Ana Sayfa » Arşiv Nisan 2021

Nisan 2021

İlişkilerde Partner Sayısı Önemli Mi?

İlişkilerde Partner Sayısı Önemli Mi?

İlgili yazının yayını bir süre önce canlı olarak şurada yapılmıştır.

Öncelikle kadınların ilişki sayısının yargılanmaması gerektiği unutulmamalıdır. Burada temel amaç erkeğin doğru kadını seçmesidir. Min. 15+ partneri olmuş kadının küçük görülmesi, kısıtlanması, hakaret edilmesi yerine o kadına uygun bir cinsel stratejiyle yaklaşılmalıdır. Örneğin uzun süreli ilişki veya evlilik yerine kısa süreli ilişki tercih edilebilir, önemli olan gelecekte sizi mutsuz edecek kadını baştan elemektir.

Neden Çok İlişki Yaşamış Kadınlar Kısa Süreli İlişki Tercih Edilmelidir?

Bu sorunun yanıtını bakirelik önemli mi-2 yazımdan kısaca özetleyeyim:

  1. 18+ sonrası bekaretini kaybeden kadınlara göre önce kaybedenler 2 kat daha fazla boşanma oranına sahiptir.
  2. 18 yaş civarında evlenen kadınlar %48’i 10 sene içinde boşanmaktadır.
  3. 20-24 arası evliliklerde boşanma ihtimali %60’dır ve ideal evlenme yaşı 25-29 arasıdır.
  4. Çok ilişki yaşamış kadınlarda mikrokremizim sonucu erkeğin spermlerinden kadına dna yerleşir ve maksimum %0.02 oranında kadının genetik yapısını değiştirir. Yani kadını maskülenleştirir. Maskülenleşen kadın daha fazla kısa süreli ilişki yaşar, çünkü maskülenleşmek bağımsızlığı doğurur.
  5. İstatistiklere göre 21-25 arasında 15’e kadar kadın-erkek cinselliğinde mutsuzluk oranları birbirine yakınken sonrasında kadınlardaki eğim hızla artar mutsuzluk %100’e yakınsar, erkeklerde ise eğim oldukça düşüktür.

Erkeklerde İlişki Sayısı Önemli Mi?

Erkeklerin bir kadına bağlanması vassopressin hormonuyla ilgilidir ve bu hormonun artışı o kadınla ne kadar zaman geçirildiğine bağlıdır, bu yüzden üstteki istatistiklerde bağlantılı olarak erkeklerin kısa süreli, tek gecelik ilişki yaşaması uzun süreli ilişki kalitesinden çok fazla götürmez. Yalnız zamanla kadına bağlanan erkeğin yansttığı hatalı projeksiyon, kadının da kendisinin aynı oranda sevgisinin arttığıdır. Yani ilişkinin ilerleyen süreçlerinde birçok erkek hipergami gerçeğini atlar, bu da kadının soğumasına neden olur. Birçok evlilik istatistiğinde kadının mutluluğunun daha yüksek bir eğimle azaldığını görüyoruz.

Kadının bağlanması oksitosion hormonuyla ilgilidir ve bu hormon o erkekle tanıştığı anda aktif olur, gerekli yeterlilikleri gören kadında bu hormon çok kısa sürede tepeye vurabilir, özellikle doğurganlık çağında maksimum düzeye ulaşan oksitosin sonrasında reseptörlerin azalmasıyla aynı miktarda doyurulamadığı için kadın “alfa dula” dönüşür. Yani bir alfa tarafından dul bırakılmış olur ve aynı miktarda bağlılığı başka bir erkeğe sağlayamaz. Böyle kadınlardan özellikle 30lu yaşlarda “artık aşk değil, arkadaş istiyorum”, “önemli olan saygı”, “önemli olan eşitlik” gibi cümleler duyarsınız, yine alttaki istatistikte 30-40 arası kadınların boşanma oranlarının ne kadar yüksek olduğunu görebilirsiniz.

Erkeğin Stratejisi Ne Olmalı?

Sizi arzuyla isteyen, entelektüel düzeyinizin yakın olduğu, az ilişki yaşamış güzel kadın stratejiniz olmalıdır. Tek kriter bakirelik veya çok güzel kadın olursa sonucunda aldatılabilirsiniz. Çünkü kadının kırmızı alarmlarını görmezden gelirsiniz.

Bunun örneklerini orta çağda Courtly Love kavramında görüyoruz. Kadın sadece orada bir yerde dursun, ben ona bakarak mutlu olayım düşüncesi hatalıdır. Geçmişte mümkündü ama günümüzde alfa döller yüzünden mümkün değildir. Yani o kadın arzu için gider başkasıyla cinsellik yaşar.

Kadının Stratejisi Ne Olmalı?

Genetik ve sağlayıcılık materyali birlikte sağlayan erkek seçilmelidir. Kadın her zaman nitel niteliklere bakar, erkekse niceldir. Üstte bahsettik cinsel stratejisi açısından çok kadın erkek için uygundur fakat çok partner kadın için uygun değildir. Bazı kadınlar çok dürtüsel olabiliyor ve böyle kadınlara yaklaşım kısa süreli, friends for benefits ya da tek gecelik modeli olmalıdır.

Emin olun kadın size inatla uzun süreli sinyalini de verse o ilişki sürmeyecektir.

Bakir Erkek=Bakire Kadın Eşit Mi?

Böyle olmadığını önceki yazımda açıklamıştım. Örneğin “bakir erkeğim” o yüzden “bakire kadın” istiyorum durumu kadının hiç umurunda değil, bunu istiyor gibi görünse de eşleşme sitelerindeki istatistikler bize tam tersini söylüyor. Yani kadınların %80ni erkeklerin %20sini istiyor. Kadınlar tuttuğunu koparan, tecrübeli, kendilerinden büyük, kötü çocuklara arzu duyuyorlar. En iyi ihtimal dinsel nedenlerle veya toplum mühendisliğiyle dürtüsel hislerini bastıran insanlar olabilir. Bu da onların seçimidir.

Bakire Kadınla Evlenmeyelim Mi?

Burada en büyük sıkıntı idealist-realist 2leminde takılmaktır. İdealist erkek “bakire” olsun diye düşünür. Realist erkekse “kaç erkekle yattığı önemli değil, önemli olan bugün” diye düşünür. Her 2 düşünce de yanlıştır.

Günümüz normalarında idealizm, reel şartlar sebebiyle maalesef çalışmıyor. Yani isteseniz de böyle bir kadını bulmanız, bulsanız da elde tutmanız oldukça zor olacaktır. Bu yüzden daha gerçekçi seçimler yapmak sizi ileride yıkımdan korur.

İdealist düşüncedeki erkek kadını ruh eşi yapmaya yatkındır. Çünkü tek kriteri “bakirelik” olmuştur. Kadın sorunlu olabilir, günümüz şartlarında “bakirelik” zor bulunduğu için kendine gereğinden fazla değer yükleyebilir, her şeye hakkı oluğuna inanabilir.

