Ayrılık Acısı ve Çözüm Yöntemleri Nedir?
Resim: "Victor Oliva - Absent"

Ayrılık Acısı, Aldatma, Bağlanma

Davranışları ve Çözüm Yöntemleri

Ayrılık acısı ve çözüm yöntemleri nedir? İşte milyonların sorunu… Aşk, kara sevda veya bunların sebep olduğu ayrılık acısı temelde obsesyondur. Yani takıntıdır. Mücadele edilmezse zamanla obsesif kompulsif bozukluğa evrilir. Altta bu durumu çeşitli referanslarla durumu ve çözümlerini aktarmaya çalışacağım. 

Neden bağlanırız?

Beynimizde hareketlerden ve bunun hazlarından sorumlu merkezler mevcut. Örneğin “prefrontal korteks”; mantık, muhakeme kısmı; “limbik sistem” ise zevk merkezi olarak bilinir. Limbik sistem bizim çeşitli hayvansı dürtülerimizi içerir, Sigmund Freud’un bakış açısından bakarsak “id” yani temel dürtüler bu kısımdan gücünü alır ve bize zevk verir. Hatayla burayı kişiyle bağlantılı hale getirirsek belamızı buluruz. İşte aşk böyle bir şeydir.

Aşk veya ayrılık gibi durumlar frontal lob ile limbik sistem arasında bir kısır döngü oluşur.

Limbik sistem şöyle der: 

“O kişi senin haz almanda en yüksek sebep” Bunu da yüksek miktarda dopamin salgılayarak yapar ve onun yokluğunda aniden bu salgınız kesilir ve yoksunluk/değersizlik sendromuna girersiniz.
-Frontal lob ise muhakeme kurarak şöyle der: “o kişi olmalı fakat yok” Siz de düşündükçe bu bağlantıları iyice güçlendirirsiniz. Güçlü bağlantılar sonucunda kaygı oluşturursunuz ve bu döngünün sonu obsesyondur. İlerleyen süreçte hormon dengeniz bozulmaya başlar, serotonin seviyeniz düşer ve mis gibi pırıl pırıl bir depresyonunuz olur. Yemek yemezsiniz, dışarı çıkmazsınız vs… Bence ne olduğunu gayet iyi biliyorsunuz.

Limbik sistemde kaudat denilen çekirdekler mevcuttur. Yüksek okb’li hastalarda kaudatın çok büyüdüğü keşfedilmiş. Öyle kötüdür ki artan stres kortizolu artırır ve bu da nöron ağlarını azaltır ve sizi aptallaştırır, gerçek anlamda iq’nuzu düşürür. Yani bitmeyen ayrılık depresyonu sizin zeka seviyenizi etkiler. Bu demektir ki çok takıntı yaparsanız, “olmayacağını bile bile” o kişiyi düşünmeye devam ederseniz, daha kötüye gidersiniz. “aah 10 sene geçti unutamadım” olursunuz. 

Benzer şekilde;

Başta başka birine çok bağlı, çok korumacı, kıskançsanız, yani bu işi sürekli yaparsanız protein sentezi yaparsanız, duygu kalıcı olur, obsesyon devresi oluşturursunuz. Sonuçta frontal lob-limbik sistem arasında kalıcı, kırılması zor geri-besleme örgüsü oluşur. Sonrasında birine bağlanmada da zorluk yaşarsınız, çünkü bütün geri beslemeniz o kişiye ait olur. Gariptir ilişki içinde bu saplantı oluşmazsan, ayrılıkta yani “kaynağın” beklenmeyen bir anda ortadan kaybolmasıyla bu süreç oluşur. Karşınızdaki manipülasyon tekniklerini iyi biliyorsa sizinle fare gibi oynar. Bence bunu kimse hak etmez. İlgili güzel bir film önereyim:
Kader, Yönetmen: Zeki Demirkubuz

Tam olarak bu konuyu anlatır. Ayrılık sonrasında gurur yapmayın, onunla konuşun, sizi reddederse veya olumsuz bir yanıt verirse kendinize yazık etmeyin. birazdan kurtulma yollarını anlatacağım. (daha fazla ayrıntı için referans: Oytun Erbaş – “Psikiyatrinin Kara Kitabı” ve “Aşk, Tutku, Hormon, Aldatma”)

