Feminizm Üstüne Aykırı Düşünceler

Feminizmi desteklemesem de çıkış noktası mantıklıdır fakat anlamından şaşmıştır.

1.Bölüm

Giriş

Avcı-toplayıcı toplumlarda kadın bu kadar değersiz değildi fakat erkeklerin toprak hırsı savaşlarla birlikte kadın 2. Sınıfa itilmiş, alınan satılan bir meta haline gelmişti. İlk çağda hiç söz hakları yoktu. Dönemsel olarak kadının değeri artıp azalsa da özellikle orta çağdan sonra üniversiteye alınmamalarıyla önemli oranda azalmıştı. Şu anki sosyal yapılanmada bunu anlamak imkansız fakat dönemine göre dışarı bile adım atamadığını ve her şekilde kısıtlandığınızı hayal edin, işte şimdinin feminazi duruşu o dönemin tepkisel mirasıdır. 

Kadınlara 2. sınıf davranılmış olabilir fakat bu durum engellenemezdi. Çünkü toplumların yükselmesi, gelişmesi ancak erkelerin fiziksel nitelikleri yanında rekabet ve hırs ile mümkündü. Haliyle kadınların feminen doğası burada çekinik kaldı. 

Sadece erkekler değil, dinler, sosyal çevre, ahlak da etkindi. Dönemi anlayabilmek için sosyal yapısı itibariyle ele almak gerekir.

Kadınlar da güzellikleriyle baş döndürdükleri ve doğurganlıkları sebebiyle her dönemde kontrol altına alınmıştır. Örneğin alınamayan kadınlar din adına manastıra kapatılmıştır. Kadınlar da bu süreçte çıkarcı olarak yapılanarak solipsist olmuştur. Hatta Schopenhauer’un kadınlara öfke saçan metinlerinde bunu görebilirsiniz. Neredeyse hepsini bencil, çocuk gibi davranan, çevresini ciddiye almayan varlıklar olarak tanımlar. Çünkü o dönem tam da böyle davranmaya zorlanıyorlardı.

Düzen böyle gitmedi ve 19 YY’da 1. feminist dalga ortaya çıktı. Kadınlar oy verme hakkına kavuştular. Bu hakkı ilk veren liderlerden biri de Atatürk’dür. Feminizm kanlı bir devrim değildir, savaş yapılmamıştır. İnsan haklarına özverili erkekler tarafından bu haklar tanınmıştır. Bunun temel nedeni toplumların yükselmesiyle aynıdır. İnşa etme ve yükseltme biyolojik sebeplerle erkeğe özgü bir niteliktir.

Onca zaman bastırılmış olan kadınların böyle bir özgürlüğü nasıl yorumlayacağı ayrı bir soru işaretiydi ve sonuçları dengeye ulaşana kadar kötü oldu. Nedensiz şekilde bunu “cinsellik yaşama” hakkı olarak kullandılar, çünkü o konuda bastırıldıklarını hissettiler. İnşa etmeyi seçmediler.

Feministlerin başarılı erkeklerin temel özelliklerini kıskandığı mı yoksa gerçekten özgürlük mü istedikleri ayrı bir soru işaretidir. Simone de Beauvoir‘un söylemlerine baktığımızda kadınların devamlı çalışması gerektiğini, geleneksel rolleri küçümsediğini (annelik, çocuk bakmak, ev işleri) kadın doğulmayacağını, olunacağını söylediğini görürüz. Bu temelde bir erkek söylemidir. Yorum size ait.

Bir şeye tepki olarak geliştirilmiş hiçbir düşünce güçlü değildir. Çünkü temeli yoktur. Bunu açıklamadan önce feminizm tarihsel olarak geçtiği 4 döneme bakalım. (Burada sadece ilk 3ünü açıklayacağım.)

 

1. dalga:

1900lerin başında orta çıkmıştı. Erkeklerle aynı yargı, eğitim, seçim haklarına sahip olmak üstüneydi. Gayet haklı ve gerekli bir süreçti. Örneğin kadın da erkek gibi özgürce eğitim alabilmesi, yargıda eşit şekilde temsil edilebilmeliydi.