Diğer durum o kadını bakireyken alabilir ki bunun için 20 yaş civarında evlenmesi gerek, üstte istatistikleri vermiştim. 10 sene içinde %48 ihtimalle boşanacaksınız.

Bu erkek cinsel açıdan da deneyimsiz olacaktır ve muhtemelen kötü cinsel performansla (Türkiye’de erken boşalma oranı 3.5 dk civarı) oksitosion hormonunu salgılatamayabilir. O kadın global dünya, sosyal medya sebebiyle biraz da gözü dışarıdaysa bakirelikten kurtulduğu anda başka erkekleri denemek isteyebilir. Sonuçta stratejiniz boş bir kümeye dönüşür.

Her şey bir kenara o kadının vajinal yöntemlerle bir şey denememeyi “bakirelik” olarak benimsemiş olabilir, bu da farklı yöntemlerle cinsel deneyimi olduğu anlamına gelir ve bu şekilde de oksitosin hormonu salgılamış olur. Sonuçta size yine bağlı olmayacaktır. Yani bakire olması demek sizi garantiye almaz.

Geçmişte Neden Daha Kolay Bakire Kadın Bulunuyordu?

Bunun en önemli nedeni cinsel devrim öncesindeki aşırı baskıcı sistemlerdi. Kadınların romantik ilişki yaşama şansı pek yoktu, örneğin 1950lerde “alfa döller” dediğimiz erkekleri seçemiyordu. Hamile kalmaları veya cinsellik yaşamaları toplumdan dışlanmalarına neden oluyoruz. Bu yüzden kadınların genel eş seçim stratejisi “beta öder” oluyordu. Yani kadın hayatını kurtarmak için zengin erkekle evlenmeye çalışırdı.

Tıptaki gelişmeler ve doğum kontrol hapıyla birlikte yükselen feminizm sonuçta kadınların alfa döller seçimlerini körükledi. Aslında bunu Freud’un dürtü kuramıyla açıklamak mümkün. Yaşasaydı haklı çıktığını görecekti. 19 yy. kısıtlanan kadın haliyle aşırı dürtüsel davrandı, 1980’de boşanmalar en üst düzeye ulaştı ve feminen düzen dediğimiz bir yapıya geçtik.

Bunun sonuçlarını feminizm savunucularında da görüyoruz. Örneğin Sheryl Sandberg bir yazısında “Serseri kötü çocukları  dene, 30’dan sonra iyi babayı seç” demiştir. Bu sıklıkla bahsettiğimiz “alfa döller, beta öder” stratejisinin kadın tarafından onaylanmış halidir. Ne gariptir ki arzunun azaldığı bu stratejide kadınların 30+ yaşından sonra evlendiklerinde daha fazla boşandıklarını görüyoruz. Üstteki istatistiklere bakabilirsiniz. Kadın yaşla birlikte artan statüsünün kendi değerini belirlediğini sanıyor fakat erkeklerin önceliği doğurgan sinyallemeler yapan kadını seçmektir. Erkeklerin hangi yaşta olursa olsun 20li yaşlardaki kadınları tercih ettiğini görüyoruz[ref], bu da 35+ kadınların istediği erkeklere ulaşmamasına neden olur, ulaştığı erkekle de 40 yaşından sonra %40 ihtimalle boşanıyor. 35+ yaş üstündeki kadınların özellikle batıda her yaşta değerli olduğu söyleniyor ve bu kadınların boşanma oranı artan gerçek üstü erkek beklentileri yüzünden Asya’a göre daha yüksek. Tabiiki gerçekte erkeklerin beklentisinin statü öncelikli olmadığı da net olarak görülebilir.

Özetle uçlarda salınmamak doğru stratejiyle kadını çok yönlü değerlendirip seçim yapmak en doğrusu olacaktır. Sadece güzellik, bakirelik kriterleri gibi “önemli olan bugündür, kadının geçmişi önemsizdir” diye düşünmek sizi kötü bir ilişkiye sürükler. Sevgilinin geçmişini nasıl anlarız üstüne yazıyı da şuradan okuyabilirsiniz.

(Siteye destek olmak için üye olabilirsiniz. Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Kadınlar Bencil Midir?

Kadınlar Bencil Midir?

Kadınlar bencil midir derken “solipsizm”den bahsettiğimizi anlamak gerek.

Solipsizm: Hayali dünyada kendinin özel olduğuna inanmak, her şeyin kendi için yaratıldığına inanmaktır. İlgili yayının uzun podcastini şurada yapmıştık.

Kadınlar nasıl solipsist olmuştur? Kadınların bencil olduğuna dair kanıtlar mevcuttur ve temellerinin evrimsel köklerden geldiğini biliyoruz. Sıcak savaş dönemlerinde esir alınma ve çocuğu için hayatta kalma dürtüsü solipsizmin oluşmasında temel etkendir.

Kadınlar 19 YY. kadar sahip olunan mal gibiydiler, fırsat eşitliği yoktu ve bununla başa çıkmak zorundaydı. Aksi halde yaşamları ölümle sonlanacak veya tacavüz sonrası hayatta kalmak için bir neden bulamayacaklardı. Bu yüzden kadınlar kendini daha iyi kandırır, geçmişin önemsiz olduğuna erkeklere göre daha rahat inanır, yine benzer sebeple ayrılık acısını da daha kolay atlatırlar.

Çünkü çocuğuna bakabilmelidir, bu savunma mekanizmasıdır. Sonuçları şöyledir:

  • Kadınların çoğunluğu için iyi hissetmek daha önemlidir. Gerçekten çok ruh sağlıklarıyla ilgilenirler. Bu yüzden psikoloji alanında çalışan çok kadın vardır. Kadınlar “insanlarla”, erkekler “nesnelerle” ilgilenir. Örneğin erkekler daha fazla mühedislikle, neden-sonuç ilişkisiyle ilgilenirken, kadınlar insan ilişkileri, sosyal alanlarda daha iyidir.
  • Erkekler zor durumlarda fiziksel güçlerini kullanırken, kadınlar psikolojik saldırır (Bkz: Son Bölüm).  
  • İnkar edebilir. Sorumluluk almayabilirler.

Kadınların hepsi acımasızdır diye düşünmemeliyiz. Bu sadece zor durumlarda ortaya çıkan içsel bir savunma mekanizmasıdır. Normal şartlarda, duygusal karar alınmayacaksa, baskı yoksa kadınlar da erkekler kadar mantıklıdır.

Kadının Kollektif Bilinci Nasıldır?

İnsanları biyolojik temelleri ve toplumlar şekillendirir. Sadece biri etkin değildir. Kadınların fiziksel olarak güçsüz olması, savaşlar-toplum ve düşük testosteron oranının sonuçlarından biri erkeklerin rekabetçi, kadınlarınsa uyumlu-anlaşmacı yapısıdır.

