Ana Sayfa » Arşiv Şubat 2021

Şubat 2021

SJW (Sosyal Adalet Dağıtıcısı) Olmak

SJW (Sosyal Adalet Dağıtıcısı) Olmak

Social Justice Warrior(SJW) ve Toplum Mühendisliği

Bu kişileri kabaca farklı konulara duyar yapan, sosyal adaleti “kendi algılarına göre” dağıtmaya çalışan ve insanları organize eden kişiler olarak tanımlayabiliriz. Bir konuyu mitleştiren, ideoloji olarak algılayan, kutsal gören herkes bu yanılgıya düşer. Her ne kadar tam-muhafazakar görüşte olan kişiler daha yatkın olsa da komünizmde de görünür, liberallerde de. Hatta Rollo Tomassi özellikle kırmızı hapı da inanışa çevirdikleri için duyar yapan gruplardan bahseder.

Toplum mühendisliğinde ve kitleleri kontrol etmeden en önemi grup sjwlerdir. Bu kişilerin hem düşünme şekillerini hem de etkiledikleri çevreyi nasıl etki altına aldıklarını psikolojik açıdan anlatmaya çalışayım.

Özetle genel stratejilerinin en küçük olumsuz parçayı bul, bütünü çürüt şeklinde safsata yaratmak üstüne kurulu olduğunu söyleyebiliriz.

Bu kişileri hangi davranışlarıyla ayırt ederiz?

Bir olgu iyi ve kötü tarafıyla tamdır. Birbirinden ayrıştırılmamalıdır. Bir deyim vardır: “olduğu gibi kabul etmek.” Olgular olduğu gibi kabul edilmelidir. Parçaya odaklanmak bütünü yanlış değerlendirmemize neden olur. `Gelstat` psikolojisi ne der? “Parçaların toplamı bütünden farklıdır.”

Sjw dediğimiz kişiler olguları ayrıştırmaya çalışır, yani iyisini ve kötüsünü ayrıştırır esas sorun iyi taraflarını görmemeleri ve sevmedikleri bir olayı kötü tarafıyla olayı temellendirmeleridir. Biçimsel safsata yanılgısına düşerler.

Bir örnek verelim: Varsayalım bir film sahnesi çekiyorsunuz, yönetmen o kişinin kederli halini sigara içerek ve denize bakarak aktarmaya çalışıyor. Bu esnada dumanı çekerek rahatlama yaşıyor. Verilmek istenen mesaj nettir.

Sjw burada durumu ayrıştırır, sigaraya odaklanır, sigara kötüdür. O kişi sigara içerek mi kederlendiğini göstermelidir? Yönetmeni de suçlar, çünkü toplumu sigaraya özendirmektedir, hatta hava kirletilmektedir. Ufak bir kötü durumu genele mal ederek bir çeşit safsata yaratır. Dinleyen kişiye de mantıklı gelir. Savunma yapamaz, çünkü odak noktası sigaranın çevreye ve insanlara zararlı olduğudur. O zaman yönetmen kötü bir şey yapmıştır ve insanlar yanlış yönlendirilmiştir. Bir bölüm gerçekten de olguyu ayrışmış kabul edecek ve kötü alışkanlık üstünden bu sahneyi yanlış bulacaktır. olgu iyi ve kötünün toplamıyken, tamamen bir uca savrulur ve yanlışlanır.

Anafikir şuna dönüşür:

“Sigara içmek sağlığa zararlıdır, o zaman bu sahne yanlıştır ve yasaklanmalıdır.”

Sjw basit bir kavram gibi görünebilir ama toplum mühendisliğine en büyük örnektir. Büyük bir kesim bu şekilde manipüle edilebilir. Bu anlattığım belli yaşın üstünde olanlara anlamlı, yaşça daha küçüklere anlamsız geldi. Çünkü bir nesil tvde sigara yasağını hiç görmedi, diğer nesilse bununla büyüdü ve üstünde toplum mühendisliği bir çeşit `totaliter rejim`(bir başkasının doğrusunu kabul etme) çalıştı. Muhtemelen şu an istatistiksel çalışma yapsak, yasakla büyüyenlerde bu olguyu tamamen kötü davranış olarak görüp sahneyi anlamsız bulanlar daha çok olacaktır.

