Ana Sayfa » Arşiv Kasım 2021

Kasım 2021

Aşırı Sinirlenen Erkek Olmayın!

Aşırı Sinirlenen Erkek Olmayın! (Kontrol ve Odaklanma)

Aşırı sinirlenmek özellikle genç erkeklerde daha sık karşılanan bir durumdur. Zamanında aşırı sinirli biri olarak anlayabiliyorum. Hatta çevremdekiler sinirlendiğimde korktuklarını belitirlerdi. Tabiiki zamanla bu potansiyel enerjiyi kontrol etmeyi öğrendim. Richard Cooper’ın The Unplugged Alpha kitabında da benzer bir bölüm ve özellikle bu kısmı da farklı kaynaklarla yoğurarak yorumlamaya çalışacağım.  

Erkeklerin En Tehlikeli Çağı

Erkekler ergenlikte testosteron artışıyla birlikte maskülen taraflarını keşfetmeye başlar. Bunun en önemli çıktısı agresiflik, dışa dönüklük ve aşırı sinirdir. Bu enerji doğru yönlendirilmelidir. Zamanla mantıklı düşünme geri plana itilebilir ve dürtüsel kısım ağır basabilir. Cinayetlere bakın hep en fazla 20lerindeki erkeklerin işlediğini görürsünüz. Esas problemse bunu yönlendirememenin büyük bir enerji kaybı olduğudur! Günümüzde feminen düzenle bu traşlanmaya çalışılsa da erkeğin yakıtı testosterondur ve kişi kendini gelişim için bunu kanalize ederse devleşir.

Aşırı siniri kontrol edememek takıntıya sebep olabilir ve takıntılar tekrarla güçlenir. Aşırı siniri şiddete yönlendirmek rahatlamaya neden olur ve bu da zihninize anlık rahatlamayı öğretir ve tekrara sebebiyet verir. Esas problem yanlış yönlendirdiğiniz konuların size zamanla zarar vermesidir.

Rahatlama mekanizması ve tekrar->Obsesif kompulsif davranış veya bozukluk (OKD veya OKB)

Daha kötüsü kadınlara gösterilen tepkilerdir. Evet kız arkadaşınız da 20lerinde çok sinir bozucu olabilir, üstünüze gelebilir ve bir yerde size saldırabilir. Siz de koruma amaçlı onu durdurabilir ya da itebilirsiniz. Tebrikler işte o an suçlu siz oldunuz! Bunu önlemenin yolu kadınlarla tartışmamak veya zor durumlarda cep telefonunun kamerasını açmaktır. Her durumda sonradan kız arkadaşınıza izletebilir ve saçmaladığını anlatabilir, daha zor durumlarda mahkemede kullanabilirsiniz.

20lerimde öfkeyle/sinirle mücadele eden biriydim. Akademik kariyer yapmaya çalıştığım için aşırı kontrolcü ve mükemmelliyetçi davranıyordum. İstemediğim bir not, olay vs. geliştiğinde devamlı bilişsel çarpıtmalar yapar, eşyalara bile saldırırdım. Bunun zamanla obsesyona dönüştüğünü fark edememiştim bile. Yıllar sonra da bu zihin setini değiştirmek için uğraştım ve defalarca başarısız oldum. Aşağıda bunu nasıl yendiğimi de anlatmaya çalışacağım.

Aşırı ve Mantıksız Tepkilerle Nasıl Mücadele Edebilirsiniz?

Yaşadığınız bir olay bazen çok sinir bozucu olabilir fakat olayın bir noktada enerji yönlendirme olduğunu anlamalısınız. Aşırı sinir veya kontrolsüzlük halinde mantıklı tarafınızı devreye almalınız. Bunun yolu da karşı tarafa bağırmak/şiddet yerine 15 dk. durmak ve o zorlantıya/öfke haline maruz kalmak olmalıdır. Kendini gaza getirici ki bunlara bilişsel çarpıtma diyoruz, kaçınmalısınız. (Örnek: “ben başarısızım zaten, o yüzden iyice batırmalıyım”, “ben zeki biri olsaydım bu halde olmazdım”, “karşımdaki aptal o yüzden onu döverek dersini vermeliyim” vb.)  Bundan kaçmak için kompulsif nötrleşme hareketi yapmanız, ileride bu hareketi tekrarlamanız için bir döngü yaratacaktır.

Bu konuya altta değineceğiz ama durum şudur:

“Kişişler ya kendi inançları yüzünden size saldırılır ya da inançlarınız zedelendiği için o kişiye saldırırsınız.

Böyle sorunlarınız varsa sevdiğiniz ve güvendiğiniz insanlarla paylaşmanız da iyidir. Çoğu kişi takıntılar konusunda ketum olabiliyor. Bunu gizlemek sorunu büyütmenize, normal olarak algılamanıza neden olabilir.

Mark Manson ve Bir Şeyi Kafaya Takmak

“Bir şeyi seçmemek bile başka şeyi seçmektir.”

Diyor Manson. Bir olayı yaşamak ve sinirlenmek/üzülmek sizin kontrolünüzde olmayabilir ama nasıl tepki vereceğiniz sizin kontrolünüzdedir.

1-Kişileri Takmak

Kişiler diğer kişilere tepki verir fakat temelde kişisel inançları zedelendiği için bunu yapar!

Biri size çok takmışsa ve nefret ediyorsa, ondan üstün olduğunuz ve görüşlerinizin o kişinin inançlarıyla çakıştığı için olduğunu anlamalısınız. İnsanlar kendilerinen alt seviye kişilere takmazlar. İnsanlar başka insanlardan eğer kendilerine hakaret edilmiyorsa rahatsız olmamalıdırlar. Bu durumda sizin ona karşılık vermeniz de anlamsızdır.

Eğer siz, o kişiden nefret ediyorsanız, öncelikle kendinizi sorgulamalısınız. Çünkü o kişiyi üstün buluyorsunuz. Sizi o kişinin değil, bir görüşün inancınızı rahatsız ettiğini kavramamışsınız! İnancınızla yüzleşmek yerine, kişiyi suçlamayı kolay buluyorsunuz!  