 

2. dalga:

1960larda ortaya çıktı. Kadınların da erkek gibi cinsellik konusunda özgürleştiği bir dönemdi. Kadınlar kendi vücutları üstünde tam haklara sahip oldular. Örneğin çocuk kadına aitti, isterse kürtraj yaptırırdı. Yani “kendi vücudu kendi kararıydı.” Belki düşünce mantıklı gelebilir fakat erkeklerin alanına da tecavüz edildi. Çünkü bir erkeğin kendi çocuğu üstünde hakkı olamayacağı anlamına da geliyordu. Yalnız mottoları daha ilginçti: “Kadın ve erkek mutlak eşitliğe sahiptir.” Bu döneme damgasını vuran bazı yazarlar ve kitapları şunlardır:

  • Kate Millett – Sexual Politics
  • Shulamith Firestone – The Dialectic of Sex 
  • Germaine Greer –  The Female Eunuch
  • Simone de Beauvoir – The Second Sex

Örneğin sosyalizmi savunan feminist yazar Simone de Beauvoir kadına yüklenen muhafazakar niteliklere kitabında giydirir. Hatta sosyalist rejimlerde(SSCB gibi) bile kadının geleneksel rollere bürünmesine, ev işi yapıyor olmasına tepki gösterir. Toplumun kadına uygun gördüğü feminen görevleri reddeder. Çifte iş yaptıklarından yakınır. Bunu 1960lar için anlamak mümkün, çünkü kadınlara fazla hak tanınmıyordu fakat günümüzde geçerli değildir ve dejenere edilmiştir. Öyleki bu yolda erkekler feminenleşmeye ve bunu normal olduğunu sanmaya başlamıştır. Bu konuda altta bahsedeceğim “ayrımcı feminist” kolunu oldukça takdir ettiğimi söyleyebilirim. Simone de Beauvoir’in bu görüşlerinin ikili ilişkileri kötü hale getirdiğini örneklerle önceden bir boşama hikayesinde anlatmştım.

Bu dönemde 3 feminist grup mevcuttur. 1) liberal feministler; bunlar devlet ve kuruluşlara konsantre olunarak kadınların sisteme dahil olmasını öneriyordu. Pragmatiktiler ve toplumsal cinsiyeti savundular. 2) radikal feministler; bunlar kuruluşların kökten değişmesini, yeniden yapılanmasını istiyordu, gerçek değişim ancak böyle olurdu, çünkü kurumlar kökten patriarkiye bağlıydı. 3) ayrımcı feministler mevcuttu, bunlar ise erkek ve kadın doğasının farkını savunuyordu ve diğer feminist fraksiyonlarına göre kadınların doğum yeteneklerini ve ilişkiyi sürdüren feminen niteliklerini kaybetmemesi gerektiğine dikkat çekiyordu. Aksi halde erkekler gibi olunurdu.

Özellikle liberal feminizm denen akımla bence duruşları şaştı. Özellikle erkek ve kadın rollerinin toplumsal olduğu ve biyolojinin etkinliğini reddetmeleri esas problemdi.

Maskülen veya feminen rollerin toplum tarafından da öğretildiği doğru fakat bu biyolojinin etkin olmadığını göstermez. Özellikle maskülenliğin toksik olarak tanımlanması, erkeklerin içindeki maskülenliği öldürmelerinin gerektiği hep bu dalganın sonuçlarıdır. Günümüzde bunun yanlış olduğunu biliyoruz. Çünkü tam eşitliğin sağlandığı Nordik ülkelerde kadınlar feminen, erkeklerse maskülen nitelik gerektiren işlerde çalışıyor. Hatta tam eşitliğe rağmen kadınların çalışmaktan kaçtığını da biliyoruz. Radikal feminizm ise “hetero” geçen her şeye tepkiliydi, kadınların tek eşli olmasına, çocuk bakmalarına karşılardı. Bu yüzden çoğu eşcinsel kadın radikal feministtir.

3. dalga:

1995 civarı ortaya çıktı. 2. Dönemin sadece orta ve üst kesimi kapsadığını söyleyen mutlu olmayan aykırı kesim 3. Dalgayı başlatmıştır ve süreci her kesimden insana(translar, 2 cinsiyetliler vs.) yansıtmak istemiştir. Örneğin siyah bir kadın, hem cinsiyetinden hem ırkından dolayı bir işe alınmamasını karşı çıkmışlardır. Yalnız özgürlükleri iyice uç bir noktaya taşıyarak dışa aşırı dönük, fazla duyar yaparak kadınların aslında güçlü, kendi cinselliğini kontrol edebilen varlıklar olduğunu ve klasik olarak “duyarlı”, “feminen”, “bağlı”, “pasif” olmadığını çok sert bir dille ifade etmişlerdir. Riot Grrrls olarak bilinen punk grubu çeşitli gösteriler yaparak dikkat çekmede ilk adım olmuştur. Eve Ensler yazdığı The Vagina Monologues oyunu ise dikkat çeken diğer eserdir. Jennifer Baumgardner, Amy Richards- “Manifesta: Young Women, Feminism, and the Future” ilgili bir diğer kitaptır.

