Ana Sayfa » Ayrılık Acısı

Ayrılık Acısı

Ayrılık acısı kaderiniz değil. Bu enerjiyi kendiniz geliştirmek için kullanın.

Depresyondan Şak Diye Kurtulmak Mümkün Mü?

Depresyondan Şak Diye Kurtulmak Mümkün Mü?

İlgili podcasti şurada yapmıştık. Çoğu insan dönem dönem depresyona girer ve bununla mücadele eder. Tipik bir hata olarak mutsuzluğu da mutluluğun tersi olarak düşünerek mutlu olursa depresyonunun geçeceğini düşünür. Oysaki mutluluk, mutsuzluğun tersi değildir.

Bunu şöyle ispatlayabiliriz:

Örneğin en mutlu olduğunuz anı düşünün, hediye almak, terfi almak, aşık olduğunuz kadının size teklif etmesi? Hepsi aniden sizi mutlu eder ve yavaş yavaş söner, maksimum 1-2 gün bu his devam edecektir. Bir de sizi negatif hissettiren duyguları düşünün, hemen geçer mi? Ayrılık, terk edilme, bir sevdiğiniz ölümü? Bu hisler 1 günde geçmez, hatta ilk gün şok etkisiyle ne olduğunu anlamaz. 2. Ve 3. Gün daha çok acı çekersiniz. Örneğin depresyon tanıları 2 haftada verilir. İntihar süreci uzun depresyon sonunda ortaya çıkar. Negatif hisler, pozitiflere oranla çok daha bulaşıdır.

“Mutluluk sahip olmayla ve alışmayla; mutsuzlukta sahip olduğunu kaybetmeyle ilişkilidir.”

Kaybettiğiniz bir şeyi tekrardan bulduğunuzu veya  ayrılan sevgilinizin geri döndüğünde büyük sevinç yaşarsınız ama yine sahip olma yanılgısıyla kısa sürede bu hissi normalleştirirsiniz. O şeyi yine kaybettiğinizde yine yoğun negatif duygular içine girersiniz. Fark ettiyseniz mutlu olmak belki 1 birimken, negatif hissetmek -10 birimdir. Bu yüzden sırayla Epikür ve Stoa felsefesi gelişmiştir. Epikürcüler elinizde olanla mutlu olmayı çalışın derken, Stoacılar kontrol edemedikleriniz için üzülmeyin demiştir.

Demek ki negatif hislerden kurtulmanın basit, hızlı hap versiyonları yoktur. Bunu oboziteye benzetebiliriz. Obez insanlar yıllarca yanlış beslenmiştir, kas ve sinir sistemleri buna uygun gelişmiştir, kardiyovasküler sistemleri rezalet hale gelmiştir fakat mucizevi bir hapla zayıflamaya çalışırlar. Bunun örneğini 2000lerin başında gördük, çoğu kişi bu haplarla bağımlı oldu, rahatsızlandı ve hepsi aniden toplatıldı. Hatta Requiem For A Dream filminde bu çok iyi işlenir. Neyse.

Belki depresyon sırasında pozitif bir şeyler sizi iyi hissettirebilir ama sorun hala ordadır, zihin setiniz hala aynıdır ve kısa süre sonra mutsuzluk geri gelecektir.

Ne Yapmalıyız?

Obeziteyi nasıl yenersiniz? Rejim tamamen değişmeli, spor yapılmalıdır. 15 senelik birikim 1 ayda değişmez, aylarca mücadele edilir ve bir noktada üstesinden gelinir. İşte zihin de böyledir, yıllarca kendinizi yanlış beslerseniz, bunu değiştirmek için zihin rejimi yapmanız, zararlı şeylerden uzak durmanız, doğru kaynakları okumanız hatta terapi almanız gerekebilir. Terapilerin bile hemen işe yaramaması zihnin yavaş değişmesinden ötürü ortaya çıkar. Tekrarlı olarak terapi sürdürülmeli, tek başınaysanız size zarar veren kaynaklardan uzak durmalı sağlıklı bir hayat sürmelisiniz.

En basitinden stalk’dan uzak durulmalıdır. Çünkü eskiyi kurcalamak ve kontrol edemeyeceğin bir şeyi (örneğin eski sevgiliyi) geri kazanmaya çalışmak sadece eski anıları güçlendirmeyi ve unutma sürecinizi uzatmaya yarar.

Önceden anlatmıştım, pollyannacılık bile insanı geliştirir. Bu kişilerin negatif etmenlerden daha zor etkilendiği, para, kadın ve statüye daha kolay ulaştığı görülmüştür. Sizin düşmanınız sizsiniz. Sizin kararlarınız, sizin inandıklarınızdır. Önce bunu değiştirmelisiniz. (Bkz. Ayrılık Acısıyla Başa Çıkmak)

Çoğu kişi bir şey yapmak için önce duygunun gelmesini bekler fakat bilişsel davranışçı terapiden bunun yanlış olduğunu biliyoruz. Bir şey hissetmek için önce yapmanız da gerekebilir. Buna fake it until to make it diyoruz. Yani yapana kadar öyleymiş gibi davran. Örneğin spor yapınca “runner’s high” hissetmeniz en önemli çıktıdır. Öncesinde değil, spor yaptıktan sonra iyi hissedersiniz.

Kadınlar Ayrılık Acısı Yaşar Mı?

Kadınlar Ayrılık Acısı Yaşar Mı?

Kadınların aşk acısını daha kolay atlatması duruma bağlıdır, önceden erkekleri tartışmıştık. Rollo bu konuda kadınlarda ruh eşi miti, erkeklerde oneitis vardır der. Çünkü kadın hipergami sebebiyle o ekeği özel, “ruh eşi” olarak görürken, erkekler o kadını kutsallaştırır ve “ya toprağınsın ya benim” modunda sahiplenirler.

Kadın ne zaman aşk acısı çeker?

Kadınlar da bu acıyı yaşar fakat erkek genelde oneitis yüzünden buna izin vermez, kızı hemen boğarak ve ne hissettiğine izin vermeyerek üstüne gider. Bu da kadının özgüvenini arttırarak kolay atlatmasına neden olur.

Kadınlar hakkında bilinmeyen gerçeklerden biri “dürtü-duygu-neden” 3lemesine göre karar vermeleridir. Hakkınızda negatif hisleri varsa zamanla buna nedenler bulur ve kendini iyi hisseder. Çoğu kadın sizden ayrıldığında en az 3-5 ay önce karar verir ve siz farkına bile varmazsınız. Çünkü erkek detaylarla değil, büyük resimle ilgilenir, erkek tümevarır; kadınsa tümden gelir, küçük parçalarla ilgilenir.

Bu yüzden uzun ilişki sonunda kadına ayrılık acısı yaşatma ihtimaliniz oldukça düşüktür,  tek yolu da karar verme sürecinde ani kararla kadını terk etmektir. Bu durumda kadın zor unutur. Saplantı geliştirir.

Ayrılık Acısını Kim Nasıl Yaşar?

Kadınlar ayrılık acısı yaşar mı? Evet yaşar ama üstte anlattığım nedenlerle daha az görülür. Boşanma oranlarına bakın, davaların %78i kadınlar tarafından açılmaktadır ve genelde maddi sebepler öne sürülür. Örneğin Adil Yıldırım videolarına yazan kadınların çoğunluğu daha yeni ayrılmış olan, kısa süreli veya kara-üçlemeye sahip bir erkeğe denk gelmiş kadınlardır. Yine “ayrılan kadın pişman olur mu” yazımda gerçek örnek üstünden diğer bir durumu anlatmıştım.

Temel kural erkeğin kadına, kadınların ilişkiye yatırım yapmasıdır. Kadın ilişkiye yatırım yaptığı için, bittiğinde “ilişki” için üzülür. Çünkü erkeğe değil, erkeğin temsil ettiklerine ilgi duyarlar. Yani süpermensiniz diyelim, ertesi gün güçlerinizi kaybederseniz terk edilirsiniz. 2 tarafın sevme biçimleri farklıdır. Devam eden ilişkiler de minnet yüzünden sürer, arzu değil.

Ayrılık Acısını Kadınlar mı Yoksa Erkekler mi Daha Çabuk Atlatıyor?

Kadınların erkek gibi “kişiye özgü” saplantı yaratmasına gerek yoktur ve 3 temel sebep gösterilebilir.

  1. Kadın çocuğunun kendinden olduğunu bilir, bu yüzden erkeği sahiplenecek şekilde evrimleşmemiştir. Erkek de kıskançlığın nedenleri de bununla ilgilidir. Yine çocuk yapabileceği biyolojik yaşın dar olması geçmiş acıları çabuk aşmasına neden olur.
  2. Psikanalitik açıdan kadın da erkek de önce annesiyle tanışır ve bakım görür fakat kadın annesine erkek gibi aşık olmaz, babasıyla geç tanışır. Bıu da aşka realist yaklaşmasına neden olur.
  3. Son nörolojik çalışmalar kadının özellikle ilk dönem yoğun acı çektiğini göstermiştir ki bunun temel nedeni üstteki 2 nedendir, örneğin erkekte salgılanan yoğun vassopressin uzun sürede kadına daha çok bağlanmasına neden olur.

Ayrılık Sonrası Kadın Ne Yapar?

Ayrılık sonrası duyguları kontrol altına almak zordur. Kadın ilişkilerle ilgili olduğu için soyal hayata dönerken erkek işine gücüne dönmeyi tercih eder. Bunun temel nedeni de Dr. Steven Pinker’ın dediği gibi “erkeğin nesnelerle, kadının iletişimde iyi olmasıdır.” Herkes kendi en iyi yaptığı işi yapmaya yönelecektir. Buna maskülen ve feminen tavırlar arasındaki fark da diyebiliriz.

3 hafta kuralı nereden çıktı?

Kadınların özellikle ilk ayda çok acı çektiği biliniyor ve sonrasında atlatıyorlar. Yani kadın çabuk unutur erkekse geç diyebiliriz. Çünkü kadın şimdiki zamanda yaşar, yani geleceğe yatırım yapmaz, o acıyla bir süre yoğun mücadele eder sonra da arkasında bırakır. Şöyle düşünün, bir insan ne zaman ayaklanır? Dayanamayacağı bir zorlamaya maruz kaldığında. İşte kadın 3 hafta bunu yaşar ve ya size döner ya da vazgeçer. Geri dönmesinin tek yolu rasyonelleştirememesi, sizin önce terk etmeniz gibi üste anlattığım durumlardır.

Siz hala “kusursuza yakınsanız” vazgeçilmezsiniz demektir. İşte bu dönemde sessiz kalırsanız ve o geri dönerse o zaman ilişki kurtarılabilir, aksi halde uzun süre sonra geri dönüş olursa iyi niyet aranmamalıdır. Çünkü bilim bize uzun sürede kadınların çoktan atlattıklarını geçmişe bağımlı kalmadıklarını göstermektedir.

Erkekse gelecek zamana önem verir. Bu yüzden yatırımları önemlidir ve zor atlatır. Acısının yoğunluğu ise inişli çıkışlıdır ve zamanla artar, bu yüzden kadın gibi sert vazgeçemez.

Umarım genel prensip ve kadınlar ayrılık acısı yaşar mı problemi anlaşılmıştır.

Makaleyi oylamayı ve üye olmayı ihmal etmeyin.

Geçmiş İlişkilerden Öğrenilmesi Gerekenler

Her erkeğin geçmişte yediği bir kazık vardır. Özellikle ilk defa uzun süreli ilişki yaşayan erkekler bunu çok acı şekilde öğrenir ve işin başında “asla terk edilmeyeceklerine” veya “kadını kontrol edebileceklerine, istedikleri zaman ilişkiden çıkabileceklerine” inanırlar. Çünkü kadın, o erkeği güçlü olarak kodlamıştır. Bazıları ilgisiz ve kötü davranır, bazıları zayıf çerçeveli ve bağımlıdır.

Erkeğin bir kadına bağlılığında süre en önemli etkendir. Yanlış kadını başta eleyemezseniz bağlanırsınız.

Geçmiş ilişkilerden öğrenilmesi gerekenler konusuna ayrıntılarıyla bakalım:

Biten ilişkilerinizden sorular çıkartmalı ve ilki de “neden bitti?” olmalıdır. Suç yüksek miktarı kadında bile olsa bu, suçsuz olduğunuzu göstermez. Belki de kadını öyle davranmaya siz itmişsinizdir?

