Ana Sayfa » Köşe Taşı İçeriği

Köşe Taşı İçeriği

Köşe taşı içeriği bölümünde öncelikli olarak benim için önemli olan; kapsamlı, düşünülmüş, felsefi ve psikolojik açıdan temellendirilmiş, farklı kaynaklardan yararlanılarak sentezlenmiş detaylı yazılara ulaşabilirsiniz.

Bu kısıma nadiren eklenecek olan yazılar insan psikolojisini, ilişkilerin temelini anlamada yararlı olacaktır. İlgili yazılar dinamik nitelik taşımak da temeli değişmese de içeriği zaman zaman güncellenebilmektedir.

Aşırı Sinirlenen Erkek Olmayın!

Aşırı Sinirlenen Erkek Olmayın! (Kontrol ve Odaklanma)

Aşırı sinirlenmek özellikle genç erkeklerde daha sık karşılanan bir durumdur. Zamanında aşırı sinirli biri olarak anlayabiliyorum. Hatta çevremdekiler sinirlendiğimde korktuklarını belitirlerdi. Tabiiki zamanla bu potansiyel enerjiyi kontrol etmeyi öğrendim. Richard Cooper’ın The Unplugged Alpha kitabında da benzer bir bölüm ve özellikle bu kısmı da farklı kaynaklarla yoğurarak yorumlamaya çalışacağım.  

Erkeklerin En Tehlikeli Çağı

Erkekler ergenlikte testosteron artışıyla birlikte maskülen taraflarını keşfetmeye başlar. Bunun en önemli çıktısı agresiflik, dışa dönüklük ve aşırı sinirdir. Bu enerji doğru yönlendirilmelidir. Zamanla mantıklı düşünme geri plana itilebilir ve dürtüsel kısım ağır basabilir. Cinayetlere bakın hep en fazla 20lerindeki erkeklerin işlediğini görürsünüz. Esas problemse bunu yönlendirememenin büyük bir enerji kaybı olduğudur! Günümüzde feminen düzenle bu traşlanmaya çalışılsa da erkeğin yakıtı testosterondur ve kişi kendini gelişim için bunu kanalize ederse devleşir.

Aşırı siniri kontrol edememek takıntıya sebep olabilir ve takıntılar tekrarla güçlenir. Aşırı siniri şiddete yönlendirmek rahatlamaya neden olur ve bu da zihninize anlık rahatlamayı öğretir ve tekrara sebebiyet verir. Esas problem yanlış yönlendirdiğiniz konuların size zamanla zarar vermesidir.

Rahatlama mekanizması ve tekrar->Obsesif kompulsif davranış veya bozukluk (OKD veya OKB)

Daha kötüsü kadınlara gösterilen tepkilerdir. Evet kız arkadaşınız da 20lerinde çok sinir bozucu olabilir, üstünüze gelebilir ve bir yerde size saldırabilir. Siz de koruma amaçlı onu durdurabilir ya da itebilirsiniz. Tebrikler işte o an suçlu siz oldunuz! Bunu önlemenin yolu kadınlarla tartışmamak veya zor durumlarda cep telefonunun kamerasını açmaktır. Her durumda sonradan kız arkadaşınıza izletebilir ve saçmaladığını anlatabilir, daha zor durumlarda mahkemede kullanabilirsiniz.

20lerimde öfkeyle/sinirle mücadele eden biriydim. Akademik kariyer yapmaya çalıştığım için aşırı kontrolcü ve mükemmelliyetçi davranıyordum. İstemediğim bir not, olay vs. geliştiğinde devamlı bilişsel çarpıtmalar yapar, eşyalara bile saldırırdım. Bunun zamanla obsesyona dönüştüğünü fark edememiştim bile. Yıllar sonra da bu zihin setini değiştirmek için uğraştım ve defalarca başarısız oldum. Aşağıda bunu nasıl yendiğimi de anlatmaya çalışacağım.

Aşırı ve Mantıksız Tepkilerle Nasıl Mücadele Edebilirsiniz?

Yaşadığınız bir olay bazen çok sinir bozucu olabilir fakat olayın bir noktada enerji yönlendirme olduğunu anlamalısınız. Aşırı sinir veya kontrolsüzlük halinde mantıklı tarafınızı devreye almalınız. Bunun yolu da karşı tarafa bağırmak/şiddet yerine 15 dk. durmak ve o zorlantıya/öfke haline maruz kalmak olmalıdır. Kendini gaza getirici ki bunlara bilişsel çarpıtma diyoruz, kaçınmalısınız. (Örnek: “ben başarısızım zaten, o yüzden iyice batırmalıyım”, “ben zeki biri olsaydım bu halde olmazdım”, “karşımdaki aptal o yüzden onu döverek dersini vermeliyim” vb.)  Bundan kaçmak için kompulsif nötrleşme hareketi yapmanız, ileride bu hareketi tekrarlamanız için bir döngü yaratacaktır.

Bu konuya altta değineceğiz ama durum şudur:

“Kişişler ya kendi inançları yüzünden size saldırılır ya da inançlarınız zedelendiği için o kişiye saldırırsınız.

Böyle sorunlarınız varsa sevdiğiniz ve güvendiğiniz insanlarla paylaşmanız da iyidir. Çoğu kişi takıntılar konusunda ketum olabiliyor. Bunu gizlemek sorunu büyütmenize, normal olarak algılamanıza neden olabilir.

Mark Manson ve Bir Şeyi Kafaya Takmak

“Bir şeyi seçmemek bile başka şeyi seçmektir.”

Diyor Manson. Bir olayı yaşamak ve sinirlenmek/üzülmek sizin kontrolünüzde olmayabilir ama nasıl tepki vereceğiniz sizin kontrolünüzdedir.

1-Kişileri Takmak

Kişiler diğer kişilere tepki verir fakat temelde kişisel inançları zedelendiği için bunu yapar!

Biri size çok takmışsa ve nefret ediyorsa, ondan üstün olduğunuz ve görüşlerinizin o kişinin inançlarıyla çakıştığı için olduğunu anlamalısınız. İnsanlar kendilerinen alt seviye kişilere takmazlar. İnsanlar başka insanlardan eğer kendilerine hakaret edilmiyorsa rahatsız olmamalıdırlar. Bu durumda sizin ona karşılık vermeniz de anlamsızdır.

Eğer siz, o kişiden nefret ediyorsanız, öncelikle kendinizi sorgulamalısınız. Çünkü o kişiyi üstün buluyorsunuz. Sizi o kişinin değil, bir görüşün inancınızı rahatsız ettiğini kavramamışsınız! İnancınızla yüzleşmek yerine, kişiyi suçlamayı kolay buluyorsunuz!  

2-Olayları Takmak

Gereksiz olaylara takıyorsanız sebebi enerjinizi verecek daha iyi bir şeyiniz olmamasıdır. Örneğin yaşlı insanlar kasiyerle bağırır ya da emekli Albay Ahmet Amca evinin önüne arabasını çeken adama takar.

Hayatınızda sorunlar hep olacaktır ama neye aşırı sinir yapacağınız sizin elinizdedir. Mark Manson kitabında şöyle der: “Mesele sorunlardan kaçmak değildir, sizi ilgilendiren ve geliştirecek sorunları bulmaktır.” Hayatınız için anlamlı şeyler bulamazsanız, anlamsız konulara enerjinizi harcarsınız.

Zihninizi inşa eden sizsiniz, gençliğinizden itiberen gereksiz konulara enerjinizi harcarsanız, her geçen sene de daha pesimist, yaşlılıkta ise depresif biri olursunuz.

Manson’da birazdan anlatacaklarıma da benzer düşünüyor ve “bazı ıstıraplardan kaçamazsınız” mesele bunları kontrol edemeyeceğimizi kabul etmektir.  Hatta Budda’ı örnek göstermiş:

“Acılar ve kayıp kaçınılmazdır, onlara karşı koymayın.”

Richard Cooper ve Enerjinin Korunumu

RC kitabında Mortal Kombat örneğini vermiş. Yaşam enerjiniz başta %100, her yanlış hamledeyse düşer. Bunu hayata uygulayabiliriz, her gün uyandığınızda tam enerjiyle başlıyorsunuz fakat her yanlış hamlede, bir olaya veya kişiye takıp, aşırı sinirlendiğinizde sittir etmeyi öğrenemediğinizde enerjiniz düşüyor. Sonunda ise gerçekten uğraşmanız gerekenler için enerjiniz kalmıyor.

Bana soranlara da önerdiğim tek şey: Neyi takacağınızı öğrenin! Çünkü belli bir enerjiyle başlıyoruz. İş-arkadaş-partnerler enerjinizi bitiriyor. Neyin buna değer olduğuna da karar vermeniz gerekir.

Örneğin trafikte bir araba çıktı önünüze ve dallamalık yapıyor. Bu durumda ne yapabilirsiniz?

1) Arabanın önüne kırıp, uzunları yakıp, levyeyi çıkartıp adama dalabilisiniz.

2) Bu adam için değmeyeceğine karar verebilirsiniz.

Anlık aşırı sinir sadece odağınızın kaymasına neden olur.

Testosteron-Kortizol İkilemi

Gereksiz sinirlenmenin sosyal tehlikeleri olması yanında, fiziksel sorunlar da yaratır. Örneğin artan kortizol miktarını arttırır ve bu da katabolik reaksiyona neden olur. Sonuçta testosteron seviyeniz azalır ve daha güçsüz, hayata karşı pesimist bir tavıra girersiniz, unutmayın ki erkeğin yaşam kaynağı testosterondur, bunun en önemli yolu da düşük strestir. Tabii ki iyi uyku çekmenin de bunu düzenlediğini hatırlatırım.

Burada garip bir ikilem de var: Aşırı sinir sahibi olmanıza neden olan testosteron fakat bunu yanlış kullanıldığınızda ceza keserek kortizol seviyenizin de artmasına neden olur. Oysa ki aynı hormonu ağırlık kaldırarak kullandığınızda anabolik olarak gelişirsiniz.

Bu kayıplar kendinizin en iyi versiyonu olmanızın önünde de engeldir, çünkü yanlış kaynaklar için enerjinizi dağıtmış olursunuz. Sonuçta odağınız bozulur; amaçlarınız, tutkularınız ve hayallerinize yönelemezsiniz. Eve geldiğinizde hala “arabasını kıran adamı”, “işte size bağıran patronu”, “enerjinizi yiyen sevgilinizi veya arkadaşınızı” düşünür durursunuz. Hala keşke böyle yapsaydım/deseydim diyerek zamanınızı, enerjinizi harcmaya devam edersiniz. Odağınızın tamamı bu konuya yönelir!

Farkındalığı Yönlendirmek!

RC katıldığı bir yatırımcı konferansında Dandapani isimli bir rahip şöyle demiş:

“Where awareness goes, energy flows.” (Farkındalığı enerji takip eder.)

Yatırımcıların dikkat dağınıklığı yüksek olur, hatta değişen boyutlarda dikkat dağınıklığı bozukluğuna sahip olabilirler ve buna neden olan enerji vampirlerine dikkat edilmelidir. Farkındalığınızı arttırmaksa tek yoludur: (Mini Not: Jung da toplumdaki değişimin bireyde farklılaşma ile mümkün olduğundan ve farkındalıktan bahsederdi. Bu yüzden gölge kavramı ve arketipler üstünde dururdu.)

Farkındalığınız yüksek olursa enerji bunu izleyecektir. Zihninizde nereyi uyarırsanız o kısımlar güçlenecektir ki bunu bilişsel psikolojiden de biliyoruz. Zihinde alışkanlık yaratmanın yollarında biri de odaklanmaktır. Yalnız odaklanmayla her şeyi kontrol etme karıştırılmamalıdır.

Örneğin enerjinizi zihninizde mutlu olacağınız kaynaklara harcarsanız, zihniniz de gelişecektir. Atomik Alışkanlıklar kitabında da benzeri önerilir. Her gün %1’lik gelişim, kendinizin en iyi versiyonun ulaşmanızın(iyi alışkanlıkların) yoludur.

Odaklanma ve Kontrol

İnsanlar aynı anda 4000 düşünceyi zihinlerinden geçirirler. Oysaki sadece 1 tanesini takıntı yaparlar. Daha ilginci birçok yan düşünceyi de bununla ilişkilendirirler.

Dr. Mark Freeston “Beyaz Ayı” testiyle düşünce kontrol edilebilir mi? Konusunu araştırmıştır. Deneklerin 2 dk beyaz ayıyı düşünmesi istenmiş fakat kişi aynı anda 4000 düşünceyi fark etmeden zihninden geçirdiği için başarılı olamamıştır. Çünkü tek düşünceye odaklanmak oldukça zordur, heleki günümüzdeki sosyal medyanın bizi şartlaması sonucunda bu  süre iyice daralmıştır. Çünkü her şeyin kolayına alışmış durumdayız ve kısa süreli dopamin uyarılarıyla(like gibi) tatmin yaşıyoruz. Bu yüzden karbo tüketimi artıyor, obezite artıyor, feminenlik artıyor.  

Deneyin tersi de yapılmış ve 2 dk boyunca beyaz ayıyı düşünmemeleri ve yine her düşündüklerinde 1 çizgi atmaları istenmiş. Denekler onlarca çizik atmış. Çıkan sonuç “bir dürtüyü, düşünceyi tamamen bastırmak imkansızdır!”

Dr. Wegner’de benzer konuyla çalışmış ve ne kadar o düşünceden kaçarsa ve çeldirici ararsa bir süreden sonra çeldiricilerin de düşünceyi bulduğunu keşfetmiştir. Beyaz ayı yerine mavi kuş düşünürseniz, mavi kuş bir süreden sonra beyaz ayıyı hatırlatır. Zihin kontrolünün özellikle stresle zorlaştığını belirtmiştir.

Stresten uzak durmak önemli çünkü mevcut enerjinizi azaltır ve düşüncelere yenik düşmenize neden olur. Bu sebepledir ki bir kötü olay yaşadığınızda arka arkaya kötü olaylar yaşanır ve siz “kötü kötüyü çekiyor” diye düşünürsünüz. Oysaki zihin kendini böyle programlar. RC dediğiyle de bağlantı kurabiliriz: Yani günlük enerjinizi yanlış kaynaklara yönlendirmiş, kendi hedeflerinize harcamamış olursunuz.

En iyi yol bunun kontrol edilmesi gerektiği inancından kurtulmaktır ki OKB’nin en büyük problemi kontrol etmektir! Bu da sadece obsesyonda değil, mücadele ederken de aktifleşir. Örneğin saçma bir konuya OKB’linin takılma nedeni o konuyu aşırı önemli görmesi, aşırı kontrol etmesi ve enerjisini harcamasıdır. Dr. Wegner’da göre en iyi mücadele yöntemi olayı kontrol edemeyeceğinizi anlamaktır! Yani kafaya takacak daha iyi şeyler bulun!

Başta zor olabilir. Bu durumda da maruz kalmak bir diğer yöntemdir. Maruz kalıp, oraya buraya saldırmaz, sevgilinize/anne-babaya bağırmak yerine mantıklı düşünerek bunun yanlış olduğunu kendinize anlatırsanız ve gerekirse yazarsanız zamanla kafaya takmamayı öğrenirsiniz

Kendililiğinizde Uzmanlaşın!

Her insanın hayatında birçok enerji vampiri vardır ve bu kişileri bulamazsanız günlük enerji barınızı tükenir, hedefleriniz için daha az enerjiniz kalır. Kendililiğinizde uzmanlaşmanın en güzel yolu enerji vampirlerini bularak hayatınızdan çıkartmaktır.

Bunu anlamanın yolu nedir? Eğer sallamadığınız şeyleri doğru seçtiğinizde hisleriniz iyileşiyorsa veya sevdiklerinizin hayatı kolaylaşıyorsa doğru yoldasınız demektir.

Yalnız bu durum kişi veya çevresi tarafından ihlale ya da bencil olmanız gibi utandırma taktikleriyle suistimale uğrayabilir. Yani bazen en yakınınımız belki sevgilimiz, belki de onun çevresi enerji vampidir. O kişileri sevmediğimizi söylersek bize karşı cephe alınabilir. Herkes iyi anlaşmak zorunda değilsiniz!

RC’de bir örnek:

Sevgilimin bir arkadaşı, orta yaşta obez bir kadın, bütün evde takılıp, devamlı çevresindeki insanları küçümsüyordu. Başka düşüncelere katılmayıp, herkesin kendi düşüncelerini kabul etmesini istiyordu. Tipik bir duygusal enerji emiciydi. Kız çocuğumun bu kadının çevresinde olmasını istemeyerek 2 defa gelen akşam yemeği buluşmasını reddettim. En başta sevgilim bozuldu fakat ilerleyen süreç de o da bu kadının iyi niyetli olmadığını ve enerji vampiri olduğunu kabul etti.

Yani kendinizi kontrol etmek ve sinirinizi farklı kaynaklara harcamak hayatınızı kaliteli hale getirir. Bazı insanları kızdırabilir, bazı insanlar size düşman olabilir, bu kaçınılamazdır.

Kendi Kontrolünüzü Nasıl Güçlendirirsiniz?

Bu durum kas inşasına benzer. Sizi zorlamayan şey güçlendirmez. Gerçekten zorlayacak ve iradenizi terbiye edecek bir şey istiyorsanız soğuk duş alabilirsiniz. Sıcakta duş almak modern bir lükstür ve geçmişte insanlar buz gibi göllerde duş alırlardı. Aslında baktığımız da günümüzde birçok şeye  kolay ulaşmak irademizi zayıflatıyor ve bu konuda verilecek en iyi öneri bir şeyin zor versiyonu varsa onu tercih etmeniz olacaktır. Böylece o işten daha fazla keyif alırsınız, çünkü yaptığınız iradenizi geliştirir. Bir şeye kolay ulaşmaksa emek verme konusunda cimri olmanıza neden olacaktır.