Bu aşırılığın temel sebeplerinden biri 3. Dalgayı başlatanların tüketici, punk kültüründen gelen, daha apolitik jenerasyon x çocuğu olmalarıdır. 2. Dalga, Viyetnam Savaşı etkisiyle yükselmiş, savaş karşıtı siyasi bir ortamda kadın haklarını ön plana çıkartmıştır. O esnada çiçek çocukları kapsayan bir hippie kültürüne de sebep olmuştur. Nesil farklılığı sebebiyle 2 tür birbiriyle anlaşamaz. 3. Feminist dalga çocukları 2. Femnist dalga anneleriyle çatışır, hatta onları muhafazakar görür. Temel nedeni de 2. dalganın sosyalizmden etkilenmiş toplumsal, 3. dalganın neo-liberal yönden etkilenmiş bireysel-kültürel bir akım olmasıdır.

Bu dönemde tepki çekebilmek için birçok gösteri yapılmış ve radikal fiziksel görüntülerle desteklenmiştir. Şimdilerde mavi kısa saç, dövmeli şişman feminazi tiplemesi tam da 3. Döneme aittir. “Yılın en sürtüğü” veya “Erkek nedir? Küçülebilen bir şeydir”, “Vaj.nam şekil, önümden çekil” gibi pankartlar bu döneme aittir. Bireysel oldukları buradan da görülebilir. 

2. Döneme göre oldukça uçuk bir akımdır. Kadınlara pozitif haklar verilmesini de savunurlar ve erkekler genel olarak küçük ve hakir görülür. (ref) Bunca zamanında intikamı almak ister gibidir.

Karşıt Görüşlerin Yükselmesi

“Bir şeye tepki olarak geliştirilmiş hiçbir düşünce güçlü değildir” birçok eleştirmen 3. Dalga feministlerin yaptıkları aşırı hareketlerle(topuklu ayakkabılar, açık kıyafetler vs.) feminenliği özgürleştirmeyi mi yoksa değerini mi düşürdüğünü tartışmıştır. 2. Dalga feministlerinin birçoğu da bu dalgayı yeni bir değer katmadıkları üstüne de aşırı duyar yaptıkları için eleştirmiştir. Hatta dengeyi pozitif ayrımcılığa doğru kaydırdıkları iddia edilmiştir. Git gide yayılan ve erkek haklarına da mal olmaya başlayan 3. Feminist dalga; erkek haklarını da kısıtlamaya başladığı için kırmızı hap görüşleri de 2000lerde belirmeye başlamıştır.

Maalesef erkek ve kadın doğasının farkları ve cinsel seçilim üstüne duran kırmızı hapı cinsiyetçi ve kadın düşmanı olmakta suçlarlar. Oysaki kendileri genellikle fark etmeden erkek düşmanıdırlar. Yani tipik bir yansıtma yapmaktadırlar. Kendi negatif düşüncelerini karşıya yansıtarak korumaya geçmektedirler. 

Biyolojik Determinizm Hatası ve Cinsiyetsizleştirme Politikası

Kırmızı hapın temel misyonu feminenleşen erkekleri tekrardan kendi doğalarını fark etmelerine sağlamaktan ibarettir. Kadınları hakir görmez, biyolojik farklılıklarını hatırlatır fakat çoğu feminist bu farkları bile kabul etmemekte ve cinsiyetçi bulmaktadır. Amaçları anlamsız bir cinsiyetsizliktir. Bu biyolojik determinizmi kabul etmek kadar ahmakçadır.

İnsanları “doğuştan boş bir levha” gibi düşünerek sosyal konuda eğiterek biyolojik yapılanmalarını değiştiremezsiniz. Örneğin erkeklerin doğuştan sahip olduğu yüksek testosteron oranını mı azaltacaksınız ya da kadınlara mı testosteron vermeyi tercih edeceğiz? Bunun etkilerini biliyor muyuz peki? Genetikte şöyle bir durum vardır: Bir davranışı değiştirmek için hangi dna’nın değiştirilmesi gerektiği bilinir fakat o dna’nın toplamda neleri etkilediği bilinmez, işte sosyal-mühendislikle belki “maskülenliği” eleyebilirsiniz fakat bunun sonuçlarına da katlanmanız gerekir. Çünkü seçim-seçilim, evrim, gelişmeye sekte vurabilir. (Bkz: Maskülenlik vs Feminenlik)