Takıntının Olumsuz Sonuçları ve İntikam Sebepleri

Obsesyon sahibi oluştuğu andan itibaren onu görseniz de görmeseniz de kurulmuş saat gibi onu düşünürsünüz. Aylar bazen yıllarca devam eder. Sanki o sizi izliyormuş gibi devamlı ona öykünür, ona söyleyeceklerinizi ya da yapacaklarınızı düşünürsünüz. Bu kabuslara kadar inebilir. Hatta onu rahatsız etmeye çalışırsınız. İşte bunu keşfettiğinizde “dur” demeniz lazım. O sizi izlese bile sizin onu düşünerek bir harekette bulunmanız, onun sizi kontrol ettiğini gösterir. (Tabii siz terk eden tarafsanız bilmem. Bazen pisleşiyorum.)

Neden onu rahatsız etmeye çalışıyoruz? Zarar vermeye çalışıyoruz? Manyak mıyız biz?

Burada bir diğer yine limbik sistemde bulunan amigdala bölgesidir. Biz de “özgüvensizlik” yaratabilir. (Amigdala, korku ve hatırlatma merkezidir.) Örneğin ayrıldığınız kişiyi gördüğünüzde amigdala devreye girer ve kötü anıları hatırlar, strese girersiniz. Bir nevi savunmaya çekilirsiniz, o sizin için tehlike demektir. Kendini altta hisseden kişi de iyi hissetmek için ayrıldığı kişiyi alçaltmak ister, ezmek ister. Yukarıda olanın böyle bir sıkıntısı yoktur, umursamaz davranabilir. Şöyle diyebiliriz ki ayrılık sonrası o kişi sizin gururunuzu kırmaya çalışıyorsa bilin ki amacı özgüvenini yükseltmektir. Bununla baş edemezse okb devresi büyür.

Elimizde 2 tane veri var.

  • Kısır döngüye giren frontal lob-limbik sistem!
  • Özgüvensizlik. Sonuç ise saplantı ve intikam arzusu!

Amaç ise kendi gururunu tamir etme, kendinin değerli olduğunu ispatlama ve kendini ispatlarken onun bunu fark etmesini sağlamaktan ibaret bir örgü şeklinde olaylar gelişir. Bu tip kişiler ayrıldığı kişi onu görsün diye her şeyi yapabilir. Bazen kişi bu durumu reddetse (örneğin hayır, bunu sevdiğim için yapıyorum gibi.) dahi bilinçaltında gerçekleşen tam olarak budur. Her 2 cins de yapar.

Neden bazı kişiler bu kadar acı çekerken barışma durumunda reddediyor?

Çünkü o kişi amigdala ile hareket ediyor. Tatmin etmek istediği kısım o esnada özgüveni oluyor, sonradan frontol lob devreye giriyor “neden böyle yaptım!!” diye dövünse de o an yüksek dopamin salgılayıp limbik sistemi ile tatmin oluyor

Yaşadığı mutluluk kısa süreli tabii. İlerleyen günlerde limbik sistem hala bozuk olduğu için yani okb süreci devam ettiği için, kişinin acısı dinmiyor. Bir süreden sonra bu duygu o kişiyi ele geçiriyor ve o kişiyi garip bir “saplantı” haline getiriyor. Öyle hale geliyor ki kendi bile fark etmiyor, bilinçaltına işliyor. Yani hem seviyor hem nefret ediyor. Hem zarar veriyor hem aşkını itiraf etmek istiyor fakat ket vurup, derinlere atıp zarar vermeyi öne çıkartıyor. Ne demişler aşk, nefretin kardeşidir. Çok seven tehlikelidir, zarar verir, bunlar olmazsa intihar etme riskini taşır.

Sonuç: Yanlış kabullerle kaybedilen bir gelecek. Atlatmaya veya kurtarmaya çalışmayan kişi kaybeder! o insan artık kolay kolay uzun ilişki yaşayamaz, güvenemez. Hani ondan nefret ediyorum filan derler ya? Onun altyapısında şu var: Ona deli gibi aşığım.