Soğuk Duş Almanın Yararları:

  • -İradeyi güçlendirir.
  • -Beyindeki sis perdesini kaldırır ve odaklanmayı iyileştirir.
  • -Kan dolaşımını iyileştirir.
  • -Cilt ve saç için sağlıklıdır.
  • -Bağışıklığı güçlendirir.
  • -Enerjiyi arttırır.
  • -Metabolizmayı güçlendirir ve yağ yakmayı hızlandırır.

İleri okumalar

  1. Richard Cooper – The Unplugged Alpha
  2. Mark Manson – Kafaya Takmama Sanatı
  3. Purdon, Clark – Takıntılarla Başa Çıkma
  4. James Clear – Atomik Alışkanlıklar

Mükemmel Sıkıcıdır

Mükemmel Sıkıcıdır

Sadece iyi tip, sadece iyi fizik, sadece iyi eğitim, saygılı erkek sıkıcıdır. İlgili podcasti şuradan dinlenebilir.

Dürtüsel çekim dopamin sıçramalarıyla ilişkilidir. Sen bir erkek olarak bunu nasıl yaratacaksın? En önemli silahların: dışa dönüklük, zıtlıklar barındırmak ve sahip olduklarını sınırsızca sinyallemek(müsriflik) olmalıdır. Kendi yağımla kavrulayım evden işe, işten eve diyorsanız şimdiden hayırlı günler dilerim size.

Hatunların Efendi Yerine Piç Erkek Tercihi

“Sen de bütün iyi özellikleri götürdün şimdi” diyebilirsiniz fakat kadın

-Tipsizken, özgüvenli

-Tipi iyiyken, serseri

-Efendi görünürken, dark-triad sahibi

-Serseri gibi görünürken çok iyi eğitimli erkeklere çekilir. Çünkü bu erkekler içinde zıtlık barındırır. Günümüzde kadınlar sıkıcı mükemmel beyaz atlı prensi değil, Bruce Wayne’i istiyor. Yapılan çalışmalarda tip sabit tutulduğunda dark-triad sahibi erkeklerin kısa süreli ilişkide daha çok tercih edildiğini biliyoruz [Ref].

Klasik hipergami denklemine göre iyi işiniz varsa, yüksek statü sahibiyseniz, kadına güven veriyorsanız onunla olursunuz ama bunlar işin “beta öder” tarafıdır. Kadın seni kaybetmekten korkmuyorsa; evet belki geleceği için minnet duyar ama sana tutku duymaz, neden? Çünkü mükemmel sıkıcıdır! Sen kuralına göre oynayan bir efendi erkeksin ama kadın bir o kadar serseri erkeğe çekilecektir. Yani yüksek statüdeyken, serseriysen, eğlenceliysen, vizyonun varsa, fiziğine dikkat ediyorsan kadın sana çekilir. Anlatılanlarla ilgili olarak “Mustafa Hakkında Her Şey” filmini şiddetle öneririm.

İyi haber bu senin elinde. Yönetimi kadına verirseniz çerçeveyi kaybedersiniz. Çünkü kadınlar ne istediklerini bilmez. “Güven istiyorum, sadakat istiyorum” derken “arzu duyduğum dark-triad sahibi alfa erkek bunları yapsın” şeklinde düşünürler. Maskülen bir yönetime ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden erkekte yönetim en önemli güçtür.

Doğada Efendi Erkeklik Var Mı?

Doğada da böyledir dişi neden efendi gibi takılan, işinde gücünde bir aslanı seçmek yerine en güçlüsünü seçer? Oysaki her 2 aslanda hayattadır. Demek ki mesele hayatta kalmakla ilgili değildir.

Darwin, Pinker, Miller, Zahavi, Veblen, Baker, Buss gibi bir çok evrimsel psikolog/biyolog, sosyolog merak etmiş ve araştırmış. Şöyle özetlenebilir:

Doğada dişiler genellikle gösterişi, müsriflik yapanı tercih eder. Tavus kuşları içinden en parlak tüylüsü, balıklarda en güzel kuyruk, kuşlarda sesi en orjinal olarak dişiler tarafından seçilir. Hatta büyük tüyler erkeğin yavaşlamasına ve kolay av olmasına rağmen büyür. Yani müsriflik yapar.

Örneğin efendi erkek dediğimiz erkekler bu yüzden cinsellikte başarısızdır. Çünkü bu erkeklerin tek amacı kendine yetebilmek, etrafa rahatsızlık vermemek, kendi halinde yaşamaktır. Sadece kendi yaşamını idame ettirmeye çalışırlar. Risk almazlar, liderlik yapmazlar.

İnsanlarda da benzer ve müsrifliği görsel gösterişle veya harcamalarla yapıyoruz. Hatta sosyolog Veblen gösteriş toplumu diye eleştirmiştir.

Gösterişli Erkeğin Yolu

Gösteriş, erkeğin kapalı gücünü ve yapabildiklerini sinyalleme yoludur. Bu zıtlıklarla tamamlanmalıdır. İyi tip, gösterişte en kolayıdır ama kadınla tanıştığınızda içiniz efendiyse kaybedersiniz. İyi para avantajdır ama bunu yanlış kullanıyorsan söğüşlenecek kişi olursunuz. Zeki olabilirsiniz ama kadınlarla konuşmayı bilmeyip, nedensel yaklaşıyorsanız kaybedersiniz. Çünkü kadın için büyü ölür.

Önceden erkeğin kalabalık cinsel geçmişinin bir çekicilik parametresi olduğundan bahsetmiştik. 2019’da yapılan bir çalışmayla erkekte özgüvenin de bununla ilgili olduğu fakat kadınlarda benzer korelasyonun bulunmadığı birçok farklı denekle ispatlandı.

Dişiler de müsriflik yapar. Örneğin pahalı çanta-ayakkabı kullanır ki statüsü belli olsun. Sen yaklaşma, kendi seviyesindeki adam yaklaşsın.

Fiziksel Niteliklerin Önemi

İlk silahınız en kolay değiştirebileceğiniz nitelikler yani “fiziksel özelliklerinizdir.” statü zor kazanılır ama fiziksel nitelikler 6 ayda toparlanır. Tipi ve fiziği iyi erkekler bu yüzden cinsel seçilimde en tepededir. Çünkü hipergaminin alfa döller tarafında başarılıdırlar. Evet insellerin tek haklı olduğu ve hipergamiyi yanlış yorumladıkları kısım da budur! Çünkü beta öder’i görmezden gelmiş olurlar.

Daha önemlisi özgüven ve fiziksel nitelikler arasında korelasyon olduğudur. Ekşi Sözlükte ilgili bir yazı yazmıştım. Şukela modunda yazıma duyar yapan, kas yapmanın önemsiz olduğunu söyleyen kişileri görebilirsiniz. İşte bu erkekler cinsel seçilimde elenecek olanlardır.

Kaslarınız mı var? Gösterin! Mütevazı erkek, genelde silinir. Yalnız her şeyin abartısı iticidir. Aşırı kaslı olmak çekiciliğinizi azaltır ki efendi-sjw erkekler buna sığınır genelde. “Bak gördün mü kadınlar kaslı erkek sevmiyormuş! Gidip kaslarını büyütene kadar zekanı büyüt!” Üzgünüm ama yanlış. Kadın gider cinsel açıdan en gösterişliyle olur. Yine uzun boy çekicidir ama 2.01 metre boy değildir. Yüksek zeka çekicidir ama kadınla devamlı nerd gibi konuşup, nedensel açıklamalar yaparsanız değildir.

Para ve Statü Üstüne

Pahalı araba, pahalı saat taktığınızda veya aşırı cömert olduğunuzda kadına “ben varlıklıyım” sinyalini gönderirsiniz. “Hayatımı sürdürübilmekten daha fazlasını yapabiliyorum! lüks zevklerim var.” Demiş olursunuz. Sosyolog `Bourdieu`’nun habitus kavram vardı mesela. Herkesin belli statülere ait olduğunu ve bu seviyenin zevklerine göre yaşadığını ve bir şekilde çok zengin olursa yeni girdiği statüdeki zevklere sahip olamayacağını belirtmişti. Örneğin İbrahim Tatlıses’in zengin olunca lüks bir et restoruantı açmak yerine lahmacun zinciri kurması buna örnektir. İşte yüksek notada düşünen adamın basit endişeleri olmaz ve kadını etkiler. O yüzden kadınlar yüksek statülü erkeklerle birlikte olmaya çalışır, onun hayatını yaşamak ister.

Sanat, Edebiyat, Yetenekler

Sanatın, edebiyatın bir alanında iyi olmanız ve bunu sergilemeniz çekiciliğinizi arttırır. Esas problemse tip gibi kendini gösteremez. Farklı yöntemlerle sinyallemeniz gerektirir ama müsrifçe gösterdiğinizde etki alanı atom bombası gibidir.

Örneğin evde virtüöz olmanızın bir çekiciliği yoktur ama bunu barda bir grupla yapıyorsanız, Youtube’da dikkat çekiyorsanız, sosyal medyayı iyi kullanıyorsanız cinsel seçilimde dev bir paya sahip olursunuz.

Yalnız yeteneklerinizi kadına direkt söylemek pek işe yaramaz. Sizinle ilgilenmeyen bir kadın için nitelikleriniz `sıkıcıdır`. Mesele dikkat çektikten sonra kadının sizinle ilgilenmesi ya da sizin ilgilenmenizdir.

Harun Tekin örneğini vereyim. Adam Türkiye’de hangi bara gitse kızlar onunla tanışmaya gelir. Boş kalmaz. İstese her gün bir kadına olur. Çünkü müsriflik açısından sonsuz bir sinyalleme yapmış durumdadır ama ülke değiştirse İngiltere barlarında bunu yapsa bütün müsriflik çöp olacaktır. Çünkü onu kimse tanımaz ve elindeki tek gücü tipi ya da sinyalleyebildiği diğer nitelikleri olur.

Tinder’da Neden Başarısızsın?

Kötü haberse yapılan araştırmalara göre kadınlar Tinder’da erkeklerin %4.5’unun “tipini” çekici bulur. Yani sadece tipinizle iş yapmanız genelde zordur. İşte çoğu erkeğin kadınlara ulaşmadaki başarısızlığı da bununla ilgilidir. Kimsenin bahsetmediği son bir ekleme yapayım: Sizce %4.5 içinden kaçı buluşma içinde cinsellik alıyor? Hepsi mi? %1-3?(290 eşleşmede 3 buluşma) Peki %4.5 içindeki erkeklerin yüzde kaçı seks almak istiyor? %100.

Geoffrey Miller, Sevişen Beyin kitabında; bağış yapmanın, liderler için güç elinde olmasına rağmen doğru kaynak dağıtmanın ve hatta yüksek ahlak anlayışının bile duruma göre müsriflik olduğunu yazmıştır. Örneğin bağış, gizli gibi görünse de değildir, yakın statülü çevrece bilinir ve cinsel seçilimde değer yaratır.

Özgüven Eksikliğini Aşmanın Yolları

Çoğunlukla çevremizin dediklerini hepimiz önemseriz. Özgüven eksikliğini aşmanın yolları size anlatıldığı gibi değildi. Çoğu kişisel gelişim kitabında şunu duyabilirsiniz: “Özgüveniniz içinizdedir, içinizdeki enerjiyi keşfedin” Maalesef sadece “kısmen” doğrudur. Bunun podcastini şurada yapmıştık.

Özgüvenin neyle ilgili olduğunu anlamak için öncelikle evrimimize bakmalıyız. İnsan evrim boyunca küçük gruplarda yaşamıştır. Önce avcı-toplayıcı döneminde küçük gruplarda sonrasında tarım toplumunda orta gruplarda ve son olarak sanayi devriminde büyük gruplarda(toplumda) bulunmuştur.

Sosyolojide genel bir kavram vardır, toplum büyüdükçe iş bölümü ve “bireyselleşme” artar ve toplumsal kurallardan uzaklaşılmaya başlanır. Günümüzde yapılan en büyük hata “bireysel” duruşla özgüveni yorumlamaktır. Bireyselleşme, özellikle post-modernist ve neo-liberalist akımlar üstüne düşünülmesi gereken eleştiriye çok açık bir konudur. Örneğin düşüncelerine pek katılmadığım Foucault genel etik kurallarına inanmaz, bireysel ahlak kuralları olmalıdır der ve aşırı deneyimlemenin(mesela yüksek doz lsd kullanımı) aydınlanma yaşatmasından bahsederdi. Neyse konumuza dönelim…

İnsan Evrimi Sosyal İlişkiler İle Sağlanır

İnsan evrimi özellikle küçük topluluklar ile güçlü kurallara bağlı yetişmiştir (F. Tonnies buna cemaat derdi) ve bu cemaatın kurallarına uymamak demek o kişinin dışlanması ya da ölümü anlamına gelirdi. Bu yüzden başkalarının düşüncelerini önemseyerek evrimleştik. Hatta dilin bile gelişme süreci birbirimizle olan yoğun iletişim sayesinde oldu. Özellikle topluluklar büyüdükçe daha iyi bir iletişim, sosyal bütünlük için dil ve ses konusunda evrimleştiler. Yine zekamız topluluk içinde başta karşı cinsi baştan çıkartmak için gelişti ve buna devam ediyor.

Toplum bizim çok önemlidir. Çoğu sosyal bilimci, çevrenin olmaması durumunda zihnin bile bir anlam kazanmayacağını belirtir, yani zihin kendiliğinden değil, etkileşimle anlam kazanır. Lacan gibi modern psikanalistlerin bu konuda özellikle benlik çalışmada kişinin kendisini anlamada diğerlerine ihtiyaç olduğunu belirttiği gibi sosyoloji de Dr. Mead de benzer şekilde benliğin sosyal bir inşa olduğunu çevremizin olmaması halinde bir hayvandan farklı olmayacağımızı söylerdi. İlginçtir yine neo-freud’çu Dr. Sullivan’da şizoefreni üstüne çalışmış ve benzer şekilde benliğin ilişkisel olarak inşa edildiğini söylemişti. Yine Erik Erikson evreli psiko-sosyal kuramı geliştirmiş ve kişiliğin oluşma aşamalarının sosyal çevre faktörlerine bağlı olmasını araştırmıştır.

Bütün bu düşünceleri topladığımızda, çevremizin ne kadar önemli olduğunu ve neden benliğimizin ve özgüvenimizin bu şekilde oluştuğunu anlayabiliriz. Soru şu: “başkalarını sallamamak mümkün müdür?”

Psikopatlık ve Anti-Sosyal Davranş

Cevap veriyorum, eğer anti-sosyal bir bireyseniz mümkündür ve anti-sosyallik DSM-V kriterlerine göre bir kişilik bozukluğudur. Kişinin çevresini ve empati kurmayı anlayamamasıdır. İlginçtir fakat evrim esnasında bu uç düşünceye sahip kimseler elenmemiştir. Dr. Miller Sevişen Beyin kitabında bu kişilerin iyi manipülatörler olarak uyum sağlamaları olarak açıklar. Hatta dark-triad ile ilgili yazımda bazı düşük seviye psikopatların sevemeselerde bu durumu anlamaya çalıştıklarını anlatmıştım. Tersi olsaydı çoğunlukla dışlanırlardı. Bu konuda özellikle Albert Camus-Yabancı kitabını öneririm, annesi öldükten sonra hissettikleri ve çevrenin buna tepkisi oldukça ilginçtir ve romanın kahramanı bunu anlamlandıramaz, benzerini Zeki Demirkubuz-Yazgı filmiyle anlatmaya çalışmıştır. Bence her 2si de birer baş yapıttır.

Özetle psikopat olamayacağına göre “özgüveninizi” sağlamak için başka insanlara muhtaçsınız. O zaman şöyle düşünebilirsiniz: ”Ne yapacağım?!!”

İş ve Sosyal Çevrenizi Kontrol Edin

Geçmişte belki çevrenizi değiştiremiyordunuz fakat günümüzde çevrenizi değiştirebilirsiniz. Örneğin arkadaşlarınız negatifse ve aynı şeyleri konuşamıyor veya anlatmıyorsanız değiştirin. İş çevrenizden memnun değilseniz onu kısıtlandırın, iletişim kuramadığınız insanlarla minumum düzeyde iletişim kurarak uyum sağlayın. Makyavel yıllar önce söylemiş:

  1. Her şeyi kontrol edenlere gerçek yüzünü göstermeyeceksin, yakın arkadaş gibi görmeyeceksin. Ne kadar az bilirlerse aranızda o kadar az ilişki ağı kurulur. (Üstte ne demiştik gruba ne kadar dahil olursan o kadar o grubun kimliğini alırsın ve o kimlik, sen olur.)
  2. Askerlik gibi her işe koşmayacaksın, geri planda duracaksın, hep hafiften pozitif bir birey olacaksın.
  3. İş hayatını ciddiye alıp sosyal hayatınca karıştırmayacaksın, o sadece geçim kaynağın olacak, yoksa seni ele geçirerek tüketir.

Çevremiz önemlidir. Eğer negatif insanlar bulundurursanız negatif olursunuz ve bir diğer özgüven kazanma metodu her şeye iyimsel bakmaktır. Biraz pollyannacı görülebilir fakat şurada yapılan çalışmada her şeye pozitif bakan kişilerin negatif düşüncelerden daha az etkilendiği(yani mevcut grubundan), depresyona girmediği ve para, iş, cinsellik gibi konulara daha kolay ulaştığı yani başarıyı yakaladığı görülmüştür. Ben bilimin yalancısıyım.

İlk çağ filozoları bile bu konuda düşünmüştür. Aristobaşka insanların takdiri mutluluk için önemlidir.” Demiştir. Yalnız burada sosyal psikolojiye de hafiften girmek gerekiyor. Sizde kimin tetikleme oluşturduğu önemli. Yani sevmediğiniz biri sizin tutumlarınızın sertleşmesine ve inatla tersi yönde hareket etmenize neden olurken, sevdiklerimizle daha kolay aynı tutumda kalıyoruz.

O yüzden tekrar edelim, “çevrenizdekileri dikkatli seçin, eğer negatiflerse onları hayatınızdan atın.”  Geçmişten en büyük farkımız işte bunu kontrol edebilmemizdir. Bunu yapmazsanız negatif bir çevrede her durumda özgüveninizi bozacak şeyler duymuş olursunuz.

