Ana Sayfa » Psikoloji

Psikoloji

Psikoloji (evrimsel, bilişsel ve psikanalitik yöntemlerle) esaslı ayrılık acısından kurtulma yöntemlerini ve doğru karar vermeyi öğrenmek ilk aşama olmalıdır.

Freud, Jung, Adler, Kernberg, Rollo Tomassi, Jordan Peterson, David Buss vb. psikolog/psiyatr görüşleriyle zaman zaman evrimsel, bilişsel veya psikanalitik olarak bol bol anlatmaya çalışacağım.

Aşırı Sinirlenen Erkek Olmayın!

Aşırı Sinirlenen Erkek Olmayın! (Kontrol ve Odaklanma)

Aşırı sinirlenmek özellikle genç erkeklerde daha sık karşılanan bir durumdur. Zamanında aşırı sinirli biri olarak anlayabiliyorum. Hatta çevremdekiler sinirlendiğimde korktuklarını belitirlerdi. Tabiiki zamanla bu potansiyel enerjiyi kontrol etmeyi öğrendim. Richard Cooper’ın The Unplugged Alpha kitabında da benzer bir bölüm ve özellikle bu kısmı da farklı kaynaklarla yoğurarak yorumlamaya çalışacağım.  

Erkeklerin En Tehlikeli Çağı

Erkekler ergenlikte testosteron artışıyla birlikte maskülen taraflarını keşfetmeye başlar. Bunun en önemli çıktısı agresiflik, dışa dönüklük ve aşırı sinirdir. Bu enerji doğru yönlendirilmelidir. Zamanla mantıklı düşünme geri plana itilebilir ve dürtüsel kısım ağır basabilir. Cinayetlere bakın hep en fazla 20lerindeki erkeklerin işlediğini görürsünüz. Esas problemse bunu yönlendirememenin büyük bir enerji kaybı olduğudur! Günümüzde feminen düzenle bu traşlanmaya çalışılsa da erkeğin yakıtı testosterondur ve kişi kendini gelişim için bunu kanalize ederse devleşir.

Aşırı siniri kontrol edememek takıntıya sebep olabilir ve takıntılar tekrarla güçlenir. Aşırı siniri şiddete yönlendirmek rahatlamaya neden olur ve bu da zihninize anlık rahatlamayı öğretir ve tekrara sebebiyet verir. Esas problem yanlış yönlendirdiğiniz konuların size zamanla zarar vermesidir.

Rahatlama mekanizması ve tekrar->Obsesif kompulsif davranış veya bozukluk (OKD veya OKB)

Daha kötüsü kadınlara gösterilen tepkilerdir. Evet kız arkadaşınız da 20lerinde çok sinir bozucu olabilir, üstünüze gelebilir ve bir yerde size saldırabilir. Siz de koruma amaçlı onu durdurabilir ya da itebilirsiniz. Tebrikler işte o an suçlu siz oldunuz! Bunu önlemenin yolu kadınlarla tartışmamak veya zor durumlarda cep telefonunun kamerasını açmaktır. Her durumda sonradan kız arkadaşınıza izletebilir ve saçmaladığını anlatabilir, daha zor durumlarda mahkemede kullanabilirsiniz.

20lerimde öfkeyle/sinirle mücadele eden biriydim. Akademik kariyer yapmaya çalıştığım için aşırı kontrolcü ve mükemmelliyetçi davranıyordum. İstemediğim bir not, olay vs. geliştiğinde devamlı bilişsel çarpıtmalar yapar, eşyalara bile saldırırdım. Bunun zamanla obsesyona dönüştüğünü fark edememiştim bile. Yıllar sonra da bu zihin setini değiştirmek için uğraştım ve defalarca başarısız oldum. Aşağıda bunu nasıl yendiğimi de anlatmaya çalışacağım.

Aşırı ve Mantıksız Tepkilerle Nasıl Mücadele Edebilirsiniz?

Yaşadığınız bir olay bazen çok sinir bozucu olabilir fakat olayın bir noktada enerji yönlendirme olduğunu anlamalısınız. Aşırı sinir veya kontrolsüzlük halinde mantıklı tarafınızı devreye almalınız. Bunun yolu da karşı tarafa bağırmak/şiddet yerine 15 dk. durmak ve o zorlantıya/öfke haline maruz kalmak olmalıdır. Kendini gaza getirici ki bunlara bilişsel çarpıtma diyoruz, kaçınmalısınız. (Örnek: “ben başarısızım zaten, o yüzden iyice batırmalıyım”, “ben zeki biri olsaydım bu halde olmazdım”, “karşımdaki aptal o yüzden onu döverek dersini vermeliyim” vb.)  Bundan kaçmak için kompulsif nötrleşme hareketi yapmanız, ileride bu hareketi tekrarlamanız için bir döngü yaratacaktır.

Bu konuya altta değineceğiz ama durum şudur:

“Kişişler ya kendi inançları yüzünden size saldırılır ya da inançlarınız zedelendiği için o kişiye saldırırsınız.

Böyle sorunlarınız varsa sevdiğiniz ve güvendiğiniz insanlarla paylaşmanız da iyidir. Çoğu kişi takıntılar konusunda ketum olabiliyor. Bunu gizlemek sorunu büyütmenize, normal olarak algılamanıza neden olabilir.

Mark Manson ve Bir Şeyi Kafaya Takmak

“Bir şeyi seçmemek bile başka şeyi seçmektir.”

Diyor Manson. Bir olayı yaşamak ve sinirlenmek/üzülmek sizin kontrolünüzde olmayabilir ama nasıl tepki vereceğiniz sizin kontrolünüzdedir.

1-Kişileri Takmak

Kişiler diğer kişilere tepki verir fakat temelde kişisel inançları zedelendiği için bunu yapar!

Biri size çok takmışsa ve nefret ediyorsa, ondan üstün olduğunuz ve görüşlerinizin o kişinin inançlarıyla çakıştığı için olduğunu anlamalısınız. İnsanlar kendilerinen alt seviye kişilere takmazlar. İnsanlar başka insanlardan eğer kendilerine hakaret edilmiyorsa rahatsız olmamalıdırlar. Bu durumda sizin ona karşılık vermeniz de anlamsızdır.

Eğer siz, o kişiden nefret ediyorsanız, öncelikle kendinizi sorgulamalısınız. Çünkü o kişiyi üstün buluyorsunuz. Sizi o kişinin değil, bir görüşün inancınızı rahatsız ettiğini kavramamışsınız! İnancınızla yüzleşmek yerine, kişiyi suçlamayı kolay buluyorsunuz!  

2-Olayları Takmak

Gereksiz olaylara takıyorsanız sebebi enerjinizi verecek daha iyi bir şeyiniz olmamasıdır. Örneğin yaşlı insanlar kasiyerle bağırır ya da emekli Albay Ahmet Amca evinin önüne arabasını çeken adama takar.

Hayatınızda sorunlar hep olacaktır ama neye aşırı sinir yapacağınız sizin elinizdedir. Mark Manson kitabında şöyle der: “Mesele sorunlardan kaçmak değildir, sizi ilgilendiren ve geliştirecek sorunları bulmaktır.” Hayatınız için anlamlı şeyler bulamazsanız, anlamsız konulara enerjinizi harcarsınız.

Zihninizi inşa eden sizsiniz, gençliğinizden itiberen gereksiz konulara enerjinizi harcarsanız, her geçen sene de daha pesimist, yaşlılıkta ise depresif biri olursunuz.

Manson’da birazdan anlatacaklarıma da benzer düşünüyor ve “bazı ıstıraplardan kaçamazsınız” mesele bunları kontrol edemeyeceğimizi kabul etmektir.  Hatta Budda’ı örnek göstermiş:

“Acılar ve kayıp kaçınılmazdır, onlara karşı koymayın.”

Richard Cooper ve Enerjinin Korunumu

RC kitabında Mortal Kombat örneğini vermiş. Yaşam enerjiniz başta %100, her yanlış hamledeyse düşer. Bunu hayata uygulayabiliriz, her gün uyandığınızda tam enerjiyle başlıyorsunuz fakat her yanlış hamlede, bir olaya veya kişiye takıp, aşırı sinirlendiğinizde sittir etmeyi öğrenemediğinizde enerjiniz düşüyor. Sonunda ise gerçekten uğraşmanız gerekenler için enerjiniz kalmıyor.

Bana soranlara da önerdiğim tek şey: Neyi takacağınızı öğrenin! Çünkü belli bir enerjiyle başlıyoruz. İş-arkadaş-partnerler enerjinizi bitiriyor. Neyin buna değer olduğuna da karar vermeniz gerekir.

Örneğin trafikte bir araba çıktı önünüze ve dallamalık yapıyor. Bu durumda ne yapabilirsiniz?

1) Arabanın önüne kırıp, uzunları yakıp, levyeyi çıkartıp adama dalabilisiniz.

2) Bu adam için değmeyeceğine karar verebilirsiniz.

Anlık aşırı sinir sadece odağınızın kaymasına neden olur.

Testosteron-Kortizol İkilemi

Gereksiz sinirlenmenin sosyal tehlikeleri olması yanında, fiziksel sorunlar da yaratır. Örneğin artan kortizol miktarını arttırır ve bu da katabolik reaksiyona neden olur. Sonuçta testosteron seviyeniz azalır ve daha güçsüz, hayata karşı pesimist bir tavıra girersiniz, unutmayın ki erkeğin yaşam kaynağı testosterondur, bunun en önemli yolu da düşük strestir. Tabii ki iyi uyku çekmenin de bunu düzenlediğini hatırlatırım.

Burada garip bir ikilem de var: Aşırı sinir sahibi olmanıza neden olan testosteron fakat bunu yanlış kullanıldığınızda ceza keserek kortizol seviyenizin de artmasına neden olur. Oysa ki aynı hormonu ağırlık kaldırarak kullandığınızda anabolik olarak gelişirsiniz.

Bu kayıplar kendinizin en iyi versiyonu olmanızın önünde de engeldir, çünkü yanlış kaynaklar için enerjinizi dağıtmış olursunuz. Sonuçta odağınız bozulur; amaçlarınız, tutkularınız ve hayallerinize yönelemezsiniz. Eve geldiğinizde hala “arabasını kıran adamı”, “işte size bağıran patronu”, “enerjinizi yiyen sevgilinizi veya arkadaşınızı” düşünür durursunuz. Hala keşke böyle yapsaydım/deseydim diyerek zamanınızı, enerjinizi harcmaya devam edersiniz. Odağınızın tamamı bu konuya yönelir!

Farkındalığı Yönlendirmek!

RC katıldığı bir yatırımcı konferansında Dandapani isimli bir rahip şöyle demiş:

“Where awareness goes, energy flows.” (Farkındalığı enerji takip eder.)

Yatırımcıların dikkat dağınıklığı yüksek olur, hatta değişen boyutlarda dikkat dağınıklığı bozukluğuna sahip olabilirler ve buna neden olan enerji vampirlerine dikkat edilmelidir. Farkındalığınızı arttırmaksa tek yoludur: (Mini Not: Jung da toplumdaki değişimin bireyde farklılaşma ile mümkün olduğundan ve farkındalıktan bahsederdi. Bu yüzden gölge kavramı ve arketipler üstünde dururdu.)

Farkındalığınız yüksek olursa enerji bunu izleyecektir. Zihninizde nereyi uyarırsanız o kısımlar güçlenecektir ki bunu bilişsel psikolojiden de biliyoruz. Zihinde alışkanlık yaratmanın yollarında biri de odaklanmaktır. Yalnız odaklanmayla her şeyi kontrol etme karıştırılmamalıdır.

Örneğin enerjinizi zihninizde mutlu olacağınız kaynaklara harcarsanız, zihniniz de gelişecektir. Atomik Alışkanlıklar kitabında da benzeri önerilir. Her gün %1’lik gelişim, kendinizin en iyi versiyonun ulaşmanızın(iyi alışkanlıkların) yoludur.

Odaklanma ve Kontrol

İnsanlar aynı anda 4000 düşünceyi zihinlerinden geçirirler. Oysaki sadece 1 tanesini takıntı yaparlar. Daha ilginci birçok yan düşünceyi de bununla ilişkilendirirler.

Dr. Mark Freeston “Beyaz Ayı” testiyle düşünce kontrol edilebilir mi? Konusunu araştırmıştır. Deneklerin 2 dk beyaz ayıyı düşünmesi istenmiş fakat kişi aynı anda 4000 düşünceyi fark etmeden zihninden geçirdiği için başarılı olamamıştır. Çünkü tek düşünceye odaklanmak oldukça zordur, heleki günümüzdeki sosyal medyanın bizi şartlaması sonucunda bu  süre iyice daralmıştır. Çünkü her şeyin kolayına alışmış durumdayız ve kısa süreli dopamin uyarılarıyla(like gibi) tatmin yaşıyoruz. Bu yüzden karbo tüketimi artıyor, obezite artıyor, feminenlik artıyor.  

Deneyin tersi de yapılmış ve 2 dk boyunca beyaz ayıyı düşünmemeleri ve yine her düşündüklerinde 1 çizgi atmaları istenmiş. Denekler onlarca çizik atmış. Çıkan sonuç “bir dürtüyü, düşünceyi tamamen bastırmak imkansızdır!”