Hatta bu durumu daha yeni Boğaziçi protestolarında da gördük. Lgbt’nin işe girmesiyle taraflı-sjwler, olayı rektör seçiminden lgbt-dini dogma tartışmasına yönlendirdi ve halk da hemen yönlendi.

Örneğin feminizm ve gynocentric(kadın odaklı) düzende tam olarak böyle güç kazandı. Seçtikleri konular genellikle hassastır ve karşı tarafı da paralize eder. Örneğin bir tartışma içinde size şöyle derler :”Ne demek yani, kadın ve erkeğin cinselliği eşit değil mi? Kadın sevişiyorsa erkek de sevişir. Sen cinsiyetçi misin? Ortadoğu kafalı mısın?” Ne oldu şimdi? Onca konu içinde bir tarafın cinselliğini aldı, eşitlikle ilişkilendirdi.

Olgular bütüncüldür.

Sahnede kötü bir alışkanlıkla kişinin kederlendiği simgelenmiştir ki `Jung` psikolojisinden baktığımızda kendilik iyi ve kötü tarafıyla tamdır, bir tarafı reddetmek o kişiyi eksik bırakır, `Freud` veya ego psikologları açısından baktığımızda hissetmeye dayanamadığımız bazı durumları reddetmeye çalışırız, bunun için zaman zaman alkol, uyuşturucu, sigara alınabilr. Çünkü biyolojik varlıklarız ve bilinçaltına bazı olayları itmek için uyuşmak, onlarla anlaşmak akıl sağlığımız için önemlidir. Bunun yolu da kontrollü olarak haz veren yardımcılardır, bazen sigaradır, bazen alkoldür. Morfin hatta ssri tipi antidepresanlar tıpta kabul gören en önemli ketleyicilerdir. Hatta uyku halinde kalarak acıdan kaçarız, çünkü uyku hem bir çözüm hem de bir kaçış aracıdır.

Modern psikanalizde de “unutma, geriye atma, yok sayma” kabul edilen bir çeşit savunma mekanizması olduğu ve gerekliliğidir  ama fazlası kişilik bölünmelerine (disosiyasyona) neden olabilir. Burada da bütüncüllük mevcut, kötüyü reddetmek yerine onu anlamaya ve çözmeye çalışıyoruz. Jung maskeyle barışmak derdi, modern bilişsel terapide de otomatik düşünceleri bularak çözmek, şemaları anlamlandırmak diyoruz.

Özetle sjw, düşünceleri burada kişide olguların bütünleşmesini engellediği için anlamlı değildir, üstte de bahsettik: gelstat psikolojisinde de bu vardır örneğin. En küçük parçaya odaklanmak bütünü görmenizi ve anlamlandırmanızı engeller. Sjw tam olarak bunu yapar.

Kendini Gerçekleştirmenin Yolu Nedir?

Kendini Gerçekleştirmenin Yolu Nedir?

Yeni bir şeyi yapmayı göze almak ve dönüşeceğin yeni kişiyi kabul etmek kendini gerçekleştirmenin tek yoludur.

Bu durumu Jung, Freud, varoluşçuluk, ikilemler, bilişsel psikoloji, mitler, yaratıcılık üstüne serbest düşüncelerim üstünden bakalım.

Nehire Girerek Temizlenme Miti

Bunu ilk nerede görüyoruz? Mesela hristiyanların vaftizinde. Yeni doğan çocuk veya hristiyan olmak isteyen birey nehire girer tamamen su altında kalır, ardından yeni biridir.

Örneğin bazı mitlerde yeniden doğmak için o kişinin boğulması gerekirdi(Game Of Thrones’da benzer mit kullanılmıştır.). Bitti mi? Bitmedi. Tarkan? O Tarkan değil, köpekli olan. Bir filmde ağzı burnu dağılır, tekrardan güçlenmesi için dağın içindeki lavlar havuzuna girmesi gerekir.

Örneğin 300 Spartalı filmindeki Tanrı Kralı az çok biliyorsunuzdur. Farklı efsanelerde görebileceğimiz tipik bir mit vardır. “nehirden çıkarak sıfırlanmak”. Buradaki “nehir” bir semboldür.