Grubun Önemi ve Çeşitli Çalışmalar

Düşüncelerini çok sevdiğim sosyolog Simmel grupları tarif ederken 2 ve üstü grupların anlamlı olduğundan bahseder. Yani 2 kişi varken kişiliğinizi korursunuz, 3 kişide gruplaşmalar olabilir, daha büyük gruplarda ise kimlik yok olur, genellik uyumla grubun kimliği edinilir ya da o grupta tamamen mutsuz olursunuz. Örneğin günümüzde popüler intiharlarla tanınan insel gruplarını ele alalım. Tek bir insel arkadaşınız varsa onu değiştirmeye çalışabilirsiniz fakat 5 kişilik bir insel grubuna girerseniz siz de insel olursunuz.

Grubun normatif değerini anlatma Dr. Asch güzel bir deney yapmıştır. Deneyde 1 çubuk vardır ve birbirinden uzunlukları gayet farklı olan çubuklarla karşılaştırılır ve eş olanın işaretlenmesi istenir. Deney o kadar basittir ki tekil kullancılar %100 doğru cevap verirler. Yalnız 2. Deneyde gruba bilerek yanlış işaretleyen yeni kişiler alınır ve kararın birlikte verilmesi istenir. Ne gariptir ki grup büyüdükçe yanlış cevap sayısı artar. Doğru cevap denekler grupla birlikte kararlarını değiştirir. Bu neden grubu değiştirmemizin gerekli olduğunu anlatmaktadır. Çünkü sahte denekler grubu ikna ederler.

Bu deneylere zıt bir de Azınlık Grubu testi yapılmıştır ki “12 Kızgın Adam” filmini özellikle izlemenizi tavsiye ederim. Eğer bir konuyu kararlılıkta, sinirlenmeden savunursanız, büyük bir grubun fikrini zamanla değiştirebilirsiniz ki Hitlerin de zamanında yaptığı budur. Propaganda bu yüzden 2. Dünya savaşında çok önemli bir yer kaplamıştır.

Soru şu “azınlıktaysak nasıl gruba uymadan güçleneceğiz” Çünkü her şeye rağmen özgüvenimiz kırılabilir.

Her şeye rağmen kötü hissetmek?

Bazen de  her şeye rağmen kötü hissederiz, azınlık grubunda olamayız. Eğer bu durumdaysanız, kendi görüşlerinizi edinecek kadar donanım sahibi değilsiniz demektir. Yani bir konuyu derinlemesine araştırmamış, her şeye rağmen kendinizi vermemişsinizdir. Eğer yapacak gerçekten değerli ve önemli bir işiniz yoksa her zaman kötü hissetmeye meyilli olursunuz.

Burada Mark Manson’ın bir podcastinden örnek verebiliriz. Şöyle diyor yanan bir binada bebek olsa, onu kurtarır ve insanların ne düşündüğünüz umursamazdınız. Çünkü o iş önemlidir, insanların “dur girme” cümlelerine takılmazdınız. Burada kendinize hangi rolü biçtiğiniz bu yüzden önemlidir. Üstte de anlattım “her zaman pozitif ve güçlü bir rol” seçerek ilerlemelisiniz.

Olayı biraz tersten de inceleyebiliriz. Zimbardo ve Stanford Hapishane deneyi diye bilinen bir “rol” deneyi mevcuttur. Alakasız insanları gazete ilanı ile toplarlar ve bir hapishaneye koyarlar, burada bir bölüm kişiye mahkum, diğerlerine gardiyan rolü verilir. Kişiler zaman ilerledikçe bu rollere kaptırırlar kendilerini, mahkumlar isyan çıkartır, gardiyanlarsa sert kuralları uygular, ceza verir. Hatta Experiment ismiyle filmi de çekildi.

Buradan gördüğümüz nedir? Eğer bir rol belirler ve ona inanırsanız öyle davranırsınız. Yarın uyandınız herkes size “superman” diyor mesela. Bakkala gidiyorsun, ooo süper-abim gelmiş, sana dükkan bedava abi, kızımı kurtardın diyor. Sen hatırlamıyorsun ama yapmışsın. Eve geliyorsun 6-packlerin olmuş. Bu durumda yavaşça süper-abi gibi davranmaya başlardın ve misyonun o role uygun olarak insanları kurtarmak, iyi bir insan olmak olurdu.

Böyle bir şey olmayacağına göre kendi rolümüzü inşa etmeliyiz. Bunun da tek yolu var, bir konuda bir işe kendimizi tamamen vermek, kim ne derse desin o işte gelişmek. Bunu söylediğimde gücün içten geldiğini düşünmüş olabilirsniz fakat üstteki örneği hatırlayın size “bakkal süper-abi” dedi, yani bir işi iyi yaptığınızca çevrenizin size olan saygısı da artacağı için özgüveniniz yükselecektir.

Belki sizi sevmeyenler de olacak ama size saygı duyan o kadar kişi olacak ki kendi grubunuzu kurmuş olacaksınız, kendi çevrenizi inşa etmiş olacaksınız.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin, siteye destek için sponsorumuz olun.)

Kendini Gerçekleştirmenin Yolu Nedir?

Kendini Gerçekleştirmenin Yolu Nedir?

Yeni bir şeyi yapmayı göze almak ve dönüşeceğin yeni kişiyi kabul etmek kendini gerçekleştirmenin tek yoludur.

Bu durumu Jung, Freud, varoluşçuluk, ikilemler, bilişsel psikoloji, mitler, yaratıcılık üstüne serbest düşüncelerim üstünden bakalım.

Nehire Girerek Temizlenme Miti

Bunu ilk nerede görüyoruz? Mesela hristiyanların vaftizinde. Yeni doğan çocuk veya hristiyan olmak isteyen birey nehire girer tamamen su altında kalır, ardından yeni biridir.

Örneğin bazı mitlerde yeniden doğmak için o kişinin boğulması gerekirdi(Game Of Thrones’da benzer mit kullanılmıştır.). Bitti mi? Bitmedi. Tarkan? O Tarkan değil, köpekli olan. Bir filmde ağzı burnu dağılır, tekrardan güçlenmesi için dağın içindeki lavlar havuzuna girmesi gerekir.

Örneğin 300 Spartalı filmindeki Tanrı Kralı az çok biliyorsunuzdur. Farklı efsanelerde görebileceğimiz tipik bir mit vardır. “nehirden çıkarak sıfırlanmak”. Buradaki “nehir” bir semboldür.

Semboller ve Yeniden Doğum

Jung için tarihsel mitler içimizdedir. Günümüze taşınmıştır ve buna kollektif bilinçaltı der. Ölüm, doğum, yaratmak… Günümüzde benzerine nörobilimle de karşılıyoruz. Bilmediğiniz koşullarda zorlanmak (ki kas gelişimi de böyledir) inaktif genlerinizi uyararak yeni proteinler üreterek duruma uyum sağlamanızı hatta çok başarılı olmanızı sağlayabilir. Belli zoruluklar altında kalmadan bu genler açığa çıkmayacağı için gelişemezsiniz. Aslında nehirde boğulma ve yeniden doğma mitiyle aynıdır.

Nörobilimden Jung’a Doğru

Jung kişiyi karakterize ederken arketiplerden bahseder. Bir maskemiz vardır ki bu aslında Mevlana’nın da bahsettiği “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” benzer bir takdimdir. Maskemiz bizim kim olmak istediğimizdir, bazen gerçek kişiliğimizi aşarak farklı biri görünmeye çalışırız. Freud bunu tam denk gelmese de süper ego gibi açıklıyordu. Bir de gölge kavramı vardır, Bu ise yüzleşmekten korktuğumuz karanlık noktalarımızdır ve bizi yapmak istemediğimiz bir şey yaptığımız da dürter. Örneğin bir tartışma sonrası, neden bunu söylemedin diyen size meydan okuyan gölgenizdir.

Gölge tehlikeli de olabilir. Tamemen reddetmek bir süreden sonra ruhsal kırışıklıklara yol açar. Freud’da bunları dürtü kuramıyla açıklıyordu ki zaten Jung’un hocasıydı.

Sorun şu ki: boğulup/yanıp tekrardan doğarken maskemiz mi yoksa gölgemiz mi “self” yani kendiliğimiz oluyor? Her yeniden doğum iyi bir şey midir?

Bunu en iyi açıklayan dizilerden biri Dexter. İzlemeyenler için kısaca özet: Dexter bir psikopat ve babası küçükken Dexter’in bir şey hissetmek için hayvanları öldürdüğünü keşfediyor ve onun gölgesi aslında “bir katil” o da bu katili açığa çıkartıyor fakat iyi bir şeye hizmet etmesi için yetiştirerek adli bir uzman yapıyor ve öldürme duygusunu sadece “katilleri, tecavüzcüleri” öldürerek tatmin etmesini öğretiyor.

Ne diyorduk? Tanrı Kral ve Gölge

Tanrı kral nehire girer. Orada da nehirden çıktığından arınmış ve güçlü biri olmuştur, kılları bile yok olmuştur ki buradaki metaforda saflaştığı da simgelenmektedir. Aslında Jung psikolojisinde o kişi “self” potansiyelini açığa çıkartmıştır.

Bilişsel açıdan baktığımızda Piaget de benzer şeyi söyler, kişi devamlı kendi potansiyeline ulaşmaya çalışır, daha doğarken en fazla refleks olarak dudaklarını kımıldatmakta süt için annesinin memesini emmektedir ama zamanla gelişir, o bebek yürür, okur, öğrenir. Bunu kabaca özümleme ve uyum sağlama süreçleriyle açıklar. Hep kendi üstüne koyar ama tabiiki “self” keşfi her kişide aynı netlikte olmaz yetişme tarzımızla birlikte bir andan gölgemiz de yükselir. Egomuz; maske ve gölgeyi birlikte taşır. Kendini gerçekleştirme herkes aynı değildir çünkü herkes aynı “cesarete” ve yetiştirilişe sahip değildir.

Tanrı kraldaki arketipte, kralın aynı zamanda kötü bir tirana dönüşmesi ilginç bir göndermedir. Örneğin Tarkan girdiğinde güçlü bir savaşçıya dönüşmüştür. İnançlı biri nehire girip hristiyan olduğunda “dini dogmaları” kabul eder. Demek ki herkesin kendini gerçekleştirmesi farklıdır. Belki tanrı kralın “gölgesi” aslında esas potansiyelidir, belki de gölgesiyle kendini gerçekleştirmiştir ama ne olursa olsun potansiyelini gerçekleştirmiştir.

Herkes “self” haline ulaşırken farkı yollar deneyebilir, bazıları ülke gezer, bazıları yeni dil öğrenir, bazıları uyuşturucu kullanır. The Doors’un yarattıklarına kim kötü diyebilir? Ne demiştik? Bir şeyin değişeceği kesin ve bu iyi olmak zorunda değil.

Yasalar ve Yasaklar

Bu farklılıkları yapmamamız için bazen kısıtlanırız. dini veya devletler tarafından yasaklar veya yasalar koyulur. Farklı kişileri toplum sevmez, çünkü onlar “farklıdır.” Çoğunluğun duyguları bu yolla regüle edilir. Örneğin Hristiyanların su ayininde regülasyon vardır fakat Adem ve Havva cennetten kovulmadan önce Havva yasak elmayı yemeye cesaret etmiştir. İlginç bir çelişki.

Bazı kişiler vardır ki isteseniz de bastırmaz içindekileri, bilinçdışı nesneleri parlaktır. Bu kişiler dinden de kuşku duyar, kendinden de. Burada gölgenin ne kadar tehlikeli olduğu bir başka çelişkidir. Örneğin Van Gogh güçlü yaratıcılıkla gölgesine yenilmemesine rağmen kulağını kesti. Gölgesine yenilseydi sıradan bir şizofren olacaktı.

Aslında burada bilinçdışı renkli insanların bir şey yaratmada başarılı olduğunu ve hatta Jung’a göre daha renkli rüyalar gördüğünü söyleyebiliriz. Çünkü bilinçdışı bilinçle kavga eder. Bilinç söndükçe onu dürtükler uyandırır. Şüphe duymayan insanın bilinçdışı da sönüktür. Freud’da dürtü teorisiyle cinselliğin, ölümün önemli enerji mekanizmaları olduğunu söylemiştir. Tabiiki kaygı “meraka” evrildiği sürece güzeldir, bu olmasaydı kuantum mekaniği olmazdı. bir paradigma diğerini kapsarsa güzel.

Aksi halde dürtüler sizi yönetir, aynı mutlu olmak için her şeyi yapmaya benzer. Mutluluk yazısında açıklamıştık: Haz peşinde koşmak, hayatın amacı mutluluk yapmak sadece mutsuzluk getirir. Çünkü mutluluk ana aittir, mutsuzluksa uzun bir süreci kapsar.

Parçalanmak sonradan daha saf şekilde birleşmek için gereklidir.

Her şey maskenizle yüzleşerek başlar. Örneğin üstteki metaforda göle girmemiz potansiyelimizi gerçekleştirmemiz için gölgemizle yüzleşmektir ve ancak kuralları yıkarak gelişebilirsiniz. Seni kesin öldüreceğin bir yere girersen ya parçalara ayrılır birleşemezsin ya daha geniş bir hacmin sinerjisini toplayarak aydınlanmış ve kendini de anlamış olarak tekrardan toparlanırsın. Yani gölgeni tanırsın. Örnek Mask filminde de benzer durum sembolize edilir, hepsi de Jung’un psikolojisini(mitoloji ve semboller) temel alır. Jim Carrey maske giyer ve gölgesini ortaya çıkartır ama personası (dışarıya görüntüsü) bambaşkadır. Belki Jim Carey göle girseydi persona ve gölge arasında mükemmel bir uyum olacaktı.

Bu, bazen aşırı disiplin olarak bastırılır, hatta kötü gösterilir. Yaratıcılık yazımda bahsetmiştim, `Rollo May`’e göre; yaratmak bir şeye(kendinize) karşı çıkmaktır. Bu günümüzde “çalışırsan kazanırsın, zengin olursun” şeklinde satılıyor fakat Weber’in Protestan Ahlakı kitabında da eleştirdiği gibi kapitalizme de hizmet etmemelidir. Yaratıcılık zengin olmak veya tanrının sevdiği kul olmak için yapılmaz. Bu dürtüsel bir şeydir, kendi gölgenizle kavga etmek ve kazanmaktır.

Nehire girmek bazen de sıfırlanmaktır, riske girersiniz ve kaybedersiniz.

Sonuçlar

Kötü gibi görünse(göle girince ölmek) de olmayabilir. Bizde buna “her şerden bir hayır doğar” denir. Tarkan “tükenme noktasına” kadar dayandığı lavlı nehirden çıktan sonra güçlendi, Tanrı Kral tiran oldu. Cesaret her zaman iyiye varır diyemeyiz fakat her zaman “farklılık ve gelişim” yaratır. Bunu yönlendirmek sizin elinizde.

Önce cesaret etmeli ve nehire girmelisiniz! Ardından da maskenizi ve gölgenizi iyi anlayarak bunu kendi potansiyelinize uygun şekilde dönüştürmelisiniz. Acıyacak ama gelişeceksiniz.

(Diğer köşe taşı içeriği yazıları için tıklayın.)

Fon: Bolt Thrower – Killchain

(Makaleyi oylamayı unutmayın.)

Mantık Aşkı Öldürür Mü?

Mantık Aşkı Öldürür Mü?

Bu soru bana çok geliyor, sizin gibi düşünen insanlar aşık olamaz! Hiç aşık olmamaşsın da bu yüzden böyle yazıyorsun, mantık aşkı öldürür mü? vs… gibi. Kırmızı hap pratiklerini, örneğin hipergamiyi bilmek aşkın büyüsünü kaçırır mı?

Kısa cevap verelim: Hayır. İnsanlar temelde biyolojiktir ve aşkın biyo kimyasal süreçleri de oldukça nettir. Önce yüksek miktarda dopamin, vazopressin salgılayarak mutlu oluruz her şeye pozitif bakarız, ilerleyen süreçte bağlılık hormonu olan yüksek oksitosinle o kişiyle uzun süreli ilişki durumuna geçeriz. Buradaki amaçlardan biri çocukların geleceğini garantilemektir.

Hayvanlar alemine baktığımızda bunların öncülleri kızışma sürecidir. Özellikle dişiler belli dönemlerde kendilerine eş seçer ve bir erkekle çiftleşir, yani süreci başlatır. Erkekler bu dürtüyle gerekirse diğer erkeklerle kavga eder.

İnsanlarda ise bu 28 günlük periyotlar halinde kadının yumurtlama dönemi öncesinde gerçekleşir. Erkekler testosteron etkisiyle 7-24 hazırdır. Çünkü her kadının periyodu farklıdır. Eğer erkeklerde de periyodlar olsaydı bunların da rast gelmesi gerekecekti. Bana bu iddiaları bulunan kişilerin genelde kadınlar olması esas ironik kısımdır. Çünkü biyolojik hareketi başlatan doğası gereği kadındır.

Bu süreci bilen binlerce insan var, peki hisleri değişti mi?

Hayır değiştirmedi. Çünkü insan yapısı gereği psiko-sosyal bir varlıktır. Hayvanlardan ayrıldığı nokta sadece hissetmesi, dürtü duyması değil, zihninde anlamlandırmasıdır, yani insanın en büyük gücü olan nedensellik kurma yeteneğidir. Biyo-kimyasal reaksiyonlar böyle gerçekleşse de zihinde yanıtı, bizim bu “verileri” işleyiş biçimimizle anlam kazanır.

Aşık olanlar bilir, büyük bir mutluluk, bağlılık yaşarlar, o kişinin imgesi zihinden asla ayrılmaz ve o kişiye müthiş bir yaşam enerjisi gelir. Bu yaşam enerjisini doğru kanalize ederlerse her şeyi yapabilirler. Okullarını bitirebilirler, daha iyi işlere geçebilirler. Bu duygulanımsal süreçle yaratıcılıkları artar, bu cesaretlerini yükselir. Hatta cesaretin var mı aşka? diye şarkı sözleri yazılmıştır.  