Dr. Wegner’de benzer konuyla çalışmış ve ne kadar o düşünceden kaçarsa ve çeldirici ararsa bir süreden sonra çeldiricilerin de düşünceyi bulduğunu keşfetmiştir. Beyaz ayı yerine mavi kuş düşünürseniz, mavi kuş bir süreden sonra beyaz ayıyı hatırlatır. Zihin kontrolünün özellikle stresle zorlaştığını belirtmiştir.

Stresten uzak durmak önemli çünkü mevcut enerjinizi azaltır ve düşüncelere yenik düşmenize neden olur. Bu sebepledir ki bir kötü olay yaşadığınızda arka arkaya kötü olaylar yaşanır ve siz “kötü kötüyü çekiyor” diye düşünürsünüz. Oysaki zihin kendini böyle programlar. RC dediğiyle de bağlantı kurabiliriz: Yani günlük enerjinizi yanlış kaynaklara yönlendirmiş, kendi hedeflerinize harcamamış olursunuz.

En iyi yol bunun kontrol edilmesi gerektiği inancından kurtulmaktır ki OKB’nin en büyük problemi kontrol etmektir! Bu da sadece obsesyonda değil, mücadele ederken de aktifleşir. Örneğin saçma bir konuya OKB’linin takılma nedeni o konuyu aşırı önemli görmesi, aşırı kontrol etmesi ve enerjisini harcamasıdır. Dr. Wegner’da göre en iyi mücadele yöntemi olayı kontrol edemeyeceğinizi anlamaktır! Yani kafaya takacak daha iyi şeyler bulun!

Başta zor olabilir. Bu durumda da maruz kalmak bir diğer yöntemdir. Maruz kalıp, oraya buraya saldırmaz, sevgilinize/anne-babaya bağırmak yerine mantıklı düşünerek bunun yanlış olduğunu kendinize anlatırsanız ve gerekirse yazarsanız zamanla kafaya takmamayı öğrenirsiniz

Kendililiğinizde Uzmanlaşın!

Her insanın hayatında birçok enerji vampiri vardır ve bu kişileri bulamazsanız günlük enerji barınızı tükenir, hedefleriniz için daha az enerjiniz kalır. Kendililiğinizde uzmanlaşmanın en güzel yolu enerji vampirlerini bularak hayatınızdan çıkartmaktır.

Bunu anlamanın yolu nedir? Eğer sallamadığınız şeyleri doğru seçtiğinizde hisleriniz iyileşiyorsa veya sevdiklerinizin hayatı kolaylaşıyorsa doğru yoldasınız demektir.

Yalnız bu durum kişi veya çevresi tarafından ihlale ya da bencil olmanız gibi utandırma taktikleriyle suistimale uğrayabilir. Yani bazen en yakınınımız belki sevgilimiz, belki de onun çevresi enerji vampidir. O kişileri sevmediğimizi söylersek bize karşı cephe alınabilir. Herkes iyi anlaşmak zorunda değilsiniz!

RC’de bir örnek:

Sevgilimin bir arkadaşı, orta yaşta obez bir kadın, bütün evde takılıp, devamlı çevresindeki insanları küçümsüyordu. Başka düşüncelere katılmayıp, herkesin kendi düşüncelerini kabul etmesini istiyordu. Tipik bir duygusal enerji emiciydi. Kız çocuğumun bu kadının çevresinde olmasını istemeyerek 2 defa gelen akşam yemeği buluşmasını reddettim. En başta sevgilim bozuldu fakat ilerleyen süreç de o da bu kadının iyi niyetli olmadığını ve enerji vampiri olduğunu kabul etti.

Yani kendinizi kontrol etmek ve sinirinizi farklı kaynaklara harcamak hayatınızı kaliteli hale getirir. Bazı insanları kızdırabilir, bazı insanlar size düşman olabilir, bu kaçınılamazdır.

Kendi Kontrolünüzü Nasıl Güçlendirirsiniz?

Bu durum kas inşasına benzer. Sizi zorlamayan şey güçlendirmez. Gerçekten zorlayacak ve iradenizi terbiye edecek bir şey istiyorsanız soğuk duş alabilirsiniz. Sıcakta duş almak modern bir lükstür ve geçmişte insanlar buz gibi göllerde duş alırlardı. Aslında baktığımız da günümüzde birçok şeye  kolay ulaşmak irademizi zayıflatıyor ve bu konuda verilecek en iyi öneri bir şeyin zor versiyonu varsa onu tercih etmeniz olacaktır. Böylece o işten daha fazla keyif alırsınız, çünkü yaptığınız iradenizi geliştirir. Bir şeye kolay ulaşmaksa emek verme konusunda cimri olmanıza neden olacaktır.

Soğuk Duş Almanın Yararları:

  • -İradeyi güçlendirir.
  • -Beyindeki sis perdesini kaldırır ve odaklanmayı iyileştirir.
  • -Kan dolaşımını iyileştirir.
  • -Cilt ve saç için sağlıklıdır.
  • -Bağışıklığı güçlendirir.
  • -Enerjiyi arttırır.
  • -Metabolizmayı güçlendirir ve yağ yakmayı hızlandırır.

İleri okumalar

  1. Richard Cooper – The Unplugged Alpha
  2. Mark Manson – Kafaya Takmama Sanatı
  3. Purdon, Clark – Takıntılarla Başa Çıkma
  4. James Clear – Atomik Alışkanlıklar

Özgüven Opsiyondan Gelir!

Özgüven Opsiyondan Gelir!

Geçen gün Rollo Tomassi’nin yaptığı “Kırmızı Hap Seçimin Gücüyle İlgilidir” isimli podcasti dinledim hem bazı notlar aldım hem de bildiklerimi birleştirerek bir sentez yapmaya karar verdim. Rollo’nun en sevdiğim tarafı beni tetikliyor olması diyebilirim.

Özgüven üstüne geçmişte de hem yazdım hem podcast yaptım, burada hepsinin üstüne koyarak yeni argümanlar temellendiremye çalışacağım.

Rollo geçmişte yazdıklarıma benzer bir düşünce ile girmiş. Şöyle diyor: “İçsel gücünüzü keşfedin, ruhunuzun derinliklerinde kendinizi bulun tam anlamıyla saçmalıktır.” Özgüven bolluk mentalitesinden gelir!” 

Bolluk Mentalitesi Nedir?

Özgüven temelde kişiye bağlı gibi görünse de seçimleriyle ilgilidir. Bulunduğunuz grupta ne kadar saygı görürseniz, özgüveniniz o kadar yüksek olur. Sosyolojiyle ilgilenenler özellikle “Küçük gruplar sosyolojisi” diye araştırırsa birçok bilgiye ulaşabilir.

Burada bolluk, küçük grupta söz sahibi olarak opsiyon geliştirmekten ya da tam tersi opsiyonlar sayesinde bir grupta söz sahibi olmanızdan gelir. Opsiyon güçtür, opsiyon seçme özgürlüğüdür.

Daha iyi bir iş şansınız varsa veya işinizde kritik bir roldeyseniz patrona meydan okuyabilirsiniz. Örneğin sevgilim dediğiniz kişi size kötü davransa veya başka erkekler yatmak istiyorum dese opsiyonunuz varsa o an terk edersiniz. Üzülmezsiniz de çünkü seçme özgürlüğünüz vardır, yoksa yıkılırsınız.

Örneğin bir anda milli piyango çıksa, opsiyonlarınız aniden artsa ayrılık acısını sallar mıydınız? Artan opsiyonunuz muhtemelen daha iyi hissetmenizi sağlardı. Çünkü çaresiz olmadığınızı hissederdiniz. Demek ki yeni opsiyonları kendiniz yaratırsanız çaresizliği aşarsınız.

Özgüveniniz aynı zamanda en büyük intikamdır ve karşı tarafı da özgüvensizleştirir. Ayrılık sonrası ilgisiz tarafın geri dönmesi bundandır, özgüvensizlik kişide karşı tarafın üstün olduğu yanılgısını yaşatır. Oysaki karşı taraf yükselmemiştir, siz düşmüşsünüzdür.

Aldatılan, terk edilen erkekler çoğunlukla depresif hisseder ve bu normaldir ama opsiyonsuz erkeklerin çok uzun sürer. Bazen böyle yazanlar oluyor: “3 sene geçtim unutamadım!” Meali: 3 senedir hiçbir kadına ulaşamadığım için eski aşkımı unutamadım. Unutmak da istemedim!!!!?

Değişmeye Karşı Direnmek!

Adam 3 sene boyunca başkasını aramadığı gibi “benim kaderim bu, hiçbir kız bakmayacak bana, bilmem kaç sene yalnız kalacağım, zaten girişken değilim, kişiliğim içe kapalı, unutmak da istemiyorum hem” diye düşünerek kendi sınırlarını daha baştan çiziyor. Bu değişmeyi istememek ve kendine zorla kişilik belirlemektir. Geçmiş yazımda anlattığım gibi kendinizi ancak gölgenizle yüzleşirseniz yeniden yaratırsınız.

Rollo kişilik testlerine karşı biri, özellikle Myers Briggs’in 16-kişilik testiyle 3-5 podcastte bir dalga geçer durur. Burada da benzerini söylemiş. Yapılan testlerin burçlardan farksız olduğunu ve kişinin buna inanarak kendini sınırladığını söylemiş.

Değişmeye direnmekte grup etkisi de mevcut. Kötü bir çevredeyseniz grup sosyolojisine göre ortalamaya uyarsınız. Çevrenizdeki herkes tembelse, örneğin kötü bir lisedeyseniz, kolay kolay iyi bir üniversiteye yerleşemezsiniz. Vasat gruplar, vasat kişiler yetiştirir. Çünkü vasatlık güvenli bölgede kalmaktır. Ancak risk alarak büyüyebilirsiniz.

Bu tip gruplar kimsenin gelişmesini de istemez farklı düşünene nefret-tepkisi gösterir. Kendimden biliyorum, ekşi-sözlükte büyüdükçe, takipçi sayım arttıkça birçok nefret mesajı aldım, oysaki kimsenin dikkatini çekmiyorken umursanmıyordum ama şu an kitlelere ulaşmamdan ötürü, kırmızı hapı anlamak istemeyen “hater” bir kitlem oluştu. Bir işte gerçekten iyiyseniz takdir de edilirsiniz ve özgüveniniz yüksek olur ve size hakaret edenleri umursamazsınzı işte umursamama aşaması yüksek özgüvenden gelir.

Sandığınız kişi bile değilsinizdir.

Kişilik testleriyle veya çevreniz nedeniyle “ben buyum” dediğiniz anda kendinize gaslighting yapmış olursunuz. Kişiliğiniz belki tamamen değişmez ama gelişebilir, farklılaşabilir. Belki de kişiliğinizde olmak istediğiniz kişi olmaktan kaçıyorsunuzdur.

Özetle yeni rutinler yaratmak, sosyal-grubunuzu değiştirmek ve risk almak kişiliğinizi değiştirir!

Burada dilin de önemine değinmek lazım. bazı dil-filozofları (Wittgenstein) kelimelerin gücü üstüne çok çalışmıştır. Bir şeyi nasıl söylediğiniz oldukça önemlidir. Örneğin aşka düştüm(İngilizcede fall in love), ona vuruldum diye algılarsnız oneitis ihtimalinizi arttırırsınız. Çünkü negatif anlam yüklemiş olursunuz. (Düşmek/vurulmak) Arabesk şarkıları dinlemek sadece melodik değil, size dikte ettiği “cümleler” yani dil yapısı yüzünden de kötüdür.

Kendini değiştirmek mümkün mü?

Psikolojiden de örnek verelim. Bilişsel-davranışçı-terapilerde de benzeri vardır, bir şey yapmak için hissetmeyi beklememeniz gerekir. Çünkü önce davranış sergilemeniz de duyguyu yaratır. Kırmızı hapta buna bildiğiniz gibi “fake it until to make it.” (olana kadar öyleymiş gibi davran) Diyoruz.

Devamlı tekrar yapmanız(kas gelişimi veya oyun) motor sinirlerde kanıksamaya neden olur. Kaslarınız bilinç kazanır. Rollo burada Karete Kid, cilala parlat örneğini vermiş. Siz fark etmeden aslında belli bir yöntemi oturtmuş olursunuz. Oyun da buna örnektir.

Kişiliğiniz veya grubunuzun size dayattığı(boşver olum, kızlar sadece tipe bakar, oyun filan s.ttir et, işe yaramaz) şeyler yüzünden kadınlarla etkileşime geçmeyebilir veya 1 kere geçip sonra vazgeçebilirsiniz. Oysaki mesele “eylemi tekrarlama ve düzendir.” Podcastte şöyle bir örnek verilmiş: “Her haftasonu barda/clubda sadece 1 kadına yürüseniz, 1 yılda yaklaşık 52 kadın eder. Bu istatistiksel olarak erkeklerin hayatı boyunca tanıştığı kadın sayısından fazladır.