Semboller ve Yeniden Doğum

Jung için tarihsel mitler içimizdedir. Günümüze taşınmıştır ve buna kollektif bilinçaltı der. Ölüm, doğum, yaratmak… Günümüzde benzerine nörobilimle de karşılıyoruz. Bilmediğiniz koşullarda zorlanmak (ki kas gelişimi de böyledir) inaktif genlerinizi uyararak yeni proteinler üreterek duruma uyum sağlamanızı hatta çok başarılı olmanızı sağlayabilir. Belli zoruluklar altında kalmadan bu genler açığa çıkmayacağı için gelişemezsiniz. Aslında nehirde boğulma ve yeniden doğma mitiyle aynıdır.

Nörobilimden Jung’a Doğru

Jung kişiyi karakterize ederken arketiplerden bahseder. Bir maskemiz vardır ki bu aslında Mevlana’nın da bahsettiği “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” benzer bir takdimdir. Maskemiz bizim kim olmak istediğimizdir, bazen gerçek kişiliğimizi aşarak farklı biri görünmeye çalışırız. Freud bunu tam denk gelmese de süper ego gibi açıklıyordu. Bir de gölge kavramı vardır, Bu ise yüzleşmekten korktuğumuz karanlık noktalarımızdır ve bizi yapmak istemediğimiz bir şey yaptığımız da dürter. Örneğin bir tartışma sonrası, neden bunu söylemedin diyen size meydan okuyan gölgenizdir.

Gölge tehlikeli de olabilir. Tamemen reddetmek bir süreden sonra ruhsal kırışıklıklara yol açar. Freud’da bunları dürtü kuramıyla açıklıyordu ki zaten Jung’un hocasıydı.

Sorun şu ki: boğulup/yanıp tekrardan doğarken maskemiz mi yoksa gölgemiz mi “self” yani kendiliğimiz oluyor? Her yeniden doğum iyi bir şey midir?

Bunu en iyi açıklayan dizilerden biri Dexter. İzlemeyenler için kısaca özet: Dexter bir psikopat ve babası küçükken Dexter’in bir şey hissetmek için hayvanları öldürdüğünü keşfediyor ve onun gölgesi aslında “bir katil” o da bu katili açığa çıkartıyor fakat iyi bir şeye hizmet etmesi için yetiştirerek adli bir uzman yapıyor ve öldürme duygusunu sadece “katilleri, tecavüzcüleri” öldürerek tatmin etmesini öğretiyor.

Ne diyorduk? Tanrı Kral ve Gölge

Tanrı kral nehire girer. Orada da nehirden çıktığından arınmış ve güçlü biri olmuştur, kılları bile yok olmuştur ki buradaki metaforda saflaştığı da simgelenmektedir. Aslında Jung psikolojisinde o kişi “self” potansiyelini açığa çıkartmıştır.

Bilişsel açıdan baktığımızda Piaget de benzer şeyi söyler, kişi devamlı kendi potansiyeline ulaşmaya çalışır, daha doğarken en fazla refleks olarak dudaklarını kımıldatmakta süt için annesinin memesini emmektedir ama zamanla gelişir, o bebek yürür, okur, öğrenir. Bunu kabaca özümleme ve uyum sağlama süreçleriyle açıklar. Hep kendi üstüne koyar ama tabiiki “self” keşfi her kişide aynı netlikte olmaz yetişme tarzımızla birlikte bir andan gölgemiz de yükselir. Egomuz; maske ve gölgeyi birlikte taşır. Kendini gerçekleştirme herkes aynı değildir çünkü herkes aynı “cesarete” ve yetiştirilişe sahip değildir.

Tanrı kraldaki arketipte, kralın aynı zamanda kötü bir tirana dönüşmesi ilginç bir göndermedir. Örneğin Tarkan girdiğinde güçlü bir savaşçıya dönüşmüştür. İnançlı biri nehire girip hristiyan olduğunda “dini dogmaları” kabul eder. Demek ki herkesin kendini gerçekleştirmesi farklıdır. Belki tanrı kralın “gölgesi” aslında esas potansiyelidir, belki de gölgesiyle kendini gerçekleştirmiştir ama ne olursa olsun potansiyelini gerçekleştirmiştir.

Herkes “self” haline ulaşırken farkı yollar deneyebilir, bazıları ülke gezer, bazıları yeni dil öğrenir, bazıları uyuşturucu kullanır. The Doors’un yarattıklarına kim kötü diyebilir? Ne demiştik? Bir şeyin değişeceği kesin ve bu iyi olmak zorunda değil.