Yani yüzyıllar boyu “uyum sağlamayan, itiraz eden, tek başına hareket etmelerinin” sonucu kadınlar için ölüm veya tacavüzdü.

Kadınlar bu yüzden eşiliğe, yardımlaşmaya, komünal yaşama daha yatkındır. Şu an 100’er kişilik 1 kadın 1 erkek grubunu teknolojiden uzak bir ormana bıraksak, kadınlar yaşamak için birlikte çalışır, eşitlikçi yaklaşır, erkeklerse lider belirler ve bir süreden sonra farklı gruplara ayrılır, grup içinde bile hiyerarşi olur, en çok geyik avlayan en çok ödülü kazanır, grupta değeri artar.

Feminizme baktığımızda da da köklerinin Marx’a dayandığını görüyoruz, hatta zamanının önemli figürlerinden Simone de Beauvoir’un Sovyetlerde komünizm olmasına rağmen, aile rollerini benimsemesini eleştirir. “Ben evde bulaşık yıkamak, çocuk bakmak zorunda mıyım?” der.

İş yaşamında kadınları düşük maaşla çalıştırmaları ve erkek-kadın arasındaki maaş farkının sebebi de budur. Kadınların erkeklere nazaran pazarlık yapmak yerine işverenin önerdiğini daha kolay kabul ederler. Riske girmezler ki araştırmalarda bunu gösterir. Uçlarda yer alan CEO, lider veya suçlular erkeklerken, kadınlarınsa daha anlaşmacı-uyumlu olduğunu görürüz.


İtirazlar: Avcı toplayıcı toplumlardan günümüzce onca zaman geçti, solipsizm mi kalır!!

Bu sadece avcı-toplayı toplumlarda görünmüyordu. 19 yüzyıl boyunca yoğun ataerkil düzende bulunan kadınların solipsist doğaya bürünmesi gayet anlaşılabilir bir durum. Sosyolojik açıdan baktığımızda Durkheim’a ya da Comte’a geçmişin toplumu şekillendirdiğini araştırmıştır. Binlerce yıllık yaşanmışlık haliyle kişilerin davranışına yansır, kanıksanır.

Jung da geçmişten günümüzde yerleşmiş kollektif bilinçdışı kavramları olduğunu söylerdi. Kadının bilinçsel yapılanması kadar bilinçaltı da geçmişten gelenlerle güçlenmiştir. İşte tam da bu sebeple toplumsal cinsiyet yasaları çıkyor, erkek ve kadının cinsiyetinin biyolojik olmadığı kanıksatılmaya çalışılıyor. Ne dedik? Cinsiyet=Biyoloji+Toplum:

Örneğin cinsel eşitliğin tam sağlandığı Nordik ülkelerde kadınların daha feminen; erkeklerinse daha maskülen işlere yöneldiğini görüyoruz. Kadınlar 1’e 20 oranın hemşirelik, psikoloji gibi alanları erkeklerse mühendislik, fen bilimleri gibi alanları tercih ediyor. Yani insanları kendi haline bıraktığınızda türlerin kendi biyolojik vizyonuna uygun hareket ettiği gerçeğiyle karşılaşıyoruz.

Hiçbir kadın mı uygun değil?

Tabii ki özgürlük ve seçim serbestliği esastır, belki %10luk bir kadın kesimi mühendislikte çalışabilir. Eğer “hiçbir kadın uygun değil, zaten sevmiyor!” gibi bir düşünceye kapılınırsa, onlar adına karar verilmiş olur, bu durumda aynı feminen zorba sistem gibi maskülen zorba sistem inşa edilmiş olur. %10’luk kesim belki topluma bir şey katacakken engellenmiş olur. Özetle tespit yapmak başka şeydir, kural koymak başka şeydir.

Tabii bu gerçekler sadece kadınları değil, erkekleri de etlemiştir. Erkekler fırsatçı kadınlar, çıkarcı olmuştur.

Erkekler Neden Solipsist Değil?

Bazıları Türk kadınları neden bu kadar egolu diye de düşünebilir ama sorun geneldir.

“Kadınlar erkeklere bencilsin der, kadınlar erkeklere beni suçluyorsun” der. Bu düşünce bize erkek ve kadın doğasını çok net anlatır. 

Erkekler savaşan ve ölen taraftı. Bu yüzden kendilerini kandıracak zamanları maalesef olmuyordu. Derdi hayatta kalmak, iş bulmak,  savaşmak ve mümkünse eş bulabilmekti. Bu yüzden erkekler narsist olmaya, kendini düşünmeye yönelmiştir. Çünkü erkeğin kendini kandırması demek, rekabet edememesi, vazgeçmesi ve ölmesi demekti. Günümüzde sıcak savaş olmasa da rollerin iş hayatına ve sosyal yaşama taşındığını görüyoruz.

Bunların psikotik veya patalojik düzeyde olmadığını ve zorda kaldıklarında bunun ortaya çıktığını, içsel mekanizmalar olduğunu iyi kavramak gerekiyor. Çünkü her tür hayatını devam ettirmeye odaklıdır. Örneğin travmaların, psikiyatrik hastalıkların bile ortaya çıkışında ruh halini savunma çıkar. Her insanın yetiştirilişi sebebiyle savunma mekanizmaları vardır. Türlere özel içsel savunma mekanizmalarıysa solipsizm ve narsisizmdir.

Kadınlarla Tartışılır mı?

Solipsizmin çıktılarından biri de “utandırma taktikleridir.” Örneğin kadınla tartıştığınızda kendini kötü hissederse ve işin içinden çıkamazsa bir yerde çarpıtma yapar, duygusal stabilitenizi bozacak cümleler kurar. Örneğin:

  • Anlat bana canını kim yaktı? Annen babanı mı aldattı? Seni kim üzdü?
  • İnselsin, kadın düşmanısın.
  • Anca kadınlara öfke duyarsın, onlara ulaşamazsın.
  • Seni bir kadın çok üzmüş, acınacak kadar zavallı bir erkeksin.

Burada kadının içsel mekanizmasında “kötü hissediyorum, ben haksız olamam, bu durumda karşı taraf hatalı” ana fikri vardır. Nedensel tartışma artık bitmiştir, kadının tartışacak bir argümanı kalmamıştır. Sizin ne kanıt sunduğunuz önemsizdir ve bu savaşa girip, savunma yaparsanız kaybedersiniz. Kadın dürtü-duygu-neden 3lemesinde şuna inanır:

İçgüdüsel yargı: Neden böyle şeyler düşünüyor? Çünkü kadınlardan nefret ediyor.

Duygu, nedenden önce gelir.