Mesai gibi bunu yaparsanız kadınlarla birlikte olmaya başlarsınız ve başarılı olursunuz. Çünkü tekrar, yeteneklerinizi geliştirir, geliştikçe daha fazla kadın size yaklaşır ve sonunda bir kadına giderken düşünmeden gidersiniz. Çünkü kas hafızası gibi daha kıza yaklaşırken ne olacağını ögörürsünüz. Buna özgüven diyoruz! Yani tecrübe özgüven yaratır!

Fiziksel Gelişim Özgüveni Neden Arttırır?

Rollo’nun verdiği bir diğer örnek fiziksel gelişim. Kişisel gelişim guruları size şunu satar: “Gelişim içsel olarak başlar”, oysaki tam tersidir. Gelişim sizin “davranışlarınız ve eylemleriniz” sonucu dışarıdan başlar(bdt’de  aynısını söyler). Örneğin fiziksel olarak gelişim önemlidir. Kas inşa ettikçe öncelikle başka kadınların dikkatini çekersiniz, bu onlara yaklaşmanızı kolaylaştırır ve özgüven artar. Dikkat edin özgüven içten gelmedi, dışarıdan kazandık.

Hem psikoloji(bdt) hem de sosyoloji(grup kavramı) özgüven konusunda birbirini tamamlıyor.

Diğerlerinin Saygı Duyduğu Kişi Olun!

Rollo bu aralar zenginlerle program yapıp duruyor ve şöyle bir örnek vermiş: Zengin bir adama baktığınızda giyimi, hareketlerinden ne olduğunu, kendine güvendiğini anlarsınız. Diğer insanlar ona saygı duyar, çünkü özgüvenini içten-ruhundan filan değil, hiyerarşi de üstte olduğu için dıştan kazanmıştır. Değerliysen insanlar sana meydan okuyamaz. 2 kere düşünür. Özetle sizin gözü-kara yapmak istedikleriniz sonucunda hedefe ulaşmanız ile insanların size saygı duyması sizi özgüvenli yapar.

Cooper Stirling de reddedilmeyle korkusuyla ilgili bir örnek verdi: “Her gece bir kıza gidip aidsliyim derdim ve olabildiği kadar çabuk reddilerek bunu pozitif hislerle birleştirip, reddedilmeyi içselleştirirdim.” Amacı bunu eğlenceli hale getirmekmiş.

Rollo yine Kiss grubundan “Paul Stanley”i örnek vermiş. Adam küçüklüğünden beri “ben rock star olacağım” diyormuş, çevresindekiler belki ciddiye almadı ama işte en kararlı olan, sürüden ayrılan başarılı olma şansına sahip olur. Bir örnek de ben vereyim: Queen’in gitaristi normalde phd’li bir astrofizikçi ama siz onu büyük bir gitarist olarak tanıyorsunuz çünkü gerçekten yapmak istediği buymuş. İlginç olansa her 2sini de yapmak isteyerek başarmış. Dünyada ünlü ve doktoralı kaç gitarist vardır sizce?

Kadınlarla Nasıl İletişim Kurulur?

Kadınlarla Nasıl İletişim Kurulur?

Karşı cinsle iletişim farklıdır fakat günümüzde düzeninde yetişen çoğu erkek bunu fark edemez. Kadınlarla nasıl iletişim kurulur? üstüne ve oyun ve örtük mesaj üstüne birer podcast yapmıştık, farklı şekilde inceleyelim.

Kadınlarla İletişim Kurma Sanatı

Psk. Dr. Herb Goldberg şöyle diyor:

“Kadınlar zaman zaman açık iletişimi talep etse de duymak istedikleri asla söyleyecekleriniz değildir. Eğer o kadının sizden ne talep ettiğini bilmiyorsanız açık olmayın.”

Shit Test

Üstteki alıntı ilk okunduğunda garip gelebilir ama “shit test” in bile doğası bu değil midir? Yani kadın size bir sebeple kızar veya söylenir ama aslında dolma sebebi söylendiği konu değildir. O son damladır, bir semptomdur, hastalığın kendisi değildir. Kızdığı şeyi düzeltseniz bile ilişkiniz düzelmez, hatta daha kötü hale gelir, çünkü betaize olur, alttan almaya başlarsınız. Yani çerçeve kadına geçer.

Eğer feminen bir düşünce tarzı olan “hissettiklerini anlat, duygularını söyle” şartlandırmasına kapılırsanız, kaybedersiniz. Maalesef günümüzde bu algı gynocentric düzenin yerleşmesiyle arttı. Hatta uymamanız halinde utandırma taktiklerine maruz kalırsınız. “Toksik maskülenitenin kırılganlığını aşamamış erkek!” olursunuz. “İçinde iyi biri gizli” biliyorum gibi yaklaşımlara maruz kalırsınız.

Maalesef erkeklerin %80ni bu yaftadan kurtulmak için feminen tavırı örnek alarak buna uygun davranıyor. Kötü haberse feminen düşünce tarzına adapte olsanız da kadına istediği duygusal mesajı veremezsiniz. Sonuçta da shit test ile uğraşırsınız.

Kadınlar Ne Duymak İster?

Erkekler daha nedensel düşünür ve doğrudan hedefe ulaşmaya çalışır. Örneğin mühendislik ve matematik gibi konulara istatistiklere göre kadınlardan çok daha fazla bu alana yönelirler[ref]. Bu sebeple de “açık iletişimde” 90% ihtimalle kadının istemediği nedensel açıklamaları yaparlar.

Etkili İletişim Yolu

Kadının amacı kendini ifade etmektir ama erkekten farklı olarak duygular önceliklidir. Psikoloji, sosyoloji, dil alanındaki yüksek doktora sayısı da bunu ispatlamaktadır. Sonuçta “açık iletişim” talep etseler de örtük mesajla büyülü bir iletişim isterler.

İletişimde “neden böyle düşünüyorsun?”, “seni böyle hissetmeye iten nedir?” benzeri sorular sorabilirsiniz. Buna Sokratik Sorgulatma denir. Onun kişiliğine yüklenmeniz veya tavsiye verici tavırlarda bulunmanız kadının sizi düşman gibi görmesine ve savunmaya geçmesine neden olacaktır. Örneğin “sen hep böylesin, hep bencildin” gibi yaklaşmayın.

Prensesi anlamadıysanız size aşık kadın bunu kullanarak “ruh eşim olsa beni anlardı” diyerek sizden soğuyabilir. Bu durum duygusal durumu rasyonelleştirmeye güzel bir örnektir.

Kadınları Baştan Çıkartmak ve Tartışmamak

“Bir kızla sohbet etmeye nasıl başlanır?” üstüne zırva birçok şey okumanız mümkündür, geçmişte tanımadığınız kadınla tanışmada merak yaratmanın ve reklamın önemini anlatmıştık. Kadınlar bir mühendislik malzemesi değildir. Karşı cinsle iletişimi öğrenmek gerekir. Bu yüzden kırmızı hap da hep 3 temel gereksinimden bahsediyoruz. Tip-Para-Oyun. Rollo Tomassi ne diyor, içlerinden birini seçmek zorundaysanız bu “oyun” olmalıdır. Çünkü oyun kadını kandırmak değil, doğru iletişim yolunu geliştirebilmektir.

Kadınla tartışmak yerine eğlenen ustalık kullanarak ona küçük bir kız çocuğu gibi yaklaşmanız en iyisidir. Şunu unutmayın “duygular, nedenlerle mücadele edemez.” Sizin nedensel argümanlarınız kadını sadece daha da deli eder. Hatta Aaron Clarey , “Yüksek IQ’nun Laneti” kitabında bundan bahsederek, yüksek iqlu insanların ilişkide başarısız olmasının nedenini kadınlara aşırı mantıklı yaklaşarak, tamamen açık iletişimle, temelde de kadının sözde istediği şeyi vererek arzuyu öldürmeleri olarak açıklar. Haklıdır.

Bilişsel Çarpıtmalar

Bilişsel çarpıtmalar; iletişim halinde karşı tarafın “derindeki dogmatik inançlarıyla” çatışmanız sonucu size cephe almasıdır.

Onunla iletişimde özellikle sinirlerinize hakim olmalısınız. Çünkü kadın nasıl duygusal atak geçiriyorsa erkek de fiziksel atak geçirebilir ve vurup kırabilir. Bunun tek yolu “anlık tepki” vermemek, gerekirse 15 dk sonra cevap vermektir. Zihinsel dokunulmazlığınızı geliştirmek temel hedefiniz olmalıdır.

Prensibiniz her zaman karşı tarafın ne hissettiğini anlamdırması olmalı, o hisleri siz ona anlatmamalısınız. Dr. Aeron Beck bu konuda bilişsel çarptma örnekleri verir, podcastte geniş anlattım ama 1-2 tanesinden bahsedeyim:

  • Tehdit etmek! Bunu yapmazsan, seni pişman ederim. En önemli tahriktir, kişinin savunma modunu ateşler.
  • Mantıklı argüman önermek! Bu karşı tarafın özümsediği derin şemalarına zarar verir. Yani kişinin derindeki “otomatik düşüncesi” değişmez, onun yerine sizi yalanlar. Mantıklı argümanla mücadele edemediği yerde de “bunlar hep pseudo science”, “evrimsel mevrimsel süslü kelimelerle zırvalıyorsun”, “papağan gibi ezber bilgi hep bunlar” gibi karşılıklar verebilir. Özellikle zeki insanlarda da görülür. Örneğin Einstein, Kuantum Mekaniğini asla kabul etmemişti.
  • Otorite gibi davranmak! Bu da karşı tarafa “ben senden üstünüm, ne hissettiğin önemsiz” mesajını gönderir. Örneğin çoğu kişi üstlerini sevmez.
  • Dalga geçme ya da utandırma! Bu bir çeşit manipülasyondur, daha çok kadınlar yapar(erkekler ağlamaz di mi? Kadın düşmanısın vs gibi.) fakat siz de gidip kavga içinde “annenden sevgi görmemişsin, kaşarsın” gibi cümleler kurmayın. Kurarsanız da ilişkinizin uzun sürmeyeceğini göze alın derim.

Makaleyi oylamayı ihtmal etmeyin, üye olarak siteye destek verebilirsiniz.

İleri Okumalar:

  1. Aaron T.Beck – Bilişsel Davranışçı Terapi
  2. Jeffrey E. Young – Hayatı Yeniden Keşfedin
  3. Aaron Clarey – The Curse of High IQ
  4. Herb Goldberg –Aşk Kadınlar ve İlişkiler

Kadınlar Ayrılık Acısı Yaşar Mı?

Kadınlar Ayrılık Acısı Yaşar Mı?

Kadınların aşk acısını daha kolay atlatması duruma bağlıdır, önceden erkekleri tartışmıştık. Rollo bu konuda kadınlarda ruh eşi miti, erkeklerde oneitis vardır der. Çünkü kadın hipergami sebebiyle o ekeği özel, “ruh eşi” olarak görürken, erkekler o kadını kutsallaştırır ve “ya toprağınsın ya benim” modunda sahiplenirler.

Kadın ne zaman aşk acısı çeker?

Kadınlar da bu acıyı yaşar fakat erkek genelde oneitis yüzünden buna izin vermez, kızı hemen boğarak ve ne hissettiğine izin vermeyerek üstüne gider. Bu da kadının özgüvenini arttırarak kolay atlatmasına neden olur.

Kadınlar hakkında bilinmeyen gerçeklerden biri “dürtü-duygu-neden” 3lemesine göre karar vermeleridir. Hakkınızda negatif hisleri varsa zamanla buna nedenler bulur ve kendini iyi hisseder. Çoğu kadın sizden ayrıldığında en az 3-5 ay önce karar verir ve siz farkına bile varmazsınız. Çünkü erkek detaylarla değil, büyük resimle ilgilenir, erkek tümevarır; kadınsa tümden gelir, küçük parçalarla ilgilenir.

Bu yüzden uzun ilişki sonunda kadına ayrılık acısı yaşatma ihtimaliniz oldukça düşüktür,  tek yolu da karar verme sürecinde ani kararla kadını terk etmektir. Bu durumda kadın zor unutur. Saplantı geliştirir.

Ayrılık Acısını Kim Nasıl Yaşar?

Kadınlar ayrılık acısı yaşar mı? Evet yaşar ama üstte anlattığım nedenlerle daha az görülür. Boşanma oranlarına bakın, davaların %78i kadınlar tarafından açılmaktadır ve genelde maddi sebepler öne sürülür. Örneğin Adil Yıldırım videolarına yazan kadınların çoğunluğu daha yeni ayrılmış olan, kısa süreli veya kara-üçlemeye sahip bir erkeğe denk gelmiş kadınlardır. Yine “ayrılan kadın pişman olur mu” yazımda gerçek örnek üstünden diğer bir durumu anlatmıştım.

Temel kural erkeğin kadına, kadınların ilişkiye yatırım yapmasıdır. Kadın ilişkiye yatırım yaptığı için, bittiğinde “ilişki” için üzülür. Çünkü erkeğe değil, erkeğin temsil ettiklerine ilgi duyarlar. Yani süpermensiniz diyelim, ertesi gün güçlerinizi kaybederseniz terk edilirsiniz. 2 tarafın sevme biçimleri farklıdır. Devam eden ilişkiler de minnet yüzünden sürer, arzu değil.

Ayrılık Acısını Kadınlar mı Yoksa Erkekler mi Daha Çabuk Atlatıyor?