Her durumda sorumlunun siz olduğunu hatırlayın, çünkü kadınlar hatalarınızı kullanacaktır. Sizi aldattıysa sebep ona göre sizsinizdir, çünkü tavırlarınız, ilgisizliğiniz, cinsel yetersizliğiniz vs. onu itmiştir, onun ruhunu anlamamışsınızdır filan. En azından kadın buna inanacaktır. İlk öğrenmeniz gereken ne olursa olsun asla “zayıflık” göstermemektir. Siz ne kadar az zayıflık gösterirseniz, bahaneleri o kadar komikleşir, sağlam temelleri olmaz ve çabuk atlatırsınız.

Onun farklı olduğunu düşünmüştüm, bana aylarca güven verdi, farklı olduğunu söyledi. Ben de güvendim, kırmızı hap lenslerimi çıkarttım! 3 ay sonunda biz birbirimiz için uygun değiliz, bahanesiyle terk edildim.

Kadının niteliklerini sorduğumda:

Boşandığını, 30+ yaş üstünde olduğunu, büyük dövmelere sahip feminist bir kadın olduğunu belirtti.

Bunu okurken belki “oha adama bak, kırmızı alarmları görmemiş” diyebilirsiniz. Bu arkadaş da demiş ama kadının cinsel gücüne ve güzelliğine hayır diyememiş. Üstüne de kadının güven verici tavırlarına teslim olmuş. Kadın da arzuya teslim olmuş (ki bu nitelikler dürtüsel bir kadın olduğunu gösteriyor) fakat ondan daha çabuk şekilde uyanış gerçekleşmiş, olayı adamı aşabileceği şekilde rasyonelize etmiş ve atlatmış, erkekse 1 sene boyunda kurtulamamış.

Erkeğin en büyük gücü “nedensel” düşünmektir. Bu elinizden gittiği anda çerçeve kadına geçer. Güzelliğe teslim olarak uzun süreli ilişki yaşamaya çalışmak “dürtüsel” davranmaktır. Üstteki arkadaş şöyle düşünmeliydi:

“Güzel bir kadın ama istediğim niteliklere sahip değil, kendimi kaptırırsam ileride boşu boşuna ilişki süresinden daha uzun bir süreyi ruh eşi saplantısı sendromuyla geçirmek zorunda kalırım ve bir erkek olarak böyle bir lüksüm yok. Çünkü kaybettiğim sürede birçok kadına ulaşımım, iş, spor, eğitim hayatım aksar.”

Acı çekip de yalnız kalmayı mı, yoksa acı çekmeden yalnız kalmayı mı tercih ederdiniz? Eğer baştan elerseniz, onu “güzel bir kadınla skor yaptım” diye hatırlarsınız. Uzatırsanız, “ruh eşim benim, asla onun gibisi olmayacak” diye hatıırlarsınız.

Pua tekniklerinde temel bir kuralı hatırlatayım: “Kadınla tanışırken onun güzelliğini yok sayın!” Erkeğin çok fazla silahı var. Örneğin konuşması, tavırları, özgüveni, zekası, statüsü. Kadının neyi var? Ağırlıklı olarak “güzelliği ve cinselliği.” Düşünsenize Twitch’de gecelikle yatan kadını sabaha kadar izleyen binlerce kişi var.

Erkeğin tipi de önemli sorun şu ki kadınlar bunu değerlendirmede başarısız. Nedenleri tartışılır fakat sosyal eşleşmelerden kadınların erkeklerin sadece %4.5’unun fiziğini çekici bulduğunu biliyoruz. Erkeklerdeyse bu oran çok homojen bir dağılım gösteriyor. 4/10luk kadını bile çekici bulabiliyoruz. Özetle silahımız fiziksel nitelikler değil. Neyse…

Erkeğin geçmişi atlattığına en büyük kanıt seks sonrasında bunu skor olarak görüp iyi hissetmesidir. Bu evrimsel bir gerçektir. Erkeğin temel misyonu çok kadına ulaşmak, kadının temel misyonu en iyiyi seçmektir ve bu yüzden cinsel stratejilerimiz çelişir.

Belki seviştiği en güzel kadın değildir, geçmişteki sevgilisinin yanında baya düşük puanlıdır fakat iyi hisseder. İyi hissetmiyorsa bu hala geçmişi atlamadığını gösterir. Şu prensibi hep hatırlayın: Erkek için 1, 0’dan hep iyidir ve cinsel zemin pek yoktur, hatta kadın için bile erkeğin ulaştığı sayının yüksek olması o erkeği çekici yapar.

Kadın içinse 0, 1’den hep iyidir, çünkü hipergami, kadının belli bir seçim zeminine sahip olmasına neden olur. Kadınların bu yüzden uyduları, erkeklerinse fakbadileri vardır. Çünkü fakbadilik bir erkek müessesidir.

Yalnız bu önünüze gelenle yatın demek de değil, sadece fırsatları değerlendirip, kendi hislerinizi yoklamanız için önemli diyebiliriz ve “eski sevgilim kadar güzel değil, o zaman yatmayayım” düşüncesinden kurtulmalısınız. O kadınla yatamayacağınız için acınızı sürdürecek yalanları kendinize söylemeyin!

Şöyle test edebilirsiniz: Aynı yatağa girin bakalım, kadın da çıplak olsun, o durumda “yok onun kadar güzel değil, sevişmem” diyebilecek misiniz?

Skor güzel fakat bunu yapabilecek düzeyde misiniz? Erkeği çekici yapan nitelikleri öğrenmek önceliğiniz olmalı…

Tabii hemen bir kadına da atlamayın, bir süre geçsin. Yoksa kadının düştüğü hatayı gerçekleştirmiş olursunuz, hemen kıyaslamara gider ve geçmiş anıları güçlendirirsiniz. O kadının yaptığı her hareket eski sevgilinizi hatırlatır. Özetle çok uzun süre yalnızlık veya hemen birine atlama kötü ilişkilere neden olur, önceden anlatmıştık.

Son kuralsa aynı kalibrede kadına ulaşmanızdır ama asla bunu başta denemeyin derim. (İlk amaç “çirkin kadını skor olarak görme” seviyesi olmalı.)

-Biten ilişkinizi doğru değerlendirin. Sorumluluğun hep sizde olduğunu hatırlayın.

-Kırmızı alarmları öncelğiniz yapın ve kadının güzelliğine aldanmayın.

-Opsiyonlarınızı geliştirin.

-Kırmızı hap lenslerini çıkartıp, “özel kadın” mitine inanıp ve mavi hap hayallerine savrulmayın. (Burada hep Tomassi’i hatırlayın: İyi veya kötü kadın yoktur, kadın vardır.)

-Aynı kalibre kadına ulaşmadan önce skorun keyif verdiği faz evresinden mutlaka geçin. Yoksa bir ruh eşinden diğerine savrulur ve hatta eski sevgilinizi hiç unutamazsınız.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin)

Sevgilim Terk Etti! Ne Yapacağım?

Sevgilim Terk Etti! Ne Yapacağım?

İlgili yazının interaktif podcast playlistine Sevgilim terk etti,  ne yapacağım – YouTube ile ulaşabilirsiniz.

Terk edildim, ne yapacağımı bilmiyorum! Yarımı kaybetmiş gibi hissediyorum, eksik hissediyorum.

Önce sakin olun, bu hisler çok normal. Sonrasında ümit tacirlerine ve saçma mitlere inanmayacaksınız.

Anlamanız gereken 2 gerçek var:

  • Karşı tarafın hislerini spritual hareketlerle canlandıramazsınız. Bu tarz totemler, onu düşünürsem beni arar, 50 kere kağıda yazarsam bu olur gibi internette dolaşan saçmalıklardan uzak durun.
  • Ona ulaşmanız her şeyi daha kötü hale getirir. Sizin değil, onun nasıl hissettiği önemli ve onun nasıl hisettiğini kendi düşüncelerinizle değiştiremez hatta onu daha da uzaklaştırırsınız.

Kadınlar Neden Geri Dönmez?

O kişi ancak, aynı sizin gibi sizi kaybettiğini düşünürse size geri dönebilmektedir. Nadiren olduğunu da belirtmeliyim. Özellikle de bir kadınsa erkek gibi düşünmediğini hatırlatırım. Kadınlar erkeklere göre güçlü rasyonelleştirme mekanizmalarına sahiptir ve geçmişi evrimsel kökleri ve solipsist doğalar sayesinde kolay unuturlar. Kadınlar ayrılık acısını ancak %20lik kesimden birini kaybettiğinde yaşar.

Boşanma oranlarına baktığımızda da ilişkilerin sıklıkla kadınlar tarafından bitirildiğini görürsünüz. Yani bir ilişkiyi tekrardan kurtarma görevi de kadına aittir. Eğer o kadın size arzu duymuyorsa, geri dönmek istemiyorsa yapacak bir şey yoktur.

Hatta tavsiyem rasyoneleştirmesine izin vermeyin, geri dönme çabalarında bulunmayın ki o kadın da rahat edemesin. Cümlelerinizle onu daha da rahatlatmayın. Tepkisiz kalmak daha iyidir.

Ancak ve ancak kaybettiğine inanan kadın ve genellikle de terk edilen kadın geri dönmeye çalışmaktadır.
Bunun da tek yolu tepkisiz kalmaktır. Pazarlık yaparak arzuyu yaratamazsınız. Ayrınlarını önceden blog yazısında anlatmıştım. Ondan sonra sevgilim terk etti, ne yapacağım diye düşünürsünüz.

Neden Kurtarılamaz?

İlişkiler bittikten sonra değil, önce kurtarılmalıdır ve bir şey yapmamak, bir şey yapmaktan daha iyidir, çünkü kadın doğası hipergamik çalışır, sizin pazarlık çabalarınız, “artık bunu yapmayacağım” demeniz kadının gözünde daha da düşmenize neden olur.

Çünkü ilişkiler ilişki içinde kurtarılır, onca hata yapıldıktan sonra bunu 3-5 cümleyle düzeltemezsiniz. Tabii aldatılmış da olabilir ve buna rağmen onu istiyor olabilirsiniz bu bir çeşit bağımlı kişi paternidir ve kadınlarda görülür. Amasız olarak o kişi geride bırakılmalıdır. Kadınlar bu konuda ortada biri olsa da geri dönmek isteyebilir.

Barışmalar olsa da erkeğin aşırı çabasıyla gerçekleşir ve yaptığım istatistiklerde %4lük bir başarı mevcut diyebilirim. Rich Cooper’da sitesinde benzer sonuçlara ulaşmıştı.

Bittikten sonra ilişkiniz sürmüyor çünkü kadın karışısında minnet duyduğu değil, arzu duyduğu bir erkeği istiyor. Sonuç değişmiyor.

Rollo Tomassi ne diyor? “Yeni bir ilişkiye başlamak eski ilişkiyi kurtarmaktan daha iyidir, eğer kutarmaya çalışırsanız, üstünüz başınız kirlenir ve çevre de sizi başarısız görür.

Neler Yapmamalısınız?

Sizin belli dogmalardan “siyah beyaz” uçlardan kurtulmanız gerek. Nedir bunlar? Mesela:

-Havaya suya ihtiyacınız var ona yok, o özel kadına ihtiyacınız yok. O insanın ne hissettiğini cümleler kurarak etkileyemezsiniz fakat kendinizin ne hissedeceğini zamanla kontrol edebilirsiniz.

-Başkasını bulamayacağınızı düşünmek, size çekici gelecek kişilere hakaret olur.

-Çoğu insan o kişiyi kaybettiğinde sanki benzer kişiyi de kaybetmiş gibi hisseder ama o kişiler seni bekliyordur. Sadece sen bilmiyorsun.

-En önemli soru, onu değil, onunla olmayı değil, o kişiyi kaybetme fikrini sevmeyiz. Onun varlığı değil, bize yaptıklarını daha önemlisi özel anlarda beynimizde oluşturduğu dopamin sıçramalarını özleriz. Tabiiki ona koyduğumuz ünvanları özleriz, (güzeldi, seksiydi, zekiydi vs.)