Yasalar ve Yasaklar

Bu farklılıkları yapmamamız için bazen kısıtlanırız. dini veya devletler tarafından yasaklar veya yasalar koyulur. Farklı kişileri toplum sevmez, çünkü onlar “farklıdır.” Çoğunluğun duyguları bu yolla regüle edilir. Örneğin Hristiyanların su ayininde regülasyon vardır fakat Adem ve Havva cennetten kovulmadan önce Havva yasak elmayı yemeye cesaret etmiştir. İlginç bir çelişki.

Bazı kişiler vardır ki isteseniz de bastırmaz içindekileri, bilinçdışı nesneleri parlaktır. Bu kişiler dinden de kuşku duyar, kendinden de. Burada gölgenin ne kadar tehlikeli olduğu bir başka çelişkidir. Örneğin Van Gogh güçlü yaratıcılıkla gölgesine yenilmemesine rağmen kulağını kesti. Gölgesine yenilseydi sıradan bir şizofren olacaktı.

Aslında burada bilinçdışı renkli insanların bir şey yaratmada başarılı olduğunu ve hatta Jung’a göre daha renkli rüyalar gördüğünü söyleyebiliriz. Çünkü bilinçdışı bilinçle kavga eder. Bilinç söndükçe onu dürtükler uyandırır. Şüphe duymayan insanın bilinçdışı da sönüktür. Freud’da dürtü teorisiyle cinselliğin, ölümün önemli enerji mekanizmaları olduğunu söylemiştir. Tabiiki kaygı “meraka” evrildiği sürece güzeldir, bu olmasaydı kuantum mekaniği olmazdı. bir paradigma diğerini kapsarsa güzel.

Aksi halde dürtüler sizi yönetir, aynı mutlu olmak için her şeyi yapmaya benzer. Mutluluk yazısında açıklamıştık: Haz peşinde koşmak, hayatın amacı mutluluk yapmak sadece mutsuzluk getirir. Çünkü mutluluk ana aittir, mutsuzluksa uzun bir süreci kapsar.

Parçalanmak sonradan daha saf şekilde birleşmek için gereklidir.

Her şey maskenizle yüzleşerek başlar. Örneğin üstteki metaforda göle girmemiz potansiyelimizi gerçekleştirmemiz için gölgemizle yüzleşmektir ve ancak kuralları yıkarak gelişebilirsiniz. Seni kesin öldüreceğin bir yere girersen ya parçalara ayrılır birleşemezsin ya daha geniş bir hacmin sinerjisini toplayarak aydınlanmış ve kendini de anlamış olarak tekrardan toparlanırsın. Yani gölgeni tanırsın. Örnek Mask filminde de benzer durum sembolize edilir, hepsi de Jung’un psikolojisini(mitoloji ve semboller) temel alır. Jim Carrey maske giyer ve gölgesini ortaya çıkartır ama personası (dışarıya görüntüsü) bambaşkadır. Belki Jim Carey göle girseydi persona ve gölge arasında mükemmel bir uyum olacaktı.

Bu, bazen aşırı disiplin olarak bastırılır, hatta kötü gösterilir. Yaratıcılık yazımda bahsetmiştim, `Rollo May`’e göre; yaratmak bir şeye(kendinize) karşı çıkmaktır. Bu günümüzde “çalışırsan kazanırsın, zengin olursun” şeklinde satılıyor fakat Weber’in Protestan Ahlakı kitabında da eleştirdiği gibi kapitalizme de hizmet etmemelidir. Yaratıcılık zengin olmak veya tanrının sevdiği kul olmak için yapılmaz. Bu dürtüsel bir şeydir, kendi gölgenizle kavga etmek ve kazanmaktır.

Nehire girmek bazen de sıfırlanmaktır, riske girersiniz ve kaybedersiniz.

Sonuçlar

Kötü gibi görünse(göle girince ölmek) de olmayabilir. Bizde buna “her şerden bir hayır doğar” denir. Tarkan “tükenme noktasına” kadar dayandığı lavlı nehirden çıktan sonra güçlendi, Tanrı Kral tiran oldu. Cesaret her zaman iyiye varır diyemeyiz fakat her zaman “farklılık ve gelişim” yaratır. Bunu yönlendirmek sizin elinizde.