Kadınların erkek gibi “kişiye özgü” saplantı yaratmasına gerek yoktur ve 3 temel sebep gösterilebilir.

  1. Kadın çocuğunun kendinden olduğunu bilir, bu yüzden erkeği sahiplenecek şekilde evrimleşmemiştir. Erkek de kıskançlığın nedenleri de bununla ilgilidir. Yine çocuk yapabileceği biyolojik yaşın dar olması geçmiş acıları çabuk aşmasına neden olur.
  2. Psikanalitik açıdan kadın da erkek de önce annesiyle tanışır ve bakım görür fakat kadın annesine erkek gibi aşık olmaz, babasıyla geç tanışır. Bıu da aşka realist yaklaşmasına neden olur.
  3. Son nörolojik çalışmalar kadının özellikle ilk dönem yoğun acı çektiğini göstermiştir ki bunun temel nedeni üstteki 2 nedendir, örneğin erkekte salgılanan yoğun vassopressin uzun sürede kadına daha çok bağlanmasına neden olur.

Ayrılık Sonrası Kadın Ne Yapar?

Ayrılık sonrası duyguları kontrol altına almak zordur. Kadın ilişkilerle ilgili olduğu için soyal hayata dönerken erkek işine gücüne dönmeyi tercih eder. Bunun temel nedeni de Dr. Steven Pinker’ın dediği gibi “erkeğin nesnelerle, kadının iletişimde iyi olmasıdır.” Herkes kendi en iyi yaptığı işi yapmaya yönelecektir. Buna maskülen ve feminen tavırlar arasındaki fark da diyebiliriz.

3 hafta kuralı nereden çıktı?

Kadınların özellikle ilk ayda çok acı çektiği biliniyor ve sonrasında atlatıyorlar. Yani kadın çabuk unutur erkekse geç diyebiliriz. Çünkü kadın şimdiki zamanda yaşar, yani geleceğe yatırım yapmaz, o acıyla bir süre yoğun mücadele eder sonra da arkasında bırakır. Şöyle düşünün, bir insan ne zaman ayaklanır? Dayanamayacağı bir zorlamaya maruz kaldığında. İşte kadın 3 hafta bunu yaşar ve ya size döner ya da vazgeçer. Geri dönmesinin tek yolu rasyonelleştirememesi, sizin önce terk etmeniz gibi üste anlattığım durumlardır.

Siz hala “kusursuza yakınsanız” vazgeçilmezsiniz demektir. İşte bu dönemde sessiz kalırsanız ve o geri dönerse o zaman ilişki kurtarılabilir, aksi halde uzun süre sonra geri dönüş olursa iyi niyet aranmamalıdır. Çünkü bilim bize uzun sürede kadınların çoktan atlattıklarını geçmişe bağımlı kalmadıklarını göstermektedir.

Erkekse gelecek zamana önem verir. Bu yüzden yatırımları önemlidir ve zor atlatır. Acısının yoğunluğu ise inişli çıkışlıdır ve zamanla artar, bu yüzden kadın gibi sert vazgeçemez.

Umarım genel prensip ve kadınlar ayrılık acısı yaşar mı problemi anlaşılmıştır.

Makaleyi oylamayı ve üye olmayı ihmal etmeyin.

Geçmişten Günümüze Erkekte Statünün Önemi

Geçmişten Günümüze Erkekte Statünün Önemi

Bir erkek öncelikle kadınla olan ilişkisinde “ne yaparsam avantaj sağlarım” bunu kavramalıdır, ardından bir kadının erkekten ne beklediğini keşfetmelidir ve hep hatırlanmalıdır ki bir tarafın cinsel stratejisi ancak diğer tarafı elimine ederse başarılı olur.

Erkek sadece kadını anlamaya ve etkilemeye odaklanırsa, bu durumda kadının istediklerine uyum sağlayacaktır ve bu tehlikelidir. David Daida “Üstün Erkeğin Yolu” kitabında bunu çok iyi açıklar.

Statü ve Çok Eşlilik

İlginçtir geçmişte beta öder stratejisinin güçlü tarafında olan erkekler evrim boyunca çok eşliydi ve birçok kadına sahipti. Hiçbir dönemde sadece genetik sinyalleme kadınları çok eşli ilişkiye sürüklemedi. Örneğin aristokratların, toprak sahiplerinin, lordlar her dönem eşleri daha fazlaydı.

Günümüzde ise beta öder stratejisinin sadece kadına yarar sağlayan tarafları övülmektedir. Aynı maskülenlik gibidir. Modern maskülenlik kötü ve toksiktir fakat kadın savunulmaya ihtiyacı varsa Kadir Şeker gibi karaktersiz meriçlerin yaptıkları mükemmel bir maskülenlik örneği olur.

Antropolojik olarak bile şu makaleye göre kapalı savaşçı toplumlarda en fazla leşi olan erkeğin eş sayısı daha fazladır. Tabiiki cinsel dürtüyü ne kadar sağlıyordu bu konuda çok açıklama yok ama şu da unutulmamalıdır ki yüksek statü de bir yerde genetik sinyalleme yapar. Ancak bu kaynakları tek kadına yatırırsanız “beta” olursunuz. Önceden açıklamıştık. Günümüzde bile evlilik kurumunun çıkış noktalarından biri bu tip kapalı toplumların kadınların çoğunluğunu elde etmesini engellemektir.

Örneğin Antik-Yunandan orta-çağa ve günümüze “tek kadın” üstüne yazılan romanlar veya mitler, Shakespeare’in eserleri temelde kadına ulaşımı az, kaynağı düşük erkeklerin evrimsel yok oluş korkusu üstünden şekillenmiştir. Eğer kadınlara erişiminiz düşükse tek bir şeye inanırsınız: “özel bir kadın var ve beni bekliyor” ve ulaşabildiği tek kadına yüksek yatırım yüzünden acı çeken erkeklerin romanlarını okuyarak bu bilinci pekiştirirsiniz. Sonuçta bu mit beta erkekleri yok oluştan kurtarmak ve topluma adapte etmek için geliştirilmiş bir yöntem haline dönüşür.

Ne diyoruz? Alfa döller “kısa süreli” cinsel stratejidir. Daha dürtüseldir. Kadınların regl öncesindeki 3-5 gündeyse alfa döllere yönelir. Fark ettiyseniz uzun süreli strateji kadının periyodunda daha uzun bir dönem kapsamaktadır. Tam da bu yüzden tipsiz erkeklerin yanında, güzel kadınlar görürsünüz. Tabii siz fiziğinize önem gösterin tek gerçek statü olmadığı gibi fiziksellik de değildir.

İnseller ve Siyah Hapın Yanılgısı

İnsellerin ve siyah hapın yanıldığı en büyük nokta bu. Geçmişte de %100 genetik kazanmıyordu. Birçok kadın eş zamanlı olarak çirkin bir lidere olmayı tercih etmişti ve biz o neslin başarılı spermleriyiz. Hatta 7000 sene önce 17 kadının 1 erkek tarafından döllenme hikayesi de benzerdir. Savaşta güçlü olan, hayatta kalmış, sınıfı yüksek bir erkeği kadınlar güvenlik amacıyla tercih etmiştir(ya da zorunda kalmıştır.) Milyon yıllık evrimsel yapılanmanın, birçok evrimsel biyologa göre ekolojik modelin 300-500 senede değişmesi mümkün değildir. Hala milattan önce tarım sistemine geçmiş atalarımıza benzer cinsel tercihler uyguluyoruz. Kişisel fikrim kadınların kendilerine çekici geleni kompleks formatta değerlendirdikleridir. Alfa döller, beta öder stratejileri iç içe geçebilir. Yani öylece seksi bir erkek görmeleri kadında erkekte olduğu gibi şansı olsa da üstüne atlama dürtüsünü oluşturmuyor. Belki regl öncesi 3-5 gün?

Günümüzdeki Çarpıtılan Cinsel Seçilim

Günümüzde hipergaminin beta öderin; sağlayıcılık tarafı kadın stratejisinin “tek eşli” olarak yararlanacağı şekilde yumuşatılmaktadır. Strateji şudur: “Sen tek eşli ol ama statün yüksek olsun.” Bu sayede tek kadın o erkeğin bütün kaynaklarını elde eder ve o ana kadar tek erkeğe bağlı kalmak zorunda değildir, çünkü sadece güzelliğiyle bir değerdir, oysaki erkek değer kazanmak zorundadır. Bu stratejinin haliyle tek zararlısı yüksek statülü erkekler olacaktır. Kazançlı çıkanlarsa düşük statülü erkekler ve bütün kadınlar olur. Çoğu türde çok eşliliğin en önemli birkaç sebebi şunlardır:

-Erkeklerin bebek bakımına veya yiyecek ihtiyacını  karşılamaya yardımı olmaz. Örnek: Geyikler, tavus kuşları, birçok balık türü. Dişiler sadece genetik materyale bakar.

-Dişiler büyük kas farklılığı sebebiyle sürüye katılır. Örnek: Goriller.

Temelde hayvanlarda aşk kavramı yotur, insanlardaki bağlılık özellikle psiko-sosyal yapılanmaya ve büyük bir frontal loba sahip olmalarından gelir, bu sebeple birçok memeli lişkilere bizim gibi yaklaşmaz. Bütün maliyet dişidedir ve erkeğe yatırım yapılmaz.

Tek eşilikte ise Albatros kuş türlerinde olduğu gibi 2 tarafta bebeğin büyütülmesinden sorumludur. İnsanlar da arada bir yerde fakat tek eşli yaşama daha yakındır. Çünkü aile kavramına önem veriyoruz. Günümüzde bireysellikle bu zayıfladı ve depresyon arttı fakat bu ayrı bir konu.

Modern Toplumda Statünün Önemi

Yeni toplumsal normda kadın genç yaşta tek eşe ulaşmak zorunda değildir ve arzu duyduğu erkekle dönemin verdiği rahatlıkla cinsellik yaşayabilir. Statü hala bir güçtür fakat geçmişte göre bunun çok üst düzeyde olması gerekir. Çünkü kadınlar da artık para kazanıyor. 

Bu da 30 yaşından sonra bekleyen betaları ortaya çıkartır, çünkü erkeklerin cinselliğe ulaşmaları hem zordur hem de toplumsal olarak “tek kadına ulaşmaları” konusunda şartlandırılmışlardır. Rollo Tomassi bu durumda “spinning plates” teorisini öne sürer.

Oysaki erkeğin stratejisi esas tam bağlılığı ve cinsel arzuyu kendiyle yaşayacak kadınları seçmek olmalıdır. Bu da ancak %20lik dilimdeki erkekler için mümkündür ve tam da burada erkeğin cinsel stratejisi çıkmaza girer. Madem onca kadına ulaşıyor, neden tek kadına yatırım yapsın? Her türde seçilen ve seçilmek için emek veren bir erkek onlarca kadına ulaşırsa tek kadına bağlanır mı? Şöyle de sorulabilir: Çok yüksek statü sahibisiniz (geçmişte Cengiz Han, günümüzde rock star olsun) fakat genetik sinyallemeniz daha zayıf(yok demiyorum) ve onlarca kadına ulaşıyorsunuz. Gerçekten tipsiz olmayı sallar mıydınz?

Kadının Temel Stratejisi Nedir?

Kadının genel cinsel stratejisi yararlanmak üstüne kuruludur. Sizden bakım(çocuk+kendi), güven, sadakat alması temel beklentisidir. Eğer sizi aynı zamanda dürtüsel olarak da çekici buluyorsa hipergamiye uygun olarak feminen davranacak, itaata yatkın olacaktır. Uymuyorsa bu durumda onun cinsel stratejisi size baskın gelmiş demektir ve erkek çıkmaza girer.

Ridley-Kızıl Kraliçe kitabında şöyle açıklar:

Çiftleşme sistemine dair kuramın dört kuralını tesis edelim. Birincisi, eğer tekeşli ve sadık erkekler seçmek, kadına daha büyük fayda sağlarsa, tekeşlilik gerçekleşir, ikinci olarak tekeşlilik ancak erkekler kadınlara baskı yapmadığı durumda gerçekleşir. Üçüncüsü, eğer kadınlar halihazırda eşi olan bir erkeği seçmekle daha kötü bir tercih yapmamış olurlarsa, çokeşlilik gerçekleşir. Dördüncüsü ise halihazırda evli kadınlar erkeklerinin yeni bir eş bulmasını engelleyebilirlerse bu durumda tekeşlilik sürer.

Ruh Eşi Saplantısı

Ruh eşi saplantısının en önemli sebeplerinden biri de bu çatışma halidir. Erkekler çok eşli stratejik bir yapıya sahip olsa da en büyük laneti az eşe ulaşabilmeleridir ve ulaştıkları tek kadının elden gitmesi demek yatırımlarının boşa gitmesi anlamına gelmektedir. Bu yüzden çoğu erkekten şunu duyarsınz: “Geçmiş hiç mi önemli değil? Onca hatıra, yaşanmışlık var! Bunları tekrardan yapmak istemiyorum.” Sizce neden böyle diyorlar? Sizce kadın 4-5 senelik ilişkisi sonunda erkek kadar duygusal yaklaşmıyor? Cevap: Cinsel stratejiler. Ridley’in de belirttiği gibi doğada cinsel stratejiler faydacıdır, romantik değil ve bunu kadında net olarak görürsünüz.