Bazı erkekler veya kadınlar zehirlidir, zehirli kişilerle ilişki yaşanmaz. Çünkü zehirli kişiler limbik sistemle karar verir, frontal lobu az kullanır. (Benzer durumda ergenlerde de görülür. Bu yüzden ergenlerin depresif bir dönemi vardır.) Şimdi bu intikamcı yaklaşıma bakalım.

İntikamcı Yaklaşım ve Nedenleri

Genel olarak sosyal medya kullanımı hep özgüveni sağlamak için. Burada “retorik” davranışı tanımlamak lazım. Karşı tarafa daha sert, hatta belden altı vurup sonra da

“Sen ne yaptın ki? bak ben de bunu yaptım. Benden hiç beklemezdin değil mi?”

diye karşılık vermektir. Bu, narsistçe bir davranıştır. Sigmund Freud, narsisizm için der ki “narsist kişiler kendilerini beğendikleri için değil, kendilerinden nefret ettikleri için böyle görünen kişilerdir.“ Bir insan kendini heba ediyorsa, olmadığı biri gibi davranıyorsa, kendi özgüvenini böyle tamir etmeye çalışıyorsa büyük bir kişilik problemi var demektir. Bence günümüzde sosyal medya bunu ciddi anlamda da körüklüyor.

Yeri gelmişken kısa bir bilgi vereyim. Vücutta “mao” denilen bir emzim ailesi mevcut, bu enzim, sinirin sebep olduğu adrenalini yıkmakla görevli. İntikam almaya retorik davranmaya yatkın, borderline karakterde ve psikopat seviyesinde insanlarda genellikle bu enzimin çok yavaş etkileştiği görülmüş.

(Referans 1        Referans 2)

Sevgiliniz intikamcıysa, psikolojik(kıskandırma, sosyal medya, aldatma gibi) veya fizyolojik(erkekse dövme, kadınsa dövdürme) olarak zarar vermeye çalışan biriyse, kaçın. İntikamın kardeşi kıskançlıktır. Bu 2’si aşırıysa sizin iyileştirebileceğiniz bir durum yoktur. Bu kişi muhtemelen geçmişteki bir paterni izliyordur, belki babasından(kadın ise), annesinden(erkek ise) veya sevgilisinden kalma bir acıyı tekrarlıyor, karşı tarafa acı çektirmeye ya da kurban olmaya çalışıyordur. Bu esnada ilişkiyi görenleri şahit olarak toplar ve iyi hissetmeye çalışır. Normu budur.

Kişinin Kendi Değeri Üstüne

Pskytr. Dr. David Burns ve bilişsel terapide ve Zenon’un Stoacı felsefesinde bir gerçek vardır.

“Kişinin değeri dış olaylardan bağımsızdır.”

Bir kişi sizin değerinizi, özgüveninizi etkilememelidir. Etkileyebiliyorsa veya etkileniyorsa bilin ki sizi manipüle ediyordur ve manipüle eden kişi manipüle edilebilen kişidir.


“Elinizdeki en büyük güç sidik yarışına girmek değil, tam tersi onun davranışlarına istenen yanıtı vermemektir (ilgisiz kalmanız gibi).”


Güçlü bir erkek(veya kadın) yönlendirilmez, kötü hissettirilemez özgüveni tamdır. Kendinizi böyle geliştirmenizi tavsiye ederim. Bunun da yolu frontal lobu devamlı çalıştırmak, yani mantıklı düşünmek ve bölgeyi güçlendirmektir. Böylece davranışlarınızda duygularınızı yönlendirirsiniz. Tersi oluyorsa limbik sistem kontrol ediyor demektir. Bu yüzden hep bir aktivite ile uğraşmalıyız. Frontal lob; kendini bilim, sanat, spor, müzik gibi alanlarda geliştirerek büyürse limbik sistemde buna uygun olarak keyif oluşturur ve siz “küçük” düşünmezsiniz, bilge olursunuz. O kişi de bir süreden sonra yok olur, önemsizleşir, odağınızdan kayar. 