2-Olayları Takmak

Gereksiz olaylara takıyorsanız sebebi enerjinizi verecek daha iyi bir şeyiniz olmamasıdır. Örneğin yaşlı insanlar kasiyerle bağırır ya da emekli Albay Ahmet Amca evinin önüne arabasını çeken adama takar.

Hayatınızda sorunlar hep olacaktır ama neye aşırı sinir yapacağınız sizin elinizdedir. Mark Manson kitabında şöyle der: “Mesele sorunlardan kaçmak değildir, sizi ilgilendiren ve geliştirecek sorunları bulmaktır.” Hayatınız için anlamlı şeyler bulamazsanız, anlamsız konulara enerjinizi harcarsınız.

Zihninizi inşa eden sizsiniz, gençliğinizden itiberen gereksiz konulara enerjinizi harcarsanız, her geçen sene de daha pesimist, yaşlılıkta ise depresif biri olursunuz.

Manson’da birazdan anlatacaklarıma da benzer düşünüyor ve “bazı ıstıraplardan kaçamazsınız” mesele bunları kontrol edemeyeceğimizi kabul etmektir.  Hatta Budda’ı örnek göstermiş:

“Acılar ve kayıp kaçınılmazdır, onlara karşı koymayın.”

Richard Cooper ve Enerjinin Korunumu

RC kitabında Mortal Kombat örneğini vermiş. Yaşam enerjiniz başta %100, her yanlış hamledeyse düşer. Bunu hayata uygulayabiliriz, her gün uyandığınızda tam enerjiyle başlıyorsunuz fakat her yanlış hamlede, bir olaya veya kişiye takıp, aşırı sinirlendiğinizde sittir etmeyi öğrenemediğinizde enerjiniz düşüyor. Sonunda ise gerçekten uğraşmanız gerekenler için enerjiniz kalmıyor.

Bana soranlara da önerdiğim tek şey: Neyi takacağınızı öğrenin! Çünkü belli bir enerjiyle başlıyoruz. İş-arkadaş-partnerler enerjinizi bitiriyor. Neyin buna değer olduğuna da karar vermeniz gerekir.

Örneğin trafikte bir araba çıktı önünüze ve dallamalık yapıyor. Bu durumda ne yapabilirsiniz?

1) Arabanın önüne kırıp, uzunları yakıp, levyeyi çıkartıp adama dalabilisiniz.

2) Bu adam için değmeyeceğine karar verebilirsiniz.

Anlık aşırı sinir sadece odağınızın kaymasına neden olur.

Testosteron-Kortizol İkilemi

Gereksiz sinirlenmenin sosyal tehlikeleri olması yanında, fiziksel sorunlar da yaratır. Örneğin artan kortizol miktarını arttırır ve bu da katabolik reaksiyona neden olur. Sonuçta testosteron seviyeniz azalır ve daha güçsüz, hayata karşı pesimist bir tavıra girersiniz, unutmayın ki erkeğin yaşam kaynağı testosterondur, bunun en önemli yolu da düşük strestir. Tabii ki iyi uyku çekmenin de bunu düzenlediğini hatırlatırım.

Burada garip bir ikilem de var: Aşırı sinir sahibi olmanıza neden olan testosteron fakat bunu yanlış kullanıldığınızda ceza keserek kortizol seviyenizin de artmasına neden olur. Oysa ki aynı hormonu ağırlık kaldırarak kullandığınızda anabolik olarak gelişirsiniz.

Bu kayıplar kendinizin en iyi versiyonu olmanızın önünde de engeldir, çünkü yanlış kaynaklar için enerjinizi dağıtmış olursunuz. Sonuçta odağınız bozulur; amaçlarınız, tutkularınız ve hayallerinize yönelemezsiniz. Eve geldiğinizde hala “arabasını kıran adamı”, “işte size bağıran patronu”, “enerjinizi yiyen sevgilinizi veya arkadaşınızı” düşünür durursunuz. Hala keşke böyle yapsaydım/deseydim diyerek zamanınızı, enerjinizi harcmaya devam edersiniz. Odağınızın tamamı bu konuya yönelir!

Farkındalığı Yönlendirmek!

RC katıldığı bir yatırımcı konferansında Dandapani isimli bir rahip şöyle demiş:

“Where awareness goes, energy flows.” (Farkındalığı enerji takip eder.)

Yatırımcıların dikkat dağınıklığı yüksek olur, hatta değişen boyutlarda dikkat dağınıklığı bozukluğuna sahip olabilirler ve buna neden olan enerji vampirlerine dikkat edilmelidir. Farkındalığınızı arttırmaksa tek yoludur: (Mini Not: Jung da toplumdaki değişimin bireyde farklılaşma ile mümkün olduğundan ve farkındalıktan bahsederdi. Bu yüzden gölge kavramı ve arketipler üstünde dururdu.)

Farkındalığınız yüksek olursa enerji bunu izleyecektir. Zihninizde nereyi uyarırsanız o kısımlar güçlenecektir ki bunu bilişsel psikolojiden de biliyoruz. Zihinde alışkanlık yaratmanın yollarında biri de odaklanmaktır. Yalnız odaklanmayla her şeyi kontrol etme karıştırılmamalıdır.

Örneğin enerjinizi zihninizde mutlu olacağınız kaynaklara harcarsanız, zihniniz de gelişecektir. Atomik Alışkanlıklar kitabında da benzeri önerilir. Her gün %1’lik gelişim, kendinizin en iyi versiyonun ulaşmanızın(iyi alışkanlıkların) yoludur.

Odaklanma ve Kontrol

İnsanlar aynı anda 4000 düşünceyi zihinlerinden geçirirler. Oysaki sadece 1 tanesini takıntı yaparlar. Daha ilginci birçok yan düşünceyi de bununla ilişkilendirirler.

Dr. Mark Freeston “Beyaz Ayı” testiyle düşünce kontrol edilebilir mi? Konusunu araştırmıştır. Deneklerin 2 dk beyaz ayıyı düşünmesi istenmiş fakat kişi aynı anda 4000 düşünceyi fark etmeden zihninden geçirdiği için başarılı olamamıştır. Çünkü tek düşünceye odaklanmak oldukça zordur, heleki günümüzdeki sosyal medyanın bizi şartlaması sonucunda bu  süre iyice daralmıştır. Çünkü her şeyin kolayına alışmış durumdayız ve kısa süreli dopamin uyarılarıyla(like gibi) tatmin yaşıyoruz. Bu yüzden karbo tüketimi artıyor, obezite artıyor, feminenlik artıyor.  