İlişkiler baştan erkek-kadının cinsel stratejilerindeki çıkmazla başlamak zorunda olmasa da birçok ilişki zamanla buraya dönerebilir, buna kırmızı hapta “betaize etme” diyoruz. Yani kadın sizin hala hipergamik düzeyde yeterli olup olmadığını anlamak için test yapar ve bundan sınıfta kalırsanız betaize olmuş olursunuz.

Özetle diyebiliriz ki ruh eşi saplantısının temel nedeni kadının cinsel stratejisinin sizinkine galip gelmesi ve kendi cinsel stratejinizi görmezden gelmenizdir. Psikanalitik sebeplerle durumu önceden şöyle açıklamıştık.

(Siteye destek olmak için üye olabilirsiniz. Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Eşini Paylaşan Erkek Psikolojisi

EŞİNİ PAYLAŞAN ERKEĞİN PSİKOLOJİSİ NEDİR?

Temel nedeni feminen şartlanma diyebiliriz.

Tabiiki arkasında bir güç ya da baskı yok, doğal ilerleyen bir süreçte ortaya çıkan bir durum.

Feminen düzen; feminizmle kadınlara şunu tavsiye ediyor: Tek başına güçlü ol, erkeklerden bağımsız ol, ekonomik özgürlüğünü al, her alanda eşitlik. Bu mottoyla büyüyen  kadınların son senelerde evlilik dışı çocuk yaparak tek anne olduğunu görüyoruz. Avrupa ortalama %42 iken, İzlanda gibi tam eşitliğin sağlandığı ülkelerde %72’e çıkmış durumda.

Aslında feminen düzenin hipergamiye hizmet ediyor. Kadınlar hipergaminin alfa döller beta öder ikilemindeki alfa döllere yöneldiğini görüyoruz. Yani arzu odaklı yaklaşıp kısa süreli ilişki kurup, ardından gerekirse çocuk yaparak tek anne oluyorlar.

Erkekler tek anneler tarafından büyütülüyor, eğitim dünyasına baktığımızda öğretmenlerin %80ni kadın, toplum da feminen düşünce şeklini benimsetmeye çalışıyor. Duygularını ifade et, hislerine göre yaşa hatta günü yaşa gibi düşünceler empoze ediliyor. Kıskançlığın kötü ve ilkel bir duygu olduğu ifade ediliyor ki erkeklerde kıskançlık tamamen genetik aktarımı sağlamak içindir, yani erkekler “eş savunma(mate guarding) dürtüsü sebebiyle kıskanır. Kıskançlığın budanması demek genetik aktarımda aksamalara neden olur.

Bunun sonuçları acımasız, düşen testosteron oranıyla birlikte maskülen tavırda ciddi bir azalma var.

Geleneksel ve Modern Cuckold

Cuckold sadece “eşini” bir erkekle paylaşmak olarak anlaşılmamalı, geleneksel cuckold kavramı üvey baba olmayla ilgilidir. Tek anne ve feminen toplumda erkeğin de utandırma teknikleriyle bu anneye bakmaya zorlandığını görüyoruz. Örneğin “seven erkek tek çocuklu da olsa anneye sahip çıkar, sen nasıl erkeksin?” gibi suçlamalara maruz kalıyorlar.  Aslında maskülenlik toksik olarak ifade edilirken, kadınlar işlerine geldiğinde erkeğin en temel maskülen arketipi olan “şövalyeyi” sahneye aldıklarını görüyoruz. Bu da aslında “hipergaminin beta öder” tarafına hizmet ediyor. Sonuçta siz kendi genetiğini aktaramamış ve bir başkasının çocuğuna “bilinçli” olarak bakmış oluyorsunuz ve maalesef bilinçsiz olarak başkasının çocuğuna bakan erkekler de oldukça fazla.

Kadın düşünce paterni manipülasyona ve suçlu hissettirmeye dayanır. Kendi gelecekleri için solipsist çerçevede böyle davramalıdırlar ve bu büyük kaos çıkana kadar devam edecektir. Yani ne zaman erkeğin fiziksel niteliklerine, gücüne ve pratik özelliklerine ihtiyaç duyulur o zaman bu düzen değişir.

Modern cuckold’da ise bu düşünce paterninin cinsel hayata taşındığı görülüyor. Bu şartlanmayla büyüyen erkekler modern cuckold oldular diyebiliriz.

Erkekler bir çeşit korkuyla beta öder gibi davranıp bir alfaya(boğaya) karısını teslim ediyor. Gariptir ama bu bir eş değiş tokuş olgusu da değil, beta bir tarafta sadece kendini tatmin ediyor. Çünkü bu erkeklere sjwler tarafından kıskanmamaları öğretildi, çünkü feminen düzenle büyüyen erkekler kadınların alfa döllere yöneldiğini biliyor ve karısını belki de kaybetmemek için karmaşık duygular içinde böyle bir çözüm üretiyor.

Yalnız modern cuckold’un erkeğin hayal gücü olduğu hatırlanmalı. Uç düşünen kadınlar belki zevk alır ama ilişki sürdürülemez, hipergami denklemine göre başka erkeğe yönelir. Aslında ortada güçlü bir bağ olmadığı açıktır.

Şu da sorulabilir: neden bütün erkeklerde bu durum gözlemlenmiyor?

Öncelikle erkeğin doğasında olmayan bir şey açığa çıkmaz. Aynı eşcinsellik gibi doğada mevcuttur. Tabii ki nasıl her erkek eşcinselliğe yönelmiyorsa cuckold da olmuyor.

Freud üstünden her ne kadar tartışmalı da olsa bu durumu odipus kompleksiyle açıklayabiliriz: Erkek çocukları anneleri büyütür ve oğlanla anne arasında özel bir ilişki olur fakat oğlan baba figürünü keşfettiğinde kıskanır. Ya babayı yok edecek ve anneyi ele geçirecek ya da vazgeçecektir. Böyle güçlü bir figürü yok etmek zordur ve karşı çıkarsa “iğdiş edilme” tehlikesi vardır, bu sebeple oğlan vazgeçer; zamanla da kendi içinde çözer. Modern cuckold fantezine sahip olanların bunu çözemeyen erkekler olduğunu söleyebiliriz.

Kırmızı hap yapılanmasına sahipseniz, dürtü-duygu-neden 3lemesini doğru anladıysanız, feminen düzenin işlemesine hakimseniz doğal olarak bu yolu seçmeyeceğinizi veya bunun bir şartlanma olduğunu fark ederek çözeceğinizi söyleyebiliriz.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Kendini Gerçekleştirmenin Yolu Nedir?

Kendini Gerçekleştirmenin Yolu Nedir?

Yeni bir şeyi yapmayı göze almak ve dönüşeceğin yeni kişiyi kabul etmek kendini gerçekleştirmenin tek yoludur.

Bu durumu Jung, Freud, varoluşçuluk, ikilemler, bilişsel psikoloji, mitler, yaratıcılık üstüne serbest düşüncelerim üstünden bakalım.

Nehire Girerek Temizlenme Miti

Bunu ilk nerede görüyoruz? Mesela hristiyanların vaftizinde. Yeni doğan çocuk veya hristiyan olmak isteyen birey nehire girer tamamen su altında kalır, ardından yeni biridir.

Örneğin bazı mitlerde yeniden doğmak için o kişinin boğulması gerekirdi(Game Of Thrones’da benzer mit kullanılmıştır.). Bitti mi? Bitmedi. Tarkan? O Tarkan değil, köpekli olan. Bir filmde ağzı burnu dağılır, tekrardan güçlenmesi için dağın içindeki lavlar havuzuna girmesi gerekir.

Örneğin 300 Spartalı filmindeki Tanrı Kralı az çok biliyorsunuzdur. Farklı efsanelerde görebileceğimiz tipik bir mit vardır. “nehirden çıkarak sıfırlanmak”. Buradaki “nehir” bir semboldür.

Semboller ve Yeniden Doğum

Jung için tarihsel mitler içimizdedir. Günümüze taşınmıştır ve buna kollektif bilinçaltı der. Ölüm, doğum, yaratmak… Günümüzde benzerine nörobilimle de karşılıyoruz. Bilmediğiniz koşullarda zorlanmak (ki kas gelişimi de böyledir) inaktif genlerinizi uyararak yeni proteinler üreterek duruma uyum sağlamanızı hatta çok başarılı olmanızı sağlayabilir. Belli zoruluklar altında kalmadan bu genler açığa çıkmayacağı için gelişemezsiniz. Aslında nehirde boğulma ve yeniden doğma mitiyle aynıdır.

Nörobilimden Jung’a Doğru

Jung kişiyi karakterize ederken arketiplerden bahseder. Bir maskemiz vardır ki bu aslında Mevlana’nın da bahsettiği “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” benzer bir takdimdir. Maskemiz bizim kim olmak istediğimizdir, bazen gerçek kişiliğimizi aşarak farklı biri görünmeye çalışırız. Freud bunu tam denk gelmese de süper ego gibi açıklıyordu. Bir de gölge kavramı vardır, Bu ise yüzleşmekten korktuğumuz karanlık noktalarımızdır ve bizi yapmak istemediğimiz bir şey yaptığımız da dürter. Örneğin bir tartışma sonrası, neden bunu söylemedin diyen size meydan okuyan gölgenizdir.

Gölge tehlikeli de olabilir. Tamemen reddetmek bir süreden sonra ruhsal kırışıklıklara yol açar. Freud’da bunları dürtü kuramıyla açıklıyordu ki zaten Jung’un hocasıydı.

Sorun şu ki: boğulup/yanıp tekrardan doğarken maskemiz mi yoksa gölgemiz mi “self” yani kendiliğimiz oluyor? Her yeniden doğum iyi bir şey midir?

Bunu en iyi açıklayan dizilerden biri Dexter. İzlemeyenler için kısaca özet: Dexter bir psikopat ve babası küçükken Dexter’in bir şey hissetmek için hayvanları öldürdüğünü keşfediyor ve onun gölgesi aslında “bir katil” o da bu katili açığa çıkartıyor fakat iyi bir şeye hizmet etmesi için yetiştirerek adli bir uzman yapıyor ve öldürme duygusunu sadece “katilleri, tecavüzcüleri” öldürerek tatmin etmesini öğretiyor.

Ne diyorduk? Tanrı Kral ve Gölge

Tanrı kral nehire girer. Orada da nehirden çıktığından arınmış ve güçlü biri olmuştur, kılları bile yok olmuştur ki buradaki metaforda saflaştığı da simgelenmektedir. Aslında Jung psikolojisinde o kişi “self” potansiyelini açığa çıkartmıştır.

Bilişsel açıdan baktığımızda Piaget de benzer şeyi söyler, kişi devamlı kendi potansiyeline ulaşmaya çalışır, daha doğarken en fazla refleks olarak dudaklarını kımıldatmakta süt için annesinin memesini emmektedir ama zamanla gelişir, o bebek yürür, okur, öğrenir. Bunu kabaca özümleme ve uyum sağlama süreçleriyle açıklar. Hep kendi üstüne koyar ama tabiiki “self” keşfi her kişide aynı netlikte olmaz yetişme tarzımızla birlikte bir andan gölgemiz de yükselir. Egomuz; maske ve gölgeyi birlikte taşır. Kendini gerçekleştirme herkes aynı değildir çünkü herkes aynı “cesarete” ve yetiştirilişe sahip değildir.

Tanrı kraldaki arketipte, kralın aynı zamanda kötü bir tirana dönüşmesi ilginç bir göndermedir. Örneğin Tarkan girdiğinde güçlü bir savaşçıya dönüşmüştür. İnançlı biri nehire girip hristiyan olduğunda “dini dogmaları” kabul eder. Demek ki herkesin kendini gerçekleştirmesi farklıdır. Belki tanrı kralın “gölgesi” aslında esas potansiyelidir, belki de gölgesiyle kendini gerçekleştirmiştir ama ne olursa olsun potansiyelini gerçekleştirmiştir.

Herkes “self” haline ulaşırken farkı yollar deneyebilir, bazıları ülke gezer, bazıları yeni dil öğrenir, bazıları uyuşturucu kullanır. The Doors’un yarattıklarına kim kötü diyebilir? Ne demiştik? Bir şeyin değişeceği kesin ve bu iyi olmak zorunda değil.

Yasalar ve Yasaklar

Bu farklılıkları yapmamamız için bazen kısıtlanırız. dini veya devletler tarafından yasaklar veya yasalar koyulur. Farklı kişileri toplum sevmez, çünkü onlar “farklıdır.” Çoğunluğun duyguları bu yolla regüle edilir. Örneğin Hristiyanların su ayininde regülasyon vardır fakat Adem ve Havva cennetten kovulmadan önce Havva yasak elmayı yemeye cesaret etmiştir. İlginç bir çelişki.

Bazı kişiler vardır ki isteseniz de bastırmaz içindekileri, bilinçdışı nesneleri parlaktır. Bu kişiler dinden de kuşku duyar, kendinden de. Burada gölgenin ne kadar tehlikeli olduğu bir başka çelişkidir. Örneğin Van Gogh güçlü yaratıcılıkla gölgesine yenilmemesine rağmen kulağını kesti. Gölgesine yenilseydi sıradan bir şizofren olacaktı.

