2. Bölüm)

Feminizm Üstüne Aykırı Düşünceler 

 

2. Bölüm

İlk bölümde feminizm tarihinden ve avantajlarından bahsetmiştik, bu bölümde de sonuçları üstüne bir şeyler anlatacağım. İlk bölüm için tıklayın.

Onca zaman ulaşılamayan özgürlüğe ulaşan kadınlar işi maalesef abarttılar. Denge süreci öncesinde böyle bir reaksiyon normaldir. Hippi akımıyla birlikte çok eşli ortamlar oluştu. Çünkü düşünceleri kadının bir mal olmadığı ve özgürce cinsellik yaşayabileceğiydi, bu durum kadınların hipergami gibi eş seçme mekanizmalarını resmen paralize etti ve rastgele partnerlerle birliktelik, erkekler gibi davranabildikleri bir hale dönüştü fakat erkeklerin de işine geldi, çünkü önceden zor ulaşılan cinselliğe ulaşmak basitleşmişti.

Sosyalist düşünceleri bile kendi çıkarlarına kullandılar. Cinsiyeti yok saydılar. Doğum kontrol hapının bu dönemde gelişmesi ve kadının çocuğu üstünde tam hakka sahip olması, isterse kürtaj olabilmesi de bunu iyice yüksellti. Bunların hepsinin de kadınların kendini “kutsal bir varlık” olmadığını göstermek için yapmış olması ironiktir. Hatta erkeklerin söz hakkı olduğu alanlarda söz hakkı isteyip, bilimde-sanatta gelişme göstermeleri beklenirken, daha çok cinsellikte gelişme göstermeleri daha da ironiktir. İnsan hangi konuda bastırılmışsa o konuya yönelir.

 

Şuna içtenlikle katılıyorum

Kadın kutsal olmayabilir fakat anne olmak isteyen bir kişinin bir birey yetiştirmek için sorumluluk alması ve kendi seçici doğasına uygun davranması evrimsel bir dürtüdür. Örneğin doğada böyle bir sürtük “kadın” anlayışı yoktur. Hepsi doğru genleri seçme çocuğunu gerekirse tek başına büyütme üstüne evrilmiştir. Çoğu memeli erkekle dölleme sonrası onların da yükünü taşımak istemediği için hayatlarında olsun istemez. Bir kadının sorumluluk alarak ayakları üstüne durmasında sorun yok fakat önüne gelenle bunu yapabiliyor olmasının bir özgürlük olmadığını anlaması ve bunun tepkisel geliştirilmiş bir tuzak olduğunu fark etmesi önemli. Aksi durumda sadece bundan yararlanan erkeklerin yararına çalışmış olurlar. Sonunda da psikolojisi fazla erkekten dolayı kaymış kötü bir ebeveyn ordusu ortaya çıkar.

Sosyal psikoloji kuramları çevremiz tarafından şekillendirildiğimizi öne sürer. Siz neyseniz çocuğunuz(ya da nesiller) da size benzeyecektir. Çocuğunuzun da sizin gibi uyuşturucu, grup ortamlarında 10’dan fazla partnerle olmasını ister miydiniz? Ben cevabı referansla 1. bölümde vermiştim: 2. feminist dalga hareketi mensubu hippi annelerin 3. feminist dalga çocuklarının yaptıklarını eleştirdiğini ve 2 neslin “feminizm” konusunda anlaşamadığını anlatmıştım.

Hipergami sebebiyle kendinden üst bir erkeğe hayranlık duyarak aşık olan kadının yapamayacağı hiçbirşey olmadığını da önceden defalarca anlatmıştık. 3. Dalga feminizm ancak hipergamik dürtülerini bastıran, aşık olamayan kendini ketlemiş, aşırı solipsist yapılanmaya sahip kadınların katılabileceği bir inanıştır. Çoğu kadın da tam bilgi sahibi olmadığı için kadın-erkek eşitliğini savunur.


 

Yaşam Dürtüsü

Her cinsin yaşam amacı farklıdır. Örneğin kadının en büyük evrimsel dürtüsü çocuk sahibi olmak üzerinedir ki güncel istatistikler çocuk sahibi olduktan sonra kadınların %69unun işe geri dönmediğini söylüyor bize. Öyle ki çocuk sahibi olan bu kadınlar için bir anda her şey önemsizleşir. Tabiiki geri kalan katkı sağlamaya devam edebilir. Çoğunluğun böyle yapması bize diğer kadınların da engellenmesi hakkını vermez fakat genel düşünce yapıları hakkında çok fikir verir.