Buna somut bir örnek olarak Instagram “beğeni”leri verilebilir mesela anlık paylaşımlar küçük zevktir. Doyumsuzluk ve tatminsizlik yaratır. Daha kötüsü sizi bir süreden sonra hiç tatmin etmez. Vücudun böyle garip bir mekanizması var, devamlı aynı doyuma maruz kaldığında reseptörleri azalıyor ve o reseptörleri doyurmak için o eylemi daha çok yapmaya çalışıyorsunuz.

Bir insan olarak bu kontrolü başardığınız zaman o kişi için acı başlayacaktır. Çünkü unutuluyor demektir. Birine zarar vermeden alabileceğiniz en iyi intikam onu unutmanız, onun da unutulmasıdır. Bunu unutmayın.

Burada Kim Karlı Çıkar?

Bir ilişkide saplantısının, sidik yarışının önüne geçip de uzlaşmak, konuşmak isteyen, gururunu yoksayan “mantıklı düşünen yani frontal lobu ile hareket eden” taraf kazançlı çıkar. Yalnız dikkat bunu en fazla 1-2 defa denemelisiniz. Yoksa saplantı devam eder. Başardığınız da kabullenme evresine girip, bu girdaptan çıkarsınız. Aşkta gurur olmaz derler ya. İşte bu doğrudur ama sadece ayrılıklarda!

Terk Etme Oyunu Nedir?

Bazen karşı tarafın anlaması için oyunlar oynayabilirsiniz, terk etme oyunu yaratmak, ufak tefek kızıştırmalar yapmak karşı tarafta ilgisizliğin yerine kaybetme korkusunu koymanızı sağlar ve ilişkileri güçlendirir.

“Bütün güçlü ilişkiler travma sonrası yaşanır”

Tabii ki ölçüyü kaçırırsanız güzel bir ilişkiyi berbat edersiniz. Bu lafım ilişkiyi heba eden, uzlaşmak istemeyen tarafadır(gerçekten ayrılmak, ilişkiyi sonlandırmak isteyen tarafa değildir):


“Dünyada kaç kişiye karşı tutku duyabileceğinizi düşünüyorsunuz? Kaç kişiyle aynı hisleri yaşayabileceğinize inanıyorsunuz?”


O kişiyi seviyorsanız, o da istiyorsa neden yatırım yapmaya devam etmiyorsunuz? Bazen insan ilişki içinde ne kadar sevdiğini değerlendiremiyor ve harcayabiliyor ama bunu fark ettiğinizde her şeyi yola koyabilirsiniz. Karşılıklı olarak bir şeyleri telafi edip, üstüne konuşabiliyorsanız, bunu yapın. Olmuyorsa ya da durum bu değilse geride bırakın. (Referans: İlhan Uçkan – Terk Etme Oyunları)

İlişki Geleceğine Nasıl Karar Vereceğiz?

(Sevmeyen veya Manipülatif Kişiler)

Bazen karşı taraf sizi gerçekten istemiyordur, aşık değildir; bazen de size acı çektirmek ister ki buna manipülasyon diyoruz. Peki karşınızdakinin sizi sevmediğini veya acı çektirmek istediğini nasıl anlarsınız? Çok basit, manipülatif kişiler mantıklı konuşma süreçlerine kapalıdır. Cevapları net değildir. Olayları çarpıtır. Oysaki sizi sevmeyen kişi ise sizinle ciddi bir ses tonuyla neredeyse mimiksiz tamamen “frontal lob” ile konuşur. “Seninle olmayacak, üzülmeni anlıyorum fakat bitti.” der. Kararı çok nettir. Klasik bir ayrılık cümlesi vardır: “Seninle çok güzel zamanlarımız geçti ama artık bitti, belki arkadaş kalabiliriz?” Bunu söyleyen kişi manipülasyon yapmıyordur. Sizi kafasında gerçekten bitirmiştir ve bence doğru bir yaklaşımdır. Diğer taraf ise üstte anlattığım gibi acı çektirmeye çalışıyordur ve açılan yaranın kapanmasına izin vermiyor demektir. Üstünüze gelir. Merak etmeyin o da kötü durumda ama siz acı çektirilmeye çalışılan tarafsanız yapmanız gereken tek şey onun oyununu oynamamaktır. Üstte anlattığım gibi “bilge” olun.