Aslında burada bilinçdışı renkli insanların bir şey yaratmada başarılı olduğunu ve hatta Jung’a göre daha renkli rüyalar gördüğünü söyleyebiliriz. Çünkü bilinçdışı bilinçle kavga eder. Bilinç söndükçe onu dürtükler uyandırır. Şüphe duymayan insanın bilinçdışı da sönüktür. Freud’da dürtü teorisiyle cinselliğin, ölümün önemli enerji mekanizmaları olduğunu söylemiştir. Tabiiki kaygı “meraka” evrildiği sürece güzeldir, bu olmasaydı kuantum mekaniği olmazdı. bir paradigma diğerini kapsarsa güzel.

Aksi halde dürtüler sizi yönetir, aynı mutlu olmak için her şeyi yapmaya benzer. Mutluluk yazısında açıklamıştık: Haz peşinde koşmak, hayatın amacı mutluluk yapmak sadece mutsuzluk getirir. Çünkü mutluluk ana aittir, mutsuzluksa uzun bir süreci kapsar.

Parçalanmak sonradan daha saf şekilde birleşmek için gereklidir.

Her şey maskenizle yüzleşerek başlar. Örneğin üstteki metaforda göle girmemiz potansiyelimizi gerçekleştirmemiz için gölgemizle yüzleşmektir ve ancak kuralları yıkarak gelişebilirsiniz. Seni kesin öldüreceğin bir yere girersen ya parçalara ayrılır birleşemezsin ya daha geniş bir hacmin sinerjisini toplayarak aydınlanmış ve kendini de anlamış olarak tekrardan toparlanırsın. Yani gölgeni tanırsın. Örnek Mask filminde de benzer durum sembolize edilir, hepsi de Jung’un psikolojisini(mitoloji ve semboller) temel alır. Jim Carrey maske giyer ve gölgesini ortaya çıkartır ama personası (dışarıya görüntüsü) bambaşkadır. Belki Jim Carey göle girseydi persona ve gölge arasında mükemmel bir uyum olacaktı.

Bu, bazen aşırı disiplin olarak bastırılır, hatta kötü gösterilir. Yaratıcılık yazımda bahsetmiştim, `Rollo May`’e göre; yaratmak bir şeye(kendinize) karşı çıkmaktır. Bu günümüzde “çalışırsan kazanırsın, zengin olursun” şeklinde satılıyor fakat Weber’in Protestan Ahlakı kitabında da eleştirdiği gibi kapitalizme de hizmet etmemelidir. Yaratıcılık zengin olmak veya tanrının sevdiği kul olmak için yapılmaz. Bu dürtüsel bir şeydir, kendi gölgenizle kavga etmek ve kazanmaktır.

Nehire girmek bazen de sıfırlanmaktır, riske girersiniz ve kaybedersiniz.

Sonuçlar

Kötü gibi görünse(göle girince ölmek) de olmayabilir. Bizde buna “her şerden bir hayır doğar” denir. Tarkan “tükenme noktasına” kadar dayandığı lavlı nehirden çıktan sonra güçlendi, Tanrı Kral tiran oldu. Cesaret her zaman iyiye varır diyemeyiz fakat her zaman “farklılık ve gelişim” yaratır. Bunu yönlendirmek sizin elinizde.

Önce cesaret etmeli ve nehire girmelisiniz! Ardından da maskenizi ve gölgenizi iyi anlayarak bunu kendi potansiyelinize uygun şekilde dönüştürmelisiniz. Acıyacak ama gelişeceksiniz.

(Diğer köşe taşı içeriği yazıları için tıklayın.)

Fon: Bolt Thrower – Killchain

(Makaleyi oylamayı unutmayın.)

Sorunlu Kadınlarla İlişki Bölüm 2: Histeroid

Sorunlu Kadınlarla İlişki Bölüm 2: Histeroid

İlk bölümde kişilik ve duygusal bozuklukların temelinden bahsetmiştik. Maalesef bu kişilerde “ego bütünleşik” olmadığı için ilişkinin anlamsız olduğunu, sizi gerçekten sevme kapasitelerinin olmadığını söylemiştik.

Histerik Kadınlar

Bu kişiler hangi kişilik tutumunda olursa(nevrotik veya psikotik) olsun iç görüsü yoksa o hastalığın pençesinden kurtulamaz ve tipik bir “kişilik bozukluğudur.” Özellikle histerik bir kadın nevrotik de olsa tehlikelidir, fark ise terapi de ortaya çıkar, birini kurtarmak kolayken, diğerini çok zordur.

Psikolojide bir diğer ekol olan “Bilişsel Davranışçı Yaklaşımda” da bilinç düzeyinde özellikle Piaget’in bahsettiği “özümleme” evresi problemidir. Yani kişi öğrendiklerini yeni bir kalıba sokup “uyum” sağlamak yerine, her şeyi bildiğine uydurur. Özellikle paranoid ve borderline tanılarında sıklıkla bu problem görülür. Bu yüzden uçlardadır bu bireyler, kişilik ilişkilerinde öğrendiklerine takılı kalırlar.

Bu mekanizmayla size baştan daha tanımadan hayranlık duyabilirler fakat bir hatanızda bütün özelliğiniz görmezden gelebilir. Sizi unutmak isteyen bir sınır-durum histerik ise kötü bir özelliğinize odaklanarak unutabilir.

Annesi Güçsüz Babası Güçlü Kadınlarda Ortaya Çıkar

Geri çekilme mekanizmasıyla bebeksileşme(geçmişe dönme) eğilimleri yüksektir. Cinselleştirme savunma mekanizması da bu kadınlarda bastırmayla birlikte etkindir. Odipal dönemdeki güçsüz anne, güçlü baba durumu ile bağımlılıklarını cinselleştirirler, bu yüzden ilgi duydukları erkeklere fark etmeden teşhirci yaklaşırlar.

Kendilerinden güçlü kişilere çekim duyarlar, duygularını saklamak yerine ifade etmeyi seçerler. Bu yüzden dramatik bir karaktere sahiptirler. Bu kadınlara güçlü baba figürü yaklaşımıyla kolayca manipüle edebilirsiniz; kızmak, azarlamak veya teselli etmek işe yarar fakat bu hastalıklarının daha da kötüleşmesine neden olur. Çünkü zaten kendilerini güvensiz hisseden bu kişilerde gerilemelere rastlanabilir. Özellikle psikotik düzeye yaklaştıkça artan aşırı kaygı beklenmedik hareketler yapmalarına neden olacaktır.

Cinsellik çoğu insan için rahalatıcı ve kendi olabildiği nadir yerlerden biridir. Cinselleştirilen öge ile kişi rahatlamış ve kontrol sahibi hisseder ve histerik kadınlar bu mekanizmasyı sıklıkla kullanır. Tek sorun cinsel ilişkidek düşündükleri kadar tatmin olmamalarıdır.

Daha Kötüsü Sınır Durumla Birleşmiş Histeroidlerdir

Sınır durumdaki kadınlarda “eyleme koyma savunması” da bir diğer mekanizmadır. Korktukları durumu sahneye koyarak başa çıkmaya çalışırlar. Bu yüzden cesaret sahibi görülebilirler fakat süreç bilinçdışı işlediği için kendileri de “ne yaptım ben!” diyebilir.

Kendi içinde dengesiz olan histerik kadın, birinden korkarken “eyleme koyma mekanizması” ile ona kendini bilinçaltı süreçte teşhir edebilir yani onunla cinsellik yaşamak ister. Çoğunlukla da tekrara düşerler, yani korktukları senaryoyu başkalarıyla tekrardan yaşama eğiliminde olurlar. Burada meselenin sadece size duyduğu arzu olmadığına dikkat çekerim.

Bu kişiler aşırı utanç duyma ve çaresizliğe açıktırlar ve çabuk şekilde bir başkasının etkisine girebilirler. Yani sizi bir süreden sonra pek önemsemez ve farklı bir limana yaklaşırlar.

Kendi inançlarına körü körüne inanabilirler.

Örneğin cinsellikle erkekleri kontrol etme fantezisine bilinçaltı düzeyde yanlış ebeveyn yönlendirmesi yüzünden maruz kalan “histerik” bir karakter, o erkeği elde ettikten sonra soğuyabilir, cinselliği ve teşhiri silah gibi kullanan bu kadınlar çok tehlikelidir.

Cinselliği kendilerini ifade zevk aracı olarak değil, savunmacı, elde edici formatta kullanırlar. Böylece erkeği teslim alırlar ve erkeklerde artan testosteron ve oksitosinle kısa sürede bu kadına aşık olabilir. Orgazm olmada cinselliği zevk aracı olarak tanımlamadıkları için zorluk yaşarlar. Eğer baştan teşhirci, cinselliğini kullanan fakat yatakta heyecanı azalan orgazm olamayan bir kadınla tanışırsanız arkanıza bakmadan kaçın derim. Freud bu kadınlarda bastırılmışlık yüzünden ortaya çıkan bir sinirlilikten de bahseder.

Bu kadınlar sıklıkla sınır-düzeyde kişilik yapılanmasına sahip olduğu için ilgisini psikotik tarafa döndüğü anda “aşırı idealizasyon” sebebiyle size ilgisi bitecektir, bu sefer de sahiplenici arzuyla onu kazanmaya çalışırsınız fakat hiçbir işe yaramaz.

Demek istediğim şu ki böyle bir kadından etkilenmeniz için “erkek olmanız” yeterlidir. Kurtulmanın tek yolu ise baştan bu topa girmemektir. Aksi halde aynı döngüleri devamlı yaşarsınız. Daha kötüsü aldatılırsınız. Çünkü onun derdi siz değilsiniz, onun derdi kendiyledir.

Terapistler Bile Zorlanır

Birçok erkekte tanrı kompleksi olduğu için birlikte olduğu kadını kurtarmayı dener fakat unuttukları nokta bu kadınlara duygusal yatırım yapmayan terapistlerin bile bu kişilerden etkilenmeleri, zaman zaman başarısız hissetmeleri ve bu kişerin kendilerinde oluşturduğu negatif hislerden dolayı terapiyi objektif olamamalarıdır. Psikotik ve sınır durum düzeyinde hastalar başka terapistlere nakledildiği çok olur. Çünkü terapist bile kendini yetersiz hisseder.

Düşünününki terapistsiniz ve bu kadınla birliktesiniz, onu iyileştirmek, özgüven kazandırabilmek için gerekli soruları sorabilecek misiniz? Örneğin “tanıştığın x erkeğine karşı benimle kavga ettikten sonra ne hissettin, bana geçen gün sinirliyken hangi duygular içindeydin?” sorusunun cevabını duymaya dayanabilecek misiniz? Çünkü histerikler duygularını aktarmayı çok sever ve alacağınız cevap: “O erkekle yanlış olsa da sert cinsellik yaşamak isterdim gibi bir şey olacaktır.”

Kimsenin terapisti olmaya çalışmayın. Benim bu konuda temel bir prensibim var:

“Bir kişi sizin hayatınızı zorlaştırıyorsa, sizi negatif hissettiriyorsa, haz alsanız bile iyi bir akıl sağlığı için o kişiyi hayatınızdan atın.”

Ne olursa olsun duygularını yaşa mitine girmeyin. Duygudan sonra neden aramak kadın işidir. Erkek her zaman mantıklı düşünmeli ve mutluluğun zıttının mutsuz olmadığını hatırlamalıdır. Yani anlık olarak mutlu olabilirsiniz fakat bir kere mutsuz olup depresyona girerseniz bu hatalar sürer.

Bu felsefeyi sektirmeden uygularım, çok derin hislerim bile olsa beni negatif etkileyen kişiyi hayatımdan atarım. Çünkü atmadığım geçmiş senelerde kaybı hep daha çok olmuştur. Bunu borsaya benzetebiliriz. Düşme trendinde olan bir hisseyi satıp, inatlaşmadan daha fazla zarar etmeden kurtulmak, o parayla daha iyi yatırımlar yapmanızı sağlar.

Sonuçlar

Üstte DSM-5 kriterlerine göre borderline’ı da içeren histeroid bozukluk gösteren kadınlardan bahsettim çünkü hasta olduğunu geç anlayabileceğiniz en tehlikeli karakterler bunlardır çünkü duygusal olarak kendilerini ifade edebilirler ve cinsiyetleştirme mekanizmalarıyla sizi esir alırlar, çok aşık gibi davranabilirler. Karşınıza paranoid, nkb veya daha uçta biyolojik esaslı psikopati, şizofreni eğilimleri olan kadınlar da çıkabilir.

Psikotik ucu hiç saymıyorum fakat arada kalan sınır durum ve hatta nispeten kolay tedavi olabilecek nevrotik kişiliklerden bile uzak durun derim. Bu kişiler size anca mutsuzluk getirir. Çok iyi aşık olmaları, sonraki tavırlarının dengesizliğini görmenizi engeller ve bence en büyük sıkıntı da budur.