Önce cesaret etmeli ve nehire girmelisiniz! Ardından da maskenizi ve gölgenizi iyi anlayarak bunu kendi potansiyelinize uygun şekilde dönüştürmelisiniz. Acıyacak ama gelişeceksiniz.

(Diğer köşe taşı içeriği yazıları için tıklayın.)

Fon: Bolt Thrower – Killchain

(Makaleyi oylamayı unutmayın.)

Sorunlu Kadınlarla İlişki Bölüm 2: Histeroid

Sorunlu Kadınlarla İlişki Bölüm 2: Histeroid

İlk bölümde kişilik ve duygusal bozuklukların temelinden bahsetmiştik. Maalesef bu kişilerde “ego bütünleşik” olmadığı için ilişkinin anlamsız olduğunu, sizi gerçekten sevme kapasitelerinin olmadığını söylemiştik.

Histerik Kadınlar

Bu kişiler hangi kişilik tutumunda olursa(nevrotik veya psikotik) olsun iç görüsü yoksa o hastalığın pençesinden kurtulamaz ve tipik bir “kişilik bozukluğudur.” Özellikle histerik bir kadın nevrotik de olsa tehlikelidir, fark ise terapi de ortaya çıkar, birini kurtarmak kolayken, diğerini çok zordur.

Psikolojide bir diğer ekol olan “Bilişsel Davranışçı Yaklaşımda” da bilinç düzeyinde özellikle Piaget’in bahsettiği “özümleme” evresi problemidir. Yani kişi öğrendiklerini yeni bir kalıba sokup “uyum” sağlamak yerine, her şeyi bildiğine uydurur. Özellikle paranoid ve borderline tanılarında sıklıkla bu problem görülür. Bu yüzden uçlardadır bu bireyler, kişilik ilişkilerinde öğrendiklerine takılı kalırlar.

Bu mekanizmayla size baştan daha tanımadan hayranlık duyabilirler fakat bir hatanızda bütün özelliğiniz görmezden gelebilir. Sizi unutmak isteyen bir sınır-durum histerik ise kötü bir özelliğinize odaklanarak unutabilir.

Annesi Güçsüz Babası Güçlü Kadınlarda Ortaya Çıkar

Geri çekilme mekanizmasıyla bebeksileşme(geçmişe dönme) eğilimleri yüksektir. Cinselleştirme savunma mekanizması da bu kadınlarda bastırmayla birlikte etkindir. Odipal dönemdeki güçsüz anne, güçlü baba durumu ile bağımlılıklarını cinselleştirirler, bu yüzden ilgi duydukları erkeklere fark etmeden teşhirci yaklaşırlar.

Kendilerinden güçlü kişilere çekim duyarlar, duygularını saklamak yerine ifade etmeyi seçerler. Bu yüzden dramatik bir karaktere sahiptirler. Bu kadınlara güçlü baba figürü yaklaşımıyla kolayca manipüle edebilirsiniz; kızmak, azarlamak veya teselli etmek işe yarar fakat bu hastalıklarının daha da kötüleşmesine neden olur. Çünkü zaten kendilerini güvensiz hisseden bu kişilerde gerilemelere rastlanabilir. Özellikle psikotik düzeye yaklaştıkça artan aşırı kaygı beklenmedik hareketler yapmalarına neden olacaktır.

Cinsellik çoğu insan için rahalatıcı ve kendi olabildiği nadir yerlerden biridir. Cinselleştirilen öge ile kişi rahatlamış ve kontrol sahibi hisseder ve histerik kadınlar bu mekanizmasyı sıklıkla kullanır. Tek sorun cinsel ilişkidek düşündükleri kadar tatmin olmamalarıdır.

Daha Kötüsü Sınır Durumla Birleşmiş Histeroidlerdir

Sınır durumdaki kadınlarda “eyleme koyma savunması” da bir diğer mekanizmadır. Korktukları durumu sahneye koyarak başa çıkmaya çalışırlar. Bu yüzden cesaret sahibi görülebilirler fakat süreç bilinçdışı işlediği için kendileri de “ne yaptım ben!” diyebilir.

Kendi içinde dengesiz olan histerik kadın, birinden korkarken “eyleme koyma mekanizması” ile ona kendini bilinçaltı süreçte teşhir edebilir yani onunla cinsellik yaşamak ister. Çoğunlukla da tekrara düşerler, yani korktukları senaryoyu başkalarıyla tekrardan yaşama eğiliminde olurlar. Burada meselenin sadece size duyduğu arzu olmadığına dikkat çekerim.