Kadınlarda solipsizm çok güçlü olabilir. Buna inandıysa değiştiremezsiniz, çünkü iyi hissetmek için buna inanmalıdır. Her nasıl bireysel tartışmada konu buraya indiyse kazanamayacağınız gibi feminizm gibi ideolojik düşünceye sahip kadınlarla da tartışılmayacağını unutmayın. Toplumsal düşünceler ancak toplumsal olarak çürütülür, sizin bireysel fikirleriniz “ne kadar mantıklı, tutarlı” olsa da o kişinin fikirlerini o şüphe duymadığı sürece değiştirmez. Hitler Almanya’sını düşünün, o kadar Alman aptal mıydı sizce?

(Siteye destek olmak için üye olabilirsiniz. Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Sevgilim Terk Etti! Ne Yapacağım?

Sevgilim Terk Etti! Ne Yapacağım?

İlgili yazının interaktif podcast playlistine Sevgilim terk etti,  ne yapacağım – YouTube ile ulaşabilirsiniz.

Terk edildim, ne yapacağımı bilmiyorum! Yarımı kaybetmiş gibi hissediyorum, eksik hissediyorum.

Önce sakin olun, bu hisler çok normal. Sonrasında ümit tacirlerine ve saçma mitlere inanmayacaksınız.

Anlamanız gereken 2 gerçek var:

  • Karşı tarafın hislerini spritual hareketlerle canlandıramazsınız. Bu tarz totemler, onu düşünürsem beni arar, 50 kere kağıda yazarsam bu olur gibi internette dolaşan saçmalıklardan uzak durun.
  • Ona ulaşmanız her şeyi daha kötü hale getirir. Sizin değil, onun nasıl hissettiği önemli ve onun nasıl hisettiğini kendi düşüncelerinizle değiştiremez hatta onu daha da uzaklaştırırsınız.

Kadınlar Neden Geri Dönmez?

O kişi ancak, aynı sizin gibi sizi kaybettiğini düşünürse size geri dönebilmektedir. Nadiren olduğunu da belirtmeliyim. Özellikle de bir kadınsa erkek gibi düşünmediğini hatırlatırım. Kadınlar erkeklere göre güçlü rasyonelleştirme mekanizmalarına sahiptir ve geçmişi evrimsel kökleri ve solipsist doğalar sayesinde kolay unuturlar. Kadınlar ayrılık acısını ancak %20lik kesimden birini kaybettiğinde yaşar.

Boşanma oranlarına baktığımızda da ilişkilerin sıklıkla kadınlar tarafından bitirildiğini görürsünüz. Yani bir ilişkiyi tekrardan kurtarma görevi de kadına aittir. Eğer o kadın size arzu duymuyorsa, geri dönmek istemiyorsa yapacak bir şey yoktur.

Hatta tavsiyem rasyoneleştirmesine izin vermeyin, geri dönme çabalarında bulunmayın ki o kadın da rahat edemesin. Cümlelerinizle onu daha da rahatlatmayın. Tepkisiz kalmak daha iyidir.

Ancak ve ancak kaybettiğine inanan kadın ve genellikle de terk edilen kadın geri dönmeye çalışmaktadır.
Bunun da tek yolu tepkisiz kalmaktır. Pazarlık yaparak arzuyu yaratamazsınız. Ayrınlarını önceden blog yazısında anlatmıştım. Ondan sonra sevgilim terk etti, ne yapacağım diye düşünürsünüz.

Neden Kurtarılamaz?

İlişkiler bittikten sonra değil, önce kurtarılmalıdır ve bir şey yapmamak, bir şey yapmaktan daha iyidir, çünkü kadın doğası hipergamik çalışır, sizin pazarlık çabalarınız, “artık bunu yapmayacağım” demeniz kadının gözünde daha da düşmenize neden olur.

Çünkü ilişkiler ilişki içinde kurtarılır, onca hata yapıldıktan sonra bunu 3-5 cümleyle düzeltemezsiniz. Tabii aldatılmış da olabilir ve buna rağmen onu istiyor olabilirsiniz bu bir çeşit bağımlı kişi paternidir ve kadınlarda görülür. Amasız olarak o kişi geride bırakılmalıdır. Kadınlar bu konuda ortada biri olsa da geri dönmek isteyebilir.

Barışmalar olsa da erkeğin aşırı çabasıyla gerçekleşir ve yaptığım istatistiklerde %4lük bir başarı mevcut diyebilirim. Rich Cooper’da sitesinde benzer sonuçlara ulaşmıştı.

Bittikten sonra ilişkiniz sürmüyor çünkü kadın karışısında minnet duyduğu değil, arzu duyduğu bir erkeği istiyor. Sonuç değişmiyor.

Rollo Tomassi ne diyor? “Yeni bir ilişkiye başlamak eski ilişkiyi kurtarmaktan daha iyidir, eğer kutarmaya çalışırsanız, üstünüz başınız kirlenir ve çevre de sizi başarısız görür.

Neler Yapmamalısınız?

Sizin belli dogmalardan “siyah beyaz” uçlardan kurtulmanız gerek. Nedir bunlar? Mesela:

-Havaya suya ihtiyacınız var ona yok, o özel kadına ihtiyacınız yok. O insanın ne hissettiğini cümleler kurarak etkileyemezsiniz fakat kendinizin ne hissedeceğini zamanla kontrol edebilirsiniz.

-Başkasını bulamayacağınızı düşünmek, size çekici gelecek kişilere hakaret olur.

-Çoğu insan o kişiyi kaybettiğinde sanki benzer kişiyi de kaybetmiş gibi hisseder ama o kişiler seni bekliyordur. Sadece sen bilmiyorsun.

-En önemli soru, onu değil, onunla olmayı değil, o kişiyi kaybetme fikrini sevmeyiz. Onun varlığı değil, bize yaptıklarını daha önemlisi özel anlarda beynimizde oluşturduğu dopamin sıçramalarını özleriz. Tabiiki ona koyduğumuz ünvanları özleriz, (güzeldi, seksiydi, zekiydi vs.)

HER ŞEY AYNI YERE ÇIKIYOR:  Siz kendi duygularınızı kontrol edebilirsiniz, nasıl onu yücelttiyseniz, indirmek de sizin elinizde!

-Bir hata da şunu yapsam düzelirdi düşünceleridir, o değiştirilemez. rahat etmeniz şunu ekleyebilirim, varsayalım doğru olanı yaptınız,  bunun karşlığında onun tepkisini bilmiyor ve onun yerine de düşünmüş oluyorsunuz ama realitede belkide onun tepkisi yüzünden her şey daha da kötüleşecek. bazen her şey doğruyken bir şeyler yanlış olur.

Hisleriniz neden hemen değişmiyor?

Hisleriniz binlerce saatlik alışkanlıktan geliyor, nörolojik bir yapılanma mevcut ve bunu hemen aşamamamanız normal aynı rejim gibi, 15 sene obezsen 3 aylık rejimle hayatını değiştiremezsin, rejimi yeni beslenme şeklin yapman gerekir.