HER ŞEY AYNI YERE ÇIKIYOR:  Siz kendi duygularınızı kontrol edebilirsiniz, nasıl onu yücelttiyseniz, indirmek de sizin elinizde!

-Bir hata da şunu yapsam düzelirdi düşünceleridir, o değiştirilemez. rahat etmeniz şunu ekleyebilirim, varsayalım doğru olanı yaptınız,  bunun karşlığında onun tepkisini bilmiyor ve onun yerine de düşünmüş oluyorsunuz ama realitede belkide onun tepkisi yüzünden her şey daha da kötüleşecek. bazen her şey doğruyken bir şeyler yanlış olur.

Hisleriniz neden hemen değişmiyor?

Hisleriniz binlerce saatlik alışkanlıktan geliyor, nörolojik bir yapılanma mevcut ve bunu hemen aşamamamanız normal aynı rejim gibi, 15 sene obezsen 3 aylık rejimle hayatını değiştiremezsin, rejimi yeni beslenme şeklin yapman gerekir.

Sosyolojik etmenler de var, siz belki bireysel karar verdiğinizi düşünüyorsunuz fakat bir şeyler size öğretildi, geri dönmeniz, acı çekmeniz öğretildi ve bu tutumları değiştirmenin tek yolu inatla farklı davranmaktan geçer.

Unutmayın ki geçmiş geçmişte kaldı ve inatla kurtarmaya çalışmanız şimdiki zamanınıza da mal olur ve zaman en değerli şeydir.

Karışık sinyaller gönderen eski sevgili

Ayrılık süresi kişilerde kaygı ve hisset oluşturur ve hatalı davranmalarına, kendinize yeni bir trajik son yaratmalarına neden olur. Bir taraf dengesiz olabilir, size karışık sinyaller gönderebilir. Siz de bir sürü sebep yaratırsınız, rasyonelize etmeye başlarsınız. “Bu yüzden mi aradı? Beni seviyor mu? Hemen duygusal yaklaşıp gerilim yaratmalıyım.  Gerçekleri söylersem her şey düzelir” diye düşüncelerle kısa sürede nedenselden à dürtüsele dönersiniz. Eğer bir kişinin size ulaşması sizi aşırı iyi ya da kötü hissettiriyorsa sizi kontrol ediyor demektir. Bu tehlikelidir.

Sakinleşip olumlu düşünenene kadar uzak durun. Yoksa oluşan kaygı sonucu bir telefon ya da mesajla her şeyi daha kötü hale getirebilirsiniz.

Özellikle seven taraf sizseniz onun karışık sinyallerinin tamamen olumsuza dönmesine neden olur ve kuracağı cümleleri duymanız sizi daha kötü hissettirir. siz ilgi duyarken, barışıyoruz sanırken o sizden uzaklaşır.

Sadece yeni hayatınıza odaklanın eskinin tortusuna değil.

Temel Amacınız Duygusal Stabilite Olmalıdır!

Zamanında bir arkadaşım şey demişti. Acı çekebiliyorsun, güzel bir duygu ama sonra ne olacak? Zaman kaybederek fırsatlar mı kaçıracaksın, yoksa kendine yeni bir hayat mı inşa edeceksin? Bir mayına bastınız, bundan sakat kalıp kalmamanız yapacaklarınıza bağımlı olacaktır. Bu arada bir çalışmaya göre aşırı aşk acısı sizi aptallaştırıyor. Iqnuza yazık etmeyin. gerçekten de ayrıldığınız kişiler sizin hayat diliminizdeki en küçük parçadır ve bunu büyütme eğilimine siz girersiniz.

Hisleriniz şunun göstergesi: “ben yine böyle hissedebilirim, ona bağımlı değilim.”

Size yapatıklarını kabul etmeniz(aldatma, terk etme vs.) o kişinin artık sizinleyken olduğu kişi olmadığını hatırlamanız gerekir. Siz aslında geçmişteki “X” kişisine aşıktınız ama artık o başka biri.

Hemen İlişki Yaşamayın ve Benzer Kişilere Yönelmeyin.

Hemen birine geçmemenizdir, yoksa herkes size onu hatırlatır. En ufak olayda beyniniz bağlantı kurar, çünkü o kişi beyninizde tek bir odada değil, her yerdedir ve bu bağlantılar ancak zamanla zayıflar. Baştan başkasına geçerseniz anılarınız devamlı uyarılır ve karşılaştırırsınız.

Aynı davranışlar aynı sonuçları oluşturur. Bunu hep hatırlayın.

Bir de aynı kişileri bulmamaya dikkat edin, genelde birlikte olduğumuz kişiler bizi etkiler ve bilinçaltında yine sorunlu birilerini çekip, aynı problemleri yaşayabiliriz. Freud buna tekrar etme diyordu, yine Zegarnik etkisi olarak da yorumlabilir. Yani yarım kalmış bir olayı tekrardan yaratıp aynı şekilde davranmamaya çalışıyorsunuz.

Unutmayınki başta acı çekmek normaldir ama zamanla süreç devam ediyorsa, kendinizi yeteri kadar meşgul etmiyorsunuz demektir.

(Siteye destek olmak için üye olabilirsiniz. Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

 

Erkekler Ayrılık Acısını Kolay Mı Atlatır?

Erkekler Ayrılık Acısını Kolay Mı Atlatır?

Ayrılık acısı erkek işidir. Depresyon oranlarına baktığımızda bu sebepten acı çeken daha fazla erkek olduğunu görürsünüz. Erkeklerin ayrılık acısını “The Rational Male”, “Illimitable Men” gibi öncü sitelerden öğrendiklerim yıllardır üstüne çalıştığım sosyal-psikoloji, psikanaliz ve evrimsel-psikolojiyle kaynaklarıyla harmanlayarak aktarmaya çalışacağım.

Kadınların bu acıyı daha kolay atlatır ve bunun birkaç sebebi mevcut.

1) Evrimsel olarak daha kolay unutmaya programlılar ki bunu anlattık. Çünkü zamanları geçiyor, doğurganlıkları kısıtlı, bunu korusalar bile cinsel pazar değerleri daha çabuk sönüyor. Rollo Tomassi’e göre pik değerlerini 23 yaşında alıyorlar ve en rahat erkek ulaşımları 20-25 yaş arasında oluyor. Tinder istatistikleri de 23 yaşında kadınların en fazla tercih edilen yaş olduğunu gösteriyor. Bu yüzden acımasızlar, bu yüzden çabuk unutmaya yatkınlar.

2) Feminen kültürün dayatmasıyla sağlayıcı olarak yer alan erkekler kadınlara insanüstü anlamlar yükler, bu da kadınları fark etmeseler de soğutur.

3) Hipergami! Performans yükünüz düşükse eşitlikçi hayalleriniz varsa kadın üstün erkeğe doğru yola çıkar, geçmişi 2 göz yaşından sonra unutur. Sizi minnet duyulacak biri olarak hatırlar.

4) Önceki travmatik ilişkisiyle başa çıkmakta zorlanır ve sizi kullanır.

Bunların temel sebeplerini kadınlar hakkında az bilinen gerçekler konusunda anlatmıştık.

Kadın yapı itirabiyle duygusaldır ve bir erkekten ciddi bir acı mutlaka yaşarlar. Bu o kadar fazla gelir ki başa çıkamaz. Kadın da şimdiki zamana bağımlı olması ve mantığına değil, duygularına doğru geleni rasyonalize etmesiyle gerçekleri karartarak kabullenir. Kulağa çirkin gelse de kadının faydacı doğası ve üst düzey erkek seçme isteği, aynı zamanda doğru kişi olmadığını düşündüğünde ayrılmasını ve rahatça unutmasını da sağlar. Eğer emin olmadan ayrıldıysa veya terk edildiyse sorunlar her zaman çözülmez ve bilinçaltına itilir, işte bu kadının da aşk acısı çekmesine neden olur. Dindirmek için her şeyi dener, başarılı olamaz. Size denk gelen kadınların bir çoğu bu niteliğe sahip olanlardır.

Erkekleri sağlayıcı olarak kullanmak isteyen ve geçmişi geride bırakmakta zorlanan kadınların çoğunluğuna alfa dul diyoruz. Alfa dul bazen farkındadır bazen değildir, bilinç düzeyinde ise genellikle “beğenmeme” vardır. Hipergamik doğası sebebiyle bir kere üst seviyeyi görmüş kadın alt düzeydeki erkekleri kolay kolay beğenmez. Zaten en iyisini kaçıran kadın önüne çıkana kötü davranmaya başlar. İşte sizin hatanız bu kadını ayırt edememektir.

Erkekler neden daha zor unutur?

1) Erkek daha çok acı yaşar çünkü %80’i sağlayıcı pozisyonundadır(betadır), bu yüzden ulaştığı kadın sayısı azdır ve elde ettiğini kadını kaybetmek istemez, ona idealistik yaklaşır. Karşısındaki kadının geçmiş ilişkilerine dikkat etmemesi ve uzun süreli ilişkiyi kendini gelişterek yürütememesi kötü sonuçlara neden olur.

2) Psikanalitik süreç yazısında uzun uzun açıkladığımız gibi erkek, ilk gördüğü ve aşık olduğu kadının annesi olması aşkı kadından farklı algılamasına sebep olur. Oysaki kadında da ilk bakıcı annedir fakat aşık olunacak baba ile daha bilinçliyken tanışılır. Bu yüzden kadın her zaman daha realisttir. Erkek daha derin şekilde “aşık olduğu” kadına bağlanmıştır, ayrılık durumunda annesini kaybetmiş gibi hisseder ve uzun süre ayrılık acısı‘ndan kurtulamayabilir. Örneğin Lacan hep erkeğin daha fazla bağlandığından güzele çekildiğinden bahseder, Freudçu psikanaliz erkeğin sevgi vermeye, kadınınsa almaya eğilimli olduğunu anlatır. Bu da erkeğin temel olarak daha fazla yatırım yapmasına ve acı çekmesine sebep olur. (Ref: Bruce Fink – Lacan’da Aşk ve Freud – Aşkın Psikolojisi) 

3) Atalarımız kabile hayatı yaşar ve yabancı erkekleri sevmezdi, çünkü kadın başka bir erkek tarafından döllenebilirdi. Bu da çocuğunun kendisinden olmaması başkasının çocuğuna bakarak kaynak israf etmek demekti. Bu yüzden kıskançlık erkeğin temel dürtüsüdür. Yüksek testosteron oranı da erkekler sahiplenmeyi ve rekabeti arttırıcı, bu teoriyi destekleyici bir hormondur. Günümüzde de benzer şekilde “döllenmiş kadınını ve çocuğunu koruma içgüdüsü” sebebiyle savunmacıdır ve ayrıldığı zaman kaybetmiş, aldatılmış gibi hisseder. Kadına göre zor unutur.

Bunlarla bağlantılı olarak günümüzde erkek-kadın ekonomik düzeyleri, kadının daha özgür olması dayatılan feminen düzen ve azaltılan maskülenlik erkek-kadın ilişkilerini bozdu. Erkekleri eşitlikçi olmayan, ruh eşi mtileriyle kadını “elde edilmesi gereken özel biri” olarak görmesine neden oldu. Erkek daha çok üzülüyor çünkü erkek kadın doğasının farkını anlayamıyor, çünkü kendisine son 50-70 senedir aynı olduğu dayatılıyor. Batının filmleri de devamlı bu propagandayı pompayarak “seviyorsan mücadele etmelisin, duygularınla düşünmelisin” algısını yerleştiriyor. Oysaki erkek mantığıyla, kadın duygularıyla düşünür. (Bkz: Kadınlar hakkında az bilinen gerçekler) Erkek ve kadın aynı değil, birbirini tamamlayıcı niteliktedir!

Maalesef bu durum kadınların erkeklere daha az arzu duymasıyla daha kolay eş değiştirmelerine sebebiyet verir fakat evrimsel algı ve psikanalitik süreç değişmez, birbirini destekler. Kadın daha seçici, erkek ise kendini seçen kadınlar içinden tercih yapacağı için ayrılık acısını hep daha fazla yaşayacaktır.

Rollo Tomassi’den bir alıntı yapalım:

“Erkekler realist görünen romantiklerdir, kadınlarsa romantik görünen realistlerdir.”