Aşk, Yaratıcılık ve Yıkıcılık

Rollo May yaratıcılığı; cesaret sonucunda oluşan yüksek farkındalık, duygusal taşkınlık, kendinen geçme hali (vecd) sonucu ortaya çıkma olarak açıklar. Kişi cesaret sonucu nesne ile karşılaşma yaşar. Ardından kendi potansiyelini fark eder, bu farkındalık vecd duymasına neden olur. Aşka ne kadar da çok benziyor, değil mi? Aşk yaratıcılığı arttırır fakat fazla bağımlılık azaltır ki buna yıkıcı etki diyebiliriz. Otto Rank buna yaşam korkusu demektedir, yani kişi kendini tam hissetmek için birine bağımlı olur. Yine kadınların buna daha yatkın olduğunu görüyoruz ki Otto Rank de benzer şekilde açıklamıştır.

Aşkın yıkıcı etkisinin sonucu paranoyadır, aşırı kıskançlıktır. Mantıksız düşünür insan, her şeye rağmen o kişiye ulaşmaya çalışır, işte burada nedensellik ilkesini devre dışı bırakmaya çalıştığı için acı çeker, çekmeye kendini mahkum eder, kendinden bile vazgeçer. Demek ki “nedensellik” acı çekmemizi engellemede ve yaratıcı olmadaki en önemli settir.

Anti Depresanlar ve Aşık Olma

Nedensellik aşkı öldürür tezini iddia edenlere anti-depresan anti-tezini hep sunarım. Öldüren nedensellik değil, sürecin başlamamasıdır. Anti-depresanlardan SSRI tipi olanlar serotonin emilimini arttıarak kötü hislerinizin önüne geçer fakat bu artış dopamini nörotransmitterini durdurur yani o kişinin aşık olması imkansızlaşır. Duyguları anlamlandırmanız için önce salgıların oluşması gerekir, aksi halde zihinsel süreç asla başlamaz.

Aşık Olmanın Psikolojisi

İnsan, hayanlar gibi değildir, hayvan bu süreci içgüdüsel dürtülerle yaşar ama insanların zihni Freud’un en basit ifadesiyle Id-Ego-Süpergo’dan oluşmuştur. Burada id dürtüleri, süperego ahlaksal bakış açısını ve ego id ile ego arasındaki kontrolü sağlar şeklinde özetleyebiliriz ve hayvanlar tamamen id’e göre davranır, her ne kadar Freud’da başta id’i ön plana çıkartarak dürtülerin insanı yönlendirdiğini savunsa da, ilerleyen zamanda “ego teorisini” öne atmış ve insanlarda bilinç ve bilinçdışı savunma mekanizmaları vardır demiştir, kararları dürtülerden çok bu savunma mekanizmalarıyla alırlar şeklinde açıklama yapmıştır, hatta kızı Anna Freud teorisi daha da geliştirmiştir. (Kitap adı: “Ben ve Savunma Mekanizmaları”)

İnsanlar karalarını “içgüdü-neden-duygu” 3lemesine göre verir. Bu tepkilerin genelde kadınlardan geldiğini söylemiştim. Gariptir ki çoğu kadında yapıları gereği bu üçleme, önce içgüdü(dürtü) sonra duygu, ardından neden bulma şeklinde işler, böyle iddialarda bulunmaları normaldir. Her ne kadar süperegoları ilişki sürecinde buna karşı dursa da kadınların hissetme biçimi budur. Yani önce duyguları yaşar, ardından neden bulmaya çalışırlar. Haliyle aşkın yaşanması için “neden” olmaması gerektiğini düşünürler, aşkı bir sis perdesinin arkasından değerlendirirler. Bu da Psikopat Ümitcan Uygun olayında anlattıklarıma çıkar. Aslında kendi inanışları kısa süreli erkek seçimlerinin manipüle edilebileceğini gösterir.

Dikkatinizi çekerim ki “insanlar içgüdü-duygu-neden 3lemesine göre hareket etse de 3 bileşenden birini ortadan kaldıramaz.” Bu ancak frontal lobunuzu kesmenizle mümkündür.

Yani “NEDEN” sürecini ortadan kaldırma ihtimaliniz yoktur. O yüzden her durumda “DUYGU” yaşarsınız. Tek fark bilinçtir. Bunu doğru bir süreçte mi yaşamak istiyorsunuz yanlış bir süreçte mi? Yani hatalı kararlar vererek, yanlış kadınla veya erkekle kendinizi tüketerek mi yaşamak istiyorsunuz yoksa doğru kişiyi seçmek mi istiyorsunuz? Fark buradadır. Özetle mantıklı düşünmek, farkında olmak duyguları öldürmez ki duyguları kontrol edemediğimizi hislerimizde bilinçaltı süreçlerin de baskın olduğunu hatırlatırım.

Bilinçaltı Düzeyde Hissetmek ve Nörolojik Bağlantılar

Bu bizim için önemlidir çünkü insandaki süreç bilinçli olduğu kadar biliçsiz ya da ego kontrolündedir. Kişiler her süreci bilse de zihinlerindeki imgelerle bağlantılı aşık olabilirler. Bu bazen anneyle olan ilişkilerle ilgilidir. Ona duyulan özel ilgi sebebiyle kişinin aşık olacağı paternler az çok çizilidir.

Hep aynı şeyi söylerim “keşke teorik bilgime rağmen aşık olmayı kontrol edebilseydim” ama olmuyor, edemiyorum. O yüzden karşılaştığınız insanlara dikkat edin, kimle etkileşime geçeceğinizi, yani sizi kimin ateşleyeceğinizi her zaman bilemezsiniz, özellikle erkekler için bu süreç bence daha sıkıntılıdır. Çünkü aşık olmayı, kadınlara göre daha çabuk başarırlar. (Referans)

İnsan sadece hayvani dürtülerin olduğu limbik sistemle hissetmez, ayrıldığı nokta mantıklı kararlar alabildiği “frontol lob”dur ve bana yöneltilen “mantık aşkı öldürür mü?” sorusuna tezat oluşturacak şekilde aşka neden olan döngüye sebep olur. Yine biyolojik açıdan baktığımızda aşk acısı frontal lob ile limbik sistemde oluşan sonsuz döngülerden meydana gelir. Aslında fmri (beyin görüntülemesi) sonuçlarında obsesyonla aynı sonuçları verir (Referans).

Kişinin limbik sisteminde bulunan anı-dürtü-hafıza kısımları frontal lobda çatışır, o neden yok sorusunu yanıtlayamaz. Eğer frontal lobumuz olmasaydı, böyle bir soru sormayacağımız için anlık hareket edebilecek ve belki de bağlanmayacaktık ki  bağlılık duymayan kişilerde 2 beyin yarım küresinin ayrı olduğunu biliyoruz. Hatta zamanında bu işlemi dışarıdan yapılabiliyorduk, lobotomi diyorduk ve yasal bir işlemdi.

Süreç Doğumumuzda Gizli

İnsanın zihinsel yetişimi, yani hayvanlardan farklı olarak kendimize bakamayacak durumda dünyaya gelmemizle ilgilidir. İnsan diğer türlere göre erken doğar ve bakıma ihtiyaç duyar, bu süreç, ebeveyn etkisi, Lacan’ın veya Kleincı psikanlizin başka bir açıdan üstünde durduğu aynalama süreciyle kişi kendini tanımladığı ana kadar annesine bağımlıdır ve onun bir parçası sanır kendini. Yani nesne ilişkileri kurar ve yetiştiriliş süreci onun kararlarını, bakış açısını, genel karakterini hatta psikolojik rahatsızlıklarını ortaya çıkartır.

Nörolojik gelişmelere göre yeni doğan bebeklerin 2 yaşına kadar gereğinin 2 katından fazla sinaptik bağ oluşturduğunu ve çoğunu kullanamadığını biliyoruz. Bu nöronlarn fazlalığı hem çocuğun her şeyi çabuk kavramasını hem de algıları çok açık olduğu için dikkatinin çabuk dağılmasını sağlıyor fakat esas gelişme 3-15 yaş arası yaşanıyor ve çok fazla bağlantı kuruluyor. Örneğin çocukların dil gelişimi çok hızlıdır ama zamanla bu nöronlar kullanılmadığı için farklı bağlantılar yaparak budanır yani azalır. Freud da 3-6 yaş arasını odipal dönem olarak belirlemişti. İlginçtir ki güncel çalışmalar da 3-6 yaş arasında beyin kütlesinin %95inin tamamlandığını gösteriyor. Bu dönemde yanlış bir anne ile narsist, psikozları olan biri veya nevrotik bir karakter olabilirsiniz, aşka bakış açısınız da bu yaşlarda büyük oranda yerleşecektir. Psiko-sosyal etkilerle gelişmeye, değişmeye devam eder ama temelini de korur.

Sonuçlar

Özetle nedensellik veya mantık ilişkileri kişilerin duygulanımlarını engellemez. İnsan biyolojik bir varlık da olsa insana özel bulunan frontal lob-limbik sistem döngüsü ile zihinde bir değerlendirme oluşturulur bu da vecd halini ortaya çıkartır, yaratıcılığı arttırır. Tam tersi hayvan olsaydık duygulanım yaşamaz, sadece dürtülerimizle hareket ederdik. Nedensellik; doğuşumuz ve bilinçaltı süreçler sebebiyle aşkı kontrol etmemizi sağlayamaz fakat frontal lobumuzu ön plana çıkartarak yanlış kişiden dolayı acı çekmemizin önüne geçebilir ya da bu kaygılı süreci daha kolay atlatabiliriz.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Bakirelik Önemli Mi? (2. Bölüm)

Bakirelik Önemli Mi?

(2. Bölüm)

İlk bölümde bakireliğin artık beklenen bir değer olmaması gerektiğini erkek ve kadın açısından açıkladık. Çünkü cinsel devrimle serbest kalan hipergaminin alfa döller tarafı “bakirelik” isteğini son 20 yılda anlamsız hale getirdi. Bu bölümde farklı bir açıdan yaklaşacağız.

 

Global ve Bölgesel Piyasada Cinsel Market

Sosyal yapımızda kadınların çoğu hala geleneksel. Global piyasada “beta öder” kısmı azalsa da Türkiye’de devam ediyor ve kadınların ekonomik özgürlüğü olmadığı için evliliklerini sürdürüyor. Belki o da başta böyle düşünmüyordu ama mavi-haplı beta kocası yüzünden global cinsel piyasayı internet üstünden gördüğü için özeniyor. Ben neden orgazm olamıyorum diyor mesela. Tutku duymuyorken neden idealliştirilmiş X ile sevişmiyorum diyor. Hipergamisini kontrol edecek bir dayanak bulamadığı an aldatıyor.

Evet bakire bir kadınla evlendiğinizde çok iyi bir cinsel yaşam sağlarsanız pair-bonding kurabilir ama bunu başaramazsanız işler bozulur. Türkiye’de erken boşalma %80 civarında, çoğunlukla da 3.5 dk altında bir ortalamaya sahip olduğu düşünülürse sorunun sadece kadında olmadığı açıktır. (Ref)

 

Kadının Skoru Önemi!

Bakirelik önemli değildir ama skor önemlidir. Araştırmalar kadının geçmişindeki birlikte olduğu erkek sayısının sonraki ilişkileri yürütmede önemli olduğunu gösteriyor.  

Özellikle aşırı cinsel yaşam o kadının psikolojik problemleri olması ihtimalini de sinyalliyor. Alttaki makalede yapılan çalışmalara göre borderline, aşırı depresif ve kişilik bozukluğu olan kadınlar normalden 2 kat daha fazla cinsel ilişki yaşıyorlar. [ref1] Yine aşırı, gösterişli kötü anlamlar taşıyabilen büyük dövmeler[ref2], abartılı giyim tarzı ve baştan çıkartma yapılan araştırmalara göre kişilik bozukluklarının göstergesidir ve bu kadınlar uzun süreli ilişkiye uygun değildir. Bunlara kırmızı alarm diyoruz, oranları toplumda düşük olabilir fakat gece yaşamında, Tinder’da karşılaşma oranınız 10x, 20x artıyor. 

İstatistiklerle göre kadının rastgele ilişkiler yaşayıp yaşamaması, pair-bonding’i etkiliyor. Cinsel yaşamı keşfetme yaşı düştükçe boşanma oranları da artıyor. Doyumsuz kadınlar ortaya çıkartıyor. O kadının ne hissettiğinden öte sizin o kadını mutlu edemeyeceğinizi garanti edebilirim. İlgili maddelere bakalım:

59) Ergenlikte bekaretini kaybeden kadınlar, 18+ sonrası bekaretini kaybeden kadınlara göre 2 kat daha fazla boşanma oranına sahiptir.

60) IOWA üniversitesinde yapılan araştırmaya göre 18 yaşından önce bekaretini kaybeden kadınlarda evliliğin ilk 10 yılındaki boşanma oranları oldukça yüksektir.

61) 20sinden cinsel yaşamı başlayanlarla 13-14 civarında cinsellik yaşayan kadınlar kıyaslandığında, 13-14 yaşında başlayanların evliliklerinin stabil sürme ihtimal yarı yarıya azdır.

Yine alttaki kaynakta kadın ve erkeğin partner sayısının gelecek ilişkilerini nasıl negatif etkilediği görülebilir. Daha küçük yaşlarda(18-20) yaşanan ilişki hem erkeği hem kadını negatif etkilerken, özellikle 21-25 arasında parti yıllarını yaşayan kadının geleceğini mahvediyor, erkekler ise daha stabil bir çizgide ilerliyor. Daha fazla bilgiye şu referanstan ulaşabilirsiniz.

An external file that holds a picture, illustration, etc. Object name is nihms499028f1.jpg Şekil: Kadın ve erkeğin yaşa bağlı olarak ilişkilerinin kötüye gitme ihtimali (Ref)  

Yine yapılan araştırmalar, kadının erkekten aldığı spermler sebebiyle beyninde değişiklikler yaptığı ortaya çıkmış. Yani artan partner sayısı mikrokremizm(spermlerin kadının dnasını kısmen etkilemesi) ile kadını daha maskülen olmasına sebebiyet veriyor. Yani sizden bir parça kadının beyninin farklı bölgelerinde yer alıyor. (Ref)

Eğer kadın birçok erkekle birlikte olursa iyice saçmalamaya başlıyor, daha dışa dönük ve tesadüfi partner seçmesine neden oluyor. Bir yerde “sl.t face” veya “thousand c.ck stare” dediğimiz durum doğru denebilir. Erkekler için geçerli değil, çünkü onlar kadından bir sıvıyı vücutlarına kabul etmiyorlar. (Ref)

 

Sorun sizin seçiminizde, kadının değil

Bakire olmaması demek, 10+ adamla cinsellik yaşayıp, geceleri oradan oraya sürüklenmiş kırmızı alarmlarla dolu kadın seçmek değildir. O kadının seçimi budur belki? Prn.o sektörüne veya onlyfans’a bakın, hepsinin “psikolojik problemleri” veya “uyuşturucu bağımlısı” olduğunu söylemek ne kadar anlamlı? Amaçları sadece para kazanmak. Esas problem sizin böyle bir kadınla uzun süreli ilişki yaşama arzunuzdur ve sadece “ağır mavi haplı bir beta” olduğunuzu ispatlar. Hepsi bu. Kadın değil, siz suçlusunuz. Siz seçtiniz ya da kadını değiştirmeye çalıştınız.

 

Sadece Bakir Erkek Bakire Kadın İsteyebilir Miti

Bazı kadınların en önemli savunma mekanizması “erkek yapıyorsa kadın da yapar” olabilir. Maalesef feminenleşen toplumda bize satılan en büyük yalan budur. ERKEK VE KADININ CİNSELLİĞİ EŞİT DEĞİLDİR! Kadın seçimiyle, erkekse daha fazla seçilmesiyle değer kazanır. Bütün doğada böyledir. Erkek zamanla kendine değer katan bir varlık ki erkeğin seçilmesi onun değerli olduğunu gösterir. Alttaki tabloda da görüleceği gibi cinsel partnerin artması erkeğin mutluluğunu daha az düşürürken kadınınkini ciddi miktarda düşürmektedir. Özellikle 4 veya 6-10 partner arasında ciddi dalgalanmaların ve sınır değerlerin olduğunu görüyoruz. Avrupa ortalamaları da 10 partner üzerinde olan kadınların erkekler tarafından güvensiz bulunduğunu gösteriyor. Hatta 40+ üstüne partneri olan erkekler kadınlara çekici gelirken, 40+ partnere sahip kadınlar erkekler tarafından itici bulunuyor. Detaylıca burada açıklamıştık. 

Kadın artan oksitosin oranı bir daha aynı seviyeye gelemez ve bu aşamadan sonra özellikle 30’dan sonra evlenen kadın “beta öder” fazıyla ortalama, eşitlikçi, “seviyeli” ilişkiyi seçecektir. Podcastte dediğimiz gibi “o kadının ilk tercihi değilsiniz!

Şekil: Partner sayısı ve mutluluk ilişkisi (Referans)

Bu kadınları en büyük saldırısı “Kadının geçmişini önemseyeeeen erkeek güvensizdiiiir! Oysaki meselenin güvenle alakası yok, mesele “kadının hissedememesi.” Bazıları ise bu kadınlar yerine düşünerek “onlar da ister ya da sen kimsin” diye cımbızlama safsatası yaratabilir ama böyle kadınlarla zamanında çok etkileşimim oldu ve emin olun çoğunluğu da bu tarz duygusal ilişkilere zaten yaklaşmıyor, öyle bir beklentileri yok.  