Sosyolojik etmenler de var, siz belki bireysel karar verdiğinizi düşünüyorsunuz fakat bir şeyler size öğretildi, geri dönmeniz, acı çekmeniz öğretildi ve bu tutumları değiştirmenin tek yolu inatla farklı davranmaktan geçer.

Unutmayın ki geçmiş geçmişte kaldı ve inatla kurtarmaya çalışmanız şimdiki zamanınıza da mal olur ve zaman en değerli şeydir.

Karışık sinyaller gönderen eski sevgili

Ayrılık süresi kişilerde kaygı ve hisset oluşturur ve hatalı davranmalarına, kendinize yeni bir trajik son yaratmalarına neden olur. Bir taraf dengesiz olabilir, size karışık sinyaller gönderebilir. Siz de bir sürü sebep yaratırsınız, rasyonelize etmeye başlarsınız. “Bu yüzden mi aradı? Beni seviyor mu? Hemen duygusal yaklaşıp gerilim yaratmalıyım.  Gerçekleri söylersem her şey düzelir” diye düşüncelerle kısa sürede nedenselden à dürtüsele dönersiniz. Eğer bir kişinin size ulaşması sizi aşırı iyi ya da kötü hissettiriyorsa sizi kontrol ediyor demektir. Bu tehlikelidir.

Sakinleşip olumlu düşünenene kadar uzak durun. Yoksa oluşan kaygı sonucu bir telefon ya da mesajla her şeyi daha kötü hale getirebilirsiniz.

Özellikle seven taraf sizseniz onun karışık sinyallerinin tamamen olumsuza dönmesine neden olur ve kuracağı cümleleri duymanız sizi daha kötü hissettirir. siz ilgi duyarken, barışıyoruz sanırken o sizden uzaklaşır.

Sadece yeni hayatınıza odaklanın eskinin tortusuna değil.

Temel Amacınız Duygusal Stabilite Olmalıdır!

Zamanında bir arkadaşım şey demişti. Acı çekebiliyorsun, güzel bir duygu ama sonra ne olacak? Zaman kaybederek fırsatlar mı kaçıracaksın, yoksa kendine yeni bir hayat mı inşa edeceksin? Bir mayına bastınız, bundan sakat kalıp kalmamanız yapacaklarınıza bağımlı olacaktır. Bu arada bir çalışmaya göre aşırı aşk acısı sizi aptallaştırıyor. Iqnuza yazık etmeyin. gerçekten de ayrıldığınız kişiler sizin hayat diliminizdeki en küçük parçadır ve bunu büyütme eğilimine siz girersiniz.

Hisleriniz şunun göstergesi: “ben yine böyle hissedebilirim, ona bağımlı değilim.”

Size yapatıklarını kabul etmeniz(aldatma, terk etme vs.) o kişinin artık sizinleyken olduğu kişi olmadığını hatırlamanız gerekir. Siz aslında geçmişteki “X” kişisine aşıktınız ama artık o başka biri.

Hemen İlişki Yaşamayın ve Benzer Kişilere Yönelmeyin.

Hemen birine geçmemenizdir, yoksa herkes size onu hatırlatır. En ufak olayda beyniniz bağlantı kurar, çünkü o kişi beyninizde tek bir odada değil, her yerdedir ve bu bağlantılar ancak zamanla zayıflar. Baştan başkasına geçerseniz anılarınız devamlı uyarılır ve karşılaştırırsınız.

Aynı davranışlar aynı sonuçları oluşturur. Bunu hep hatırlayın.

Bir de aynı kişileri bulmamaya dikkat edin, genelde birlikte olduğumuz kişiler bizi etkiler ve bilinçaltında yine sorunlu birilerini çekip, aynı problemleri yaşayabiliriz. Freud buna tekrar etme diyordu, yine Zegarnik etkisi olarak da yorumlabilir. Yani yarım kalmış bir olayı tekrardan yaratıp aynı şekilde davranmamaya çalışıyorsunuz.

Unutmayınki başta acı çekmek normaldir ama zamanla süreç devam ediyorsa, kendinizi yeteri kadar meşgul etmiyorsunuz demektir.

(Siteye destek olmak için üye olabilirsiniz. Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

 

Öğretilmiş Toksik Maskülenlik

Öğretilmiş Toksik Maskülenlik

Geçen gün Rollo Tomassi’nin yeni podcast’ini izlerken şu kısım ilgimi çekti. Özellikle feminen düzende bize öğretilen en önemli kısım “içindeki feminen tarafı keşfet.” ideolojisidir. Rollo burada güzel bir bağlantı kurarak Jung’un Anima-Animus’a gönderme yaptı. Ben de bu görüşü geliştirmeye karar verdim.

Anima-Animus Nedir?

Bilmeyenler için kısa özet geçelim. İnsanların içinde erkeksi ve kadınsı taraflar vardır, bunlar kollektif bilinçaltıyla oluşmuş kavramlardır. Yani evrimsel süreçteki alışkanlıklarımız bilinçaltımıza işler ve nesiller boyu aktarılır. Erkeklerin bilinçaltındaki kadın tarafına anima, kadınların bilinçaltı erkek tarafına animus ismi verilir. Benzerini hocası Freud da ifade etmişti, o da insanların çift cinsiyetle doğduğundan bir tarafın ağır bastığından bahseder fakat anomi oluşursa karşı cinse ilgi duyulabilir.

Jung’dan Durkheim’a

Kollektif bilinçaltı kavramı muhtelemen sosyolog Durkheim’in kollektif bilinç kavramından geliyordu. O da bireyi toplumun yönlendirdiğinden ve toplum bilincinin bireyler toplamından ibaret olmadığını belirtirdi. Hatta bu görüşü 50 yıl sonra Gestalt psikolojisiyle de desteklendi.

Özetle kişinin ne düşündüğü önemsizdir, hatta çoğunlukla kendi düşüncesi sandığı kavramlar ona toplum tarafından öğretilmiştir. Farklı pencerelerden baksalar da Jung da Durkheim de toplumun öneminden bahseder.

Toplumlar Bireyler Yerine Düşünür

Toplumlarda farklı kurumlardan oluşur. Önce “aile kurumunda” bir şey öğrenirsin, çünkü dünyaya çaresiz ve ebevenye bağımlı halde gelirsin ki psikanalistler de tam bu konuda çalışmalar yapmıştır. Ardından çevreniz gelişir ve “okul kurumunda” bir şeyler öğrenirsiniz.

Durkheim’a göre de gelişen toplumların belli normları, gelenekleri vardır, bireyler bunlara genellikle isteyerek uyar ve kendilerini tam hissederler. Bu yüzden dinlere ilgi büyüktür, bu yüzden milliyetçilik vardır.