İşte bu realist tavır, erkekten fayda sağlayamayarak ayrılan kadınların ayrılık acısını daha az yaşamasına sebep olur. Erkek kadına romantik bakar, bu kadar özel anılar yaşayan insanların ayrılmayacağını düşünürken, kadın hipergami filtresiyle bakarak erkeğin kendi standartlarını artık karşılayamacağı fikriyle eler. Anılar bağlılık duymasına neden olmaz. Bu gerçekleşmez de erkek ayrılırsa bu durumda da kadın acı çeker çünkü ödül kaçmıştır fakat ilişkiler ezici olarak, erkeklerin %80nin sağlayıcı olması sebebiyle kadınlar tarafından bitirilir.

Şu cümleyi milyon defa duymuşsunuzdur: “Sen harika bir adamsın, çok güzel şeyler yaşadık ama sana aşık değilim, benden daha iyilerine layıksın.” Erkeklerden de şunu duymuşsunuzdur: “Ama şuraya gidip, el ele tutuşarak birbirimize aşkımızı ilan etmiştik, nasıl oldu da bitti?

Kadınlar ve İlişki Anlayışları

Bu kadın önceden acı çektiği için tekrardan yaşamak istemez ve hızla eş değiştirebilme yetisine sahip olduğu için başka adamlara geçer ve zamanla tükenir. Bazı kadınların zor olduğunu düşünen erkekler görüyorum. Yanlış! O kadın sadece size zor! Onun içinden geçen eski sevgilisinden kısa süre sonra karşısına çıkmışsınız. Çünkü bu acıya dayanamamış.

Bazen de o kadının zor olmasını isteyen sizsiniz ve ona bu misyonu yüklediğiniz için kadın da reaktif olarak tepki veriyor.  Daha kötüsü de  “Önceki sevgilisi pislikmiş, ben öyle olmayacağım!” düşüncesine inanmaktır. Bu bir sağlayıcı zihin setidir.

Önceki sevgilisi kötü biriyse, sizce bu kadın onu neden unutamadı ve size bile anlatıyor?

Büyük bir mantık hatası. Mesela reddit’de bir konuda adam 2 sene boyunca 500 eşleşme, 100 buluşma alıyor, bu kadınların çoğunluğu 30+ üstü ve arkadaşın yaptığı istatistiklere göre %77’si eski sevgilisini hor gören ifadelerle konuşmuş. O kadın muhtemelen önceki sevgilisinin sadece kötü huylarını düşünerek ondan soğudu, rasyonalize etti, duygularıyla düşündü ve size de kötü biri gibi anlattı ama belkide iyi biri? Tek bir gerçek var o da sizin burada kullanıldığınız. Özellikle ilişkiden yeni çıkmış kadınlardan uzak durmanızı tavsiye ederim.

Kadını anlamak yazısında bahsettiğim gibi cinsiyetten bağımsız olarak: “Ruh eşi yoktur, sizin saplantılarınızı arttıran insanlar vardır!” İşte siz de o adama benzer nitelikler gösteremediğiniz sürece o kadın sizden etkilenmeyecektir. Bazen biraz da kötü çocuk olmak gerekir ama dengeli. Yani “ben kötü biri değil, seni anlayan bir erkek olacağım” miti sadece sizi “efendi” görmesine ve donunun kuru kalmasına sebep olacaktır.

Erkek Neden Üzülür?

Değer verdikleri o kadın bunu nasıl yapmış da terk etmiştir? Oysa ki sorulan soru yanlıştır. Doğru soru: O bunları yaparken neden üzüldüm? olmalıdır.

Çünkü kandırılmış hisseder, her şeyi kontrol ettiğini sandığı o kişi baş kaldırmıştır, erkek evrimsel olarak yenildiği zaman girişte anlattığımız kadınlar gibi kendini kandıracak sebepler bulamaz. 6 yaşında oyuncak tırı kırılan çocukken yaşadığı hissi hatırlar. Daha önemlisi o başkaldırıya karşı bir saldırı yapılamamış, yumuşak karnını göstermiştir. O hayatının kadınıdır ve ruh eşidir, kadınların faydacı ve hipergami doğasını reddeder.

Diğer yandan beynin limbik bölgesi kaybettiği o özel anlarda hissettiği dopamin artışını ister fakat bulamaz. Yani temelde beklediği şey o kadın değil, bu hislerin yarattığı nöro-kimyasal süreçlerin tekrarıdır. [İleri okuma: Tekrardan sevemem hissi.]

Günümüzde feminenleşeyen erkek-kadın her konuda eşittir dayatması yaşayan erkek süreci değerlendiremez ve bu yüzden sağlayıcı görevini tam da feminen düzenin istediklerini gerçekleştirerek terk edilir. Boşanma oranlarının 2020’de %80’e yakın olması ve kadınlar tarafından davaların açılması, erkeklerin intihar oranının kadınların 2.4 katı olması süpriz değil. Maskülenlik zehirlidir mottosuyla her sene feminenleştirme adına cinsiyetsizleştirme oranı daha da artmaktadır (Ayrıntılı okuma için tıklayın).

Tecrübelerim gösteriyor ki bir kadını unutamama sebebimiz temelde o kadını çok sevmemiz değil, çok seviyor olmamız sadece bir semptom. Bilinçaltında ise yenilgi var, kazık yemek ve karşılık verilememesi var. Bunu özellikle kadın erişimine fazla olan erkekler bilir. Önceden bahsttiğim kesin kararlar verebildiğim hiçbir kadın için şimdiye kadar üzülmedim, öylece silindiler. Acıdığım, güvendiğim kadınlar ise en azından bir süre canımı yaktı.

Çoğu erkek bunu bilmiyor çünkü her ilişkisinde aynı paterni çiziyor. Seviyor<->güveniyor<->ilgisiz davranıyor<->kazık yiyor. Ayrılıyor ve belki aylar-yıllar boyu sevgili edinemiyor. Edindiğinde de önceki acısı tamamen çözülmüş oluyor ve acı önemsizleştiği için aynı davranışları gösteriyor. Kadın ise böyle yapmıyor çünkü acısını unutmadan, hatalarının farkında olarak kısa sürede yeni birine geçebiliyor. O da atlatamıyor, belki aşık olamıyor ama erkeklerden daha kolay vazgeçmeyi öğreniyor. Çünkü acı güzel bir öğretmendir. Bence her 2 durum da yanlış, ortada bir yerde kalmak lazım.

Erkeğe Terk Edilince Ne Olur?

Erkek ayrılınca kendine güvenini yitirir, testosteronu düşer, başka kadınları düşleyemez, hatta sertleşemez. Onu seviyorum yanılgısıyla, deli gibi geri kazanmaya çalışır, zaten opsiyonu da yoktur. Geçen sene bir arkadaşımdan da biliyorum, “31 bile çekemiyorum ağbiii, bu kız bana büyü yaptı” diye ağlıyordu. Bunu kaç kadın yaşar? Bu konuda aktardığım Rich Cooper’ın 2000 kişiyle yaptığı istatistiklerine göre geri dönüp mutlu olan ilişkilerin oranı %2.

Erkek, atalarından gelen gelenekle avcı ve savaşcı olarak evrimleşmiştir, kendini kandırma lüksü yoktur, acısını yaşar veya savaşta yenilirse ölür. İlişkide de böyledir. Uzun süre kadın bulamaz, acısı da her gün karşısındadır. Onunla uyur ve uyanır. Bu acı; yalnızlık, iç hesaplaşma, onun yerine koyabileceği biri çıkmadığı için leş gibi açıkta kalır ve günden güne çürüyerek, kokarak, böcekler tarafından yenilerek yok olur. Erkek yavaş yavaş sindire sindire, iğrene iğrene atlatır ve geriye en ufak toz parçası bile kalmaz ama maalesef bu acı o kadar önemsiz hale gelir ki hatırlanmaz.

İşte kadınla erkeğin en büyük farkı bu, kadın kazık yedikçe evrimsel sebepler bir yana kısa sürede bir başkasını bulabildiği için önceki ilişkisinden kalanları atlatamadığı için tam bağlanamaz, çözmesi için belki 1 sene geçmesi lazımdır ama birkaç ayda yeni birini kolaylıkla bulabilir ve bu da yeni kişiye bağlanamamasına ve derin bir ilişki kuramamasına sebep olur.

Ne ilginçtir ki “ıssız adam” triplerindeki çok kadınla birlikte olan kişilerde de benzer patern mevcut. Onlar da kadın gibi unutmadan birilerine atladığı için yara alabiliyor.

Sonuç

Duruma bakalım: Bir taraf sorunlarından arınmış durumda, diğer taraf ise bunları halledememiş durumda. Unutan tarafın hatası genellikle yeniden kolaylıkla güvenmekken, halledememiş kadın tarafının hatası ise bağlanamaması ve fark etmeden eski travmalarına bağlı yaşaması denebilir.

Emin olun ki bunlar yoksa kişiler müthiş ilişkiler yürütür. Benim bir kadını kategorize ederken tanıştığımda ilk sorduğum soru: “son ilişkisinin ne zaman bittiğidir.” 3-5 hafta gibi bir yanıt alıyorsam, bilirim ki o kadından bir cacık olmaz. Ben orada öcüyüm ve beni eski travmasını bitirmek için kullanacaktır, o sebeple ben de onu seks için kullanırım. Duygusal yatırım yapmam.

Tabii erkekte bir sorun daha var. Onca süre yalnız kaldığı için kaybetme korkusu ve ruh eşi saplantısı oluşturuyor. Bence ayrılık acısının temeli de budur. Kadın böyle düşünmezken, erkek onu tanrıçalaştırarak ruh eşi yapar ve anılara bağlı kalarak unutamaz. Bundan kurtulun!

Bu yüzden ayrılık acısı yazımda anlattıkları yanında boş kalmayıp, bir şey yaratmak için uğraşmalı ve sizi çekici yapacağını düşündüğünüz özelliklerinizi geliştirin. Unutmayın ki kadının hipergamik dürtülerini tatmin ettiğiniz sürece size bağlı olacaktır.

Erkek doğal bir mekanizma olarak evrim boyunca hep savaşmış ve ölmüş. Yani erkeğin genetik kodunda zaten atlatmak var ve buna duygusal konularda farkındalığı eklerseniz, asla yenilmezsiniz.

(Makaleyi oylamayı ihtmal etmeyin.)

Bir Evlilik ve Boşanma Hikayesi

Boşanma Hikayesi        

Geçen gün bir aile dostumuzun boşanma hikayesini dinledim. (Karar karısından gelmiş.)

Tabii o benim bu konuda neler bildiğimi pek bilmiyordu, ben de o yaştaki adama “şöyle hata yapmışsın bak” diyemedim ama anlattıkları erkek doğasını net şekilde açıklıyordu.

Kadın hatalı olsun ya da olmasın yaptıkları erkeğin etkilerine uygundu.

Çocuklar

Önceki konuşmalarda şunu söylemişti: “Oğlum ve kızım bana cephe aldı, bir haylaz oğlan ne yapsa annesi koruyor. Bir kere yanımda olmuyor.” 

Bu bir hata… Erkeğin maskülen gücünün kırılmasınn bir yansıması. Anne o kadar sallamıyor ki bilinçaltında diğer “erkeği” haklı buluyor. Oğlunun durumunu düşünün: Güç semboli olan zamanında iğdiş kompleksine sebep olan babayı ezip geçiyor.

Ebeveynler yanlış bile olsa birbirlerini statü sebebiyle savunmalıdır. Bunun olmaması aile yapısında bir sarsıntıya işarettir ama yavaş yavaş ısınan su içindeki kaynayan erkek bunu fark etmez, hatta normalleştirir. Çünkü bu kısa süreli bir sorundur. Basite indirger ve işine gücüne daha fazla kendini bilir, iç sıkıntıdan kaçmaya çalışır.

Klasik bir dırdır: “Ev İşleri”

Boşanma kararı ciddi bir karardır ama biten ilişkilere ve evliliklere baktığımızda sebepler basittir. Dürtüsel ilk dırdır da ev işleridir. “Ben ev işleri yapmak için mi evledim? Ben senin hizmetçin miyim?” ki erkek şöyle demiyor “Ben elektrik işlerini yapmak için mi evlendim? Eve para getirmek zorunda mıyım?”  Yakın bir arkadaşım ve akrabımızda bu yüzden boşandı ve hepsi de bu durumu kabullenmişti! 