Dikkat edin feminizmi savunanların vardığı nokta en sonunda “cinsiyetsizliktir” ve karşı tarafı cinsiyetçi olmakla suçlarlar. Biri bana cinsiyetçi dediğinde, “evet öyleyim çünkü cinsiyetler arası farkın aşkı, kadınların daha iyi ekeklere ulaşması arzusunu, bunun da evrimin temeli olduğunu biliyorum.” diyorum. Hatta erkeklerin gelişme temelinin bile daha iyi dişilere ulaşmak için olduğu psikanalizden, evrimsel sürece kadar genel olarak kabul görüyor. Cinsiyetsiz olursak seçim olmayacağı için iq’umuz 1 puan bile artmayacaktır. Bu da kaos ve yok olmak demektir.

Toplum mühendisliği LGBT ile son dönemde travesti ve eşcinselleri bile bu uğurda, üstteki dengeleri sarsmak için kullanıyor. Mesaj şu: “Bak bir erkek olarak sadece kadından etkilenmek zorunda değilsin, erkek olarak doğdun ama kadın olabilirsin.” Eşcinselliğin hetero ilişkilere yansıması yazımda anlattığım gibi aslında LGBT bireylerin oranı değişmedi sadece yapıyı değiştirmek için daha fazla ön plana çıkartıldılar ve toplumsallaşmanın en önemli aracı olan “özel tvler(netflix), online yayınlar vs” bunu ön plana çıkartıldı. Daha acısı savunma mekanizması olarak “cinsiyetçi olmayı ve LGBT’i sevmeyen uçtaki” bireyleri kullanıyor. Yoluna çıkan her şeyi alet ediyor.

Güzelliğin Üstünlüğü

Daha ilginci feminizmin kadınları fark ettirmeden üstün duruma geçirmesidir. Kadınlar zaten doğuştan çirkin olmadıkları sürece; güzellik kavramıyla sinyal yayan ve işleri kolaylaşan bir cinstir. Üstüne her durumda eşitlik, kadınlara eşitlikten fazlasını sağlamaktadır ve bunun önüne geçmeniz bir yolu yoktur. 

Kadının temel arzusu tek olmak değil, bir erkekle bütünleşme, tam hissetme ve “erkeği seçme” özgürlüğüdür. Kadnların çoğu yalnız olmak fikrine dayanamaz, özellikle 30 yaşından sonra bu iyice imkansızlaşır.

Gerçek feminist düzen olsaydı, kadın güzelliği yüzünden ön plana çıkmaması ve cinsiyetsiz olmamız gerekirdi. Yani güzellik bir avantaj olmamalıydı. Oysaki bir erkek gözünden kadının görüntüsü, seçilme kriterleri kendi biyolojisi sebebiyle asla değişmeyecektir ve çoğu erkek kadın cinselliği tarafından kolaylıkla manipüle edilecektir. 3. Feminist dalganın bu yüzden eleştirildiğini çünkü feminen özellikleri ön plana çıkartarak dikkat çeken gösteriler yaptığını üstte anlatmıştım.

Eğer tersi mümkün olsaydı, herkes içsel olarak buna inanırdı fakat erkek ve kadının biyolojik veya psikolojik açıdan “eşit” olmadığı kesindir. Kendilerine özgü üstünlükleri mevcuttur.

Çoğu kadın bu oyuna kendi doğaları manipülatif feminist propaganda ile yükseltildiği için kanıyor. Feminizmin geldiği son nokta “öyleymiş gibi görünen fakat olmayan gerçeklerle dolu” Kadının yüksek uyum yeteneği ve kendilerini kolay kandırma yetileri “feminizmi” olumlu anlamlarla ilişkilendirmelerine neden oluyor. Siz karşı bir şey söylediğinizde içlerindeki pozitif olumlamalar sebebiyle nedensizce savunmaya başlıyorlar.  Çok uçta olanlar sizi dinlemiyor bile, dogmatik inanıyorlar. Direttikçe daha da uç şeyler yapar hale geliyorlar. Bunların sebeplerine de 2. Bölümde değineceğiz. 

1.Bölümün Sonu, 

2. Bölüm için tıklayın.

(Makeleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Subscribe
Bildir
guest
14 Yorumlar
Most Voted
Newest Oldest
Inline Feedbacks
View all comments