Kendisinin ünlü bir de intihar tezi vardır, normdan aşırı sapan baskıcı veya çok refaha sahip toplumlarda intihar oranları aşırı şekilde arttığını belirtir. Bir toplumun intihar oranlarından o toplumun mutluluk veya gelişmişlik seviyesini ölçebilirsin. Son dönemde karşımıza çıkan yeni düzen ya da din maalesef “toplumsal cinisyet” kuramıdır. 1965’den bu yana “tek cinsiyet” ve cinsiyeti toplumların belirlediği düşüncesi ve gereken türün “feminen niteliklere” sahip bir cins olması gerektiği devamlı ısıtılıp önümüze farklı yüzlerle getiriliyor.

Feminen Toplumsal Düzen

Baktığımızda tam da bu durumların sonucunu görüyoruz. Feminizm yükseldikten sonra normları topluma tabandan yayılara derin şekilde etkiledi ve bir ideolojiye dönüştü ve buna “feminen düzen” diyoruz. Ataerkil düzene karşı çıkmış olan ve şu an egemenliği süren bir genel toplumsal kurgu diyebiliriz. Eğitim hayatınızda ilkokuldan üniversiteye kadar hocalarınızın %70-72si kadın olması bu kurgunun yerleşmesinde sosyal medya gibi güçlü “toplumsal araçlar” sayesinde etki sahibi diyebiliriz.

Öğrettiği en önemli kavramlar, “maskülenliğin” toksik olması, duygularımızı ifade etmemiz gerekliliği ve tabiiki tam erkek-kadın eşitliği. 3 kavramın da yanlış olduğunu defalarca önceki yazılarımda anlattım. Özetle:

  1. Maskülenlik, testosteron sebebiyle kendini kontrol edemeyen kişiler tarafından saldırganlığa dönüşebilir ama bu maskülenliğin toksik olduğunu göstermez. Aynı maskülenlik kendini yaratıcılık(şiir, edebiyat, müzik), liderlik olarak da gösterir.
  2. Rollo’nun bahsettiği dürtü-duygu-neden 3lemesi temelde ünlü sosyolog “Pareto” tarafından ortaya atılmış, Durkheim’ı destekler şekilde insanları çoğunlukla duygularıyla karar verdiğini nedensel düşünmekten uzak olduğunu bunun da sebebinin yönetenler kurduğu genel algı olduğunu ifade etmiştir. “Seçkinler Teorisini” ortaya atmıştı. İşte kadınlar burada eleştrilen duygusal kararı daha fazla alan taraf ve kendi ifade şekillerini genele yaymış durumdadır. Bu yüzden erkeğin normu olan, en büyük gücü “nedensel” düşünme feminen toplumsal düzenin dayattıkları yüzünden geri planda kalıyor.
  3. Kadın erkek eşit değil, tamamlayıcıdır. Toplumsal eşitlik zırvalarına göre “tek cinsiyet” yoktur, bu cinsiyet kadın değildir veya cinsiyet tamamen toplum tarafından belirlenmez. Şurada anlattık.

Toksik Maskülenlik Animus’a Karşı

Rollo’da burada Anima-Animusa atıfta bulunuyor. Podcastte eleştirdiği kişi şöyle diyor:

“Erkekler maskülenliğin tehlikeli olduğunu fark etmeli ve içlerindeki feminen tarafla barışmalıdır. Toplumun ona yüklediği erkeklik rolünü taşımak zorunda değildir.”

Bu cümle feminen düzenin yarattığı Jung psikolojisinin çarpıtıldığı en önemli çıktılardan biridir. Aslında kollektif bilinçaltıyla oynayarak kollektif bilinç yaratmaktır ve bu başarılmıştır.

Erkekler için maskülenlik zorken, kadınlar için feminenlik kolaydır. Çünkü biri emek ister, diğeri istemez.”

Erkeğin içinde feminen bir tarafın olduğu doğrudur(anima), aşırı maskülen ve feminen çıkmazlar yazımda bahsetmiştim. Anımayla barışık olmamız gerektiği de doğrudur fakat maskülenliğin zıttı ya da düşmanının anima olarak gösterilmesi ve maskülenliğin Jung psikolojisine göre erkeğin kötü tarafı olan “gölge” olarak resmedilmesi yanlıştır.

Ne diyorlar? Toksik Maskülenlik. Yani maskülenlik içindeki toksik taraf, kavramın tamamına mal ediliyor. Öyleki “maske” kelimesini kullanırken hem Jung’a gönderme yapılıyor hem de maskülenliğin yapay bir tavır olarak giydirilmiş bir elbise olduğu söyleniyor.

Örneğin feminen düzende; kadınların içindeki animusa atıfta yapılmıyor, neden yapılmıyor? Bu düşünceyle kadınlarda içlerindeki animusla barışması gerekirdi. Kadınlara barışık değil, içlerindeki maskülenliği öldürmeleri tavsiye ediliyor.

Sonuçta erkeğin kendisi doğuştan özellikleri gölgeyken, kadının erkeksi tarafı gölge oluyor. İşte bu toplumsal algı şu an en büyük yalanlardan biri ve birçok ebeveyn düşen testosteron oranlarından da anladığımız üzere erkek çocuklarını kız çocuğu gibi yetiştiriyor.

Rollo da bu adamı maskülenliğin toksik olduğunu belirtirken maskülen biri olduğundan bahsetmiş. 6 pack, yüksek statü, iyi fiziksel nitelikler… Aslında eleştirdiği “toksik maskülenliğin” ekmeğini yediğini görüyoruz. Bu kişiler zaten kadınlara kolay ulaşır ve doğuştan maskülen nitelikler sergiler.

Böyle adamlara “kadınlar ne ister?” diye sormak da saçmalıktır, çünkü “sadece gülümsüyorum, kendin ol, duygularını göster” gibi cevaplar vereceklerdir. Statün, paran ve tipin varken, doğal lider ve maskülen özellikler sinyalliyorken ne dediğinin önemi yok fakat sonunda bir kadından darbe yemeyeceğinin de garantisi yok. Will Smith’de gördük. Her ne kadar alfa nitelikler gösterseniz beta zihin setine sahip olabilirsiniz. Özetle hep ne diyoruz, alfa olmak bir zihin setidir!

Kadınların Çift Kutuplu Doğası

Bir diğer sıkıntı ise kadınların bu “toksik maskülenliği” 2 yüzlülükle işlerine geldiğinde savunmaları üstüne geçenlerde şöyle bir twitter paylaşmıştım. Bu 13k+ favori alarak üstteki görüşlerimi ispatlıyor. Kadınlar işlerine geldiklerinde şiddetli olumluyorlar.

Kavgada 1 adam diğerine sataşıyor, kimse karışmıyor, kadın muhtemelen adama küfür ediyor ve adam sinirlenerek adam tarafından itiliyor ama adam sonra düşmesin diye kadını tutmaya çalışıyor ve ardından 3 adam it sürüsü gibi erkeğe saldırıyor.