Robert Greene diyor ki “aşk kusur varsa oluşur”. Yani kişinin bir kusuru yoksa (özgüveni tam ise ki bu kimsede %100 değildir.) aşık olmaz, Ayrılık acısı çekmez veya baştan çıkartılamaz. Bu yüzden az miktarda manipülasyon karşı tarafın size ilgisini arttırmak ya da ne hissettiğini anlaması için iyidir fazlası ise ilişkileri yok eder.


 

Ayrılık Acısı Nasıl Geçer?

Karşı taraf uzlaşılmaz durumda ise veya sizden tamamen vazgeçtiyse öncelikli olarak kabullenmek ve “karşı tarafı ne olursa olsun affetmek” gerekir. Sonra da “kendinizi affetmeniz gerekir”. Hatanızı abartıp dövünmeye devam ederseniz, bu cezalandırmaktır. Duygularla karar vermektir.

Ayrılık acısı ve çözüm yöntemleri nedir? 2 temel süreçten bahsedebiliriz:

a) Fizyolojik

b) Psikolojik

a) Fizyolojik

Fizyolojik yöntem dopamin, serotonin ve testosteron salgılama üstüne kurulu yaşamı ifade eder. Dopamin “hareket ve güneş ışığı” ile aktif olur. Yani spor yapmak ilk şarttır! Mümkünse güneş ışığı görerek yapmak daha yararlıdır (koşu, bisiklet, yürüyüş). Bu kan akışını ve serotonini taşınımını artırır. Ağırlık kaldırmak testosteron seviyesini arttırır ki bu hormonun en önemli özelliği stresle başa çıkmak bir gladyatöre dönüşmektir. İşte bu şekilde depresyona balyozla vurursunuz. Kısaca sağlıklı kafa sağlıklı vücutta olur. Evde oturup kalırsanız düşüncelerde boğulursunuz. İyi-dengeli beslenmek ve 8 saat uyumak gereklidir. 

Depresyonla mücadele ederken olabildiği kadar güneş ışığı görmeniz hormonlarınızın düzenlenmesini sağlar. Yine çevreyi mümkün olduğunda değiştirmek, stresi azaltmak gerekir. Manipülatif biri karşısında o çevrede bulunmamak önemlidir. Ayrılıklarda o sebeple tarafların birbirini görmemesi, iletişimde bulunmaması gerekir. Bir tarafın ancak psikolojik problemleri varsa çevrenizde bulunmaya devam eder. Mesele kendi özgüvenidir, siz bir süre sonra kurtulur, yeni sağlıklı bir ilişkiye girerseniz o ise iyileşemez. Üstte uzun uzun bahsettim. Çünkü limbik sistemi hayatını kontrol etmeye başlar.

b) Psikolojik

Psikolojik yöntem ise saplantınızın neden oluştuğunu fark etmektir. Unutmayın duygular davranışları etkiler ama davranışlar duygulara sebep olur. Yani siz hareketlerinizi kontrol ederseniz, bir süreden sonra olumlu duygular hissetmeye başlarsınız. ilham gelmesini beklemek kendinize uğraş bulmanız gerekir. “canım hiç istemiyor yerine canım istemese de bunu yapacağım” demeniz gerekir. (Ref: David Burns – İyi Hissetmek)

Mesela bilişsel terapist “Psikiyatr Dr. David Burns” İyi Hissetmek kitabında 3 sütun tekniği denen bir yöntem önerir. Bu yöntemde:
1.Sütuna: Size acı çektiren olay
2.Sütuna: Ne hissettiğiniz
3.Sütuna: Aslında olayların bununla bağlantılı olmadığı üzerine mantıklı açıklama yapmanız istenir.