Histerik veya paranoid bir kadınla çıkan erkek sonrasında şunu söyler: “Benden nasıl hemen vazgeçebildi, çok seviyordu, çok kıskanıyordu!!! Nasıl hemen başkasına geçti?” Cevabı çok basit, onun amacı siz değilsiniz, boşluğunu doldurabilecek herhangi biri yeterli ama o kişi de aynısnı yaşayacak veya o erkek psikopatik karakter örüntüsü göstererek bu kadını manipüle edecek. Örneğin kızacak, azarlayacak veya aşırı destek olacak ama sonuç değişmeyecek. Sonuçta o kadının psikolojisi daha kötüye gidecek.

Bu kadınları geri döndürmeye çalışan erkeklerin durumu daha da vahim. Zaten sizden ayrıldığında aşırı idealizasyon savunma mekanizması sonucu onun için değersizleşmiş oluyorsunuz, tekrardan kazanma şansınız yok, nkb yapılanmasına sahipse, o kadının en çok istediği şey olan “onayı” ona vermiş oluyorsunuz ve nkb’ler onay almak için yaşayarak tam hisseder. Normal bir kadında hipergami mekanizması işlerken bu kadınlarda duyglanımı x2 ile çarpabilirsiniz.

Son bir not bu kadınlar sizi arada arayabilir, bu beklenir ama kesinlikle ciddiye alınmamalıdır. Gel-gitleri esnasında aklına esmişsinizdir sadece. Kişilik bozukluğu olan kadınları ciddiye alarak karar vermek yapacağınız en büyük ahmaklıktır.

Referanslar ve İleri Okumalar

1] Nancy McWilliams – Psikanalitik Tanı

2] James F. Masterson – Narsistik ve Borderline Kişilik Bozuklukları

3] Kernberg, O.– Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm

4] Amerikan Psikiyatri Bir. – Ruhsal bozuklukların tanısal ve sayımsal elkitabı (DSM-5)

5] Aaron T. Beck –  Kişilik Bozukluklarının Bilişsel Terapisi

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Seven Kıskanır

Seven Kıskanır

Erkekler kıskanç olmamalı mıdır? Seven kıskanır mı? Kıskançlığı bastırmalı mıyız? Öncelikle şunu söylemeliyim ki kıskançlık bir erkeğin “en önemli” silahlarından biridir ve ilişkinin geleceğini anlamak için bir yöntem olmalıdır. Podcastini de şurada yapmıştık.

Kıskançlık evrimsel bir dürtüdür.

Evo-Psik 101: “Kıskançlık insanlığın ilk tarihinden itibaren erkeklerin yoğun yaşadığı bir savunma mekanizmasıdır” Çünkü kıskanç olmayan erkek kendi genetiğini aktaramaz. Kadının birinden hamile kalması; sizin kaynaklarınız boşa gitmesi demektir ve başkasının çocuğuna baktığınızı bilmezsiniz. Bu yüzden erkekler “mate-guarding” olayında daha saplantılıdırlar ve “kıskançlık davranışı değil, duygusu gereklidir.” Örneğin kadınlarda erkeğin cinselliğinden çok diğer kadınlara duygusal yatırımı kıskanılır. Altta ayrıntılı bahsedeceğiz.

Düz dünyacılar şöyle diyebilir :”yahu günümüze dna testi var, böyle evrimsel dürtü mü kalır!^%+!”

Evet kalır ve kalmalıdır. Şöyle ki:

  • Evli değilseniz kadının rızası olmadan dna testi yaptıramazsınız, suçtur. Zorlarsanız güvenmeyen, zorba erkek olursunuz.
  • ABD’nin bazı eyaletlerinde çocuk sizden olmasa bile eğer mahkeme uzar da dna testi gecikirse sizden olmasa bile nafaka ödersiniz.
  • Günümüzde bile erkekler %10-%30 değişen oranlarda bir başkasının çocuğuna bilmeden babalık yapmaktadır. Bu erkekler dna testini bilmiyor muydu?
  • 2 tarafı boklu değnektir. Kadınlar manipülatiftir ve kırılgandır da. Erkek de bunu bilir, sevgilisini kırmaktan korkarak dna testi teklifini yapamaz. Çünkü haksızsa kaybettiği daha büyük bir şey olacaktır.

Demek ki günümüzde de kıskançlık erkek için hala bir parametredir ve pragmatiktir de. Çünkü “doğru kıskanmayı” öğrenen erkek genellikle dürtülerinde haklı çıkar ve ilişki yatırımı yapılmayacak kadını baştan eler. Bunu sevgilinin geçmişi yazısında anlatmıştık.

Ayrılmanıza rağmen neden o kadını başkasıyla düşünemiyorsunuz?

Örneğin neden ayrıldıktan sonra bile o kadının biriyle yatıyor olması size rahatsızlık veriyor? Kaç kadının ayrıldıktan sonra bundan rahatsız olduğunu gördünüz?  Erkeğe veriyor çünkü evrimsel olarak genlerinizde kayıtlı olan bilgi: “Zor bulduğun kadından bir başkası üreyecek, genetiğim aktarılmayacak” düşüncesi, bir diğeri ise derinlerdeki odipus kompleksiyle bağlantılı olarak “ilk aşık olduğunuz, size yoğun ilgiyi veren, aynalama dönemine girmeden önce uzantınız zannettiğiniz kişi olan annenizin yerine koyduğunuz kadını kaybetmek.

Kadınlarda Kıskançlık

Kadının evrimsel olarak en korktuğu şey erkeğin duygusal yatırımını değiştirmesidir(başka kadınla duygusal olarak ilgilenmesidir). Bu ilginçtir ama hipergami denkleminde beta öderin daha aktif olduğu uzun süreli ilişki paternidir. Kadınlar, arzu duydukları erkeklerde kendilerine ayrılmış kaynakları(sevgi, şefkat, güven) kaybetmeyi erkeklere göre daha az severler. Bu yüzden fiziksel aldatmaları hoş görebilirken, duygusal aldatmaları hoş görmez. Örneğin TLC’de Infidelity diye bir program vardı zamanında. Aldatma hikayeleri anlatılırdı. Fiks bir şey vardı. Erkek aldatıldıkları zaman asla affetmiyorlar, kadınlarsa fiziksel bir aldatma varsa geri dönebiliyordu.

Onlar için de cinsellik kıskanma sebebidir ama erkeğin hissettiğinin yanında seviyesi düşüktür. Çünkü çocuğun kendinden olduğunu bilir. Bunu daha farklı bir örnekle anlatmaya çalışayım:

Çoğu erkekte şu vardır: “O yanımda olsun, kimseyle sevişmesin, ona bakayım yeter” romantizmi. Başkasıyla olmadıktan sonra beni sevmese de olur diye düşünürler. Mesela Eşkiya filmini düşünün. Yetmedi mi? 13 YY. Courtly Love kavramı da tam olarak böyleydi. Lordlar bir kadınla birlikte olur, emrindeki askerlerin motive olması için karısına yazmasına izin verirdi ama asla cinsel ilişki olmazdı.

Erkek de kadının bir başka erkekle duygusal hareketini kıskanır ama ilk sorusu şu olur: “Onunla seviştin mi?” Kadın hayır derse, “ohh” der. Aynı durumda kadına “sevişmediğim” deseniz; bir de sevişseydin!!+%’^!! Cevabını alırsınız. Size onunla zaman geçirdiğiniz için kızgındır.

Erkeklerin İlişki İçindeki Kıskançlığı

Kadınlar kıskanılmayı sever ama dengesi önemlidir. Hiç kıskanmazsanız sevilmediklerini düşünürler, çok kıskanırsanız reaktif doğaları sebebiyle kısıtlandıklarını hissederler ve size baş kaldırırlar. Örneğin şunu çok duydum: “Sen ne biçim adamsın, neden kıskanmıyorsun beni?” Özetle haketmeyen kadınları kıskanmaya da gerek yoktur. Bunu da filtreleyebilmelisiniz.

Evrimsel dürtünüzü yok saymak tehlikelidir. Yani “ben kıskanmayacağım! Güçlü erkekler kıskanmaz!” gibi bir duruma girmeniz çoğu tehlikeyi kaçırmanıza neden olur. Mesele bu dürtüyü kontrol etmektir. Dürtüyü kontrol edememeniz akılcı bir erkek olmadığınızı ve duygularınızla hareket ettiğini gösterir. Duygularıyla hareket kadın işidir. Daha önemlisi dürtüsel davranmak yüksek testosteron sebebiyle agresifliğin aktif hale geçmesine, bu da limbik sistemin(hayvani kontrolsüz beynin) devreye girerek yapmayacağınız hareketlere neden olur. Ondan sonra bir de “bak gerçek yüzün buymuş!” suçlamasına maruz kalırsınız.

Eğer kıskançlık sizi kontrol ederse; kadın da kıskançlıkla sizi kontrol eder ve güçsüz olduğunuzu düşünür. Eğer siz kıskançlığı kontrol ederseniz, kadın yersiz yere onu kıskanmadığınızı anlayarak kullanmayı denemez. Bunun yararını da en çok da kavga ettiğinizde yaşarsınız. Aşırı kıskanç bir erkeği bekleyen son: kadının kıskandığınız her şeyi size misilleme olarak yaparak sizi daha da delirtmesidir.

Kıskandığınızda ne yapmalısınız?

Ne dedik? Kıskançlık bir duygu olmalıdır, tepkisel davranış şekli değil! Öncelikle size arzu duyan bir kadın siz uyarmadan rahatsız olacağınız davranışları değiştirir. Birilerini sosyal medyada tutuyorsa veya 7-24 Instagrama foto atıyorsa, telefonu gizliyorsa, kız gecelerine barlarda eğlenmeye gidiyorsa hala alternatife ihtiyacı var demektir, bu pozisyon sizden değerli demektir, size “gerçek arzu” duymuyordur.

Size rahatsızlık veren bir durum varsa; rahatsız olduğunuzu tepki göstermeden belirtmeniz yeterli olmalıdır ve muhtemelen ya basit bir dırdırdır ya da rahatsız olduğunuzu fark etmediği bir şeydir ve hızlıca telafi etmeye çalışacaktır.

İnatla devam ediyorsa, arzuyla, içten şekilde yapmak istiyor demektir, kaybetmeyi göze alamıyordur, işte bu sorundur. Yani ortada bir dırdır(shit test)yoktur, sen de kıskanıyorsundur. Neden? Çünkü ortada kıskanılacak bir şey vardır! Tada!

Birlikte yaşıyorsunuz ve size rağmen “kız gecesi” yaptı 1 gün de gelmedi veya telefonu size göstermedi gizledi diyelim tabii ki bebeğim sen eşit bir ilişkide özgür kadınsın, kendi alanın var diyerek anahtarları istemeli ya da daha güzeli döndüğünde kilitleri değişmiş bulacak şekilde ayrılmalısınız. Sınırlarınızı aşan kadını hayatınızdan çıkartırsınız. Israr yok, telafi yok, zorlama yok, tehdit hiç yok!

Neden tehdit ya da ısrar yok?

Soru şu olmalı: “ben neden onun yapmak istediği bir şeye engel koyan kişiyim?“ Evet değilsin! Olmamalısın. Çünkü kadınlar alfalar için kuralları yıkarken, betalar için kurallar koyar. Kontrol etmeye çalışmanız kural koyulan beta tarafında olduğunuzu ve kadının doğal çekimle yanınızda olmadığını gösterir.

Belki net bir şey olmayabilir ama gereğinden fazla dürtü hissediyorsanız, gerçekten sorun olabilir. Buna bilinçaltı-farkındalığı deniliyor. Yani siz net bir gösterge olmasa da kişinin bir şeyleri sakladığını davranış ve mimiklerden içsel olarak anlıyorsunuz.

Korku Oyunu

Bu son aşamada kadınların empatik değil, sempatik olduklarını unutmamak gerekir. Sizi anlamaları için benzer duyguları yaşamalılar, yani siz de onu kıskandırın. Buna Rollo ilk kitabında “hayal gücünü canlandırmak” der ve “pasif-korku(dread) oyunu” olarak adlandırır. Yani kadını rekabetle kaygı içine sokmanız gerekir. Amacınız asla şart cümlesiyle(bunu yaparsan bunu yaparım) mesaj vermek olmamalıdır ki bu savunmasız olduğunuzu sinyaller.

Yalnız “dread games” olayına girmeniz artık ilişkiyi kalp masajıyla ayakta tuttuğunuzu gösterir. Dramatik bir iyileşme olmuyorsa, o kadını terk etmeniz daha iyidir.

Kıskançlıkla Sizi Suçlamaları Bir Manipülasyondur

Kadınlar korunabilmek, sizi kolay aldatabilmek için “kıskanan erkek kendine güvensizdir” şeklinde manipülasyona başvurabilir.

Temel içgüdüsel duygunuzu hissettiğiniz için asla suçluluk hissetmeyin. Kıskanmamak için kendinizi ketlemeniz maskülenliğinizi düşürür, hataları görmezden gelmenize sebep olur. Kıskançlığı yok saymak genetik aktarımınızı yok saymaktır.

Son söz olarak: “kıskançlık bir içgüdüdür ve bunu kadını kontrol etmek için değil, ilişkinin geleceğini anlamak için kullanın.”