Burada neden hiçbir kadın “toksik maskülenlik bu!” diye tepki göstermedi? Eleştirilen bu değil mi? Bence tam tersi maskülenliğin içindeki toksik taraf buydu.

Neden inatla “Kadir Şeker” gibi davrananlara erkek veya kadınlar tarafından hala güzellleme yapılıyor? Çünkü “dürtü-duygu-neden.” Onlara ne öğretildiğinin pek bir önemi yok, dürtüsel durumlarda “duygu” ortaya çıkıyor. Çünkü geleneksel maskülen rolleri eleştiren kadın dürtüsel olarak bunu hala istiyorlar, örneğin sosyal medyada Tinder’da Instagram’da maskülen görünen erkekler beğeniliyor ve kendilerinin korumaya ihtiyaçları olduğunu bilinçaltı süreçlerinde gayet iyi biliyorlar ama diğer durumda “toksik maskülenlik!” durumu gerçekleşiyor. İşte bu kadınların çift kutuplu doğasıdır.

(Siteye destek olmak için üye olabilirsiniz. Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Yazılara pasif kalmayın, gizli okuyucu olarak kalmak bir çeşit emek hırsızlığıdır. Okuduysanız etkileşimde bulunun. Hem gelişin hem geliştirin.

Bilgilendirme: Neden Twitch Değil, DLIVE’da Canlı Yayın?

  • Genel

Bilgilendirme: Neden Twitch Değil, DLIVE’da Canlı Yayın?

Bu konuyu uzun süredir araştırdığım için hem blogun gelecek planlarından hem de Youtube-Twitch-Dlive karşılaştırması yapayım istedim. Böylece hem yayıncılara hem izleyicilere hem de takipçilerime yararlı olacaktır.

Başlamadan önce her pazar 19:00‘da yayın olacağını belirtmek isterim Dlive ve Youtube kanalı üstünden yayın olacak. Blogumuz komple SEO çalışmasından geçti, teması yenilendi. Artık daha hızlıyız. 11.04.2021 tarihindeki ilk yayın oldukça iyi geçti, 30 dklık yayın 1.45 sa sürdü.

Yayınlara neden ara verdim?

Bir süredir Youtube’da podcast yayınları yapıyordum fakat google politikalarında genel bir problem yaşadığım için ara verdim. Halihazırda bulunan Youtube kanalım etkin olmakla birlikte bir süre video yüklenmeyecektir. Google’dan gelen cevaba göre tekrardan yayın hayatına devam edecektir. Üyelikten çıkmak yerine şimdilik bu kanaldan üye olarak takip etmeniz daha iyi olur. 

Şu an Pazartesi-Çarşamba-Cuma Youtube Podcast, Pazar günleri ise canlı yayın olmak üzere devamlı aktif olacağım. Sıfırlanmak diyorduk, bunu güçlü bir momentuma çevireceğiz.

Yalnız canlı yayınlar için Youtube ile birlikte bir program kullanmaya karar verdim ve araştırmalarımda haliyle ilk karşıma çıkan “twitch.tv” oldu fakat bu platformu çeşitli nedenlerle seçmedim, onun yerine yükselişte olan yayıncı haklarını daha iyi koruyan, destekleyen, daha özgür bir platforma olan Dlive’a geçmeye karar verdim. Bu platformun en önemli özelliği belli bir merkezinin bulunmaması, yani Twitch gibi birilerinin kasası dolsun diye çalışmıyorsunuz. 

İzleyici de Kazanıyor

Dlive’ın en güzel tarafı, sadece yayıncıya değil izleyiciye de para kazandırıyor olması ve Blockchain altyapısını kullanması. Siz izledikçe ve etkileşimde bulundukça kanalın sandığında devamlı limon dedikleri (Instagram bits gibi) bir para birimi toplanıyor ve bu yayıncı tarafından cebe indirilemiyor. Yayıncı izleyiciyi de motive etmek için parayı dağıtıyor.

Kripto paraların yükselmesiyle muhtemelen ileride iyice parlayacak bir platform.

Yayıncılar için Kazançlı

Yayıncılar;

  1. bynogame” gibi bağış toplama sitelerini entegre kullanabiliyorsunuz. (3 TL ve üstü bağışlar kredi kartıyla anlık ödenebiliyor.)
  2. TRX/BTT ile site üstünden bağış toplayabiliyor. (Kripto hesaplarla entegre Binance/BTCTurk/Paribu vs.)
  3. Belli üye sayısına ulaştığında Youtube/Twitch gibi ücretli-aboneye sahip olabiliyor.
  4. Limon denilen para birimiyle bağış toplanabilir. Ana ekranda “limon”, “dondurma”, “elmas” gibi seçenekler var. Bunları yine kripto parayla alıp yayıncıya gönderebiliyorsunuz. (Twitch’deki ismi bits.)

En önemlisi kazanılan ücretler(seyici veya yayıncı) btc aracılığıyla da çekilebiliyor. Bu vergi sınırlarına ve saçma politikalara maruz kalmaması demek. Tek eksiği şimdilik reklam vermiyor olması ki bu reklamları sadece Youtube etin kullanılıyor. Altta anlattım.

1 limon=9 kuruş.

100 limon=9 TL

Özellikle yayınlarda yayıncıyı desteklemeniz çok önemli.

Yayıncı Haklarına Daha Saygılı

Geçmişte Youtube’da canlı yayını açabilmek için belli bir kotayı geçmen gerekiyordu, twitch.tv’e  karşı rekabeti kaybettiği için bu politikasını değiştirdi. Maalesef Youtube hala çok sert lisans sorunları var, örneğin yayın yaparken arkada Spotify, mp3 vs açamazsınız. Anında ban yersiniz. Dlive böyle problemler şimdilik yok.

Üyeliklerden %10 gibi bir komisyon alıyor ve bunu da yine yayıncılara dağıtıyor.

Neden Canlı Yayına Geçeceğim?

Temel amacım podcastleri canlı çekmek ve sizden etkileşim almak olacak. Ardından bunlar güncel Youtube kanalına yüklenecek.

Normalde tek başıma yaptığım işi canlı yapmış olacağım. Canlı konuklar olacak ve site sponsorlarıyla da Skype/Zoom görüşmeleri yapacağız.(Site sponsoru olmak)

Eğer ekstra destek olmak isterseniz %1 kadar da olsa ekstra kazanç sağlayacak referans linkinten üye olabilirsiniz. Bunun çoğu yine size geri dönecek.

Twitch ve Dlive Karşılaştırması

Her 2si platformda da partner olabilmeniz için belli şartlar gerekli, Twitch’de bu baya sert. Partner olmaya giden yol 53423543253 tane görev mevcut ve buna rağmen sonunda aldığınız reklamlar size bir şey kazandırmıyor, çünkü bir izleyici önceden reklam gördüyse 35 dk boyunca görmüyor. Ayrıca üyeliklerden çok fazla komisyon/vergi alınoyor. Kabaca %50’si Twitch’e dönüyor. Dlive’da bu durum yok.