Bazılarıysa “uzun süreli ilişki” harici deneyimlerini yaşanmamış kabul eder. Örneğin tek gece takılır ama sarhoştur hatırlamaz. En iyi arkadaşıyla yatar ama o bir hatadır, yaşanmamış varsayar. ABD’de bir boşanma haberi vardı. Kocasıyla bakireyken evlenen bir kadının yıllar sonra 5 erkeğe oral seks yaptığı ortaya çıktı mesela. Sadece klasik yöntemleri kullanmamışlar. Bu yüzden bakireliğe inanmak yerine podcastini yaptığımız “sevgilinin geçmişini anlama” argümanını doğru uygulamanızı tavsiye ederim. O size dürüst olmayabilir ama siz anlarsınız.

 

Kadın ve Erkeğin Seçimleri Yanlış Anlaşılıyor

Erkeğin temel stratejisi “gerçek arzuyu” yaratmaya çalışmak ve kısa süreli ilişkidir. Erkeğin stratejisi R. Tomassi’nin deyimiyle “unlimited access to unlimited sexuality” olmalı. Yani limitsiz cinselliğe limitsiz ulaşım! Kadının stratejisi ise “en iyi genetik materyale sahip erkekle uzun süreli ilişki olmalı.” Günümüzdeki feminenleşme stratejisyile alfa döller ve beta öder iyice ayrıştı.

Hipergamiyi “sadece en vahşi yatak macerasını alacağı erkek olarak tanımlamak” veya “kaynak sağlayan üst seviye erkekle evlilik” olarak görmek hatalıdır. Hipergami bir karar filtresidir, 2 uçta salınan bir kavramdır. Bir uç tamamen saf arzudur(alfa zonu), diğer uç ise saf minnet ya da korumacı düzlemdir(beta zonu). Her 2 ucunda %100 olması imkansızdır. Sadece erdem sinyallemeniz kadının size şefkat duymasına neden olabilir ama ıslanmayacaktır. Oysaki seksi, madde gibi davranan erdemsiz bir erkek için –tahmin bile edemeyeceğiniz-  azgın tarafını ortaya çıkartacaktır ama bu da uzun sürmeyecektir. 

 

Kısa vade-Alfa Zon:

  • %100a=YOK
  • %90a+%10b=Tek gecelik
  • %80a+%20b=Kısa Süreli (Fakbadi)

Ara Zon-Hipergaminin istediği:

  • %70-60a+%30-40b=Uzun Sür. (İdeal fakat nadir. Hem arzu sağlanıyor, hem kaynak.)

Uzun vade-Beta Zon: %80 erkeğin bulunduğu kısım:

  • %40a+%60b=Uzun süreli fakat erkeğin yatırım yaptığı (Bazen başkasının çocuğuna babalık yapılır.)
  • %30a+%70b=Kısa Süreli (Onlarca buluşma sonunda minnet cinselliği alınır.)
  • %20a+%80b=Friendzone (Cinsellik yok.)
  • %10a+%90b=Sugarddady (Paralı cinsellik.)
  • %100b=YOK

İdealde kadın hipergami dürtüsüne yenilirse beta zonda sıklıkla aldatmalar gerçekleşir. Kadınların temel stratejisi alfa karakterden çocuk yapıp, -gerekirse- beta ile büyütmektir. Çünkü “ara zondaki “ erkekler nadirdir. Aldatan kadın serisinde bunu anlatmıştık.

Siz en iyi kadını seçtiğinizi düşünseniz de o kadın 23 yaşına kadar bulabildiği “en seksi alfayla “ yatmak istiyor. Bu yüzden bakire kadın mitiniz hatalı. 50lerdeki stratejiyle aynı. Üst seviye kadınlara mı ulaşmak istiyorsunuz? Amacınız kaliteli bir erkek olmaya çalışmak olmalıdır. 

 

Erkeğin Stratejisi Ne Olmalıdır?

Sizin stratejiniz sizinle arzuyla sevişen bir kadın bulmadığınız ve sizden uzun süreli ilişki talep etmediği sürece bunu istememek olmamalıdır. Oysaki erkeğin modern stratejisi sonunu düşünmeden “bakireyse kapayım, güzel o zaman uzun süreli ilişkiye zorlamalıyım” şeklinde gelişiyor. İşte bakire kadın, mükemmel kadın, ruh eşi miti de buradan çıkıyor.

Gerçek arzuyu yaşayan erkekler bilir, kadınla buluştuğunuzda ıslaktır. Sırf sevişmek için evinize gelir, gecenin bir yarısı azdım diye size arar. İşte bunu hissetmek istiyorlar. Güvence, erdem, gelecek ya da para umurlarında değil(bunlar beta yönleri). Sadece arzuyu damarlarında, içlerinde ruhlarında hissetmek umurlarında! Burada temel amaç en iyi genetik materyali kısa sürede elde etmek! Tabiiki vahşi seks istiyorlar. Bunu başardıklarında istediği seks olmadıysa sıradakine geçiyor, olduysa duruma göre “uzun süreli” ilişki talep ediyor.

 

Son Söz

Bekaret günümüzde sosyal yapılanmalarla önemsizleşti fakat geçmişi her zaman önemli olacak ve bunun özürü yoktur. O kadın sizinle uzun süreli ilişki/evlilik istiyorsa, bunun tek yolu “sınırsız sekse sınırsız ulaşım” stratejinize karşı elinde iyi bir kart olmasıdır. Bu da “güzellik”, “sadakat” ve “az ilişki yaşadığı temiz bir geçmişle” mümkün olabilir. Çünkü karşılığında o kadına kaynaklarınızı vermiş olacaksınız. Kadınlara ulaşımı olan bir alfa iseniz bundan ödün vererek %30-40 betalaşmalı ve “performans yükünü” kabul etmelisiniz.

2 bölümde bekareti erkek ve kadın bakış açısından olabildiği kadar objektif incelemeye çalıştım. Umarım yardımcı olmuştur.

Fon: Beyond Twilight – The Path Of Darkness

(Makaleyi oylamayı ihtmal etmeyin.)

Feminenleşen Toplumda Erkeğin Rolü

Feminenleşen Toplumda Erkeğin Rolü

Feminenleşen toplumda erkeğin rolü maalesef feminizm etiketi altında yayılan cinsiyetsizleştirme politikasıyla ilgilidir. Son 50 yıldır paralel olarak düşen testosteron oranı ve toplum mühendisleri yardımıyla erkekler iğdiş ediliyor, genetik aktarım önemsizleştiriliyor. Amaç eşitlik değil, amaç tek tip cinsiyetsiz insan yaratmak ve erkekleri de buna inandırmak. Yazdıklarımı Rollo Tomassi’nin “Modern Woman” isimli podcastinde de yararlanarak zenginleştirdim. İsteyen tamamını dinleyebilir.

Sorun sadece kadınlar değil, erkek destekçileri de çok. Adam gayet net “cinsiyetsileşme” olmalı diyor fakat bunun negatif çıktılarını düşünmüyor, her şeyin zıttıla dengede olduğunun farkında değil. Bunu yapmanın için en basit yolu testosteron oranlarını düşürmeniz ya da kadınlarınkini arttırmanız gerekir. Bunun sonuçları? Feminizm yazımdan alıntı yapayım:

“Genetikte şöyle bir durum vardır: Bir davranışı değiştirmek için hangi dna’nın değiştirilmesi gerektiği bilinir fakat o dna’nın toplamda neleri etkilediği bilinmez, işte sosyal-mühendislikle belki “maskülenliği” eleyebilirsiniz fakat bunun sonuçlarına da katlanmanız gerekir. Çünkü seçim-seçilim, evrim, gelişmeye sekte vurabilir. (Bkz: Maskülenlik vs Feminenlik)”

Sorun feminizm değil, feminizmin sonucunda ortaya çıkan yeni bir kontrol akımı bu.

Erkekler neden kıskanç? Neden sahiplenmeci? Neden korumacı? Çünkü evrimsel olarak “iğrenme” duygusu gibi çocuğunun keninden olduğuna emin olmak ister ama soyun gereksiz olduğu, dünyanın kalabalık olduğu, genlerimizin kıymetsiz olduğu gibi görüşler işlenmeye başladı. Tabiiki çocuklu tek-annelere bir erkek gibi sahip çıkmanız gerektiği övülür oldu. Nasıl yani?

Çocukların %42sinin evlilik dışı meydana geldiğini biliyor musunuz?

“Erkeklere soyun gereksiz olduğu zırvası(anti-natalizm) yerleştirilirken, neden kadınların 26 yılda x1.5 artan oranda evlilik dışı çocuk yapıyor?”

2000′de evlilik dışı çocuk %25 olan oran 2018’de %42’e çıkmış. Aşırı feminen ülkelerde bu oranın %70leri geçtiğini görüyoruz. Daha ilginci tecavüz oranları toplumsal cinsiyet eşitliğin “tam sağlandığı” İzlanda gibi ülkelerde en yüksek oranda! (ref)

Bilgiler manipüle edilebilir ama istatistikler yalan söylemez. 2015 istatistiklerine göre dünya genelinde en fazla boşanma ve tecavüz İzlanda ve İsveç gibi çok gelişmiş ülkelerde gerçekleşiyor ve örneğin İzlanda’da 1976’dan bu yana toplumsal eşitlik yasası(bizdeki adıyla İstanbul Sözleşmesi) geçerli. Bunların çoğunun da ihbar edilmediği biliniyor. Bizde de durum farklı değil, 2000lerden bu yana toplumsal eşitlik yasasının kadını boşanmaya özendirmesiyle şiddet daha artmış durumdadır. Toplumsal cinsel eşitliği yayma adına kadına ekstra haklar verilmekte ve özendirilmektedir fakat şiddet ve tecavüz azalmamaktadır!

Son 26 senenin ve son 16 senenin istastiklerine göre evlilik dışı çocuk oranı ortalaması %42lerde.

Çocuk yapmamayı savunan kadınların ergenlik sonrasında sabit bulunan yaklaşık 400 adet yumurtasının azalmasıyla kritik bir noktada genetik olarak uyarılır. Kadın bilinç düzeyinde ne derse desin, travma sahibi değilse 30 yaş sonrasında panikle dna’larının dürtüklemesiyle bu gerçekleşecektir ki Avrupadaki %42lik ortalama da bunu gösteriyor. Çok sahibi kadınları işlerine %69 oranında geri dönmediklerini önceden anlatmıştık. Özetle dürtü ortaya çıktığında söyledikleri önemsiz olacaktır.

Daha ilginci ise kadınların ağırlıklı olarak düşük eğitim seviyesine sahip olmaları. 1965’deki cinsel devrimden bu yana oranlar hızla tırmanmış! Yani düşük akademik başarıya sahip kadınlar bir yerde feminizmin mavi hapına daha çok kapılarak çok yapıyor. Ancak lisans ve üstü seviyeye sahip kadınlar daha bilinçli. Bir diğer ilginç istatistikse eğitimli kadınların daha az boşandığı.

Feminenleştirme Stratejisi Şöyle:

Mevcut erkekleri soyun gereksiz olduğuna inandır, entelektüel sjw’lerden destek al, kadınlar evlilik dışı doğumla çocuklarını feminen düzene uygun yetiştirsin ve cinsiyetsiz, tek türün “feminene” dönüştürüldüğü bir toplum yarat ve bunu toplumsal aygıtlarla yay(aile, sosyal medya ve yasalar). Düşen testosteron oranı, insel artışı, yasaların devamlı kadınları koruması hepsi bunu destekliyor. 

Çocuklarını babasız yetiştirmekten, uzun süreli ilişki kurmaktan gurur duyan bir kadın nesli var! Çünkü erkeklere ihtiyaçları olmadığı anlatıldı. Madem mutlular neden belli bir yaştan sonra bir erkeğe ihtiyaç duyuyorlar? Bu eşitlik değil, üstünlük tavrıdır.

R. Tomassi şöyle eleştiriyor: “Tebrikler çocuğunuzu babasız büyüttün, siz harikasınız, her şey erkeklerin suçu! Hatta tipik suçlama mekanizmalarıyla babasız büyüyen nesile üvey-baba atıyoruz. Bunu yapmayan erkekleri suçluyoruz, güçsüz olduklarını ve sorumluluk alamadıklarını söylüyoruz.

Madem çocuklar doğuyor neden yarısının öz babası ortada yok? (Bu istatistiklere “boşanmaların” olmadığına dikkat çekerim) Çözüm kadınları kısıtlamak, esir etmek ya da siyah-hap değil. Başka bir çözüm bulmalıyız ve belki de en ideali makul bir ataerkil sistem. Çünkü ataerkil sistemde tek türleşme yoktur, en azından 2 türün de varlığı kabul edilir. 1. Feminist dalgayı ve insan haklarını destekleyen biri olarak yasaların düzenlenmesiyle daha adil bir sistem oluşturulabileceğini düşünüyorum.

Ataerkil(Erkek Merkezci) vs Gynocentric (Kadın Merkezci) Sistem

En acımasız aşırı maskülen ataerkil toplumda bile tek tipleştirme yoktur, kadınlar “maskülen” olsun denilmez. Maskülenlik emek ister, maskülenlik tanım olarak “dışa dönüş, yapabilirim” mottosunu bensimsemektir. Bunlar: spor, müzik, eğitim olabileceği için savaşlar da olabilir. Feminenlikse içe kapalı olmaktır. Sadakat, sevgi, uyumlu olmakla bağlantılıdır. Bu yüzden insanların tamamı uyumlu hale getirilmeye çalışılıyor. Aynı The Faculty veya Demolition Man filminde olanlar uygulanamya çalışılıyor. Bu tanımları ben uydurmadım, çağın ilk feminist psikologlarından Dr. Alfred Adler ve Dr. Karen Horney diyor.

İlginçtir kadınlara eşitliği bile sağ duyu sahibi, insan haklarının önemine inanan erkekler sağlamıştır. Yani medeniyeti erkekler kurmuştur. Toksik maskülenlik diye eleştirilen erkeklerin omuzunda yükselmiştir. Hayır olamaz diyenler Arabistan’a baksın. Orada neden kadınlar savaşarak haklarını elde edemiyor? Çünkü erkek sağ-duyu sahibi değil. 

Feminen odaklı sistem ise tek tipe odaklanır ve eleştirdiği ataerkil sistemden daha adil değildir. Mahkeme kararlarına bakarsanız bunu görürsünüz. Örneğin ABD’de yasalara göre öz babası olduğunuzdan emin değilseniz, DNA testi için en fazla doğumdan kısa süre sonraya kadar yasal hakkınız var aksi halde biyolojik babası olmasanız da NAFAKA ödemek zorundasınız! (ref). Çünkü yasalar eşitlikçi değildir! (Bkz: İlgili davalar) İşte bu feminen-baskıcı sistemin sonucudur! Ataerkil sistem bu konuda çok adildir.

Ataerkil sistem de mükemmel olmayabilir…

Aynı kapitalizm gibi, mükemmel değil fakat daha adili gelene kadar iyi uygulanırsa insanlık için uygun sistemdir. Kapitalizm üstüne negatif düşünülmesi gibi eminimki bu cümle üstüne ataerkil sistem üstüne de negatif düşünüldü, çünkü yeni nesile son 50 yıldır ataerkilliğin kötü olduğu öğretildi. Oysaki bahsettiğim baskıcı, kontrolcü, kadının 2. Sınıf olduğu bir sistem değil, bu vahşi-kapitalizm gibi vahşi-ataerkillik olabilir.

Temelde ise ideal bir ataerkil sistem her 2 türün de maksimum seviyede faydalı olmasını sağlar, aile kurumunu korur. 90’lardan günümze artan boşanma oranları da bunu ispatlıyor. Gynocentric sistem boşanmayı bir kar kurumu haline getirdi. Bir kadın kocasının geliriyle(kendi ya da çocuk için) kolaylıkla hayatını devam ettirebilir. O gelirin oluşmasında katkı sağlamasa bile bütün mal varlığının yarısı kadına geçer ve mahkeme “sen ne kattın?” diye sormaz.

Olur mu ya feminen sistem harika, feminizim müthiş diyenlere Türkiye’deki son mahkeme kararlarını hatırlatırım: Erkeğin cinsel görevlerini yerine getirememesi sonucu mahkeme boşuyor ve temyiz sonucunda kadın bir de nafaka alıyor. İşte bu feminenleşen toplumun komplo teorisi olmadığını gösteren sonuçlardır. Bu kadınları eşitlikçik kelimesi altında yüceleştirdiğimizin en açık göstergesidir. Erkek-kadın eşit, kadınlar en kötü ihtimalde eşit diyebiliriz.

Kadınlarda Poligami

Bir diğer podcastte feminen öğretilmişlik ve “erkeklerin çaresizliği” yüzünden bir diğer tablo var. Rich Cooper ve R. Tomassi resmen gülmekten konuşamıyor. Kadın 4 erkekle birlikte ve bunu doğal karşılıyorlar. Kadının CPD’si 3/10 anca var ve 4 sağlayıcı ile yaşayıp, bir de çocuk yapıyor. En alt/leş kültürde bile kuralların değişmediğini, alfa döller, beta öder’in, hipergaminin korunduğunu görüyoruz.

Kadın bir yerde şöyle diyor: “Onların başka kadınlarla birlikte olmasını isterim” ama biliyorki bulamayacak kadar kötü durumdalar ve soy aktarımı için buna razı gelmişler. İşte feminen baskıcı sistemin sonuçları budur. Gariptir ve savunmuyorum fakat sınırsız kadına ulaşmak doğada “erkeğin temel cinsel stratejisidir.” Geçmişte 17 kadının bir erkeğe düştüğü üstüne genetik çalışmalardan bahsetmiştik ama çaresizseniz bu hale düşüyorsunuz. Feminenleşen toplumda erkeğin rolü için güzel bir örnek.

Mesele eşitlik değil, kadınların hipergami arzusunu doyurmak

Çoğu kadın özellike 20-24 arasında daha yüksek olmak üzere 28 yaşına kadar olabilecek en tehlikeli adamlarla arzuyla, kendilerini tutamadan tek gecede birlikte olduktan seneler sonra birden akıllanır ve “eşitlikçi” bir sağlayıcı erkek isterler. Neden? Önceden yaptıkları her şey yanlıştır! Onları bir gecede kendi hataları veya arzu duymadığı için ghosting yaparak terk eden, kendilerine fakbadi stratejisi güden erkekler hatadır! 