Burada da senelerdir ev işlerinde aksamalar varmış. Örneğin karısı bütün gün evde olmasına rağmen yemek bile yapmıyormuş ve devamlı “ben çalışan bir kadındım, artık çalışmasam da senin hizmetçin değilim” gibilerinden söylemlerde bulunuyormuş.

Bu abi seneler önce bana şunu demişti: “erkek gerekirse evi temizleyecek, yemek yapacak, ben yıllardır böyleyim.” Hata burada başlıyor. Neden bu pazarlık kabul edilir ki? Onca işin yükün altında bir erkek mutfaktan ya da temizlikten sorumlu olmamalıdır. 

Bu kadın ağır temizlik yapacak, köle gibi çalışacak demek değildir. Ağır işleri tutulan biri de yapabilir ama kadın doğasının daha düzenli olduğu biliniyor. Etrafı çeviremeyen, evde boşken 15 dklık toparlama işlerini yapamayan, “kalk sen de topla” diyen bir kadının feminen yönden eksiktir. Bu aynı erkeğin hiç bir teknik ev işinden anlamamasına, kablo bile bağlayamamasına benzer (Mesele hizmetçilik değil. Umarım detay anlaşılmıştır. Duyar yapan feminazilere de buradan selam olsun.)

Gerçekleri Reddetmek

Kadının asli görevi kesin olarak çocuğudur(tartışmasız) ve iyi bir aile temeli de buna bağlıdır. Kadın her zaman az stres gerektiren ve kendine zamanı kaldığı bir düzen seçmelidir. En basitinden rekabet ve stresi dengeleyen testosteron hormonuna sahip değil. Bu olaylarla başa çıkmasını zorlaştırıyor ve kadının cinsel arzusunu da azaltıyor. Sonra etrafta dolaşan karar bile alamayan yöneticileri görüyoruz. 

Kadının kendi doğasını reddetmesi ve aşırı çalışarak, evden ve çocuğundan uzak bir yaşam seçmesi sadece mutsuzluğa sebep oluyor. 

Bununla ilgili yapılan bir çalışmada kadınların ilk çocuk sonrasında %29‘unun işine ilk 3 senede geri döndüğü, 5 senede ise bunun %15‘e düştüğü görülüyor. Çünkü kendi amacını gerçekleştirmiş hissediyor. Bu iç güdüsel tipik bir tepkidir. Aynı erkeklerin rekabet ortamında başarılı olmasına benzer. Çünkü erkeğin çocuk yaratma yeteneği yoktur, kendini gerçekleştirebilmesi başka yaratımlara bağlıdır. Eğer bir aile yönetecek maddi-manevi güce sahip değilseniz bu işe girmeyin. Çünkü sorumluluk sizde olacaktır, üstteki çalışmada da çocuk sonrası 3. senede aile gelirinin %69‘unun erkek tarafından karşılandığını bulunmuş.

Bu anlattıklarım bazı kişilere ters gelebilir ama en basitinden kadınlar sevdikleri erkekler için feminen arzuyla yaptıkları işleri düşünsünler. O zaman anlayacaklar. Buna hipergami diyoruz ve hipergami varken kadınlar iç güdüsel olarak yapmam dedikeri bir çok şeyi erkek diretmeden isteyerek yaparlar. Yoksa her işte “eşitlik, feminizm, dayatma, ataerkillik” gibi yaftalara başvururlar. 

Bunu 3 sene önce duyduğumda abi çok yanlış yerdesin geçmişti aklımdan ama bir şey diyemedim, tam tersi o bana tavsiye veriyordu, “sen de yapacaksın, eşitlik” filan diye. İşte sonuçları ortada. Böyle duyarların sonu ayrılıktır.

Mavi Haplı Erkeğin Dramı

Boşanacak erkeğe bir tavsiye olarak uyanın! Mavi haplı erkek kafası şunu anlamaz: “Kadının etkin olduğu feminen alanlara girip, yardımın ötesinde o işleri yaparsanız kadının saygısı azalır. Çünkü hipergamik dürtüsü her alanda eşitlenmeye başlar.” Tabii ki belli konularda yardım edebilirsiniz ama kadın bunun jest olduğunu anlamalıdır. Bunun yanında tamirat, elektrik, ağır işler sizden sorumlu olmalıdır ve bu sizi maskülen görmesine sebep olacaktır ama “ben yemek yapmıyorum, kendi yemeğini yap, kendi bulaşığını yıka, senin hizmetçinmiyim” gibi saçma buyruklar sadece ilişkinin bittiğini gösterir. 

Unutmayın ki kadın sevdiği zaman zaten ait hisseder, böyle cümleler kurmaz. Hele ki bunu eşitlik adına size sunuyorsa buna eşitlik değil kötü niyet denir.

Evli Olduğu Evde Kendi Yemeğini Yapan ve Azarlanan Erkeğin Dramı

Bu abinin son yaşadığı olay çok daha ilginç. Kendi yemeğini kendi yapıyor, kendi odasını kendi süpürüyor(evet odasını, son 1 senedir seks yok.), hatta işe gittiğinde gürültü yaparsa karısı tarafından azarlanıyor. Beklentisi kadının isteklerini yaptığında her şeyin iyi olması değil miydi? Demek ki eşitlik sağlandığında kadın o kadar da mutlu olmuyor ya da zaten sorun olduğu için bu problemleri çıkartıyor diyebiliriz.

Evde zaten yok, devamlı annesine giden bir kadın modeli mevcut. Bütün yöneticilik vasıfları tamamen kadına geçmiş, erkerkse eve para getiren atm moduna dönüşmüş. Abi şey diyordu:


“Valla kardeşim, eve gitmeyi sevmiyordum. Şimdi ne diyecek, hangi huzursuzluk çıkacak, nasıl masraf çıkacak diye korkuyordum.”


Hem seks yaşamları ölmüş, feminen bazı vazifelerini yerine getirmiyor, iş bölümü yok. Baya gemileri yakmış bir kadın sunumu görüyoruz ki bu son yavaş yavaş yaklaşmış. Gördüğüm genel bir gerçek var, kadın belli özelliklerinizden dolayı size aşırı reaktif bir tavır gösteriyorsa ona batmaya başladıysanız, sona yaklaşmışsınız demektir. Bence boşalınacaksa genç yaşta boşanmak daha iyidir.

Nafaka 

Boşanmda davası öncesinde ilk düşüncesi şuydu: “kaç senelik karım, nafaka almaz benden, tabii çocuklarıma yapmam gerekeni yaparım” dedi. Orada uyardım. Çünkü boşanma davalarında her türlü yasanın kadının yanında olduğunu maalesef bilmiyor ve bir çok erkek gibi “iyi niyetli” yaklaşıyordu. Oysa ki size; bütün gün evdeyken yemek yapmayan, çalışmayan kadın; survivor moda geçtiğinde götünüzden kan alır. Hele ki boşanmayı aklına koymuşsa güvendiğini bir çok şey vardır, bir sürü kişiden akıl almıştır. Abi beni yine dinlemedi ve karısı “sana gençliğimi verdiğim, kazandığın paranın yarısı benim” diye  ağlayıp zırlamış. (Burası abartısız şekilde gerçektir.) Hikayeyi dinlerken aklıma ünlü Kramer vs Kramer filmi geldi.

Özetleyelim

  • -Ev işleri yapan, feminen nitelikler kazanmış bir erkek modeli mevcut.
  • -Evde kendi işlerini görmesi bile kadına batıyor ve ses yaptığını söylüyor, azarlanıyor.
  • -Çocukları bile ona karşı olmuş ve anne hep çocukların tarafını tutuyor.

Bence anneme benzemek istemiyorum kadınlarında anlattığım Alfred Adler örneğinde olduğu gibi her şey rağmen erkek maskülen tutumunuzu savunmalıydı.

Abinin dediğini güzel bir cümle vardı ve aslında bu beni etkiledi, çünkü sosyal yapılanmamızı çok iyi açıklıyor.


“Ben de her şeyin kötü gittiğinin farkındaydım ama karımı terk edemezdim. Çünkü bu çaresiz birini ortada bırakmak olurdu, ailem ve çevrem ne derdi? Bir erkek karısını nasıl boşamayı düşünür?”


Kadın yaptığı zaman sorun olmuyor ama erkek bu düşüncelerle de mücadele etmek zorunda. Yani mahalle baskısı günümüz toplumunda aslında daha yüksek bir seviyededir.

Boşanmanın eşiğinden dönülmez. Her konuda eşitlik hiç bir zaman yoktu ve olmayacaktır. Bu boşanma sonunda muhtemelen, çocuklar anneye verilecek, babadan yüklü tazminat+nafaka alınacak ve çocukları babaya maalesef düşman olarak büyüyecektir.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

O Kadın Neden Benimle Değil?

O Kadın Neden Benime Değil?

O kadın neden benimle değil? Çünkü doğanı bilmeden tek bir hedefin kendin için en doğrusu olduğunu zannettin! 

Bunun en büyük sebebi erkeğin her beğendiği kadınla birlikte olabileceğini sanması veya birlikte olduğu kadın elde ettiği yanılsamasıdır. Bunu fark edince ya da başaramayınca da doğasını reddetip inatlaşmasıdır. 

İlk öğrenilmesi gereken kural: “Erkek ve kadın ilişkisinde eşitlik olmadığıdır.” 

Çocuk yapma yetisine sahip olan taraf her zaman daha seçicidir, karar veren taraftır ve seksi kontrol eder. Erkek de bunun karşılığında güzel diğer kadında hemen etkilenecek şekilde evrimleşmiştir ki türü ilerleyebilsin. Bu yapılmadığında ruh eşi saplantıları türer.

Bence bu bir semptom. Sen doğana uygun yaşamadığın için doğa sana ceza kesiyor ve bu acıyı yaşatıyor.

Çoğu erkek yeteri kadar realist değil. Hipergami yazımda bahsttiğim gibi bir taraf büyüklük yanılsaması yaşarken, her şeyi kontrol edebileceğini sanırken, diğer taraf aşırı romantik olarak takılıyor. 2 uçta da bulundum ve 2 tarafın da yanlış olduğunu hem bana danışanlardan hem tecrübelerimden hem de okuduğum sayısı kaynaktan kesin olarak biliyorum.

Unutmayın

Kural 1: Bir kadın, “sen superman de olsan” sana ilgi duymuyorsa şansın yoktur. Onun bir sebebi vardır ve kendi bile açıklayamaz. 

Kural 2: Erkekler poligamik, kadınlar hipergamik(seri tek eşli) temellidir. Erkek bir çok kaynaktan etkilenir, kadın en iyi tek kaynaktan etkilenir. Bu erkeğin daha az seçici, kadının ise daha seçici olduğunu gösterir. Seçici(kadın) olan seksi, diğer taraf(erkek) ise yatırımı kontrol eder. Kadın şimdiki zamanı, erkek gelecek zamanı garanti eder.

Kural 3: Ruh eşi saplantısı veya “tek kişiye” bağlılık hipergamik bir histir ki bir ilişkide “ruh eşimsin” cümlesini bu sebeple kadından duyarsınız. Çünkü onun seçtiği ve kendisini dölleyebilecek kişi sizsinizdir fakat modern feminist algıyla “hissettiklerini söyle, sen de duygularını açıkla, maskülenlik zehirlidir” tavırlarıyla bu karşı tarafa yansıtılmıştır ki erkek doğası sahiplenme arzusu sebebiyle buna yatkındır. 

Kural 4: Kadın reaktiftir, bu yüzden ilişki erkek hareketiyle başlar ve hipergamiye göre sizinle olması sizin “daha üstün” olduğunuzu kabul ettiğini, liderlik yapmanız gerektiğini gösterir ama erkeğin her şeyi kontrol ettiğini düşünmesi büyük bir yanılgıdır.

Ne yapılmalı?

Erkeğe düşen her zaman en ihtimallere yönelip tek hedefte kalmamak olmamalıdır, böylece havuzunu belirler ve içinden bir balık tutmayı başarırır ve öncelikle güzellikten etkilendiği için aslında “Aslı”a ilgi duyabildiği kadar “Gözde”e de duyabileceğini fark edecektir.

Kadınlarda durum nedir?