Erkek böyle değildir ve üretmeye devam eder çünkü bir çocuk sahbi olma şansı yoktur. Bir feminist olan Dr. Karen Horney psikolojide bunu “rahim kıskançlığı” olarak açıklamıştır. Yani erkek kendinden bir parça üretemediği için devamlı üretmeye yönelir. Bu onun doğasıdır. Erkeğin en büyük gücü olan maskülen tavır; testosteron hormuyla birlikte bu altyapıyla oluşur. 1. Bölümde de eleştirdiğimiz gibi cinsiyetsizleştirme politikası bu başarıyı engellediği gibi çocuk sonrası işini bırakan %69’u da huzursuz edecektir. Çünkü buradaki çoğunluk erkeklerin çalışmasına güveniyor. Artık içgüdü mü dersiniz, başka bir kelime mi bulursunuz bilemem.

Örneğin evlenen bir çift olsun, kadın çocuğundan sonra işi bırakıp çocuğuna bakmayı tercih etsin. Sizce kaç erkek “biz seninle böyle mi konuştuk? Neden evine para getirmiyorsun? Neden çocuğunu seçtin?” diye karısını suçlar? Bunu okuyan her erkek bu konuşmanın hoş olmadığını, kulağa garip geldiğini fark edecektir. Çünkü her erkek çocuğunun annesi tarafından güvenle yetiştirilmesini tercih eder. Mali yüke ve yoğunluğa giriyor bile olsa. 

Kadın ve erkek “eşit” değildir. Geleneksel bazı roller iş olsun diye uydurulmamıştır, biraz da doğamız sebebiyle böyle hissederiz. Tabii ki bunun diretilmesi veya abartılması yanlış olabilir. Yani kimse “zorunda” bırakılmamalıdır.  İşte feminizm bu yüzden tepkiseldir ve temelsizdir.

 

İş Hayatı ve Stres

Kadının üretime katkı yapmasında ve stresli işlerde çalışmasında bence bir sorun yoktur fakat feministlerin bunu tepki olsun diye yapıyor olmaları ve bunu fark etmemeleri aşırı fiziksel ve psikolojik yoğunluk sebebiyle kendilerini mutsuz edecektir. Bence stres içermeyen işlerde başarılı olabilirler. Okuma-anlamada erkeklere göre daha iyi olduklarından bahsetmiştik. İstatistiklere göre erkek-kadın ücret eşitliği hala sağlanamadı fakat birbirne oldukça yaklaştığı görülebilir. Aslında tepkilerden biri de bu yüzden oluşuyor. Bu farkta kadınların çocuk sahibi olduktan sonra işi bırakmaları da etkin. Yani iş veren güvenmiyor. Kadınlardan %42, erkeklerinse %22si cinsiyetçi yaklaşımdan yakınıyor[Ref]. Demek ki ayrımcılık sadece kadınlara özel de değil ve yine belki bu cinsiyetçilik femnist geçinen kadın yöneticiler tarafından yapılıyor. Kanaatimce ücrette eşitlik olsa, kadınlar zaten kendiğinden stressiz bir yaşamı seçerdi.

Kadınlar biyolojik doğaları nedeniyle stres almayı sevmez. Güvende olmayı hissetmeye ihtiyaçları vardır. Kadına dünyanın en büyük gücünü de verseniz bunun sorumluluğunu taşımak istemeyecek ve kolayca bunu çocuk yapmaya tercih edecektir. Bu yüzden en gelişmiş ülkelerde bile kadın yönetici sayısı daha azdır. Olanların da mutlu olduklarını sanmıyorum. 

Evde çocuğunu yetiştiren bir kadının daha mutlu olacağı konusunda kimsenin şüphesi olmaması gerekir ama çalışmak kendi kararıdır. Kadın neden zor işlerde çalışarak kendini erkek gibi hissetmek ister ki? Özetle feminizm geleneksel rolleri küçümseyerek, çalışmayı bir ayrıcalık gibi gösterek kadınları kandırmıştır. Çalışmak bir zorunluluktur ve sorumluluk gerektirir, ayrıcalık değildir. Emin olunki hiçbir erkek zorunda olmasa feminist kadınlar kadar çalışmaya arzu duymaz.

Tabii işte çalışmanın iyi bir şey olduğunun öğütlenmesi, kadının hormonal yapısına uygun olmayan işlerde çalışması, evde en büyük misyonu olan çocuğunu büyütmesini “geleneksel rol” diyerek küçümsenmesi de ayrı bir çelişki. Oysaki kadın feminizm öncesinde de çalışıyordu bu kadınlar, şimdi de çalışıyor. Üstelik artık lüks ev aletleri var eskisi kadar yorulmak zorunda değiller. İsterse zor işler için birini de tutabilir.