Sorun şu: “çoğu kadın” neden arzu duyduğu erkeği en iyi çağında(22-25 arası) seçmiyor? Çünkü o yaşların sonsuza kadar sürdüğünü düşünüyor.

O erkekler kötüdür ama feminen sistem onlara her türlü erkeği denemelerini önermiştir ki bilinçaltında tehlikeli erkekleri elde etmeye hipergami arzusu diyoruz. Ardından üvey baba beta sağlayıcıları övdüğümüz dönem başlar. “Sen de erkek misin? Sevgi her şeyin üstündedir, eğer o kadını seviyorsan çocuğuyla kabul edip, ona babalık yaparsın” ki buna retroaktif cuckold diyoruz! Yemeyenler de fark etmeden %10-30 arasında oranlarla proaktif cuckold olarak başkasının çocuğunu kendi çocuğu sanarak büyütüyor. 

Özetle feminen-sistem sen istemesen de o çocuğa duruma göre yasa yoluyla(üstteki nafakı örneği) da olsa zorla bakmanı sağlıyor.  30+ yaşını mı geçtin? Panik yapma seni kurtaracak bir kahraman var. (Kahraman=Beta sağlayıcı) o da mı olmadı? Tek kadın güçlüdür!

Sonuçlar

Feminenleşen toplumda erkeğin rolü içinde ataerkil sisteme göre daha dengesiz bir sistem var elimizde ve tepedeki %20lik alfa kesim için feminenleşme önemsiz. Çünkü kadınlar alfalarla arzuyla birlikte oluyor ve bu erkekler için gerisi de pek önemli değil. Onların genetiği bilmeseler de aktarılıyor fakat çoğunluk cuckold’a evriliyor: “beta->cuckold beta.” Bu betalar başkalarının çocuğuna bakan “uyumlu kişiler haline getiriliyor, farklılıklar yok ediliyor ki buna “Feminenleşen Toplumda Cinsiyetsizleştirme Politikalarıyazısında değineceğiz

Özetle kadına hizmet ediyorsunuz. Bir evrimsel bir dürtü olan erkeğin genetiğinin bir sonraki nesile aktarması “önemsizleştiriliyor” İşte bu kandırılmışlığa “modern beta oyunu” diyebiliriz. 

…Devamı gelecektir. Öncesinde şunları okumanızı tavsiye ederim:

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

 

Kadınlar Hakkında Az Bilinen Gerçekler

Kadınlar Hakkında Az Bilinen Gerçekler

Kadınlar hakkında az bilinen gerçekler birçok erkek tarafından çarpık projeksiyonları sebebiyle kabul edilmez. Birçoğunu dağınık olarak anlatsak da burada biriktirmeye çalışacağım.

Bazı kadınlar kendi yaratılışlarını fark etmeyebilir bazıları ise bu gerçeklerin açığa çıkmasından memnun olmadığı için çirkefleşebilir fakat hepsinde “az ya da çok” bu gerçeklerin hepsi mevcuttur.

 

1) Kadınlara faydanız olduğu sürece birlikte olursunuz.

Kadınlar hakkında az bilinen gerçeklerden ilki kadın-erkek ilişkisinin eşitliğe dayanmadığıdır, bu feminizmin sattığı kadın doğasından çok uzakta olan bir gerçektir. Kadınlar bir erkekle birlikte olduklarında kendilerine bir şey katacak üstün olarak gördüğü bir erkeği tercih ederler. Buna hipergami denir. Bütün doğada bu böyledir. Tavus kuşu dişileri en gösterişli kuyruklu erkeği seçer, maymunlar hiyerarşide en üst seviye erkeklerle olur, Geoffrey Miller, Sevişen Beyin kitabında bunu detaylı açıklamıştır. Temellerini ekşi-şeyler yazımda okuyabilirsiniz.

Erkekler de tam tersi bir şey katabileceği ve fiziksel olarak beğendikleri kadınları tercih eder ve bu kattıklarınız pazarlık sebebi olamaz. Yani yıllar sonra bir ayrılık gerçekleşirse “ben senin için bunları yapmıştım” demenizin hiçbir önemi yoktur. Kadından duyacağınız tek cevap: “teşekkür ederim, çok iyi bir insansın, hakettiğini bulursun” olacaktır. Bir Türk atasözü vardır: “Otobüsün ve kadının peşinden koşulmaz.”

Eğer güçten düştüyseniz veya kadın sizden bir şey alamıyorsa (para, tecrübe, ilgi, bilgi her neyse) başka bir erkekten alabilecek konuma geldiyse sizden mezun olacaktır. Bu yüzden uzun ilişkide devamlı gelişmeye ve üstün bir erkek olmaya, eşitliği bozan tarafta olmaya dikkat etmelisiniz. Eşitlik sağlanması, kadının sizinle rekabete girmeye çalışması en büyük bir kırmızı alarmlardan biridir. İlişkinin biteceğine dair de bir işarettir. Örneğin yıllardır birlikte olduğunuz kadın durup dururken ağzını şapırdatma derse durun bir düşünün derim.

 

2) Kadınlar kendilerini güvene almadan bir ilişkiyi bitirmez.

Kim ne derse desin kadınlar tek kalmayı sevmez, parası da olsa gücü de olsa bunu istemez. Tek kalmak erkek işidir. Çünkü erkeğin doğum yapma yeteneği yoktur, varoluşsal dürtüsü kendini geliştirmek üstünedir, çok mutsuz erkekler görüyorum. Bunun tek sebebi var atalete yenilmeleri ve varoluşsal dürtülerini yerine getirmemeleridir. Bu gerçekleştirme de yalnızlığı gerektirir. Özetle yalnızlık erkek işidir! Siz hiç sevgilisinden ayrılıp mutlu olan, saçlarını kestirip, gym’e giden erkek gördünüz mü ama hemen kadın çetesine katılıp, eski sevgilisinin ne kadar hayırsız bir adam olduğunu anlatan, birçok leşçi meriç sayesinde kendi egosunu yükselten onlarca kadın görmüşsünüzdür.

Kadın iç güdüsel olarak çift olmaya daha yatkındır fakat bu gördüğü erkeğe yapışacağı anlamına gelmez. Süreç yine hipergamik ve gerekirse seri-monogami formunda ilerler.

İlişkilere baktığımızda kadınların boşanma kararı almada oranlarının %78’e tırmandığını görürüz ki çoğu erkek kadını terk edemez, bu yüzden terk edilen kadınlar büyük bir varoluşsal sorgulamaya girer. Çünkü kadının elinden rasyonalleştirme imkanlarını söküp alırsınız. Çoğu kadının rahatlama mekanizması karşısındaki erkeği suçlu hissettirmekle ilişkilidir. Siz önce terk ederseniz, sizi suçlu hissettiremezler ama çoğu erkekte bu yapılanma yoktur. Erkek biyokimyasal bir süreçle o kadını elde ettiğini ve hep kontrol edebileceğini sanır. Oysaki erkeği güçlü yapan kontrol etmesi değil, kadının kontrolü erkeğe bırakmasıdır. Bırakması içinse erkeğin gücünü koruması gerekir.

Eğer bunu yapamazsanız ilişki normal gidiyor sanırken, kadın çeşitli sebeplerle ilişkiyi bitirmek üstüne kafasında rasyonalizasyon mekanizmaları yaratır ve sizi öcü yapar. O adamla olmayacağına kendini inandırır, bu esnada bir başkasını bulur, kendisini “tek kalmamak için” garantiye alır ve ilişkiyi bitirir.

Çoğu erkek, kadın neden ayrılık acısı çekmez diye düşünür. Çekmez çünkü erkek o kadına izin vermez. Kadın da ilişki içindeyken acıyı çekmemek için bütün sorumluluğu erkeğe atmış, onu suçlamıştır. Ardından maymun gibi bir daldan diğerine çoktan atlamıştır. Diğer leşçi meriç kadının ekmeğine yağ sürer ve kendinin “özel” olduğunu sanarak o erkeğin ne kadar güçsüz olduğunu onaylar gibi o kadına yardım etmeye çalışır. Kadının hatalarını olumlar. Oysaki o kadının kendini koruma mekanizmasına yardım ettiğini bilmez.

 

3) Kadınlar hipergami filtresinden sahte yollardan geçen erkeklerden nefret eder!

Birçok erkek oyunu öğrendiğini sanarak, sahtekarlıkla kadınları etkileyebilir ve onlarla yatabilir. Yani kadının hipergami filtresinden geçerek cinsellik almış olur. İşte bu kadının en büyük varoluş korkusudur. Çünkü kandırılmıştır. O erkeğin sandığı gibi bir erkek çıkmaması, tamamiyle “feyk” olmasından nefret eder. Literatürde “shit test” denen nanenin olması sebebi bile budur. Kadın sizi dener, bu erkek hala alfa mı yoksa ezik bir betayı mı dönüştü diye dürtükler.

Aynı çizgide kadının birilerinden taktik aldığınızı öğrenmesi, ilişki koçları veya ilişkiyi kurtarmaya çalışan ilişki terapistleri hiçbir işe yaramaz! Kadının bilinçaltına onunla arzu oluşturacak taktikleri üstelik kadınla anlaşarak almaya çalışmanız sizden hızla soğumasına sebebiyet verecektir. Çünkü kadın bunlara doğal olarak sahip olmanızı bekler!

Siz mantıklı olarak şunu düşünebilirsiniz: “ilişkimide sorun var, bu sorunu çözmek için yardım almalıyız, bunu sevgilime de söylemeliyim” kadının bilinçaltında oluşan ise “bu adam erkek değil, sorunlarımızı çözemiyor, ilişkimizi yürütmek için bir neden yok” şeklindedir. Kabul edebilir, terapiye gidebilirsiniz ama sonuçları kaçınılmaz olarak kötü olacaktır.

Bir erkeğin yapması gereken kendi hatalarını fark ederek çözmesidir. Büyülü bir değnek ya da hap beklemeyin. Kadının arzusu siz güçten düştüğünüz için azaldı veya sadece uygun değilsiniz işte. Bunu terapistle, pazarlıkla çözemezsiniz. İşiniz kötüyse düzeltin, yatakta kötüyseniz iyileştirin, spor yapmıyorsanız spora başlayın. Kadında bir tetiklenme oluşmuyorsa “siktir edin.” Bitti. Başka bir kadın bulun.

Unutmayın, kadınlar bir şeyi nasıl elde ettiğinizle değil, o şeye sahip olup olmadığınızla ilgilenir.

Bir kadına bir konuda danışmanız sizi daha tecrübeli yapmadığı gibi sizi itici yapar. Balıkçılık balıktan değil, daha çok balık tutarak öğrenilir. Yani reddedilmeyi öğrenmeden kadınları elde edemezsiniz.

 

4) Kadınlar duygularıyla hareket eder ve anlıktır.

Kadınlar bir erkeğe 5. maddeyle ilgili olarak zor bağlanır ve hisleri belli bir süre aralığını kapsar. Programı güncellemezseniz deneme sürümü biter. Duyguları maksimumdayken size aşık hissederken, bu dönemden çıktıklarında soğuyabilirler. Çünkü kadınların uyum yeteneği erkeklere göre daha yüksektir, sağlayacağı fayda üstüne güçten düşmenizle bağlantılı olarak hisleri hızlıca optimuma ulaşır. Davranışları buna göre şekillendir. Rollo Tomassi’nin burada güzel bir tespiti var. İnsanlar davranışsal psikolojiye göre “içgüdü-neden-davranış” paterniyle hareket eder. Kadınlar davranışlarını nedene değil, içgüdüye bağlı oluşturur. Yani limbik sistemlerinin ortaya çıkarttığı duygulara(korku, endişe, aşk, öfke) göre hareket eder. Sonunda ise bunu nedenlere bağlar. Yani bir nevi olayı yaşar, ardından boşlukları doldurur. Bu yüzden kadınlar, mantıklı değil, duygusal kararlar verir ve her ne yaparsa yapsın bu duygusal kararını olumlama üstüne çalışır. Çünkü sonuç ortadadır, sonuç içgüdüsel duygularla ortaya çıkan davranıştır, bunu içten hisseder. Olayın mantıklı ya da mantıksız olması önemli değildir.

Kadınlarla birlikte olduğunuzda çok mutlu olduklarını görebilirsiniz. Gözlerinden size olan aşklarını okuyabilirsiniz evet öyledir ama belli bir zaman dilimine aittir, uzun vadeyi kapsamaz. Kadın şimdiki zamana erkekler ise geleceğe aittir. Jack London bu konuda Yıldız Gezgini isimli kitabında şöyle yazmıştır:

“Bizim gözlerimiz(erkekler) yıldızları gözetleyelim diye uzak görüşlüyken, onun gözleri (kadının), ayağını bastığı sert topraktan, göğsünün, üstündeki aşığının göğsünden, kollarının arasındaki gürbüz bebekten ötesini görmez. ama yine de çağlar boyunca kimyamız böyle oluştuğundan kadın düşlerimizde ve damarlarımızda sihir yaratır.”

Belli bir süre geçtikten sonra bu o arzunun güzelliğini hatırlarlar fakat tekrardan hissetme kapasitesine sahip değillerdir, çünkü bunu oluşturan içgüdüsel durum ortadan kalkmıştır. Hatta buna da sinir olarak size düşman olabilirler. Çünkü bu hissi onlara kaybettiren sizsinizdir. Onlar için geride kalmış bir anı olursunuz. Oysaki erkekler anılara ve geleneklere kadınlara göre daha bağlıdır ki bu yüzden ayrılık acısını daha çok yaşarlar. Çünkü erkek kadınla yaşadıklarını içgüdülerine değil nedenlere dayandırır. Her konuda bir sebep arar ve bulamadığı için kötü hisseder, çünkü kadınların duygusal davrandığını bilmez.

 

5) Kadınlar da tabak çevirir.

Kadınlar gerçekten doğru oldukları, güvendikleri bir erkeğe rastlayana kadar birçok erkekle eş zamanlı olarak flört eder. Yapısı bunu gerektirir. Erkek olabildiği kadarını döllemeye, kadınlar ise en iyiyi seçmeye çalışır. Anlamanız gereken gerçek: O kadının size ait olmadığıdır ve muhtemen özel olmadığınızdır. Sizinle olma sebepleri arzu duymaktansa yalnız kalmamak bile olabilir ki kadınlar buna “seviyeli ilişi” der. Alfa döller, beta öder denkleminde betayı oynuyor, onun ihtiyaçlarını(maddi veya manevi) karşılıyorsunuzdur. (Ref)

Çoğu erkek feminenleşen son dönemde kendisine aşılanan onun peşinden koş, onun için her şeyi yap mottosu sebebiyle “arzu duyan kadınla”, “minnet duyan kadını” ayırt edemez. Tavsiyem o kadın neden benimle değil diye düşünmek yerine sizin de aynı şeyi yapmanızdır. O kadının size ilgi duymaması ve bunu dert etmeniz, sizi “ihtiyacı olan(needy)” kişi durumuna dönüştürür, sizin güçsüz olduğunuzun göstergesidir. Bir insanın ne düşündüğünü sizin değerinizi belirlemez. İşte bunu ayrıt edemiyorsanız, beta zihniyetinden çıkamamışsınız demektir. 

Bunu birçok erkeğin yapamadığına şahit olursuz ve bu beceriksizliklerini kadınlara aşırı bağlanma ve ruh eşi kriziyle öderler. Çünkü erkeklerin tabak çevirmesi genelde kadınlara göre daha zordur, bulduğunu da özel olduğu saplantısına kapılır. Bu yüzden alfa erkek olarak tarif edebileceğimiz kaymak erkek tabakası aşk acısını pek yaşamaz, alternatifleri çoktur. Bir erkeğe düşen bir kadının tabağı olmamak, buna vereceği enerjiyi kendisine yöneltmektir. O kadınla cinsellik yaşamadığınız sürece tabak olmaya devam edersiniz, yaparsanız avantaj size geçer.

 

6) Kadınlar, erkekler kadar cinsellik düşünmez.

Çoğu erkekten “olur mu? kadın da erkek kadar sevişmek ister” düşüncesini duyabilirsiniz. Bu palavradır. gerçeklikten uzak bir erkek projeksiyonudur. Kadın ve erkek cinselliği aynı değildir. Benzerini siyah hap projeksiyonunda tip üstünden de yapıldığını görürsünüz.

Kimin ne dediğinden bağımsız olarak, hormonal ve döngüsel olarak biyolojik bir gerçek vardır ki o da kadınların arzusunun yumurtlama döneminde maksimum seviyeye çıkmasıdır. Oysaki bir erkek inişli çıkışlı da olsa kadına göre x15 testosteron salgıladığı için devamlı düşünür ya da hazır durumdadır. İşte bu fark, kadına kontrol gücü verir.

Benzer şekilde kadın yumurtlama döneminde alfayı, sonrasında ise betayı tercih eder. Çünkü öncesinde zincirlerinden kurtulmuş gibidir, sadece en iyi genlere ulaşmayı isterken, sonrasında güven periyoduna girerek, kendisini ve çocuğunu koruyacak erkeğe arzu duyar.

Kadınlar hakkında az bilinen gerçekler bu şekilde özetlenebilir. Bunları aklınızdan çıkartmazsanız hangi kadınla uzun, hangi kadınla kısa süreli ilişki yaşayacağınızı kolayca belirlersiniz.

 

Referanslar

1] Rollo Tomassi – The Rational Male

2] David Buss – The Evolution of Desire 

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin)

Siyah Hap Safsataları

Siyah Hap Safsataları

Görünüşle her şeyi ilişkilendirmek tipik bir `siyah hap` pesimistliğidir. Olayı tamamen biyolojik faktörlere bağlayıp kendine acıyan ve buna gerçekler diyen gruba `insel` diyoruz ki oradan okumaya başlamanızı öneririm.