Deneyin tersi de yapılmış ve 2 dk boyunca beyaz ayıyı düşünmemeleri ve yine her düşündüklerinde 1 çizgi atmaları istenmiş. Denekler onlarca çizik atmış. Çıkan sonuç “bir dürtüyü, düşünceyi tamamen bastırmak imkansızdır!”

Dr. Wegner’de benzer konuyla çalışmış ve ne kadar o düşünceden kaçarsa ve çeldirici ararsa bir süreden sonra çeldiricilerin de düşünceyi bulduğunu keşfetmiştir. Beyaz ayı yerine mavi kuş düşünürseniz, mavi kuş bir süreden sonra beyaz ayıyı hatırlatır. Zihin kontrolünün özellikle stresle zorlaştığını belirtmiştir.

Stresten uzak durmak önemli çünkü mevcut enerjinizi azaltır ve düşüncelere yenik düşmenize neden olur. Bu sebepledir ki bir kötü olay yaşadığınızda arka arkaya kötü olaylar yaşanır ve siz “kötü kötüyü çekiyor” diye düşünürsünüz. Oysaki zihin kendini böyle programlar. RC dediğiyle de bağlantı kurabiliriz: Yani günlük enerjinizi yanlış kaynaklara yönlendirmiş, kendi hedeflerinize harcamamış olursunuz.

En iyi yol bunun kontrol edilmesi gerektiği inancından kurtulmaktır ki OKB’nin en büyük problemi kontrol etmektir! Bu da sadece obsesyonda değil, mücadele ederken de aktifleşir. Örneğin saçma bir konuya OKB’linin takılma nedeni o konuyu aşırı önemli görmesi, aşırı kontrol etmesi ve enerjisini harcamasıdır. Dr. Wegner’da göre en iyi mücadele yöntemi olayı kontrol edemeyeceğinizi anlamaktır! Yani kafaya takacak daha iyi şeyler bulun!

Başta zor olabilir. Bu durumda da maruz kalmak bir diğer yöntemdir. Maruz kalıp, oraya buraya saldırmaz, sevgilinize/anne-babaya bağırmak yerine mantıklı düşünerek bunun yanlış olduğunu kendinize anlatırsanız ve gerekirse yazarsanız zamanla kafaya takmamayı öğrenirsiniz

Kendililiğinizde Uzmanlaşın!

Her insanın hayatında birçok enerji vampiri vardır ve bu kişileri bulamazsanız günlük enerji barınızı tükenir, hedefleriniz için daha az enerjiniz kalır. Kendililiğinizde uzmanlaşmanın en güzel yolu enerji vampirlerini bularak hayatınızdan çıkartmaktır.

Bunu anlamanın yolu nedir? Eğer sallamadığınız şeyleri doğru seçtiğinizde hisleriniz iyileşiyorsa veya sevdiklerinizin hayatı kolaylaşıyorsa doğru yoldasınız demektir.

Yalnız bu durum kişi veya çevresi tarafından ihlale ya da bencil olmanız gibi utandırma taktikleriyle suistimale uğrayabilir. Yani bazen en yakınınımız belki sevgilimiz, belki de onun çevresi enerji vampidir. O kişileri sevmediğimizi söylersek bize karşı cephe alınabilir. Herkes iyi anlaşmak zorunda değilsiniz!

RC’de bir örnek:

Sevgilimin bir arkadaşı, orta yaşta obez bir kadın, bütün evde takılıp, devamlı çevresindeki insanları küçümsüyordu. Başka düşüncelere katılmayıp, herkesin kendi düşüncelerini kabul etmesini istiyordu. Tipik bir duygusal enerji emiciydi. Kız çocuğumun bu kadının çevresinde olmasını istemeyerek 2 defa gelen akşam yemeği buluşmasını reddettim. En başta sevgilim bozuldu fakat ilerleyen süreç de o da bu kadının iyi niyetli olmadığını ve enerji vampiri olduğunu kabul etti.

Yani kendinizi kontrol etmek ve sinirinizi farklı kaynaklara harcamak hayatınızı kaliteli hale getirir. Bazı insanları kızdırabilir, bazı insanlar size düşman olabilir, bu kaçınılamazdır.

Kendi Kontrolünüzü Nasıl Güçlendirirsiniz?

Bu durum kas inşasına benzer. Sizi zorlamayan şey güçlendirmez. Gerçekten zorlayacak ve iradenizi terbiye edecek bir şey istiyorsanız soğuk duş alabilirsiniz. Sıcakta duş almak modern bir lükstür ve geçmişte insanlar buz gibi göllerde duş alırlardı. Aslında baktığımız da günümüzde birçok şeye  kolay ulaşmak irademizi zayıflatıyor ve bu konuda verilecek en iyi öneri bir şeyin zor versiyonu varsa onu tercih etmeniz olacaktır. Böylece o işten daha fazla keyif alırsınız, çünkü yaptığınız iradenizi geliştirir. Bir şeye kolay ulaşmaksa emek verme konusunda cimri olmanıza neden olacaktır.

Soğuk Duş Almanın Yararları:

  • -İradeyi güçlendirir.
  • -Beyindeki sis perdesini kaldırır ve odaklanmayı iyileştirir.
  • -Kan dolaşımını iyileştirir.
  • -Cilt ve saç için sağlıklıdır.
  • -Bağışıklığı güçlendirir.
  • -Enerjiyi arttırır.
  • -Metabolizmayı güçlendirir ve yağ yakmayı hızlandırır.

İleri okumalar

  1. Richard Cooper – The Unplugged Alpha
  2. Mark Manson – Kafaya Takmama Sanatı
  3. Purdon, Clark – Takıntılarla Başa Çıkma
  4. James Clear – Atomik Alışkanlıklar

Günümüzde İlişkilerin Özeti

Günümüzde İlişkilerin Özeti

Ekşi’de gezerken yine garip girdiler gördüğüm bir konu oldu. Örneğin duygusuzluktan, herkesin hızlı yaşadığından, zırh giyilmesi gerektiğinden çünkü aldatılabilecek olmanızdan, kadınların çok çabuk eş değiştirdiğinden ya da ilişkilerin hızlıca tüketildiğinden bahsedilmiş ama nedenleri düşünmemiş.