 

Kadının Tanrıçalaştırılması

Feminizmi ve kadının tanrıçalaştırılmasını anlamak için 11. YY. ile orta-çağ mitlerine bakmak gerekir. Bu dönemde aşk evlilikleri yapılmazdı. Güzel ve varlıklı kadınlar malları sebebiyle lordlarla evlenirdi ve bu lordlara hizmet eden askerler genellikle leydiye aşık olurdu, ona ulaşmak için her şeyi yapabilirlerdi, lord da bunu askerleri kontrol edebilmek için hoş karşılardı, sonuçta akşam leydi kendi yatağına giriyordu. Bu durumun resmi adı Courtley Love’dı. Şimdiki gibi cinsellik olmasa bile leydinin gülümsemesi bile o erkeği mutlu ederdi. O dönem Sir Lancelot lordun karısını kaçırarak kuralı bozmuştur. 


Yüzyıllar süren bu gelenek kadınları tanrıçalaştırılmıştır. Çünkü geneli temsil eden orta sınıf devamlı olarak kadınlar üstüne eserler üretmiştir. Bourlervir eserlerinde şunu sorgular “kadın geçmişte bu kadar değerliyse şimdi neden değil?” İlk feministlerin temel düşüncelerin şekillendiricisi de budur fakat çarpıktır. Kadınlar erkeğin eşitliğindense kadınların günümüzde neden ilahlaştırılmadığı olgusu yanlış bir projeksiyondur. (Hepsi olmasa da 3. Feminist dalgada kadınlara pozitif haklar verilmesini isteyen ciddi bir kesim var.) Her nasılda bu anlayış bozulmuş, üniversitelerin kurulması ve kadınların 2. plana atılmasıyla bu mit bir çeşit “kollektif bilinç” şeklinde bize yerleşmiştir.

 

Kadın ve Cinsel Algı

Temelde baktığımızda feminizmin bir tepki olarak ortaya çıktığı için güçü temellerini yine ataerkil sistem diye eleştirdiği şeylerden kadınların doğasını önemsemeden aldığını görüyoruz. Örneğin cinsellik konusunda erkeklerle aynı özellikler sahip değildir kadın. Bir erkek salgıladığı x15 testosteron sebebiyle cinselliği değişen sıklıkla düşünürken, resmen hayat motivasyonu yaparken; kadın sadece periyodik olarak maksimum seviyede ister. Bu da genellikle yumurtlama dönemi öncesi ve sonrasıdır, öncesine alfa, sonrasına beta fazı denir. (Aldatan Kadın Serisi

Örneğin erken boşalan kadın var mıdır? Yoktur. Araştırmalara göre kadınların %60’ının düzenli orgazma ulaştığı biliniyor. [Robin Baker – Sperm Wars]

Kadın cinsellik yaşarken o kişiye güvenmesi, arzu duyması, değer vermesi gerekir. Kendinden düşük gördüğü biriyle hipergami sebebiyle asla birlikte olmaz örneğin. Psikolojik etmenler daha etkindir. Erkek kendinden düşük ya da yüksek puanlı bir kadınla rahatlıkla birlikte olabilir. 

 

Birkaç Gerçek Örnek

Biyolojik sebeplerle yönetici pozisyonunda aşırı strese ve karar vermeye uygun değiller ve iş hayatları yüzünden esas hedeflerini gerçekleştirememeleri sonucu mutsuz oluyorlar ve 30 yaşından sonra mutsuz kadınlar görüyoruz. Fark ediyorlar ki aslında istedikleri bu değilmiş. Böyle tanıdığım 3 tıp doktoru kadın vardı. 3’ü de 35+ üstündeydi. 2si hırslı biri ise hırssızdı ve pratisyen olarak kaldı ki bana kurduğu cümle şöyleydi: “Kendimi neden strese sokayım ki? Ben böyle mutluyum” Gayet feminist geçinen bu abla, fark etmeden doğasına uyum sağlamış. Çoğu kadın görünürde feminist olsa da içten içe feminen doğasına sıkı sıkıya bağlıdır aslında.

Yalnız işin ilginç tarafı 2si çoktan çocuk yapmayacaklarını kafaya koymuştı. Düzgün ilişkiler kuramayan kadınlara dönüşmüşlerdi. Kısa süreli ilişki yaşadığım için görüşlerini biliyorum ki 2si de uzun süreli ilişki özürlüydü. İçlerinde en psikolojisi düzgün olan hırssız olandı fakat o bile evlenip boşanmış, artık hiçbir şey umurumda değildi. Artık yaptıkları iş bir hırs odağına değil para kazanma sebebine dönmüş. Başka şeyler yapmak istiyorlar fakat elleri kolları bağlı. Her gün hayatlarında bir şeyin eksik olduğu üstüne bir şeyler dinliyordum.