Bu grup insanların birbirini sadece görsel nitelikleri için seçtiğini öne sürer. Çünkü kendisi öyle seçmektedir. Bu bir yanılgıdır. Temel aldıkları görüşlerden biri `pareto prensibi` ve kadınların 80/20 kuralıyla erkekleri seçtiğidir. Kadınların kendinden iyi erkeklere ulaşmak istediği doğrudur, yani popülasyonun %80, tepedeki %20’i elde etmek ister fakat black pill bunu sadece “fenotipe” yani görünüşe bağlar. Biyolojik faktörler hariç her şey önemsizdir. Bilişsel terapide sıklıkla hastaların düştüğü bir hata vardır buna “ya hep ya hiç” denir, işte bu kişisel insel yazımda da anlattığım gibi katastrofik hataya düşer.

İnsanların sadece biyolojiyle eş seçer şeklinde bir düşünce insanın sosyal bir varlık olduğunu reddetmektir. İnsanın fenotipinde genetik yanında sosyal çevre %51’e yakın etkiye sahiptir ve bilim bilmezseniz işi trajediye ve çıkmaza bağlarsınız. İnsellere önerim öncelikli olarak epigenetik nedir, ne değildir, onu araştırarak başlamalarıdır.

 

Birkaç araştırmadan bahsedelim

Bir araştırmaya göre maskülen görünüşün yaydığı sinyal bu kişilerin kadın-erkek ilişkilerindense erkek-erkek ilişkilerinde pozitif ayrımcılığa daha çok uğradıkları saptanmış. Aslında bu her şeyi erkek projeksiyonundan yorumladığımızı gösterir. Kadınların tipten çok derin ses tonu, simetrik vücut, kendine güvenli hareketlerden daha çok etkilenir, bunların hepsi de özgüvenle ilişkilidir. [ref ]. Uzun süreli ilişki için müsriflik yapacak kadar kaynağa sahip olması, yani statü sinyallemesi Buss’ın araştırmalarına göre en önemli kriterdir. Bu zengin insanların partnere ulaşma kolaylığını açıklar.

Kadının sadece parası için o adamla birlikte olduğunu düşünebilirsiniz fakat kadın kendi iç dünyasında ona tutku duyduğuna kendini inandıracaktır. Cesare Pavese’in güzel bir lafı var: “Kadınlar bir milyonerle evlenmeden önce ona aşık olacak kadar akıllıdır.”

Hayatta kartların eşit dağıtılmadığı konusunda hem fikirizdir sanırım? yani kimse size bir şey borçlu değil. Cüce olarak doğduysanız buna uygun yaşamanız gerekir. İnsel de olabilirsiniz, `Peter Dinklage` de.

 

Kısa kısa algılarda hatalara bakalım:

1) “Kur yapma” yani oyun bir yöntem değildir.

İnsanın evrimleşmesi Dr. Geoffrey Miller’ın Sevişen Beyin kitabında kur yapma ve zekaya göre gerçekleşmiştir.

Doğada memeliler hiçbir zaman sadece görsel niteliklere göre eş seçmez, zaman zaman liderlik, zaman zaman güç etkindir. Darwin de en güçlü olan değil, en uyumlu olanın doğada var olduğunu belirtir.

Sosyal yapılanması olan türlerde fenotip tek belirleyici değildir. Tek eşli veya arada kalmış bizim gibi türlerin erkeği ve dişisi arasındaki fiziksel farklar azdır. Örneğin gorillerde dişi ve erkek arasında kas bakımından ciddi farklılıklar varken insanda daha azdır. Bu da fenotipe göre seçimi zorlaştırır. [ref]

Görsel niteliğin tek parametre olabilmesi genellikle o türün çok eşli olması, sosyal ilişkilerinin zayıf olması ve zeka faktörünün olmaması ile mümkündür. Dişi değerlendirebileceği başka bir nitelik olmadığı için görsel niteliklere göre seçer. Örneğin tavus kuşlarının erkekleri, bazı kuşlarda gaga etkindir. birçok balık türünde de erkek görsel nitelikleriyle ön plana çıkar. Oysaki insanlarda sosyal yetenekler de görünüş kadar önemlidir.

Burada kısaca statik ve dinamik niteliklerden de bahsetmek gerek. Statik fotoğrafta birini görmektir. Oysaki dinamik nitelikler, mimik, davranış, verdiği tepki, özgüven statikte kötü olan birini direkt çekici yapabilir. Bu da sosyal ilişkilerde insan davranışının ne kadar önemli olduğunu bize ispatlar. [ref]

 

2) Kişilerin çekicilik puanı artmaz, genetiğin neyse odur

Bu tipik biyoloji bilmemekten kaynaklanıyor. Çünkü genotip senin potansiyelini, fenotip ise ortaya çıkartığın görseli belirler. Yani fenotip gelişebilen bir konudur.

En kötümser tabloda kendinizi olabileceğinizin en iyisine çıkardığınızı ve bununda aslında yine genetiğinizle ilgili olduğunu düşünebilirsiniz ama o sınıra geldiniz mi? Amacınız doğal sınırlarınıza ulaşmak olmalıdır. Bir erkek bu sınırlara ancak çalışarak erişir. İşte insel ya da siyah hap bedavacılığı burada devreye girip, yan gelip yatarak genetiğe pas atıp dururlar.

Örneğin “erkeklerde vücut yapmak karşı tarafı kandırmaktır.” gibi de bir iddiaları mevcut. Oysaki erkekler doğal formda iyi bir vücuda sahip olamaz ve evrensel olarak kadınlar geniş v-form vücudu tercih eder.

Bir kadın rejimle kolaylıkla yağ yakabilirken erkek ancak ağırlık kaldırırsa kaslı bir vücut görünüşüne ulaşabilir. Doğuştan çok kaslı görünmek sadece gorillere özgüdür. Bunun da sebebi insanlara göre daha az salgıladıkları durdurucu protein olan `myostatin`’dir. Yani spor salonuna gitmezseniz genotipinizin nelere sebep olacağını göremezsiniz.

Demek ki genetik faktörler yanında evrensel olarak kadınların beğendiği özelliklerden birine erişmek için “çalışmak” şarttır! Örneğin boy uzaması genetik olduğu kadar çevresel faktörlere bağlıdır. Hollandalıların ve Japonların boy ortalaması sanayi devriminden sonra artan süt ve protein tüketimiyle ciddi artış göstermiş. [ref]

 

3) Tip değiştirilemez! yanılgısı:

Tipiniz kadının değerlendirdiği nitelikler içinde sadece bir tanesidir[David Buss – Kadınlar neden seks yapar?]. Maskülenlik sinyallemesi için önemlidir ve modifiye edilebilir. Kırmızı hap teorisyenlerinin hiçbiri “tip önemsiz, ilgilenme demez.” Çünkü kadına ilk veriyi görünüşünüzle verirsiniz ve eğer görünüşünüzde önemli bir deformasyon yoksa vücut çalışma, saç-sakal-cilt bakımı, giyim tarzıyla modifiye edilebilir.

Kolaylıkla 3/10’dan 6/10’a geçebilirsiniz. burada Yin‘in paylaştığı güzel bir görsel var. çok net söyleyeyim size 1-3-5)İnsel 2-6) Alfa erkek. Oysaki hepsi aynı kişi. Demek ki olay doğru imajı yaratmaktadır.

Yeri gelmişken, bir araştırmalara göre kadınların “aşırı-maskülen” tiplerdense feminen nitelik taşıyan maskülen yüzlere(baby-face) daha çok yakınlaştığı bulunmuş. Aşırı maskülen tipleri güvensiz bulan kadınlar gelecek kaygısıyla tercih etmeyebiliyor. Burada ilginç bir durum var, kadın kaslı maskülen erkek vücudunu tercih ederken, daha feminen yüzleri tercih ettiği görülmüş. [ref] Kısacası yine sinyalleme var. Yani baby-face bir erkek karakterli olmak zorunda değil fakat kadın öyle sanıyor ve tanıdıkça öyle olmadığını görebiliyor.

Altta kadın ve erkeklerin uzun ve kısa vade için seçimlerini özetlemiştir. görüldüğü gibi iyi genlere ulaşmak birçok kriterden sadece biridir. Kadınların kısa vadede bile kaynak arayışında olduğunu görüyoruz. Özetle sosyal varlıklar olduğumuzu unutmamak gerekiyor.

Tablo: Buss – Long vs Short Term Mate Selection Criter]

İnsel yazısında referansını verdiğim Fenotiple(boyla) zeka ve genel başarı arasındaki korelasyon sadece %15’dir. Yakışıklı diye aldığınız adam gayet 80 iqlu, kanser genleri taşıyan biri çıkabilir. Bu da hayatla mücadele edemeyeceği, size iyi bir hayat yaşatamayacağı anlamına gelir. Daha önemlisi sizinle mhc genleri uyumsuz olabilir. Yani ortaya çıkan çocuk hastalıklı, kötü bir immün sisteme sahip olabilir. Kadınlar bunu içten içe bildikleri için ve yumurta pahalı olduğu için erkekleri “tek gecelik” bile olsa sosyal açıdan da test eder, çünkü hipergami denkleminin “alfa döller” kısmı kadının doğal arzusu ovülasyon evresinde çocuk yapma isteğiyle ilgilidir. Bu yüzden fiziksellikten fazlasını arar. İstatistklere göre daha zor “seni seviyorum” der. [ref]

Daha ilginç bir Tinder istatistiğinden bahsedeyim. Erkeklerin sadece %10’u info’a bakarak sağa atıyor fakat kadınların %80’ni info’a baktıktan sonra sağa atıyor. Yani erkek sadece görsele bakarken, kadın statü göstergesi veri var mı onu da kontrol ediyor. Mesleğiniz, zenginlik göstergesi özellikleriniz, okuduğunuz üniversite, belki yaşadığınız yer bile kadının bilincinde statü sinyallemeleri gönderiyor. Tinder sanki daha çok erkek tüketimine uygun, kadınlar için iyi bir seçim merkezi değil. 

 

4) Genetik her şeydir, diğer her şey yalandır safsatası:

Siz görüntü olarak %20 içinde bile olsanız eğer eğitiminiz kötüyse, fakirseniz veya iyi kazanan bir su tesisatçısıysanız o kadını etkileyemezsiniz, buna homogami denir. Kadınların evrensel seçimleri benzer statüde erkeklere dayanır. Yani üniversite mezunu, iyi kazanan, eğitimli bir ailenin kızı; bakkalın yakışıklı çocuğuna bakmaz, o çocuk görünmezdir. Görüntü olarak 8/10 bile olsa sexual market value (smv) 5/10 olacaktır. En iyimser tabloda o erkekle tek gece birlikte olur sonrasında da ilişkiyi yürütmez.

Geoffrey Miller, Sevişen Beyin kitabında özellikle insanların zekaları üstüne odaklanmıştır ve insanların evrimsel süsünün bu olduğunu söylemiştir. Yüksek bilişsel yetenekler, iyi kur yapma, ahlak vb niteliklerle birleştiği zaman kadın için çekici hale gelir. İnsanların evrim boyunca fenotipi çok değişmemiştir. Yani kas miktarımız artmamış, boyumuz diğer niteliklerimize göre daha az uzamıştır. Toplam değişme belki %1-2 iken iqumuz her geçen yüzyılda Flynn etkisiyle hızla artmaktadır. Bu da cinsel seçilimin zeka tarafında olduğunu bize gösterir. Yani basitleştirirsek kadınların fenotipten çok iyi kur yapan erkeğe yönlendiğini görürüz. Çünkü erkekleri konuşarak tanımak daha kolaydır.

 

Briffault Yasası

Kadınların seçim arzuları girifttir, sadece görsel niteliktense gelecekte kendilerine “briffault yasası” sebebiyle faydalı olabilecek kişileri seçmeye çalışırlar. Fenotip burada da yararsızdır. Bir araştırmaya göre kadınların erkeklerin en çok kendini gerçekleştirmeye çalışmasını sever ve bu durum briffault yasası ile ilgilidir. Eğer tiple her şey kurtarılıyor olsaydı işini kaybettiği için boşanan erkekler olmazdı. [ref]

 

5) Çarptırılmış 80/20 safsatası

En standart biçimsel safsatalardan biri en iyi örneği gösterip, diğer konuları tek doğruyla yalanlayarak haklılıklarını savunmalarıdır.

Örneğin: “Brad pitt mesela… Kızlar ona hayran, oysaki Ahmet’e değil… Kız olsan hangisini seçerdin?” burada en iyi örneği gösterip, diğer örneklerin hepsini yanlışlama safsatasına düşülüyor. Brad Pitt’in ve o ayarda Will Smith, Di Caprio’nun bile aldatıldığını hatırlatırım. Yani üstlerine başka erkek tercih edilmiş. Bu arada istatistikte bir kural vardır, en iyi ve en kötü örnekler kabul edilmez, çünkü ekstremi ifade ederler. Burada ünlüler %1 içindedir.

Yakışıklıya en güzele herkes hayran olur. Ben de bir erkek olarak ünlü x kadınına hayranım ama gidip plaza kızı Fatma’a aşık oluyorum. Buna zorunda değilim ama bunu hissederek içten şekilde yapıyorum. Kadınlarda da durum benzer tek fark hipergamiye uygun olarak daha statüsü yüksek bir erkeğe bu duyguyu yaşıyorlar.

Kıvanç Tatlıtuğ mesela, Türk insellerinin korkulu rüyası! O adam sıradan biri değildir, bunu anlamak lazım. Kadın KT’u sadece tipi yüzünden sevmiyor. Kendisi hem ünlü, hem zengin, hem entelektüel, kısaca statü sahibi ve buraya tipiyle gelmemiştir. Tipi sadece “sinyal yayar” ama kadın bu sinyalin arkasının dolu olduğunu bilir.

Benzer bir örnek İlyas Salman. Çok çapkın olduğunu ve sayısız kadınla birlikte olduğunu biliyor muydunuz? Aslında black pill terminolojisine göre tam anlamıyla inseldir ama birçok kadınla nasıl birlikte olmuştur? Hani statü önemsizdi? Bukowski, en azından 50 yerde örnek gösterdim, o nasıl bunu başarmıştır? [ref]

 

6) Bazı kişiler aldatıldıktan sonra siyah hapa bulaşabiliyor.

Genelde de 2 nedeni olabilir:

a) Uzun ilişki kurallarını yerine getirememiş, söylenmiş, kadına dertlerini yıkmışsındır, podcastte anlatmıştık. 

b) Her şeyi kuraına göre oynamışsındır fakat kadın karaktersizdir. Herkes karakterli, düzgün olacak diye bir kurak yok. 

Sonuç olarak da bütün kadınların şeytan olduğuna inanır, onlara karşı nefret geliştirebilirler.

 

7) Kadınlar tipe doğru puan verir. En iyiyi seçer safsatası

Bu da yanlış bir iddiadır. Örneğin ünlü bir okcupid istatistiği var. Erkekler tipe doğru puanlar verirken, kadınların veremediğini görüyoruz. Ancak en iyiyi o da %20-30 arası değerlendirmiş. Kadınlar bu yüzden sadece tiple kişileri değerlendirmez. Başta bahsettiğimiz “dinamik-süreçlere” ihtiyaç duyarlar. Önceki yazılarımda bahsettiğim gibi amaçları yumurtalarını korumak aşkı geciktirmek ve güven, sadakat ve statü sunan kişilere aşık olmayı kendilerince geciktirmek olacaktır. [Buss-Sexual Strategies Theory]

Şekil: Eş seçim istatistikleri

Mesela alttaki tabloya bakalım. (Bilmeyenler için Einstein, Planck, Brogile gibi kuantum mekaniğini bir yere getirmiş kişiler.)

Şekil: Fazla IQ Patlaması

Bir iq patlaması görüyoruz. Siyah Hap terminolojisine göre buradaki hiç kimse %20 içinde değil, çoğu Yahudi ve fenotip olarak çirkinler fakat hepsinin iqsu 140+ üstünde dünyaya bir şey katmışlar. Çoğunlukla da Almanya’da yaşamıştı ve Hitler rejiminden kaçmıştı. Eğer kaçmasaydı fenotipleri sebebiyle belki de sabun yapılacaktı.

Oysaki çoğunun miras bıraktığı çocuklar bile bilime büyük katkı yapmış durumdadır. sizce görüntü her şey diye düşünüp vazgeçmek mi önemli yoksa bu kişilerden biri olup katkı yapmak mı? Bakın bu kişilerde evli ve çocukları var.

 

Sonuç olarak:

Eğer sadece görünüşünüze odaklanırsanız potansiyelinizin farkına varamamış olur ve kendinizi zihninizde kısıtlarsınız. Belki kendinizi 4/10 sanıyorsunuz fakat 6/10sunuz. Belki potansiyeliniz, genetiğinizin ön gördüğü 7/10.

Aksi halde yaşayacağınız hayat standardını düşürmüş olursunuz. fit bir vücuda sahip, iyi eğitimli bir birey olmaktansa evde patates cipsi yiyip, benim zaten tipim kötü diye kendinizi kandırırsınız ama siyah hap alanlar gelişime alerji gösterdiği için her şeyi siyah ve beyaz olarak çarpıtmaya devam edecektir.

Ben siyah hap olgusunu kırmızı hapa karşı çıkanların el altından tuzak kurarak inşa ettiklerine inanıyorum. Çünkü kırmızı hap; “erkeklerin çoğunluğunu uyandırıp, çekici olmanın sırlarını veriyor. yanlış yetişen bir nesile erkekliğin geliştirilmesi gereken bir kavram olmasını gösteriyor”. Bunu çekemeyenler “hayır doğru değil, valla inanma olay biyolojik ve doğuştan, eğer şanslı değilsen bir hiçsin” diyerek bu erkeklerin önünü kesmeye çalışıyor.