Burada ne hissettiğinizi “ya hep ya hiç”, “aşırı genelleme”, “olumluyu geçersiz kılma”, “duygusal karar” vs. gibi kendine ceza kesme, zihinsel zarar verme mekanizmaları mevcuttur. Bunlar genelde kişilerin davranış paternlerinizin arkasında yatan temel sebeplerdir ve içinizde bulunan yargıç, siz depresyondayken yanlış karar verir. Bunların ayrıntısını kitapta okuyabilirsiniz. Örnek veriyorum:

1.Sütun(olay): Ahmet beni daha iyi/yakışıklı/güzel biriyle aldattı veya terk etti. (veya Ayşe beni aldattı veya terketti)
2.Sütun(ne hissediyorum): Çünkü yetersizim, başarısızım, onu mutlu edemedim, her şeyi yanlış yaptım. Bütün kadınlar böyle zaten.(Olumsuzu geçerli kıldım, suçu üstüme aldım, ya hep ya hiç yaptım)
3.Sütun: Hatalarım olabilir fakat yetersiz değilim. Çok iyi zamanlar geçirdik, bana bağlıydı. Onun yaptığı yanlış bir davranıştı. Başka biri yaptıklarımı değersiz kılamaz. Artık geride bırakmalıyım.

Dikkat edin kötü hissetme sebebi kişinin terk etmesi değil, “yetersizlik” düşüncesidir. Yani özgüven kaybıdır. Bu teknikte 3.sütunu gerçekleyemezsiniz, özgüveni karşı tarafa zarar vererek gerçek kılmaya çalışırsanız(hatırlayalım: limbik sistem sizi kontrol ediyor. Yani anlık rahatlama istiyorsunuz.) 2. sütun sebebiyle ilk paragraflarda anlattığım takıntıyı kendinizde yaratırsınız.

Ruh Eşi Saplantısı

(Bir Daha Onun Gibi Kimseyi Sevemem Yanılgısı)

Unutmayın ki limbik sistem ödül sistemiyle çalışır. Gerçekten sevdiğiniz, hoşunuza giden, hayaller kurduğunuz birini kaybetmiş olabilirsiniz ama bu hayattınız boyunca aşık olacağınız tek kişi olduğunu göstermiyor. Unutmayın ki:

Ruh eşi saplantısı psikolojik bir bozukluktur. Bu dünyada böyle hissedeceğiniz tek birinin olmasına inanmanız da bir çeşit obsesyondur.

Böyle gerçekten sevebildiğiniz birine ulaştıysanız, kıskanıyorsanız ve “o da benzer şeyleri hissediyorsa” muhtemelen homogamiye göre ideal gibi bulmuşsunuz. Yani fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan birbrine benziyorsunuzdur. sevimliyseniz sevimli, esmerseniz esmer, psikopatsanız psikopat (eheh maalesef), sayısalcıysanız sayısalcı, inatçıysanız inatçı, boylarınızın yakın olması, burunlarınızın benzemesi, hatta burun delik çapları bile buna örnektir. İşte böyle birini unutmanız zordur. ki modern toplumda bu benzerliğe muhtemelen uyuma “pair bonding” deniliyor. Darwin bunu üremeye uygun 2 çift olarak açıklıyor. Şurada referanslarla detaylı açıkladım:

Homogami ve Çiftlerin Uyumu (Ekşi Şeyler Linki)

Böyle birinden ayrıldıysanız zorlanacaksanız ama yapmanız gereken bir süre çekilmek, acınızı yaşamak ve bahsettiğim gibi fiziksel ve psikolojik açıdan gelişmeye çalışmalısınız. Kabullenme ve hayata devam etme sürecinden sonra fark edeceksiniz atlatmışsınız veya hafiflemiş, işte bu esnada yine homogamiye uygun birilerini bulmanız bu acıyı tamamen yok edecektir. Yani limbik sistemini doyuracak oraya uygun yeni birini koymuş olacaksınız. Yalnız dikkat edin, bunu başta yapmamak önemli, yoksa o kişiyi de tamamen harcarsınız.

Umarım yardımcı olmuştur. Belki yazılacak çok şey var, devamı başka bir yazıda.

Geçmiş olsun.

Subscribe
Bildir
guest
105 Yorumlar
Most Voted
Newest Oldest
Inline Feedbacks
View all comments