Makeleyi oylamayı ve daha çok kişiye ulaşması için paylaşmayı ihmal etmeyin:

Sorunlu Kadınlarla İlişki: Borderline (Sınır Durum)

Sorunlu Kadınlarla İlişki Bölüm 1: Sınır Durum (Borderline)

Psikolojisi bozuk bir kadınla ilişki yaşamak istiyorsanız, önce kendinize “neden” diye sorun. Çoğu erkek baştan hayır diyebilir veya böyle bir kadınla hiç karşılaşmadığı için başa çıkabileceğini düşünür. Daha kötüsü bu kadınları çekici bularak kurtarmaya çalışan erkekler de mevcuttur.

Bu kadınlarsa sadece sorun çıkartarak hayat kalitenizi düşürür. Unutmayın ki bir ilişki hayatınızı kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyor, omuzlarınıza yük bindiriyorsa o yükü atmanız gerekir.

Burada kişilik bozukluğu(nkb, şizoid, histeroid) ile duygu-durum(bipolar, depresyon) bozukluklarını ayırmak lazım. Sorun ilk gruptur.

Her erkek kahraman olmak ister. Toksik kadınlardan bahsederden üstün körü yazmıştım ama hangi kadından kaçmanız gerektiği konusu üstünde çok durmadım. Bilgi açısından yoğun bir yazı olduğu için 2’e böldüm. Bu bölümde daha çok sınır-durum kadınlardan, 2. Bölümde ise histerik kadınlardan bahsedilecektir.

Temeller

Psikolojide rahatsızlıkları “kişilik durumlarını” ve “karakter tutumlarını” olarak birbirinden ayırmak gerekir.

Kişilik durumları kendi içinde 3’e ayrılır. Bunlar Freud’dan sonra nevrotik ve psikotikken, genişleyerek araya sınır durum’u almıştır. Çünkü sınır-durum hastalar ne nevrotiklere ne de psikotikle uymaktadır. Uzun sürede tanımlanamamış, çoğuna nevrotik gibi davranılmış ve hastalıkları daha beter hale gelmiştir. İyileşenlerin de terapistlerinden nefret ettiği kayıtlara geçmiştir.

Özetle “nevrotik”-“sınır durum”-“psikotik” olarak bilinç düzeyinden kontrolsüz bilinç-dışı düzeye doğru sıralanabilir. Nevrotik biri kendi hatalarının farkındayken, psikotik kişi farkında değildir. Sınır durum(borderline) ise bazen nevrotik bazense psikotik uça savrulur. Bu yüzden bazen mantıklıyken, bazen tamamen kaotik birine dönüşür. Karakterler ise kabaca “psikolojik rahatsızlıklardır” diyebiliriz. Örn: Şizofreni, histerik, narsisistlik, şizoid, bipolar gibi.

Sınır Durum Kadınlar

Sınır durum (borderline) DSM kriterlerine göre bir hastalık tipi olarak da kabul edilmekte fakat diğer kişilik bozukluklarıyla da etkileşime geçebilmektedir. Ego psikologları(2. Nesil psikanalistler) da başta kişilik durumu gibi görüp ilerleyen süreçte ayrı bir hastalık olarak tanımaya başlamışlardır.

Bu kişiler ayrılma-bireyleşme dönemi dediğimiz dönemde bakıcıyla (örn: anne) tam bir kopma ve ego oluşumu sağlayamazlar.

(Ego: Dürtüleri kontrol eden ve tam farkındalığımızı oluşturan süperego(sosyal tutumlarımız) ile köprüyü oluşturan bir bölümü bilinçli, bir bölümü bilindışı mekanizmadır. Burada bahsedilen egonun, “çok egolusun!” tanımıyla alakası yoktur, hatta bu yanlış kullanımdır. )

Bu kişilere ebeveyni gereğinden yakın ilişki kurarak, hatalı davranışlarla bireyselleşmesini ve ego gelişimini engellediği düşünülmektedir. Kişi iyi ve kötüyü kendililik içinde birleştiremez ve ayrıştırır. Bu yüzden uçlara savrulur.

Tam bir ego farkınlıkları ve bağımsızlıkları olmadığı için bir başkasına bilinçli-bilinçsiz ihtiyaç halindedirler. Kısa sürede birine çekilme hali bundandır, yani bir çeşit parazit gibidirler.

Savunma Mekanizmaları

Böyle kadınlar tehlikelidir çünkü psikanalizde bahsettiğimiz bazı “savunma mekanizmaları” çok güçlüdür. Bu mekanizmaları kendi içinde ilkel ve olgun mekanizmalar olarak 2’e ayırabiliriz. İlkel mekanizmalar bilinç-dışı düzeyde odipal süreç öncesinde oluşurken, olgun olanlar bilinç düzeyindedir ve her insanda bulunur. Mesele ilkel olanların daha kontrolsüz olmasıdır. Bunun da en önemli örnekleri sınır durum histerik kadınlarda bulunur. En sık rastlanan mekanizmada “aşırı idealizasyondur.” Yani kişi ya çok değeri görülür ya da değersizdir, arası yoktur.

Bu kişilerde aşırı kaygı da görülür, gereksiz detaylara kendilerini tehdit ettiği düşüncesiyle takılabilirler. Nancy McWilliams terapilerinden birini şöyle özetler: Annesinin sorunlu olduğu ve bu konuda çözüm üretmesi gereken hasta:

Nevrotikse “nasıl çözebilirim?” diye düşünür. Sınır durumsa” “Evet haklısın, o zaman annemi değiştir” diye düşünür. Yani kendilikleri eksik olduğu için dışarıda sorun aramaya adaydırlar. Olmayan bir özgüven yerine sahtesi koyulur ve devamlı savunma hali mevcuttur. Aksi halde yetersiz hissederler. Olayları objektif değerlendirmeleri yine ego eksikliği yüzünden yoktur. Bir olayı ya çok iyi ya da çok kötü değerlendirirler ki “sınır durum” ismi buradan gelmektedir. (yine ilkel aşırı idealizasyon savunma mekanizması)

Bu kişiler tüm-güçlü algının esiridir. Yani birlikte olduğu insanı kendi uzantıları gibi düşünebilirler, o yüzden yaptıkları her türlü acımasızlık normaldir ta ki o kişi gözden çıkartılana dek. O kişide kendilerince “gerçek sevgi” yoksa değersizdir. Yine bu ayrılma-bireyleşme döneminin negatif sonucudur, kişi kendini “biri” gibi göremez. Referans olarak Kernberg ve Masterson’ın çalışmalarına bakılabilir.

Örneğin yansıtma mekanizması suçtan arınmak için kullanılır. Yani suçu karşıya aktarıp, kendinizi aklarsınız, karşı taraf yapmış gibi hissedersiniz; oysaki sınır durum kişiler hem yansıtır hem de bu duygudan kurtulamaz, bunun yerine sahte bir kendilik haline getirerek hissederler ve gerçeklik algıları hala tamdır. Psikotikler gibi kopukluk yaşamazlar. Örneğin öfkeli olmasının nedeni sizin yaptığınız bir harekettir, bunu yansıtırlar ve bunu siz kabul etmedikçe anlaşılmadıklarını düşünerek daha da uçlara savrulurlar, düşmanlıkları artar. Bu kişilerle konuşurken örtük konuşmamak, açık ve net olarak “şu an böyle hissetmeni anlıyorum ama böyle hissetmenin sebebi aslında bana böyle yapman olabilir mi?” gibi açıklamalar yapmak gerekir. Zamanla siyah ya da beyaz tutumları iyileşebilir.

Son Hep Aynıdır

Bu kadınlar maalesef siz ona ne kadar iyimser davranırsanız o kadar öz saygılarını kaybedecekleri için uzaklaşırlar. Son hep hüsrandır. İşin en güzel kısmı o idealizasyonla sizden vazgeçecek sebepleri kolaylıkla bulurken, siz bulamaz ve muhtemelen major depresyona girersiniz. Emin olun ki böyle bir kadınla ayrıldıktan sonra konuşmak istemezsiniz. Çünkü duyacağınız hiçbir cümle hoşunuza gitmeyecektir.

Esas problem bu kadını kontrol edebileceğinizi sanmaktır, tüm-güçlü” savunma mekanizmaları sizi bir esir haline getirir. Unutmayın onun için siz bir uzantısınız, ona ait bir şeysiniz, onun istemediği gibi davranamazsınız. Başta ne olursanız olun sonda onun isteklerini “kendinizi eksik hissettiğiniz için” yerine getirmeye çalışan kişi olursunuz, çünkü karşınıda bir gün sizi çok seven, cinselliği uçta yaşadığınız, ertesi gün aşırı kaygıyla sizden soğuyan, hatta başkalarıyla olmak istediğini belirten biri vardır, bu dengesizlik kendinizi ona beğendirmeye çalışmanız sonucunu doğrurur. Bu yüzden intihar eden erkekler mevcut.

Empatik yaklaşmak iyidir ama hayal kırıklığına uğramanız kaçınılmazdır. Bazı türleri sizi aldatıp sonra “buna üzüleceğini biliyorum ama kendimi tutamadım, bana sinirlendin mi?” diye empati özürlü hareketler yapabilir. Bunun temel sebebi size normal bir kadın gibi arzu duysa da kendililiklerinin olmaması; anlık olarak farklı biriymiş gibi davranmalarıdır. Ne demiştik? Siyah ya da beyaz.

2. bölümde değineceğim ama terapistler bile bu kişilerle zor anlaşır, çünkü onca terapi ardından, yapmamaları gereken bir şeyi yaparak, terapisti sorumlu tutabilirler. Terapistin de subjektif hareketleri tetiklenir ve “karşı aktarım” dediğimiz kendi duygularını kontrol edemeyerek aktarabilirler. Sonunda da hasta başka birine devredilir. Böyle birine siz ne kadar yardımcı olabilirsiniz? En başta size çok aşık görünmeleri de kişilik sorunlarından ötürüdür ve çoğu erkek de bu yüzden avlanarak ilişkiye devam eder: Erkeğin temel düşünce seti: “Bunları o yapmış olamaz, bunları o söylemiş olamaz” şeklindedir.

Cinsel arzuları aniden geçebilir (örneğin histerikler cinsel arzularına rağmen tatmin olamazlar) ve emin olun manipüle edilmedikleri sürece diğer erkeklerde de benzerini yaşayacaklar. Tek fark biraz daha uzun süreceğidir.

Genelde tanıştığım bir kadında belli semptomları görüyorsam çabucak uzaklaşıyorum ve bir rahatlama geliyor. Çünkü bu kadınların kesinlikle AŞIK olmayacaklarını, davranışlarının sebebinin ben olmadığımı ve bu yüzden sorumluluk taşımamam gerektiğini, tesadüfi cinsellik yaşayabileceklerini biliyorum.

Nasıl manipüle olacaklarını da biliyorum, özellikle kendilerinden güçlü bireylere rastlayan borderline kadınlar sülük gibi o adama yapışırlar ama hala aşık değillerdir. Bu yapışmanın sebebi olmayan kendililikleridir. Sahte kendililikleri zarar görür ve tekrardan bu kendililiklerini inşa ettikleri gibi heyecanlarını kaybederler.

Bipolar Başka Bir Şey!

Yeri gelmişken çevrede sıklıkla bipolar duygusal bozuklukla karıştırıldıklarını görüyorum. Bipolar kadınlarda “duygusal döngü” vardır ve bu anlık değildir, kişi haftalar boyu bir modda hafif düzeyde kalabilir. Aşırı-mani döneminde olsalar bile size arzu duyuyorlarsa bile sınır-durum kadınlar gibi davranmazlar, mantıklıdır. Neden? Çünkü kişilik bölünmeleri yoktur ki bipolarlık “duygu bozukluğudur.”

Borderline kadınları “2 uçta davranmaları” bir sonuçtur, sebep değil; esas problem “ego kontrollerinin olmaması yüzünden dürtüsel davranmaları ve kendililiklerinin düşük olmasıdır, gri rengin olmaması esas problemdir. Oysaki bipolar kadınlarda ego kontrolleri genellikle tamdır.

Özetle

Sınır durum olduğunu düşündüğünüz veya bildiğin kadınla birlikte olmayın. Her zaman klinik düzeyde sorun olması gerekli değildir, bazen de karakter yapısı böyledir. Bence böyle kişilerle bile olmayın. Böyle kişilerin size aşık olamayacağını asla aklınızdan çıkartmayın. Ego kontrollerinin olmaması dürtüsel davranmalarına sebep olur, hepsi bu.

Karşınızdaki kadın temel olarak kaygı bozuklukları, sosyal-fobi rahatsızlığı, depresyon pençesinde ve nevrotik düzeydeyse kabul edilebilir ama temel kişilik bozukluklarına sahipse kaçın. Diğer yazıda histerik kadınlardan bahsedeceğim ve sınır durumda olan histerik kadınların da olabileceğini aktaracağım.

Referanslar

1] Nancy McWilliams – Psikanalitik Tanı

2] James F. Masterson – Narsistik ve Borderline Kişilik Bozuklukları

3] Kernberg, O. (2006). – Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm

4] Amerikan Psikiyatri Bir. – Ruhsal bozuklukların tanısal ve sayımsal elkitabı (DSM-5)

Fon: Pantera – Cemetery Gates

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)