 

Feminizmin Semantik Anlamı

Alfred Adler 2 tip kadından bahseder. İlki aşırı feminendir; bir şey beceremediğine inanır, başarısızdır, diğeri aşırı maskülen kadındır. Bu da aşk ilişkilerine inanmaz, dışa dönüktür, her işi yapmaya çalışır. Alfred Adler’e göre her 2 tip de erkeklerin kadınları “sosyal baskılaması” sonucu ortaya çıkan “negatif” kadın tiplemeleridir. Biri vazgeçen kadını, diğeri ise erkek gibi olmak isteyen kadını ortaya çıkartmış ve feminizm akımına yol açmıştır. Feminizm kelimesi “feminenden” türer fakat örnek aldığı tip “maskülen” erkektir. İronik şekilde “feminenliğe” dair pek bir şey bulamazsınız. Her eylemin arkasında “ben de erkek gibi” yapabilirim vardır ve bunu genellikle yatakta özgürlük anlamında kullanırlar.

 

Sonuçlar

Ben şuna inanıyorum ki eğer baştan beri kadınlara benzer haklar verilmiş olsaydı, çoğu kadın erkeklere inatla rekabete girecekleri işlerde çalışmak istemeyecekti ki modern çağda buna rağmen işlerini bıraktıklarını üstte istatistiksel olarak verdik. Baştaki aşırılık yavaş yavaş dengeye ulaşmış durumda. Son dönemde İngiltere’de kendini feminist olarak tanımlayanların sayısı %7-9 civarı değişmektedir. Bu da bize dengeye tekrardan ulaştığımızı söylüyor. 

Bilimde etkileri şimdikinden fazla olmayacaktı ki son 10 senenin Nobel ödüllerine baktığımızda kadınların hala uç noktalarda değer üretemediğini görüyoruz. IQ dağılımında da bunu görüyoruz. Ortalama IQlar eşit olsa da en aptal ve en zeki insanlar yine erkeklerden çıkıyor. Çünkü uyum sağlamaya daha yatkınlar, bu stres gerektirmeyen işlerde erkeklerden daha başarılı olmalarını sağlıyor. Örneğin erkekler daha fazla iş değiştiriyor, daha fazla kavgaya katılıyor, hatta daha fazla işsiz kalabiliyorlar. Oysaki kadınlarda bu durumlar daha düşük oranlarda seyrediyor. Zor kararlar vermektense duygusal düşüncelerine uygun bir tavır almak ve buna inanmak kadınları daha iyi hissettiriyor. Erkekler uç düşünebiliyorken(iyi ya da kötü) kadınlar düşünmüyor, çünkü bu onların duygusal dünyalarını kötü etkiliyor. Seri katillere baktığımızda yine erkeklerin ağırlıklı olduğunu görüyoruz. 

Feminizm temelde doğru bir akım olarak başlasa da insan doğası sebebiyle bir uca doğru savrularak amacını kaybetmiş ve birçok kadın doğaları nedeniyle sahip oldukları yüksek uyum yeteneği sebebiyle negatif etkilemiştir.  Öyleki feminizm ismi geçen yerlerde kadınlar haksız ya da kendilerine uyumsuz bir tavır da olsa kabul eder hale gelmişlerdir. Son söz olarak cinsiyetsizleştirme politikası tamamen yanlıştır.

2. Bölümün Sonu

1.Bölüm için tıklayın.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

5 19 votes
Makaleyi puanlamayı unutmayın.
Karanlikruya

Karanlikruya

Sitenin psikolojik delisi.

Subscribe
Bildir
guest
16 Yorumlar
Inline Feedbacks
View all comments
Portland
Ziyaretçi
Portland
3 Aralık 2020 06:24

Şunu göz ardı etmeyin feminizm kadınları çirkinleştiriyor, Amerika’ya geleli 2 sene olacak neredeyse, öyle feministlerle karşılaştıştım ki yuh artık diyordum, saçma sapan akımlar var mesela vücut kıllarını almayan kadınlar, saçlarını kazıyanlar ya da neon renklere saçlarını boyatanlar, baştan aşağı dövmeli vücutlar, vücuda takılan cins cins metaller. Zorla obez kadınları (bakın… Read more »

16
0
Would love your thoughts, please commentx
()
x

Adblock'u kapatıp reklamlara tıkladığınız için teşekkür ederiz. Bu sayede sitemiz ücretsiz kalabilecek.