Twitch’in en kötü tarafı sizi saatlerce canlı yayın yapacak şekilde kodlaması. Şartlardan biri 30 günde 25 gün yayın aç gibi bir şey. Özetle sen kameranı aç, PC önünde yaşa diyor. Bu yüzden de oyuncuların daha çok ilgisini çekiyor. Tabii benim gibi podcast yapanların amacı bu değil.

Oysaki Dlive şartları daha kabul edilebilir. 200 takipçi, 2 yayın ve belli basit koşullarla iştirakçı; 1000 takipçi, 20 abone(Twitchdeki gibi size aylık ücret ödeyen kişiler) ve 15 günde 15 yayın şartını yerine getirmeniz gerekiyor. Bir de global partner var fakat ona girmiyorum, pek de ilgilenmiyorum.

Bundan sonra her pazar 19:00’da Dlive’da ve Youtube’da yayın yapacağım. Özetle durum budur. 

Kanallar için tıklayın –> DLive, Youtube 

Eşini Paylaşan Erkek Psikolojisi

EŞİNİ PAYLAŞAN ERKEĞİN PSİKOLOJİSİ NEDİR?

Temel nedeni feminen şartlanma diyebiliriz.

Tabiiki arkasında bir güç ya da baskı yok, doğal ilerleyen bir süreçte ortaya çıkan bir durum.

Feminen düzen; feminizmle kadınlara şunu tavsiye ediyor: Tek başına güçlü ol, erkeklerden bağımsız ol, ekonomik özgürlüğünü al, her alanda eşitlik. Bu mottoyla büyüyen  kadınların son senelerde evlilik dışı çocuk yaparak tek anne olduğunu görüyoruz. Avrupa ortalama %42 iken, İzlanda gibi tam eşitliğin sağlandığı ülkelerde %72’e çıkmış durumda.

Aslında feminen düzenin hipergamiye hizmet ediyor. Kadınlar hipergaminin alfa döller beta öder ikilemindeki alfa döllere yöneldiğini görüyoruz. Yani arzu odaklı yaklaşıp kısa süreli ilişki kurup, ardından gerekirse çocuk yaparak tek anne oluyorlar.

Erkekler tek anneler tarafından büyütülüyor, eğitim dünyasına baktığımızda öğretmenlerin %80ni kadın, toplum da feminen düşünce şeklini benimsetmeye çalışıyor. Duygularını ifade et, hislerine göre yaşa hatta günü yaşa gibi düşünceler empoze ediliyor. Kıskançlığın kötü ve ilkel bir duygu olduğu ifade ediliyor ki erkeklerde kıskançlık tamamen genetik aktarımı sağlamak içindir, yani erkekler “eş savunma(mate guarding) dürtüsü sebebiyle kıskanır. Kıskançlığın budanması demek genetik aktarımda aksamalara neden olur.

Bunun sonuçları acımasız, düşen testosteron oranıyla birlikte maskülen tavırda ciddi bir azalma var.

Geleneksel ve Modern Cuckold

Cuckold sadece “eşini” bir erkekle paylaşmak olarak anlaşılmamalı, geleneksel cuckold kavramı üvey baba olmayla ilgilidir. Tek anne ve feminen toplumda erkeğin de utandırma teknikleriyle bu anneye bakmaya zorlandığını görüyoruz. Örneğin “seven erkek tek çocuklu da olsa anneye sahip çıkar, sen nasıl erkeksin?” gibi suçlamalara maruz kalıyorlar.  Aslında maskülenlik toksik olarak ifade edilirken, kadınlar işlerine geldiğinde erkeğin en temel maskülen arketipi olan “şövalyeyi” sahneye aldıklarını görüyoruz. Bu da aslında “hipergaminin beta öder” tarafına hizmet ediyor. Sonuçta siz kendi genetiğini aktaramamış ve bir başkasının çocuğuna “bilinçli” olarak bakmış oluyorsunuz ve maalesef bilinçsiz olarak başkasının çocuğuna bakan erkekler de oldukça fazla.

Kadın düşünce paterni manipülasyona ve suçlu hissettirmeye dayanır. Kendi gelecekleri için solipsist çerçevede böyle davramalıdırlar ve bu büyük kaos çıkana kadar devam edecektir. Yani ne zaman erkeğin fiziksel niteliklerine, gücüne ve pratik özelliklerine ihtiyaç duyulur o zaman bu düzen değişir.

Modern cuckold’da ise bu düşünce paterninin cinsel hayata taşındığı görülüyor. Bu şartlanmayla büyüyen erkekler modern cuckold oldular diyebiliriz.

Erkekler bir çeşit korkuyla beta öder gibi davranıp bir alfaya(boğaya) karısını teslim ediyor. Gariptir ama bu bir eş değiş tokuş olgusu da değil, beta bir tarafta sadece kendini tatmin ediyor. Çünkü bu erkeklere sjwler tarafından kıskanmamaları öğretildi, çünkü feminen düzenle büyüyen erkekler kadınların alfa döllere yöneldiğini biliyor ve karısını belki de kaybetmemek için karmaşık duygular içinde böyle bir çözüm üretiyor.

Yalnız modern cuckold’un erkeğin hayal gücü olduğu hatırlanmalı. Uç düşünen kadınlar belki zevk alır ama ilişki sürdürülemez, hipergami denklemine göre başka erkeğe yönelir. Aslında ortada güçlü bir bağ olmadığı açıktır.

Şu da sorulabilir: neden bütün erkeklerde bu durum gözlemlenmiyor?

Öncelikle erkeğin doğasında olmayan bir şey açığa çıkmaz. Aynı eşcinsellik gibi doğada mevcuttur. Tabii ki nasıl her erkek eşcinselliğe yönelmiyorsa cuckold da olmuyor.

Freud üstünden her ne kadar tartışmalı da olsa bu durumu odipus kompleksiyle açıklayabiliriz: Erkek çocukları anneleri büyütür ve oğlanla anne arasında özel bir ilişki olur fakat oğlan baba figürünü keşfettiğinde kıskanır. Ya babayı yok edecek ve anneyi ele geçirecek ya da vazgeçecektir. Böyle güçlü bir figürü yok etmek zordur ve karşı çıkarsa “iğdiş edilme” tehlikesi vardır, bu sebeple oğlan vazgeçer; zamanla da kendi içinde çözer. Modern cuckold fantezine sahip olanların bunu çözemeyen erkekler olduğunu söleyebiliriz.

Kırmızı hap yapılanmasına sahipseniz, dürtü-duygu-neden 3lemesini doğru anladıysanız, feminen düzenin işlemesine hakimseniz doğal olarak bu yolu seçmeyeceğinizi veya bunun bir şartlanma olduğunu fark ederek çözeceğinizi söyleyebiliriz.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)