Bu konu “günümüzden” öte tarihsel döngü ve toplum yapısıyla ilişkili. Kişiler genelde bireysel karar aldığını düşünse de onlara yön veren toplumdur. Sosyoloji bu yüzden önemlidir.

Özetle sorun dönemde değil, bu döneme kadar inşa edilen tarihte. Özellikle de sosyal şartlanmaların, toplumsal cinsiyetin ve feminen düzenin erkeklere ve kadınlara etkisi farklı oldu.

Kadınlara Olan Etkisi

Feminizm sadece eşitlik kavramını getirmedi, her ne kadar kadınların meta olmasına karşı çıksa da buna destek de oldu. Örneğin geçmişte kadınlar için cinsellik tabuyken, günümüzde değil, hatta tek anneler destekleniyor. Sosyal medyanın büyümesiyle, kadınlar bu niteliklerini kullanır oldular ve destekleyen onlarca erkek olduğu fark edildi. Örnek olarak onlyfans, hafif versiyon olarak instagram verilebilir. Günümüzde kadınlar kendilerini pazarlıyor daha kötüsü sosyal hesaplarıyla statü sahibi olmaya başladılar.

Madem eşitlik var erkekler neden yapamıyor? Çünkü erkek vücudu aynı işlevi göremiyor. Çünkü erkek ve kadın temelde aynı avantajlara ve dezavantajlara sahip değiller.

İsviçre’de yapılan çalışmalarda kadınların tam eşitliğe sahip olmasına rağmen hala ekonomiye katkı sağlayamadıkları biliniyor ve hala katma değeri düşük, az rekabet gerektiren işlere yöneliyorlar. Oysaki teori kadına eşitlik sağlandığında erkekler kadar başarılı olacaklarıydı, bu gerçekleşmedi. Her ne kadar yapan kadınlar(ceolar) olsa da oranları düşük. Hatta Forbes’un yaptığı istatistiğe göre dünyanın en zengin 10 kadının bunu miras veya nafaka ile aldığı biliniyor.

Geçende ekşi-şeylere porno sektörüne giren kadınların yaşadıkları isimli bir yazı girmişti. Yazı net olarak kadınların beyaz yaka olmaktansa kolay yoldan cinsellikle para kazanma isteklerini ispatlıyor. Belki azınlıktaki kadının hedefleri olabilir ama yüksek oranda kadın basit yolu seçiyor.

Kadında Özgüven

Özgüvenin gruptan kaynaklandığını ve içten gelmediğini anlatmıştık. İşte kadının özgüven kaynaklarında biri de grup tarafından beğenilmektir. Eğer kadın para kazanmak için kendini pazarlamıyorsa, beğenilmek için bunu yapar ve alabilecekleri en kolay kaynak günümüzde tabii ki sosyal medyadır.

Instagramda ilgisini çekmesenizde o kadına gönderdiğiniz mesaj onu iyi hissettirir. Çoğu erkeğin Tinder’da eşleştiği kadının yok olma sebebi de budur. Çünkü o kadının amacı eşleşmek değil, beğenilmek. Şuradaki istatistikte bir erkeğin eşleşme oranları ve yaşadıkları görülebilir.

Erkeklere Olan Etkisi

Erkeklerde ise özellikle beta stratejisini ön plana çıkarttığı ve eşitliğin kadın arzusu için önemli olduğunu dayatır. Maskülen niteliklerinin kötü olduğunu öğrenen modern erkek feminen stratejileri benimser. Hassaslaşır, özellikle “eşit partnerlik” kurgusuyla ilişkideki arzu parametresini yok sayar.

Önceki podcastlerde geleneksel aile düzenini yıkıldığından bahsetmiştik. Erkeğin otoritesi eşitlik adına yok edildi fakat sorumlulukları hala aynı. Zor durumda erkekten yardım bekleniyor, hala daha riskli işlerde çalışıyor. Mühendislik, fen-bilimleri alanlarında hala x5 kat erkek eğitim görüyor ve çalışıyor ama iş otoriteye geldiğinde “eşit partneriz”  durumuna indirgeniyorsunuz.

Esas sorunsa hipergami denklemine göre kadının eşit olarak gördüğü birine arzu duyamayacağıdır. Erkeklerin buna uyum sağlamasıyla kadınlarda da eş beğenmeme oranları yükseldi. Geçen gördüğüm bir istatistiğe göre 35 yaş altında geçen sene cinsellik yaşamayan kadınların nüfusunda bir artış mevcut ve bu erkeklerin bile önüne geçmiş durumda [ref].

Bunun tek sebebi kadınların erkekleri beğenmemesi değil. Yine sosyal medyanın hayatımıza tecavüz etmesi sebebiyle kadınlar da erkekler kadar sosyalleşme konusunda zayıflamış durumda ve tamamen beğeniye odaklandılar. Özellikle cinsel paylaşım sonucu gelen 1k beğeni ve 100 mesaj içinden nasıl olacak da birine cevap verebilir ya da o kişiye arzu duyabilir sizce?

Çocuk Yapmama Fikri de Artışta

Anti-natalizmin(çocuk yapmama) yükselme sebebi bile budur. Felsefi açıdan Dr. David Benatar‘ın dünyaya çocuk getirmenin o çocuğun acı çekmesine neden olmasıyla temellendirdiği bu görüşü günümüze uyarlamak oldukça kolay.

Çünkü doğada kadın cinsel stratejisi en iyiyi seçmeyi, erkek stratejisiyse en çok üremeye yöneliktir. Radikal feminizmin önerilerinden biri de eşitlik adına erkeklerle değil, kadınlarla partnerlik kurulmasıdır. Bunların sonucunda kadın cinsel stratejisine uygun olduğu için kadın sonsuz opsiyonu içinde daha az üreyecektir. İşte bu da antinatalizmin yükselme nedenlerinden biridir. Hatta swinger, c.ukold gibi kavramların günümüzde artma nedenlerinden biri de yine anti-natalist düşüncedeki kişilerin aile kavramına karşı olmasıdır. Bu görüşü savunan bir swinger’ın itiraflarını şuradan izleyebilirsiniz. Fark ettiyseniz çocuk yapmanın bile anlamsızlığından bahsetmiş. Önceden eşini paylaşan erkeğin psikolojisi yazısıyla yorumlamıştık.