Önerim siyah hap gibi sadece görsele odaklanmak yerine; önceden anlattığım gibi hem görselinizi(giyim tarzı, saç-sakal, kas), hem oyununuzu, hem paranızı hem sosyal yeteneklerinizi geliştirmeniz ve takıntı yapmamanız olur. Suçlu kimse değil, o kadın da değil, siz de değil. Takarsanız baştan kaybeden erkek olursunuz. Sadece takmayın, olmadı diyerek sıradakine geçin. Ancak bu şekilde başarılı bir erkeğe dönüşünürsünüz. Çünkü kadınlar sizin gibi düşünmüyor, iç güdüsel olarak toplam niteliklerine göre birini seçiyor, bütün kriterleri iyi kötü sağlayan kişiyle cinsellik yaşamak istiyor. Özgüvensiz, bir şeylere takıntılı erkeklerin doğada kaybeden olduğunu biliyor. Bu ister tip olsun ister para olsun, ister iş olsun. Özetle başarılı ve tutkulu erkeği istiyor.

Dipnot: İlgili konunun sohbet formundaki podcasti için aşağıdaki Youtube linkine tıklayabilirsiniz.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Feminizm Üstüne Aykırı Düşünceler (2. Bölüm)

Feminizm Üstüne Aykırı Düşünceler 

 

2. Bölüm

İlk bölümde feminizm tarihinden ve avantajlarından bahsetmiştik, bu bölümde de sonuçları üstüne bir şeyler anlatacağım. İlk bölüm için tıklayın.

Onca zaman ulaşılamayan özgürlüğe ulaşan kadınlar işi maalesef abarttılar. Denge süreci öncesinde böyle bir reaksiyon normaldir. Hippi akımıyla birlikte çok eşli ortamlar oluştu. Çünkü düşünceleri kadının bir mal olmadığı ve özgürce cinsellik yaşayabileceğiydi, bu durum kadınların hipergami gibi eş seçme mekanizmalarını resmen paralize etti ve rastgele partnerlerle birliktelik, erkekler gibi davranabildikleri bir hale dönüştü fakat erkeklerin de işine geldi, çünkü önceden zor ulaşılan cinselliğe ulaşmak basitleşmişti.

Sosyalist düşünceleri bile kendi çıkarlarına kullandılar. Cinsiyeti yok saydılar. Doğum kontrol hapının bu dönemde gelişmesi ve kadının çocuğu üstünde tam hakka sahip olması, isterse kürtaj olabilmesi de bunu iyice yüksellti. Bunların hepsinin de kadınların kendini “kutsal bir varlık” olmadığını göstermek için yapmış olması ironiktir. Hatta erkeklerin söz hakkı olduğu alanlarda söz hakkı isteyip, bilimde-sanatta gelişme göstermeleri beklenirken, daha çok cinsellikte gelişme göstermeleri daha da ironiktir. İnsan hangi konuda bastırılmışsa o konuya yönelir.

 

Şuna içtenlikle katılıyorum

Kadın kutsal olmayabilir fakat anne olmak isteyen bir kişinin bir birey yetiştirmek için sorumluluk alması ve kendi seçici doğasına uygun davranması evrimsel bir dürtüdür. Örneğin doğada böyle bir sürtük “kadın” anlayışı yoktur. Hepsi doğru genleri seçme çocuğunu gerekirse tek başına büyütme üstüne evrilmiştir. Çoğu memeli erkekle dölleme sonrası onların da yükünü taşımak istemediği için hayatlarında olsun istemez. Bir kadının sorumluluk alarak ayakları üstüne durmasında sorun yok fakat önüne gelenle bunu yapabiliyor olmasının bir özgürlük olmadığını anlaması ve bunun tepkisel geliştirilmiş bir tuzak olduğunu fark etmesi önemli. Aksi durumda sadece bundan yararlanan erkeklerin yararına çalışmış olurlar. Sonunda da psikolojisi fazla erkekten dolayı kaymış kötü bir ebeveyn ordusu ortaya çıkar.

Sosyal psikoloji kuramları çevremiz tarafından şekillendirildiğimizi öne sürer. Siz neyseniz çocuğunuz(ya da nesiller) da size benzeyecektir. Çocuğunuzun da sizin gibi uyuşturucu, grup ortamlarında 10’dan fazla partnerle olmasını ister miydiniz? Ben cevabı referansla 1. bölümde vermiştim: 2. feminist dalga hareketi mensubu hippi annelerin 3. feminist dalga çocuklarının yaptıklarını eleştirdiğini ve 2 neslin “feminizm” konusunda anlaşamadığını anlatmıştım.

Hipergami sebebiyle kendinden üst bir erkeğe hayranlık duyarak aşık olan kadının yapamayacağı hiçbirşey olmadığını da önceden defalarca anlatmıştık. 3. Dalga feminizm ancak hipergamik dürtülerini bastıran, aşık olamayan kendini ketlemiş, aşırı solipsist yapılanmaya sahip kadınların katılabileceği bir inanıştır. Çoğu kadın da tam bilgi sahibi olmadığı için kadın-erkek eşitliğini savunur.

 

Yaşam Dürtüsü

Her cinsin yaşam amacı farklıdır. Örneğin kadının en büyük evrimsel dürtüsü çocuk sahibi olmak üzerinedir ki güncel istatistikler çocuk sahibi olduktan sonra kadınların %69unun işe geri dönmediğini söylüyor bize. Öyle ki çocuk sahibi olan bu kadınlar için bir anda her şey önemsizleşir. Tabiiki geri kalan katkı sağlamaya devam edebilir. Çoğunluğun böyle yapması bize diğer kadınların da engellenmesi hakkını vermez fakat genel düşünce yapıları hakkında çok fikir verir.

Erkek böyle değildir ve üretmeye devam eder çünkü bir çocuk sahbi olma şansı yoktur. Bir feminist olan Dr. Karen Horney psikolojide bunu “rahim kıskançlığı” olarak açıklamıştır. Yani erkek kendinden bir parça üretemediği için devamlı üretmeye yönelir. Bu onun doğasıdır. Erkeğin en büyük gücü olan maskülen tavır; testosteron hormuyla birlikte bu altyapıyla oluşur. 1. Bölümde de eleştirdiğimiz gibi cinsiyetsizleştirme politikası bu başarıyı engellediği gibi çocuk sonrası işini bırakan %69’u da huzursuz edecektir. Çünkü buradaki çoğunluk erkeklerin çalışmasına güveniyor. Artık içgüdü mü dersiniz, başka bir kelime mi bulursunuz bilemem.

Örneğin evlenen bir çift olsun, kadın çocuğundan sonra işi bırakıp çocuğuna bakmayı tercih etsin. Sizce kaç erkek “biz seninle böyle mi konuştuk? Neden evine para getirmiyorsun? Neden çocuğunu seçtin?” diye karısını suçlar? Bunu okuyan her erkek bu konuşmanın hoş olmadığını, kulağa garip geldiğini fark edecektir. Çünkü her erkek çocuğunun annesi tarafından güvenle yetiştirilmesini tercih eder. Mali yüke ve yoğunluğa giriyor bile olsa. 

Kadın ve erkek “eşit” değildir. Geleneksel bazı roller iş olsun diye uydurulmamıştır, biraz da doğamız sebebiyle böyle hissederiz. Tabii ki bunun diretilmesi veya abartılması yanlış olabilir. Yani kimse “zorunda” bırakılmamalıdır.  İşte feminizm bu yüzden tepkiseldir ve temelsizdir.

 

İş Hayatı-Stres-Ücret

Kadının üretime katkı yapmasında ve stresli işlerde çalışmasında bence bir sorun yoktur fakat feministlerin bunu tepki olsun diye yapıyor olmaları ve bunu fark etmemeleri aşırı fiziksel ve psikolojik yoğunluk sebebiyle kendilerini mutsuz edecektir. Bence stres içermeyen işlerde başarılı olabilirler. Okuma-anlamada erkeklere göre daha iyi olduklarından bahsetmiştik.

Kadınlar biyolojik doğaları nedeniyle stres almayı sevmez. Güvende olmayı hissetmeye ihtiyaçları vardır. Kadına dünyanın en büyük gücünü de verseniz bunun sorumluluğunu taşımak istemeyecek ve kolayca bunu çocuk yapmaya tercih edecektir. Bu yüzden en gelişmiş ülkelerde bile kadın yönetici sayısı daha azdır. Özellikle kadın-erkek eşitliğinin ideal olduğu İskandinav ülkelerinde tam da bunu destekler seçimler görülüyor ve kadınlar doğaları gereği daha az strese girecek işlere yöneliyorlar. Bu eşitliğin daha az olduğu ülkelerde ise kadınlar inatla kendini zorluyor. (Ref)

İstatistiklere göre erkek-kadın ücret eşitliği hala sağlanamadı gibi yansıyor fakat birbirine oldukça yaklaştığı görülebilir. Bu farkta kadınların çocuk sahibi olmaları veya olduktan sonra işi bırakmaları diyebiliriz [Ref]. Yani iş veren güvenmiyor.

Kadınların %42si, erkeklerinse %22si cinsiyetçi yaklaşımdan yakınıyor[Ref]. Demek ki ayrımcılık sadece kadınlara özel de değil ve yine belki bu cinsiyetçilik femnist geçinen kadın yöneticiler tarafından yapılıyor. 

Evde çocuğunu yetiştiren bir kadının daha mutlu olacağı konusunda kimsenin şüphesi olmaması gerekir ama çalışmak kendi kararıdır. Kadın neden zor işlerde çalışarak kendini erkek gibi hissetmek ister ki? Özetle feminizm geleneksel rolleri küçümseyerek, çalışmayı bir ayrıcalık gibi gösterek kadınları kandırmıştır. Çalışmak bir zorunluluktur ve sorumluluk gerektirir, ayrıcalık değildir. Emin olunki hiçbir erkek zorunda olmasa feminist kadınlar kadar çalışmaya arzu duymaz.

Tabii işte çalışmanın iyi bir şey olduğunun öğütlenmesi, kadının hormonal yapısına uygun olmayan işlerde çalışması, evde en büyük misyonu olan çocuğunu büyütmesini “geleneksel rol” diyerek küçümsenmesi de ayrı bir çelişki. Oysaki kadın feminizm öncesinde de çalışıyordu bu kadınlar, şimdi de çalışıyor. Üstelik artık lüks ev aletleri var eskisi kadar yorulmak zorunda değiller. İsterse zor işler için birini de tutabilir.

 

Kadının Tanrıçalaştırılması

Feminizmi ve kadının tanrıçalaştırılmasını anlamak için 11. YY. ile orta-çağ mitlerine bakmak gerekir. Bu dönemde aşk evlilikleri yapılmazdı. Güzel ve varlıklı kadınlar malları sebebiyle lordlarla evlenirdi ve bu lordlara hizmet eden askerler genellikle leydiye aşık olurdu, ona ulaşmak için her şeyi yapabilirlerdi, lord da bunu askerleri kontrol edebilmek için hoş karşılardı, sonuçta akşam leydi kendi yatağına giriyordu. Bu durumun resmi adı Courtley Love’dı. Şimdiki gibi cinsellik olmasa bile leydinin gülümsemesi bile o erkeği mutlu ederdi. O dönem Sir Lancelot lordun karısını kaçırarak kuralı bozmuştur. 

Yüzyıllar süren bu gelenek kadınları tanrıçalaştırılmıştır. Çünkü geneli temsil eden orta sınıf devamlı olarak kadınlar üstüne eserler üretmiştir. Bourlervir eserlerinde şunu sorgular “kadın geçmişte bu kadar değerliyse şimdi neden değil?” İlk feministlerin temel düşüncelerin şekillendiricisi de budur fakat çarpıktır. Kadınlar erkeğin eşitliğindense kadınların günümüzde neden ilahlaştırılmadığı olgusu yanlış bir projeksiyondur. (Hepsi olmasa da 3. Feminist dalgada kadınlara pozitif haklar verilmesini isteyen ciddi bir kesim var.) Her nasılda bu anlayış bozulmuş, üniversitelerin kurulması ve kadınların 2. plana atılmasıyla bu mit bir çeşit “kollektif bilinç” şeklinde bize yerleşmiştir.

 

Kadın ve Cinsel Algı

Temelde baktığımızda feminizmin bir tepki olarak ortaya çıktığı için güçü temellerini yine ataerkil sistem diye eleştirdiği şeylerden kadınların doğasını önemsemeden aldığını görüyoruz. Örneğin cinsellik konusunda erkeklerle aynı özellikler sahip değildir kadın. Bir erkek salgıladığı x15 testosteron sebebiyle cinselliği değişen sıklıkla düşünürken, resmen hayat motivasyonu yaparken; kadın sadece periyodik olarak maksimum seviyede ister. Bu da genellikle yumurtlama dönemi öncesi ve sonrasıdır, öncesine alfa, sonrasına beta fazı denir. (Aldatan Kadın Serisi

Örneğin erken boşalan kadın var mıdır? Yoktur. Araştırmalara göre kadınların %60’ının düzenli orgazma ulaştığı biliniyor. [Robin Baker – Sperm Wars]

Kadın cinsellik yaşarken o kişiye güvenmesi, arzu duyması, değer vermesi gerekir. Kendinden düşük gördüğü biriyle hipergami sebebiyle asla birlikte olmaz örneğin. Psikolojik etmenler daha etkindir. Erkek kendinden düşük ya da yüksek puanlı bir kadınla rahatlıkla birlikte olabilir. 

 

Birkaç Gerçek Örnek

Biyolojik sebeplerle yönetici pozisyonunda aşırı strese ve karar vermeye uygun değiller ve iş hayatları yüzünden esas hedeflerini gerçekleştirememeleri sonucu mutsuz oluyorlar ve 30 yaşından sonra mutsuz kadınlar görüyoruz. Fark ediyorlar ki aslında istedikleri bu değilmiş. Böyle tanıdığım 3 tıp doktoru kadın vardı. 3’ü de 35+ üstündeydi. 2si hırslı biri ise hırssızdı ve pratisyen olarak kaldı ki bana kurduğu cümle şöyleydi: “Kendimi neden strese sokayım ki? Ben böyle mutluyum” Gayet feminist geçinen bu abla, fark etmeden doğasına uyum sağlamış. Çoğu kadın görünürde feminist olsa da içten içe feminen doğasına sıkı sıkıya bağlıdır aslında.

Yalnız işin ilginç tarafı 2si çoktan çocuk yapmayacaklarını kafaya koymuştı. Düzgün ilişkiler kuramayan kadınlara dönüşmüşlerdi. Kısa süreli ilişki yaşadığım için görüşlerini biliyorum ki 2si de uzun süreli ilişki özürlüydü. İçlerinde en psikolojisi düzgün olan hırssız olandı fakat o bile evlenip boşanmış, artık hiçbir şey umurumda değildi. Artık yaptıkları iş bir hırs odağına değil para kazanma sebebine dönmüş. Başka şeyler yapmak istiyorlar fakat elleri kolları bağlı. Her gün hayatlarında bir şeyin eksik olduğu üstüne bir şeyler dinliyordum.

 

Feminizmin Semantik Anlamı

Alfred Adler 2 tip kadından bahseder. İlki aşırı feminendir; bir şey beceremediğine inanır, başarısızdır, diğeri aşırı maskülen kadındır. Bu da aşk ilişkilerine inanmaz, dışa dönüktür, her işi yapmaya çalışır. Alfred Adler’e göre her 2 tip de erkeklerin kadınları “sosyal baskılaması” sonucu ortaya çıkan “negatif” kadın tiplemeleridir. Biri vazgeçen kadını, diğeri ise erkek gibi olmak isteyen kadını ortaya çıkartmış ve feminizm akımına yol açmıştır. Feminizm kelimesi “feminenden” türer fakat örnek aldığı tip “maskülen” erkektir. İronik şekilde “feminenliğe” dair pek bir şey bulamazsınız. Her eylemin arkasında “ben de erkek gibi” yapabilirim vardır ve bunu genellikle yatakta özgürlük anlamında kullanırlar.

 

Sonuçlar

Ben şuna inanıyorum ki eğer baştan beri kadınlara benzer haklar verilmiş olsaydı, çoğu kadın erkeklere inatla rekabete girecekleri işlerde çalışmak istemeyecekti ki modern çağda buna rağmen işlerini bıraktıklarını üstte istatistiksel olarak verdik. Baştaki aşırılık yavaş yavaş dengeye ulaşmış durumda. Son dönemde İngiltere’de kendini feminist olarak tanımlayanların sayısı %7-9 civarı değişmektedir. Bu da bize dengeye tekrardan ulaştığımızı söylüyor. 

Bilimde etkileri şimdikinden fazla olmayacaktı ki son 10 senenin Nobel ödüllerine baktığımızda kadınların hala uç noktalarda değer üretemediğini görüyoruz. IQ dağılımında da bunu görüyoruz. Ortalama IQlar eşit olsa da en aptal ve en zeki insanlar yine erkeklerden çıkıyor. Çünkü uyum sağlamaya daha yatkınlar, bu stres gerektirmeyen işlerde erkeklerden daha başarılı olmalarını sağlıyor. Örneğin erkekler daha fazla iş değiştiriyor, daha fazla kavgaya katılıyor, hatta daha fazla işsiz kalabiliyorlar. Oysaki kadınlarda bu durumlar daha düşük oranlarda seyrediyor. Zor kararlar vermektense duygusal düşüncelerine uygun bir tavır almak ve buna inanmak kadınları daha iyi hissettiriyor. Erkekler uç düşünebiliyorken(iyi ya da kötü) kadınlar düşünmüyor, çünkü bu onların duygusal dünyalarını kötü etkiliyor. Seri katillere baktığımızda yine erkeklerin ağırlıklı olduğunu görüyoruz. 

Feminizm temelde doğru bir akım olarak başlasa da insan doğası sebebiyle bir uca doğru savrularak amacını kaybetmiş ve birçok kadın doğaları nedeniyle sahip oldukları yüksek uyum yeteneği sebebiyle negatif etkilemiştir.  Öyleki feminizm ismi geçen yerlerde kadınlar haksız ya da kendilerine uyumsuz bir tavır da olsa kabul eder hale gelmişlerdir. Son söz olarak cinsiyetsizleştirme politikası tamamen yanlıştır.

2. Bölümün Sonu

1.Bölüm için tıklayın.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)