Kadınlar fiziksel özelliklere göre uzun süreli ilişkiyi başlatmazlar, hatta fiziksellik genellikle 15-20 yaş arasında tek önceliktir. Büyüyen kadının beklentileri artar, erken yaşlarda “fiziksellik” önemliyken, örneğin sınıfın en popüleri, en yakışıklısı Berkecan’dan hoşlanırken, 20+ yaşından sonra “statüye” dikkat etmeye başlarlar. Bu yüzden de 35+ üstü erkeklerin kolaylıkla 20+’lik kadınlara birlikte olduğunu görürsünüz.

Çünkü statü=güven demektir. Statü=yüksek değer demektir, Statü=diğer kadınların da sizi tercih etmesi demektir.

Kadınlar ve Tutkunun Temeli

Bir kadın tarafından tercih edilmediyseniz ne yaparsanız yapın işe yaramayacaktır. Kadında tutku girifttir, üstüne giderseniz duyacağınız cümle ya “e hadi deneyelim” ya da “ciddi ilişki düşünmüyorum” ayarında arzu içermeyen bir şey olur. Tercih edilmeme sebebiniz sadece hipergami olmaz. Yani siz ona göre üst düzey olabilirsiniz fakat kadına yaklaşımınız yanlışsa ilişki yine başlamaz.

Bir kadının seçimine müdahalede bulunamazsınız ve 3 sebeple kaçırabilirsiniz:

  • Hipergamiye göre puanınızın ondan düşük olması ki buna karar veren siz olmamalısınız. Ne olursa olsun denemeli, kadın yerine düşünmemelisiniz. (Neil Strauss–Oyunun Kuralları kitabını öneririm.)
  • Yanlış yaklaşım! Örneğin aşırı ilgi göstermek ve ilgiyle kadının başının döneceğini sanmak, gereksiz jestler yapmak, durduk yere hediye almak yine en büyük hatalardandır.
  • Kadınların koku duyusu erkeklere göre daha gelişmiştir ve uyumlu MHC genlerini istemsizce tanır, siz güzellikten etkilenirken, kadın kokunuzu sevmediyse otomatik elenirsiniz ve bunun pazarlığı yoktur.

Her 3 durumda da sizi neden tercih ettiğini düşünmeden diğer olasılığa geçmeli ve doğanızı hatırlamalısınız: “O ayarda diğer güzel kadına da ilgi duyabilirim.” Bir şey paylaşmadığınız bir kadına bir çok anlam yüklemek sadece sizin hayal gücünüzle ilgili, realitede onunla bir bağınız yok. Şunu çoğu erkekten duyuyorum: “Onca kadın gördüm ona hissettiklerimi hissetmedim.” Bu kişiler o kadınla hiç bir şey paylaşmamalarına rağmen hislerden bahsediyor, oysaki yaptığı şu: “Bu kadın çok güzel o yüzden etkilendim ve arka planını kendim doldurdum, buna his dedim.”

Şunu iyi anlayalım:

Erkeğin seçtiği tek bir kadına yönelmesi ve seçilmemesi kaynaklarının harcanmasına neden olacaktır. Primatlarda ve ilkel insanlarda bile dişi, hediye alan ya da çocuklarına bakmak isteyene değil, en uyumlu olanı seçer. İnsan hariç hiç bir türde babanın başkasının çocuklarına bakma motivasyonu yoktur. Hatta çocuğun kendinden olup olmadığını bilemediği için kendi çocuğuna bile çoğunlukla bakmaz [Geoffrey Miller – The Mating Mind].  

Erkek esas seçen değil, kendini seçen kadınlar içinden en iyisini tercih edendir. İşte bu yüzden güzellik bizim için en önemli parametre. İşte bu yüzden puanları yakınsa Ayşe ya da Fatma fark etmiyor. İşte erkeklerin kabullenemediği veya fark etmediği temel gerçek bu.

Ayrılık acısı da bununla bağlantılıdır. Bu anlaşılmadığı için deli danalar gibi acı çekiyorsunuz.

  • O kadında takılı kaldınız çünkü o kalibrede takıntılarınızla da özdeşleşecek, bilinçaltında kalanları, odipal süreci deşecek biri karşınıza çıkmadı!
  • “O kalibrede birini” bulamayacağınızı düşünerek veya anlamsız şekilde güçlendirdiğiniz anılarla kendinizi yediniz.

Bu durum bilişsel-davranışçı terapilerde “ya hep ya hiç” yapmak olarak bilinir. İlk aşılması gereken sorundur.

Belli bir süreç ve kabullenmeden sonra aynı kalibrede biri karşınıza çıkarsa o kadına ait en ufak duygu kırıntısı kalmadığını göreceksiniz.

Size ilgi göstermeyen ya da ilişki esnasında büyük hata yapan kadına kesinlikle “tolerans” göstermeyin! Pazarlık yapmayın! Atın tekmeyi gitsin! Doğanızı yaşayın! Göreceksiniz ki hep iyi hissediyorsunuz.

O kadın neden benimle değil? Artık biliyorsun. Tek kadında inat ettiğin ve esas neden arzu duyduğunu bilmediğin için seninle değil. 

(Makeleyi oylamayı ihmal etmeyin.)


Twitter

Terk Eden Kadını Geri Kazanmak

Terk Eden Kadını Geri Kazanmak

Terk eden kadını geri kazanmak mümkün müdür? Belirtmem gerekir ki bu yazıda büyüyle eski sevgiliyi kazanma veya özel bir cümleyle kendinize tekrardan aşık etme önerileri bulamayacaksınız. Biten bir ilişkide taraflardan biri “kararlıysa” geri dönüş yoktur. Öncelikle bunu anlamanız gerekiyor ki bu saplantıdan kendinizi kurtarın. Size tersini satmaya çalışan kişiler sadece umut taciri olacak ve sizi dolandıracaktır.

Bir ilişki ancak ve ancak bitmeden önce kurtarılabilir ki onca hatayı bir kere de kolaylıkla telafi edemez ya da kişinin oturmuş kararları değiştirilemez. Unutmayın ki ilişkiler akışkan bir formatta ilerliyorsa sürdürülebilir niteliktedir. Onca yıl hata üstüne hata yapmışsınız, muhtaç görünmüşsünüz o saatten sonra kadının bilincine işleyen düşüncelerin değişmesi sizce mümkün müdür?

Temel düşünce şu olmalıdır: Onu geri kazanmaya çalışırken harcayacağınız süreci kendinizi geliştirerek veya başka birine yatırım yaparak harcarsanız daha huzurlu bir birey olursunuz. Bunu yapamaz ve kadının peşinden koşarsanız geriye baktığınızda sadece mutsuzluk görürsünüz. Daha acısı, o kadınla barışsanız dahi kısa süreli olacaktır. Yani 10 verip 2 geri alırsınız ve sonunda daha trajik bir son yaşarsınız. Tersini yaşayacağınızı düşünüyorsanız istinayı arıyorsunuz demektir ve bence piyangoda büyük ikramiye  çıkması daha yüksek olasılıktır.

Kadın nasıl düşünür?

Kadınlar dış olaylara kördür, şimdiki zamanda ve iç görüsel olarak kendilerini iyi hissedecek şekilde karar alırlar. Yani sizin ne düşündüğünüzün ya da mantıklı açıklamalarınızın bir önemi yoktur. Hele ki kadını kötü hissettiriyorsa daha da önemsizdir. Benzer şekilde sizin de hayvanlık yapmanız o derece önemsizdir. Kadın sizi seviyorsa hayvanlıklarınızı görmezden gelecektir ama sizden nefret ediyorsa, o hayvanlıklarınız x2 olarak değerlendirilecektir. Kadınların “çıkarcı” doğaya sahip olduğunu ve briffault kanunlarına uygun yaşadığını unutmayın. Özete bu sebepleri belki siz anlamlandıramayacaksınız fakat kadın duygusal dünyasında anlamlandıraraktır.

Çeşitli örnekler verelim

  1. Senaryo: Aldatan taraf sizsiniz, kadın çok üzüldü ve neden bunu yaptın, sizi terk etti dedi. Siz de duygusallaşarak içinizdeki romantiği açığa çıkartarak, onun duymak istedikleri budur diye özür dilediniz ve baamm. Yetmedi, kul köle oldunuz, çiçekler aldınız. Çünkü erkek mantıklı bir varlıktır. Bu yüzden sinirli, bunu yaparsam affeder diye düşünür fakat kadın matematiksel düşünmez ve bu yaptığınız onu kaybetmenize sebep olur. Çünkü kadının gözünde “güçsüz” olursunuz, hipergamiye göre denge bozulur ve kadının rasyonalleşme sürecinde siz ezik biri olursunuz. Oysa ki dengesiz güç kullanıp, sen bilirsin diyerek sert davranmanız, rekabet ortamı yaratmanız, duygusal dokunulmazlığını göstermeniz hatta güçlü-istenen biri olduğunuzu ispat ederek, onu terk etmeniz muhtemelen kadını duygusal olarak yıkacak ve sizi tekrardan elde etmye çalışmasına neden olacaktır. Unutmayın ki kadınlar güçsüz bir erkektense güçlü bir erkeğin haremine girmeyi tercih ederler. Kötü bir senaryo ama gerçek bu.
  2. Senaryo: Bazen de kadın sizden çok daha tutkulu başlar ilişkiye. Öyle ki siz onun gözünde büyüksünüzdür ama unutmayın ki sizin değeriniz “kendiniz” tarafından verilir fakat çoğu erkek bunu unutup kadının kendine verdiği değeri kabullenir. Bu şu demektir: O kadın sizden ilgisini çektiği anda siz büyük bir duygusal açlıkla yine “onay” beklersiniz. Onay olmadığı için kendinizi çok başarısız, çaresiz, yitmiş hissedersiniz. Bu kadının kendini geri çekmesinin 2 sebebi vardır ki en büyük sebebi sizin hatanızdır. Evet sizin! Çünkü gururu okşanan erkek kendi değerini kadına teslim ederek, sorumsuz, ilgisiz, umursamaz davranmaya başlar. Kadın en başta buna çekilir. İlgisiz olmanız onu delirtir fakat siz karşılık vermedikçe beyin bu strese yüksek kortizol seviyesine dayanamaz ve homotesis dediğimiz duruma geçer, yani kendini dengelemeye çalışır. Resmen kendine reset çeker ve ilgisi zamanla azalır. Bir süreden sonra terkedilirsiniz.
  3. Senaryo: Düzgün işleyen ilişkilerde de sorunlar olabilir. Zamanla söylenmeler başlar, kadın devamlı memnuniyetsizdir. Burada da sorun yine sizde erkekler. Muhtemelen aşırı kıskançlık gösteriyorsunuzdur. Kıskançlığın çoğunun da azının da sorun olacağını unutmayın! İş-güç derken kadının gözünde değeriniz azalmıştır. Hele ki çözümsüz dertlerinizi küçük bir çocuğun annesine anlatması gibi devamlı ona anlatıyorsanız, kadın başta empati yapmaya çalışsa da zamanla “bu adam bunları çözümleyemeyecek kadar zayıf, tek çaresi bana anlatmak” anksiyetesine kapılmaya başlar.

Sonuç

Terk eden kadını geri kazanmak mümkün mü? Kısa cevap: Hayır!

Kadının gözünde sorumluluk asla kendinde olmayacaktır. Yine girişte açıldığınız gibi duygusal olarak iyi hissetmeye programlanmış kadın doğası her şeyi rasyonelleştirir ve siz suçlu çıkarsınız. Unutmayın ki güçlü fakat dengeli davranan erkek hatalı bile olsa kabul edilir.

Kısacası dümen her durumda erkektedir. Şöyle düşünün o güven-sadakat harici 3 hata yapabilirse sizin 1 hata yapma hakkınız var.

Kadına geçmişi hatırlatarak, yani geçmişte yaptıklarınızla tekrardan bağ kuramazsınız. Çünkü şimdiki zamanda yaşar.

Bence dönen kadını da kabul etmeyin, hele ki sizden sonra başkasına dokunmuş kadın kendini teslim etmiş, sizinle seviştiği gibi sevişmiş, domaltıp beni becer demiş,  başkasına teslim olan kadınla tekrardan bir şey yaşamak ister misiniz? Diğer senaryoda ondan üst seviye erkek onu kabul etmemiş, bari ben eski sevgilime geri döneyim demiş? Rollo Tomasi ne der? Kadınlar romantik görünen realistlerdir. Ben gavat olmadığım için istemem ama sizi bilmem. Motivasyonunuz da her zaman “ben bu kadına muhtaç mıyım?” olmalıdır. Denizde çok balık var, tek balığı avlamak için uğraşmayın, tazesini yakalayın.