Toplayıp çıkarttığımızda günümüzde ilişkilerin özeti kapsamında kadın cinsel stratejisine hizmet eden bir düzenin olduğunu görüyoruz diyebiliriz.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin, siteye destek için sponsorumuz olabilirsiniz.)

Fon: Machine Head – Davidian

Eşit Partnerlik

Eşit Partnerlik

Günümüzde kadınların “arzu duymadıkları erkeğin arzusuna karşı kendi rahatlıkları için pazarlık yaptığı” ilişki türüdür. İlgili podcastini geçmişte yapmıştık.

Feminen propaganda ve sol-faşizm yüzünden kadınlar da buna uyarak doğru olanın “eşit partnerlik”, “düzeyli ilişki” olduğunu zannetmektedir. Bir kadının ağzından X ile düzeyli ilişki yürütüyoruz cümlesini duyuyorsanız bilin ki ortada bir arzu yoktur, beta öder durumu mevcuttur. En önemli kırmızı alarmlardan biridir.

Kadınlar ancak arzu duydukları erkekle karşılaşmadıkları veya artık ulaşamadıklarında eşit partnerlik bekler. Örneğin çalışan bir kadın, 30’u da geçtiyse kimsenin bulaşığını, çamaşırını yıkamak istemez. Haklıdır. Artık temel gayesi hayatını kolaylaştırmaktır. Erkeğe duyduğu arzu %70+ değilse eşit partner arayacak veya kedilerle hayatına devam edecektir.

Hangi erkek kabul eder?

Çaresiz, kadınla yaşıt, mavi hap hayallerine sahip, aynı ücreti kazanan erkekler kabul edebilir. Siz onun aynı evde kaldığı kız arkadaşından farksızsınız, belki biraz seks vardır fakat o da “arzu cinselliği” değil, “minnet cinselliği” olacaktır.

Bir erkek genel olarak hayatında daha fazla emek verse de kadın eşit olmayı ister. Yapılan çalışmalarda feminizmin iddiasının aksine okumuş kadın nüfusu erkekleri katlamaktadır ama feminizmin sandığının aksine bu meslekler ağırlıklı katma-değer sağlamayan mesleklerdir ve eğitim burslarında kadınlara öncelik verildiği için katma değer işlerde eğitim alan birçok erkeğin hakkı feci şekilde yenmektedir. Buna rağmen mühendislik ve fen bilimleri alanında ezici şekilde erkekler çoktur ve bahsedilen meşhur wage-gap’in temel sebeplerinden biri de budur. Erkek daha az tercih edilen bölümlerde kızlara göre daha burs alarak daha iyi yerlere gelmektedir.

Özetle erkek mücadele eder, kendini geliştirir, kadın yine doğası gereği daha az yorulduğu mesleklere yönelir ve wage-gap oluşur. Aynı kadın üst düzey iyi kazanan bir erkeği bulduğunda “eşit partnerlik” istiyorum der. Garip şekilde feminen roller üstüne alan erkekler ağırlılı olarak boşanmaktadır. Bunu “bir evlenme ve boşanma hikayesi” yazısında anlatmıştık.

20li Yaşlar Erkekle Eşit Partnerlik

20 yaşında böyle erkekleri kapatmak daha kolaydır. Çünkü tecrübesizdir, kadın da güzeldir, yaşıtıdır. Sorunsa o kadının sizi rakip göreceği, her yaptığınızda yaşıtınız olması sebebiyle kendisiyle kıyaslayacağıdır.

30 sene geçip de ikinizde 35inize geldiğinizde işler değişir. Kendine bakan, para kazanan, iyi eğitimli, spor yapmış bir erkeğin aklı çok çabuk karışacaktır.

O yaşa geldiğinizde 20 yaş heyecanıyla evlendiğinize pişman olursun. Çevrenizde birçok kadın olacağından bir kadına ihtiyacınız olmadığını görürsünüz. Tabii ki bu seviyeye gelemediysen tek çıkış yolun elindeki kadınla pazarlık yapmaya devam etmek veya düzeyli ilişki yaşamaktır! Diğer ihtimalse kadının size boşamasıdır. Özellikle 18-22 bandında evlenen kadınların boşanma ihtimali istatistiklere göre 25 sonrasında evlenenlere göre çok yüksektir.

Her durumda ondan en az 5-7 yaş büyük olmalısınız ki sizi rakip görmek yerine hayranlık duysun. Aksi halde eşit partnerlik ile size yüklenecektir ve bu yüklenme 30’lu yaşlardaki kadınlara göre daha ezici olacaktır.

30 yaşına kadar neredeydin?

Size o kadın 30 yaşına kadar sadece kariyere yüklendi de o yüzden mi bu yaştan sonra eşit partnerlik diyor? Hayır sebep bu değil.

Kadının cinselliği 12, zihinsel gelişimiyle birlikte özgür karar vermesi 18 yaşında başlar. Özellikle modern toplumda çevresinin rahatlıkla farkına varan ve “yapabiliyorum” düşüncesine sahip, feminist, biraz da iradesiz kadın alfadan alfaya atlayacaktır. Sonundaysa beta stratejisiyle hayat arkadaşı arar.

Güçlü bir erkek neden bunu kabul etsin? Cinselliğe ulaşımın var, para kazanıyorsun. Neden eşit partnerlik istesin? Kendini geliştirmiş erkekler kendilerine hayran 20lik kadınlarla ateşli günler yaşarken, betalar düzeyli ilişki yaşıyor, betalar için bir nimet çünkü o zamana kadar 3 tane seri monogamik ilişki anca yaşamış.

Erkeğin Fiziksel Gelişimi

Erkek kendini inşa eder, kadın fizikselliğini korursa seksidir. Örneğin kadınlar kardiyo ile çekici olabilir, katabolik reaksiyon yeterlidir. Erkeğin maskülen görüntü kazanmasının tek yolu kas inşa etmesidir, yani anabolik reaksiyondur. Bununla ilgili bir yazım sonunda ekşi sözlükte swjlerden küfür yemiştim ve yazım felaket şekilde çarptırılmışı.

Robin Baker’a göre erkekler, cinsellik sonrası pipisinden çekinir der fakat kadın bel-kalça ve göğüs-omuz ve kol oranınıza bakarak erkeği değerlendirir.

Suçlamalar

Eşit partnerliği kabul etmediğinizde de tipik olarak ataerkil bir erkek olarak utandırmaya maruz kalırsınız. Oysaki eşit değilsinizdir. O kadın size eşit olmadığınız, üstün olduğunuz için ilgi duymaktadır. Kazancınız, eğitminiz, fiziksel nitelikleriniz, yaşlarınız farklıdır. Bu kadın eşitlik istiyorsa kendi yaşıtı, aynı miktarda kazanan, aynı boyda (örnek 1.60 m), aynı kiloda (55 kg) birini bulmasını önerin. Siz de polis de bu kadının böyle bir erkeği istemeyeceğini biliyorsunuz. Bütün tarih döneminde de kadınlar daha çok kazanan erkekleri daha çekici bulmuştur.

Terkeden Eşitlikçi Kadınlar

Siz eşit partnerlik pazarlığını kabul edince ve kadın 30 yaşından sonra çocuk yapınca değersizleşirsiniz. Maskülen kimliğinizi bulamadıysanız terk edilirsiniz. Çünkü kadınlar 37 yaşında tekrardan alfa fazına girerek, seksi erkeklere ulaşmak isteyecektir, çünkü dürtüsel olarak çocuk sahibi olabileceği son şansıdır. Yine ovülasyon dönemindeki hislerine dönerek tehlikeli erkekle cinsellik yaşamak isteyeceklerdir. Yani eşit partnerlik düşüncesi bir anda biter. Ancak tekrardan bakım istekleri ön plana çıkarsa düzeyli ilişki arayışına geri dönebilirler. Çünkü her kadın içsel olarak bilir ki o seksi erkeği eşit partnerlik zırvasıyla elinde tutamaz.

Özetle;

Kadınlar arzu duyuyorsa eşit partnerlikle pazarlık yapmaz. Çünkü elinde bu gücün olmadığını bilir. Bunu duyuyorsanız sonuna “bana” kelimesini ekleyin. Çünkü aynı kadın güvensiz ortamda istediği üst düzey erkek için köle olmaya hazır olacaktır. Size söylüyor çünkü size ancak bu koşullarla dayanabilir. Çünkü arzusu yetersiz ve ancak “bari işlerde bana yardım etsin, evi süpürsün, bulaşıkları yıkasın, aaa onları 30 yaşımdan sonra bir de ben mi yapacağım” diye düşünüyordur.

(Makaleye oy vermeyi ihmal etmeyin, siteye destek olmak için sponsor olabilirsiniz.)

Depresyondan Şak Diye Kurtulmak Mümkün Mü?

Depresyondan Şak Diye Kurtulmak Mümkün Mü?

İlgili podcasti şurada yapmıştık. Çoğu insan dönem dönem depresyona girer ve bununla mücadele eder. Tipik bir hata olarak mutsuzluğu da mutluluğun tersi olarak düşünerek mutlu olursa depresyonunun geçeceğini düşünür. Oysaki mutluluk, mutsuzluğun tersi değildir.

Bunu şöyle ispatlayabiliriz:

Örneğin en mutlu olduğunuz anı düşünün, hediye almak, terfi almak, aşık olduğunuz kadının size teklif etmesi? Hepsi aniden sizi mutlu eder ve yavaş yavaş söner, maksimum 1-2 gün bu his devam edecektir. Bir de sizi negatif hissettiren duyguları düşünün, hemen geçer mi? Ayrılık, terk edilme, bir sevdiğiniz ölümü? Bu hisler 1 günde geçmez, hatta ilk gün şok etkisiyle ne olduğunu anlamaz. 2. Ve 3. Gün daha çok acı çekersiniz. Örneğin depresyon tanıları 2 haftada verilir. İntihar süreci uzun depresyon sonunda ortaya çıkar. Negatif hisler, pozitiflere oranla çok daha bulaşıdır.

“Mutluluk sahip olmayla ve alışmayla; mutsuzlukta sahip olduğunu kaybetmeyle ilişkilidir.”

Kaybettiğiniz bir şeyi tekrardan bulduğunuzu veya  ayrılan sevgilinizin geri döndüğünde büyük sevinç yaşarsınız ama yine sahip olma yanılgısıyla kısa sürede bu hissi normalleştirirsiniz. O şeyi yine kaybettiğinizde yine yoğun negatif duygular içine girersiniz. Fark ettiyseniz mutlu olmak belki 1 birimken, negatif hissetmek -10 birimdir. Bu yüzden sırayla Epikür ve Stoa felsefesi gelişmiştir. Epikürcüler elinizde olanla mutlu olmayı çalışın derken, Stoacılar kontrol edemedikleriniz için üzülmeyin demiştir.

Demek ki negatif hislerden kurtulmanın basit, hızlı hap versiyonları yoktur. Bunu oboziteye benzetebiliriz. Obez insanlar yıllarca yanlış beslenmiştir, kas ve sinir sistemleri buna uygun gelişmiştir, kardiyovasküler sistemleri rezalet hale gelmiştir fakat mucizevi bir hapla zayıflamaya çalışırlar. Bunun örneğini 2000lerin başında gördük, çoğu kişi bu haplarla bağımlı oldu, rahatsızlandı ve hepsi aniden toplatıldı. Hatta Requiem For A Dream filminde bu çok iyi işlenir. Neyse.

Belki depresyon sırasında pozitif bir şeyler sizi iyi hissettirebilir ama sorun hala ordadır, zihin setiniz hala aynıdır ve kısa süre sonra mutsuzluk geri gelecektir.

Ne Yapmalıyız?