Peki her şey tamam da nasıl atlatacağız diyenleri diğer yazıma alalım: Ayrılık Acısının Sebepleri ve Kurtulma Yolları

Ayrılık Acısı ve Çözüm Yöntemleri Nedir?

Ayrılık Acısı, Aldatma, Bağlanma

Davranışları ve Çözüm Yöntemleri

Ayrılık acısı ve çözüm yöntemleri nedir? İşte milyonların sorunu… Aşk, kara sevda veya bunların sebep olduğu ayrılık acısı temelde obsesyondur. Yani takıntıdır. Mücadele edilmezse zamanla obsesif kompulsif bozukluğa evrilir. Altta bu durumu çeşitli referanslarla durumu ve çözümlerini aktarmaya çalışacağım. 

 

Neden bağlanırız?

Beynimizde hareketlerden ve bunun hazlarından sorumlu merkezler mevcut. Örneğin “prefrontal korteks”; mantık, muhakeme kısmı; “limbik sistem” ise zevk merkezi olarak bilinir. Limbik sistem bizim çeşitli hayvansı dürtülerimizi içerir, Sigmund Freud’un bakış açısından bakarsak “id” yani temel dürtüler bu kısımdan gücünü alır ve bize zevk verir. Hatayla burayı kişiyle bağlantılı hale getirirsek belamızı buluruz. İşte aşk böyle bir şeydir.

Aşk veya ayrılık gibi durumlar frontal lob ile limbik sistem arasında bir kısır döngü oluşur.

 

Limbik sistem şöyle der: 

“O kişi senin haz almanda en yüksek sebep” Bunu da yüksek miktarda dopamin salgılayarak yapar ve onun yokluğunda aniden bu salgınız kesilir ve yoksunluk/değersizlik sendromuna girersiniz.
-Frontal lob ise muhakeme kurarak şöyle der: “o kişi olmalı fakat yok” Siz de düşündükçe bu bağlantıları iyice güçlendirirsiniz. Güçlü bağlantılar sonucunda kaygı oluşturursunuz ve bu döngünün sonu obsesyondur. İlerleyen süreçte hormon dengeniz bozulmaya başlar, serotonin seviyeniz düşer ve mis gibi pırıl pırıl bir depresyonunuz olur. Yemek yemezsiniz, dışarı çıkmazsınız vs… Bence ne olduğunu gayet iyi biliyorsunuz.

Limbik sistemde kaudat denilen çekirdekler mevcuttur. Yüksek okb’li hastalarda kaudatın çok büyüdüğü keşfedilmiş. Öyle kötüdür ki artan stres kortizolu artırır ve bu da nöron ağlarını azaltır ve sizi aptallaştırır, gerçek anlamda iq’nuzu düşürür. Yani bitmeyen ayrılık depresyonu sizin zeka seviyenizi etkiler. Bu demektir ki çok takıntı yaparsanız, “olmayacağını bile bile” o kişiyi düşünmeye devam ederseniz, daha kötüye gidersiniz. “aah 10 sene geçti unutamadım” olursunuz. 

 

Benzer şekilde;

Başta başka birine çok bağlı, çok korumacı, kıskançsanız, yani bu işi sürekli yaparsanız protein sentezi yaparsanız, duygu kalıcı olur, obsesyon devresi oluşturursunuz. Sonuçta frontal lob-limbik sistem arasında kalıcı, kırılması zor geri-besleme örgüsü oluşur. Sonrasında birine bağlanmada da zorluk yaşarsınız, çünkü bütün geri beslemeniz o kişiye ait olur. Gariptir ilişki içinde bu saplantı oluşmazsan, ayrılıkta yani “kaynağın” beklenmeyen bir anda ortadan kaybolmasıyla bu süreç oluşur. Karşınızdaki manipülasyon tekniklerini iyi biliyorsa sizinle fare gibi oynar. Bence bunu kimse hak etmez. İlgili güzel bir film önereyim:
Kader, Yönetmen: Zeki Demirkubuz

Tam olarak bu konuyu anlatır. Ayrılık sonrasında gurur yapmayın, onunla konuşun, sizi reddederse veya olumsuz bir yanıt verirse kendinize yazık etmeyin. birazdan kurtulma yollarını anlatacağım. (daha fazla ayrıntı için referans: Oytun Erbaş – “Psikiyatrinin Kara Kitabı” ve “Aşk, Tutku, Hormon, Aldatma”)

 

Takıntının Olumsuz Sonuçları ve İntikam Sebepleri

Obsesyon sahibi oluştuğu andan itibaren onu görseniz de görmeseniz de kurulmuş saat gibi onu düşünürsünüz. Aylar bazen yıllarca devam eder. Sanki o sizi izliyormuş gibi devamlı ona öykünür, ona söyleyeceklerinizi ya da yapacaklarınızı düşünürsünüz. Bu kabuslara kadar inebilir. Hatta onu rahatsız etmeye çalışırsınız. İşte bunu keşfettiğinizde “dur” demeniz lazım. O sizi izlese bile sizin onu düşünerek bir harekette bulunmanız, onun sizi kontrol ettiğini gösterir. (Tabii siz terk eden tarafsanız bilmem. Bazen pisleşiyorum.)

 

Neden onu rahatsız etmeye çalışıyoruz? Zarar vermeye çalışıyoruz? Manyak mıyız biz?

Burada bir diğer yine limbik sistemde bulunan amigdala bölgesidir. Biz de “özgüvensizlik” yaratabilir. (Amigdala, korku ve hatırlatma merkezidir.) Örneğin ayrıldığınız kişiyi gördüğünüzde amigdala devreye girer ve kötü anıları hatırlar, strese girersiniz. Bir nevi savunmaya çekilirsiniz, o sizin için tehlike demektir. Kendini altta hisseden kişi de iyi hissetmek için ayrıldığı kişiyi alçaltmak ister, ezmek ister. Yukarıda olanın böyle bir sıkıntısı yoktur, umursamaz davranabilir. Şöyle diyebiliriz ki ayrılık sonrası o kişi sizin gururunuzu kırmaya çalışıyorsa bilin ki amacı özgüvenini yükseltmektir. Bununla baş edemezse okb devresi büyür.

Elimizde 2 tane veri var.

  • Kısır döngüye giren frontal lob-limbik sistem!
  • Özgüvensizlik. Sonuç ise saplantı ve intikam arzusu!

Amaç ise kendi gururunu tamir etme, kendinin değerli olduğunu ispatlama ve kendini ispatlarken onun bunu fark etmesini sağlamaktan ibaret bir örgü şeklinde olaylar gelişir. Bu tip kişiler ayrıldığı kişi onu görsün diye her şeyi yapabilir. Bazen kişi bu durumu reddetse (örneğin hayır, bunu sevdiğim için yapıyorum gibi.) dahi bilinçaltında gerçekleşen tam olarak budur. Her 2 cins de yapar.

 

Neden bazı kişiler bu kadar acı çekerken barışma durumunda reddediyor?

Çünkü o kişi amigdala ile hareket ediyor. Tatmin etmek istediği kısım o esnada özgüveni oluyor, sonradan frontol lob devreye giriyor “neden böyle yaptım!!” diye dövünse de o an yüksek dopamin salgılayıp limbik sistemi ile tatmin oluyor

Yaşadığı mutluluk kısa süreli tabii. İlerleyen günlerde limbik sistem hala bozuk olduğu için yani okb süreci devam ettiği için, kişinin acısı dinmiyor. Bir süreden sonra bu duygu o kişiyi ele geçiriyor ve o kişiyi garip bir “saplantı” haline getiriyor. Öyle hale geliyor ki kendi bile fark etmiyor, bilinçaltına işliyor. Yani hem seviyor hem nefret ediyor. Hem zarar veriyor hem aşkını itiraf etmek istiyor fakat ket vurup, derinlere atıp zarar vermeyi öne çıkartıyor. Ne demişler aşk, nefretin kardeşidir. Çok seven tehlikelidir, zarar verir, bunlar olmazsa intihar etme riskini taşır.

Sonuç: Yanlış kabullerle kaybedilen bir gelecek. Atlatmaya veya kurtarmaya çalışmayan kişi kaybeder! o insan artık kolay kolay uzun ilişki yaşayamaz, güvenemez. Hani ondan nefret ediyorum filan derler ya? Onun altyapısında şu var: Ona deli gibi aşığım.

Bazı erkekler veya kadınlar zehirlidir, zehirli kişilerle ilişki yaşanmaz. Çünkü zehirli kişiler limbik sistemle karar verir, frontal lobu az kullanır. (Benzer durumda ergenlerde de görülür. Bu yüzden ergenlerin depresif bir dönemi vardır.) Şimdi bu intikamcı yaklaşıma bakalım.

 

İntikamcı Yaklaşım ve Nedenleri

Genel olarak sosyal medya kullanımı hep özgüveni sağlamak için. Burada “retorik” davranışı tanımlamak lazım. Karşı tarafa daha sert, hatta belden altı vurup sonra da

“Sen ne yaptın ki? bak ben de bunu yaptım. Benden hiç beklemezdin değil mi?”

diye karşılık vermektir. Bu, narsistçe bir davranıştır. Sigmund Freud, narsisizm için der ki “narsist kişiler kendilerini beğendikleri için değil, kendilerinden nefret ettikleri için böyle görünen kişilerdir.“ Bir insan kendini heba ediyorsa, olmadığı biri gibi davranıyorsa, kendi özgüvenini böyle tamir etmeye çalışıyorsa büyük bir kişilik problemi var demektir. Bence günümüzde sosyal medya bunu ciddi anlamda da körüklüyor.

Yeri gelmişken kısa bir bilgi vereyim. Vücutta “mao” denilen bir emzim ailesi mevcut, bu enzim, sinirin sebep olduğu adrenalini yıkmakla görevli. İntikam almaya retorik davranmaya yatkın, borderline karakterde ve psikopat seviyesinde insanlarda genellikle bu enzimin çok yavaş etkileştiği görülmüş.

(Referans 1        Referans 2)

Sevgiliniz intikamcıysa, psikolojik(kıskandırma, sosyal medya, aldatma gibi) veya fizyolojik(erkekse dövme, kadınsa dövdürme) olarak zarar vermeye çalışan biriyse, kaçın. İntikamın kardeşi kıskançlıktır. Bu 2’si aşırıysa sizin iyileştirebileceğiniz bir durum yoktur. Bu kişi muhtemelen geçmişteki bir paterni izliyordur, belki babasından(kadın ise), annesinden(erkek ise) veya sevgilisinden kalma bir acıyı tekrarlıyor, karşı tarafa acı çektirmeye ya da kurban olmaya çalışıyordur. Bu esnada ilişkiyi görenleri şahit olarak toplar ve iyi hissetmeye çalışır. Normu budur.

 

Kişinin Kendi Değeri Üstüne

Pskytr. Dr. David Burns ve bilişsel terapide ve Zenon’un Stoacı felsefesinde bir gerçek vardır.

“Kişinin değeri dış olaylardan bağımsızdır.”

Bir kişi sizin değerinizi, özgüveninizi etkilememelidir. Etkileyebiliyorsa veya etkileniyorsa bilin ki sizi manipüle ediyordur ve manipüle eden kişi manipüle edilebilen kişidir.


“Elinizdeki en büyük güç sidik yarışına girmek değil, tam tersi onun davranışlarına istenen yanıtı vermemektir (ilgisiz kalmanız gibi).”


Güçlü bir erkek(veya kadın) yönlendirilmez, kötü hissettirilemez özgüveni tamdır. Kendinizi böyle geliştirmenizi tavsiye ederim. Bunun da yolu frontal lobu devamlı çalıştırmak, yani mantıklı düşünmek ve bölgeyi güçlendirmektir. Böylece davranışlarınızda duygularınızı yönlendirirsiniz. Tersi oluyorsa limbik sistem kontrol ediyor demektir. Bu yüzden hep bir aktivite ile uğraşmalıyız. Frontal lob; kendini bilim, sanat, spor, müzik gibi alanlarda geliştirerek büyürse limbik sistemde buna uygun olarak keyif oluşturur ve siz “küçük” düşünmezsiniz, bilge olursunuz. O kişi de bir süreden sonra yok olur, önemsizleşir, odağınızdan kayar. 