Obeziteyi nasıl yenersiniz? Rejim tamamen değişmeli, spor yapılmalıdır. 15 senelik birikim 1 ayda değişmez, aylarca mücadele edilir ve bir noktada üstesinden gelinir. İşte zihin de böyledir, yıllarca kendinizi yanlış beslerseniz, bunu değiştirmek için zihin rejimi yapmanız, zararlı şeylerden uzak durmanız, doğru kaynakları okumanız hatta terapi almanız gerekebilir. Terapilerin bile hemen işe yaramaması zihnin yavaş değişmesinden ötürü ortaya çıkar. Tekrarlı olarak terapi sürdürülmeli, tek başınaysanız size zarar veren kaynaklardan uzak durmalı sağlıklı bir hayat sürmelisiniz.

En basitinden stalk’dan uzak durulmalıdır. Çünkü eskiyi kurcalamak ve kontrol edemeyeceğin bir şeyi (örneğin eski sevgiliyi) geri kazanmaya çalışmak sadece eski anıları güçlendirmeyi ve unutma sürecinizi uzatmaya yarar.

Önceden anlatmıştım, pollyannacılık bile insanı geliştirir. Bu kişilerin negatif etmenlerden daha zor etkilendiği, para, kadın ve statüye daha kolay ulaştığı görülmüştür. Sizin düşmanınız sizsiniz. Sizin kararlarınız, sizin inandıklarınızdır. Önce bunu değiştirmelisiniz. (Bkz. Ayrılık Acısıyla Başa Çıkmak)

Çoğu kişi bir şey yapmak için önce duygunun gelmesini bekler fakat bilişsel davranışçı terapiden bunun yanlış olduğunu biliyoruz. Bir şey hissetmek için önce yapmanız da gerekebilir. Buna fake it until to make it diyoruz. Yani yapana kadar öyleymiş gibi davran. Örneğin spor yapınca “runner’s high” hissetmeniz en önemli çıktıdır. Öncesinde değil, spor yaptıktan sonra iyi hissedersiniz.

Özgüven Opsiyondan Gelir!

Özgüven Opsiyondan Gelir!

Geçen gün Rollo Tomassi’nin yaptığı “Kırmızı Hap Seçimin Gücüyle İlgilidir” isimli podcasti dinledim hem bazı notlar aldım hem de bildiklerimi birleştirerek bir sentez yapmaya karar verdim. Rollo’nun en sevdiğim tarafı beni tetikliyor olması diyebilirim.

Özgüven üstüne geçmişte de hem yazdım hem podcast yaptım, burada hepsinin üstüne koyarak yeni argümanlar temellendiremye çalışacağım.

Rollo geçmişte yazdıklarıma benzer bir düşünce ile girmiş. Şöyle diyor: “İçsel gücünüzü keşfedin, ruhunuzun derinliklerinde kendinizi bulun tam anlamıyla saçmalıktır.” Özgüven bolluk mentalitesinden gelir!” 

Bolluk Mentalitesi Nedir?

Özgüven temelde kişiye bağlı gibi görünse de seçimleriyle ilgilidir. Bulunduğunuz grupta ne kadar saygı görürseniz, özgüveniniz o kadar yüksek olur. Sosyolojiyle ilgilenenler özellikle “Küçük gruplar sosyolojisi” diye araştırırsa birçok bilgiye ulaşabilir.

Burada bolluk, küçük grupta söz sahibi olarak opsiyon geliştirmekten ya da tam tersi opsiyonlar sayesinde bir grupta söz sahibi olmanızdan gelir. Opsiyon güçtür, opsiyon seçme özgürlüğüdür.

Daha iyi bir iş şansınız varsa veya işinizde kritik bir roldeyseniz patrona meydan okuyabilirsiniz. Örneğin sevgilim dediğiniz kişi size kötü davransa veya başka erkekler yatmak istiyorum dese opsiyonunuz varsa o an terk edersiniz. Üzülmezsiniz de çünkü seçme özgürlüğünüz vardır, yoksa yıkılırsınız.

Örneğin bir anda milli piyango çıksa, opsiyonlarınız aniden artsa ayrılık acısını sallar mıydınız? Artan opsiyonunuz muhtemelen daha iyi hissetmenizi sağlardı. Çünkü çaresiz olmadığınızı hissederdiniz. Demek ki yeni opsiyonları kendiniz yaratırsanız çaresizliği aşarsınız.

Özgüveniniz aynı zamanda en büyük intikamdır ve karşı tarafı da özgüvensizleştirir. Ayrılık sonrası ilgisiz tarafın geri dönmesi bundandır, özgüvensizlik kişide karşı tarafın üstün olduğu yanılgısını yaşatır. Oysaki karşı taraf yükselmemiştir, siz düşmüşsünüzdür.

Aldatılan, terk edilen erkekler çoğunlukla depresif hisseder ve bu normaldir ama opsiyonsuz erkeklerin çok uzun sürer. Bazen böyle yazanlar oluyor: “3 sene geçtim unutamadım!” Meali: 3 senedir hiçbir kadına ulaşamadığım için eski aşkımı unutamadım. Unutmak da istemedim!!!!?

Değişmeye Karşı Direnmek!

Adam 3 sene boyunca başkasını aramadığı gibi “benim kaderim bu, hiçbir kız bakmayacak bana, bilmem kaç sene yalnız kalacağım, zaten girişken değilim, kişiliğim içe kapalı, unutmak da istemiyorum hem” diye düşünerek kendi sınırlarını daha baştan çiziyor. Bu değişmeyi istememek ve kendine zorla kişilik belirlemektir. Geçmiş yazımda anlattığım gibi kendinizi ancak gölgenizle yüzleşirseniz yeniden yaratırsınız.

Rollo kişilik testlerine karşı biri, özellikle Myers Briggs’in 16-kişilik testiyle 3-5 podcastte bir dalga geçer durur. Burada da benzerini söylemiş. Yapılan testlerin burçlardan farksız olduğunu ve kişinin buna inanarak kendini sınırladığını söylemiş.

Değişmeye direnmekte grup etkisi de mevcut. Kötü bir çevredeyseniz grup sosyolojisine göre ortalamaya uyarsınız. Çevrenizdeki herkes tembelse, örneğin kötü bir lisedeyseniz, kolay kolay iyi bir üniversiteye yerleşemezsiniz. Vasat gruplar, vasat kişiler yetiştirir. Çünkü vasatlık güvenli bölgede kalmaktır. Ancak risk alarak büyüyebilirsiniz.

Bu tip gruplar kimsenin gelişmesini de istemez farklı düşünene nefret-tepkisi gösterir. Kendimden biliyorum, ekşi-sözlükte büyüdükçe, takipçi sayım arttıkça birçok nefret mesajı aldım, oysaki kimsenin dikkatini çekmiyorken umursanmıyordum ama şu an kitlelere ulaşmamdan ötürü, kırmızı hapı anlamak istemeyen “hater” bir kitlem oluştu. Bir işte gerçekten iyiyseniz takdir de edilirsiniz ve özgüveniniz yüksek olur ve size hakaret edenleri umursamazsınzı işte umursamama aşaması yüksek özgüvenden gelir.

Sandığınız kişi bile değilsinizdir.

Kişilik testleriyle veya çevreniz nedeniyle “ben buyum” dediğiniz anda kendinize gaslighting yapmış olursunuz. Kişiliğiniz belki tamamen değişmez ama gelişebilir, farklılaşabilir. Belki de kişiliğinizde olmak istediğiniz kişi olmaktan kaçıyorsunuzdur.

Özetle yeni rutinler yaratmak, sosyal-grubunuzu değiştirmek ve risk almak kişiliğinizi değiştirir!

Burada dilin de önemine değinmek lazım. bazı dil-filozofları (Wittgenstein) kelimelerin gücü üstüne çok çalışmıştır. Bir şeyi nasıl söylediğiniz oldukça önemlidir. Örneğin aşka düştüm(İngilizcede fall in love), ona vuruldum diye algılarsnız oneitis ihtimalinizi arttırırsınız. Çünkü negatif anlam yüklemiş olursunuz. (Düşmek/vurulmak) Arabesk şarkıları dinlemek sadece melodik değil, size dikte ettiği “cümleler” yani dil yapısı yüzünden de kötüdür.

Kendini değiştirmek mümkün mü?

Psikolojiden de örnek verelim. Bilişsel-davranışçı-terapilerde de benzeri vardır, bir şey yapmak için hissetmeyi beklememeniz gerekir. Çünkü önce davranış sergilemeniz de duyguyu yaratır. Kırmızı hapta buna bildiğiniz gibi “fake it until to make it.” (olana kadar öyleymiş gibi davran) Diyoruz.

Devamlı tekrar yapmanız(kas gelişimi veya oyun) motor sinirlerde kanıksamaya neden olur. Kaslarınız bilinç kazanır. Rollo burada Karete Kid, cilala parlat örneğini vermiş. Siz fark etmeden aslında belli bir yöntemi oturtmuş olursunuz. Oyun da buna örnektir.

Kişiliğiniz veya grubunuzun size dayattığı(boşver olum, kızlar sadece tipe bakar, oyun filan s.ttir et, işe yaramaz) şeyler yüzünden kadınlarla etkileşime geçmeyebilir veya 1 kere geçip sonra vazgeçebilirsiniz. Oysaki mesele “eylemi tekrarlama ve düzendir.” Podcastte şöyle bir örnek verilmiş: “Her haftasonu barda/clubda sadece 1 kadına yürüseniz, 1 yılda yaklaşık 52 kadın eder. Bu istatistiksel olarak erkeklerin hayatı boyunca tanıştığı kadın sayısından fazladır.

Mesai gibi bunu yaparsanız kadınlarla birlikte olmaya başlarsınız ve başarılı olursunuz. Çünkü tekrar, yeteneklerinizi geliştirir, geliştikçe daha fazla kadın size yaklaşır ve sonunda bir kadına giderken düşünmeden gidersiniz. Çünkü kas hafızası gibi daha kıza yaklaşırken ne olacağını ögörürsünüz. Buna özgüven diyoruz! Yani tecrübe özgüven yaratır!

Fiziksel Gelişim Özgüveni Neden Arttırır?

Rollo’nun verdiği bir diğer örnek fiziksel gelişim. Kişisel gelişim guruları size şunu satar: “Gelişim içsel olarak başlar”, oysaki tam tersidir. Gelişim sizin “davranışlarınız ve eylemleriniz” sonucu dışarıdan başlar(bdt’de  aynısını söyler). Örneğin fiziksel olarak gelişim önemlidir. Kas inşa ettikçe öncelikle başka kadınların dikkatini çekersiniz, bu onlara yaklaşmanızı kolaylaştırır ve özgüven artar. Dikkat edin özgüven içten gelmedi, dışarıdan kazandık.

Hem psikoloji(bdt) hem de sosyoloji(grup kavramı) özgüven konusunda birbirini tamamlıyor.

Diğerlerinin Saygı Duyduğu Kişi Olun!

Rollo bu aralar zenginlerle program yapıp duruyor ve şöyle bir örnek vermiş: Zengin bir adama baktığınızda giyimi, hareketlerinden ne olduğunu, kendine güvendiğini anlarsınız. Diğer insanlar ona saygı duyar, çünkü özgüvenini içten-ruhundan filan değil, hiyerarşi de üstte olduğu için dıştan kazanmıştır. Değerliysen insanlar sana meydan okuyamaz. 2 kere düşünür. Özetle sizin gözü-kara yapmak istedikleriniz sonucunda hedefe ulaşmanız ile insanların size saygı duyması sizi özgüvenli yapar.

Cooper Stirling de reddedilmeyle korkusuyla ilgili bir örnek verdi: “Her gece bir kıza gidip aidsliyim derdim ve olabildiği kadar çabuk reddilerek bunu pozitif hislerle birleştirip, reddedilmeyi içselleştirirdim.” Amacı bunu eğlenceli hale getirmekmiş.

Rollo yine Kiss grubundan “Paul Stanley”i örnek vermiş. Adam küçüklüğünden beri “ben rock star olacağım” diyormuş, çevresindekiler belki ciddiye almadı ama işte en kararlı olan, sürüden ayrılan başarılı olma şansına sahip olur. Bir örnek de ben vereyim: Queen’in gitaristi normalde phd’li bir astrofizikçi ama siz onu büyük bir gitarist olarak tanıyorsunuz çünkü gerçekten yapmak istediği buymuş. İlginç olansa her 2sini de yapmak isteyerek başarmış. Dünyada ünlü ve doktoralı kaç gitarist vardır sizce?