Buna somut bir örnek olarak Instagram “beğeni”leri verilebilir mesela anlık paylaşımlar küçük zevktir. Doyumsuzluk ve tatminsizlik yaratır. Daha kötüsü sizi bir süreden sonra hiç tatmin etmez. Vücudun böyle garip bir mekanizması var, devamlı aynı doyuma maruz kaldığında reseptörleri azalıyor ve o reseptörleri doyurmak için o eylemi daha çok yapmaya çalışıyorsunuz.

Bir insan olarak bu kontrolü başardığınız zaman o kişi için acı başlayacaktır. Çünkü unutuluyor demektir. Birine zarar vermeden alabileceğiniz en iyi intikam onu unutmanız, onun da unutulmasıdır. Bunu unutmayın.

 

Burada Kim Karlı Çıkar?

Bir ilişkide saplantısının, sidik yarışının önüne geçip de uzlaşmak, konuşmak isteyen, gururunu yoksayan “mantıklı düşünen yani frontal lobu ile hareket eden” taraf kazançlı çıkar. Yalnız dikkat bunu en fazla 1-2 defa denemelisiniz. Yoksa saplantı devam eder. Başardığınız da kabullenme evresine girip, bu girdaptan çıkarsınız. Aşkta gurur olmaz derler ya. İşte bu doğrudur ama sadece ayrılıklarda!

 

Terk Etme Oyunu Nedir?

Bazen karşı tarafın anlaması için oyunlar oynayabilirsiniz, terk etme oyunu yaratmak, ufak tefek kızıştırmalar yapmak karşı tarafta ilgisizliğin yerine kaybetme korkusunu koymanızı sağlar ve ilişkileri güçlendirir.

“Bütün güçlü ilişkiler travma sonrası yaşanır”

Tabii ki ölçüyü kaçırırsanız güzel bir ilişkiyi berbat edersiniz. Bu lafım ilişkiyi heba eden, uzlaşmak istemeyen tarafadır(gerçekten ayrılmak, ilişkiyi sonlandırmak isteyen tarafa değildir):


“Dünyada kaç kişiye karşı tutku duyabileceğinizi düşünüyorsunuz? Kaç kişiyle aynı hisleri yaşayabileceğinize inanıyorsunuz?”


O kişiyi seviyorsanız, o da istiyorsa neden yatırım yapmaya devam etmiyorsunuz? Bazen insan ilişki içinde ne kadar sevdiğini değerlendiremiyor ve harcayabiliyor ama bunu fark ettiğinizde her şeyi yola koyabilirsiniz. Karşılıklı olarak bir şeyleri telafi edip, üstüne konuşabiliyorsanız, bunu yapın. Olmuyorsa ya da durum bu değilse geride bırakın. (Referans: İlhan Uçkan – Terk Etme Oyunları)

 

İlişki Geleceğine Nasıl Karar Vereceğiz?

(Sevmeyen veya Manipülatif Kişiler)

Bazen karşı taraf sizi gerçekten istemiyordur, aşık değildir; bazen de size acı çektirmek ister ki buna manipülasyon diyoruz. Peki karşınızdakinin sizi sevmediğini veya acı çektirmek istediğini nasıl anlarsınız? Çok basit, manipülatif kişiler mantıklı konuşma süreçlerine kapalıdır. Cevapları net değildir. Olayları çarpıtır. Oysaki sizi sevmeyen kişi ise sizinle ciddi bir ses tonuyla neredeyse mimiksiz tamamen “frontal lob” ile konuşur. “Seninle olmayacak, üzülmeni anlıyorum fakat bitti.” der. Kararı çok nettir. Klasik bir ayrılık cümlesi vardır: “Seninle çok güzel zamanlarımız geçti ama artık bitti, belki arkadaş kalabiliriz?” Bunu söyleyen kişi manipülasyon yapmıyordur. Sizi kafasında gerçekten bitirmiştir ve bence doğru bir yaklaşımdır. Diğer taraf ise üstte anlattığım gibi acı çektirmeye çalışıyordur ve açılan yaranın kapanmasına izin vermiyor demektir. Üstünüze gelir. Merak etmeyin o da kötü durumda ama siz acı çektirilmeye çalışılan tarafsanız yapmanız gereken tek şey onun oyununu oynamamaktır. Üstte anlattığım gibi “bilge” olun.


Robert Greene diyor ki “aşk kusur varsa oluşur”. Yani kişinin bir kusuru yoksa (özgüveni tam ise ki bu kimsede %100 değildir.) aşık olmaz, Ayrılık acısı çekmez veya baştan çıkartılamaz. Bu yüzden az miktarda manipülasyon karşı tarafın size ilgisini arttırmak ya da ne hissettiğini anlaması için iyidir fazlası ise ilişkileri yok eder.


 

Ayrılık Acısı Nasıl Geçer?

Karşı taraf uzlaşılmaz durumda ise veya sizden tamamen vazgeçtiyse öncelikli olarak kabullenmek ve “karşı tarafı ne olursa olsun affetmek” gerekir. Sonra da “kendinizi affetmeniz gerekir”. Hatanızı abartıp dövünmeye devam ederseniz, bu cezalandırmaktır. Duygularla karar vermektir.

Ayrılık acısı ve çözüm yöntemleri nedir? 2 temel süreçten bahsedebiliriz:

a) Fizyolojik

b) Psikolojik

 

a) Fizyolojik

Fizyolojik yöntem dopamin, serotonin ve testosteron salgılama üstüne kurulu yaşamı ifade eder. Dopamin “hareket ve güneş ışığı” ile aktif olur. Yani spor yapmak ilk şarttır! Mümkünse güneş ışığı görerek yapmak daha yararlıdır (koşu, bisiklet, yürüyüş). Bu kan akışını ve serotonini taşınımını artırır. Ağırlık kaldırmak testosteron seviyesini arttırır ki bu hormonun en önemli özelliği stresle başa çıkmak bir gladyatöre dönüşmektir. İşte bu şekilde depresyona balyozla vurursunuz. Kısaca sağlıklı kafa sağlıklı vücutta olur. Evde oturup kalırsanız düşüncelerde boğulursunuz. İyi-dengeli beslenmek ve 8 saat uyumak gereklidir. 

Depresyonla mücadele ederken olabildiği kadar güneş ışığı görmeniz hormonlarınızın düzenlenmesini sağlar. Yine çevreyi mümkün olduğunda değiştirmek, stresi azaltmak gerekir. Manipülatif biri karşısında o çevrede bulunmamak önemlidir. Ayrılıklarda o sebeple tarafların birbirini görmemesi, iletişimde bulunmaması gerekir. Bir tarafın ancak psikolojik problemleri varsa çevrenizde bulunmaya devam eder. Mesele kendi özgüvenidir, siz bir süre sonra kurtulur, yeni sağlıklı bir ilişkiye girerseniz o ise iyileşemez. Üstte uzun uzun bahsettim. Çünkü limbik sistemi hayatını kontrol etmeye başlar.

 

b) Psikolojik

Psikolojik yöntem ise saplantınızın neden oluştuğunu fark etmektir. Unutmayın duygular davranışları etkiler ama davranışlar duygulara sebep olur. Yani siz hareketlerinizi kontrol ederseniz, bir süreden sonra olumlu duygular hissetmeye başlarsınız. ilham gelmesini beklemek kendinize uğraş bulmanız gerekir. “canım hiç istemiyor yerine canım istemese de bunu yapacağım” demeniz gerekir. (Ref: David Burns – İyi Hissetmek)

Mesela bilişsel terapist “Psikiyatr Dr. David Burns” İyi Hissetmek kitabında 3 sütun tekniği denen bir yöntem önerir. Bu yöntemde:
1.Sütuna: Size acı çektiren olay
2.Sütuna: Ne hissettiğiniz
3.Sütuna: Aslında olayların bununla bağlantılı olmadığı üzerine mantıklı açıklama yapmanız istenir.

Burada ne hissettiğinizi “ya hep ya hiç”, “aşırı genelleme”, “olumluyu geçersiz kılma”, “duygusal karar” vs. gibi kendine ceza kesme, zihinsel zarar verme mekanizmaları mevcuttur. Bunlar genelde kişilerin davranış paternlerinizin arkasında yatan temel sebeplerdir ve içinizde bulunan yargıç, siz depresyondayken yanlış karar verir. Bunların ayrıntısını kitapta okuyabilirsiniz. Örnek veriyorum:

1.Sütun(olay): Ahmet beni daha iyi/yakışıklı/güzel biriyle aldattı veya terk etti. (veya Ayşe beni aldattı veya terketti)
2.Sütun(ne hissediyorum): Çünkü yetersizim, başarısızım, onu mutlu edemedim, her şeyi yanlış yaptım. Bütün kadınlar böyle zaten.(Olumsuzu geçerli kıldım, suçu üstüme aldım, ya hep ya hiç yaptım)
3.Sütun: Hatalarım olabilir fakat yetersiz değilim. Çok iyi zamanlar geçirdik, bana bağlıydı. Onun yaptığı yanlış bir davranıştı. Başka biri yaptıklarımı değersiz kılamaz. Artık geride bırakmalıyım.

Dikkat edin kötü hissetme sebebi kişinin terk etmesi değil, “yetersizlik” düşüncesidir. Yani özgüven kaybıdır. Bu teknikte 3.sütunu gerçekleyemezsiniz, özgüveni karşı tarafa zarar vererek gerçek kılmaya çalışırsanız(hatırlayalım: limbik sistem sizi kontrol ediyor. Yani anlık rahatlama istiyorsunuz.) 2. sütun sebebiyle ilk paragraflarda anlattığım takıntıyı kendinizde yaratırsınız.

 

Ruh Eşi Saplantısı

(Bir Daha Onun Gibi Kimseyi Sevemem Yanılgısı)

Unutmayın ki limbik sistem ödül sistemiyle çalışır. Gerçekten sevdiğiniz, hoşunuza giden, hayaller kurduğunuz birini kaybetmiş olabilirsiniz ama bu hayattınız boyunca aşık olacağınız tek kişi olduğunu göstermiyor. Unutmayın ki:

Ruh eşi saplantısı psikolojik bir bozukluktur. Bu dünyada böyle hissedeceğiniz tek birinin olmasına inanmanız da bir çeşit obsesyondur.

Böyle gerçekten sevebildiğiniz birine ulaştıysanız, kıskanıyorsanız ve “o da benzer şeyleri hissediyorsa” muhtemelen homogamiye göre ideal gibi bulmuşsunuz. Yani fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan birbrine benziyorsunuzdur. sevimliyseniz sevimli, esmerseniz esmer, psikopatsanız psikopat (eheh maalesef), sayısalcıysanız sayısalcı, inatçıysanız inatçı, boylarınızın yakın olması, burunlarınızın benzemesi, hatta burun delik çapları bile buna örnektir. İşte böyle birini unutmanız zordur. ki modern toplumda bu benzerliğe muhtemelen uyuma “pair bonding” deniliyor. Darwin bunu üremeye uygun 2 çift olarak açıklıyor. Şurada referanslarla detaylı açıkladım:

Homogami ve Çiftlerin Uyumu (Ekşi Şeyler Linki)

Böyle birinden ayrıldıysanız zorlanacaksanız ama yapmanız gereken bir süre çekilmek, acınızı yaşamak ve bahsettiğim gibi fiziksel ve psikolojik açıdan gelişmeye çalışmalısınız. Kabullenme ve hayata devam etme sürecinden sonra fark edeceksiniz atlatmışsınız veya hafiflemiş, işte bu esnada yine homogamiye uygun birilerini bulmanız bu acıyı tamamen yok edecektir. Yani limbik sistemini doyuracak oraya uygun yeni birini koymuş olacaksınız. Yalnız dikkat edin, bunu başta yapmamak önemli, yoksa o kişiyi de tamamen harcarsınız.

Umarım yardımcı olmuştur. Belki yazılacak çok şey var, devamı başka bir yazıda.

Geçmiş olsun.

Twitter