Bu kişiler aşırı utanç duyma ve çaresizliğe açıktırlar ve çabuk şekilde bir başkasının etkisine girebilirler. Yani sizi bir süreden sonra pek önemsemez ve farklı bir limana yaklaşırlar.

Kendi inançlarına körü körüne inanabilirler.

Örneğin cinsellikle erkekleri kontrol etme fantezisine bilinçaltı düzeyde yanlış ebeveyn yönlendirmesi yüzünden maruz kalan “histerik” bir karakter, o erkeği elde ettikten sonra soğuyabilir, cinselliği ve teşhiri silah gibi kullanan bu kadınlar çok tehlikelidir.

Cinselliği kendilerini ifade zevk aracı olarak değil, savunmacı, elde edici formatta kullanırlar. Böylece erkeği teslim alırlar ve erkeklerde artan testosteron ve oksitosinle kısa sürede bu kadına aşık olabilir. Orgazm olmada cinselliği zevk aracı olarak tanımlamadıkları için zorluk yaşarlar. Eğer baştan teşhirci, cinselliğini kullanan fakat yatakta heyecanı azalan orgazm olamayan bir kadınla tanışırsanız arkanıza bakmadan kaçın derim. Freud bu kadınlarda bastırılmışlık yüzünden ortaya çıkan bir sinirlilikten de bahseder.

Bu kadınlar sıklıkla sınır-düzeyde kişilik yapılanmasına sahip olduğu için ilgisini psikotik tarafa döndüğü anda “aşırı idealizasyon” sebebiyle size ilgisi bitecektir, bu sefer de sahiplenici arzuyla onu kazanmaya çalışırsınız fakat hiçbir işe yaramaz.

Demek istediğim şu ki böyle bir kadından etkilenmeniz için “erkek olmanız” yeterlidir. Kurtulmanın tek yolu ise baştan bu topa girmemektir. Aksi halde aynı döngüleri devamlı yaşarsınız. Daha kötüsü aldatılırsınız. Çünkü onun derdi siz değilsiniz, onun derdi kendiyledir.

Terapistler Bile Zorlanır

Birçok erkekte tanrı kompleksi olduğu için birlikte olduğu kadını kurtarmayı dener fakat unuttukları nokta bu kadınlara duygusal yatırım yapmayan terapistlerin bile bu kişilerden etkilenmeleri, zaman zaman başarısız hissetmeleri ve bu kişerin kendilerinde oluşturduğu negatif hislerden dolayı terapiyi objektif olamamalarıdır. Psikotik ve sınır durum düzeyinde hastalar başka terapistlere nakledildiği çok olur. Çünkü terapist bile kendini yetersiz hisseder.

Düşünününki terapistsiniz ve bu kadınla birliktesiniz, onu iyileştirmek, özgüven kazandırabilmek için gerekli soruları sorabilecek misiniz? Örneğin “tanıştığın x erkeğine karşı benimle kavga ettikten sonra ne hissettin, bana geçen gün sinirliyken hangi duygular içindeydin?” sorusunun cevabını duymaya dayanabilecek misiniz? Çünkü histerikler duygularını aktarmayı çok sever ve alacağınız cevap: “O erkekle yanlış olsa da sert cinsellik yaşamak isterdim gibi bir şey olacaktır.”

Kimsenin terapisti olmaya çalışmayın. Benim bu konuda temel bir prensibim var:

“Bir kişi sizin hayatınızı zorlaştırıyorsa, sizi negatif hissettiriyorsa, haz alsanız bile iyi bir akıl sağlığı için o kişiyi hayatınızdan atın.”

Ne olursa olsun duygularını yaşa mitine girmeyin. Duygudan sonra neden aramak kadın işidir. Erkek her zaman mantıklı düşünmeli ve mutluluğun zıttının mutsuz olmadığını hatırlamalıdır. Yani anlık olarak mutlu olabilirsiniz fakat bir kere mutsuz olup depresyona girerseniz bu hatalar sürer.

Bu felsefeyi sektirmeden uygularım, çok derin hislerim bile olsa beni negatif etkileyen kişiyi hayatımdan atarım. Çünkü atmadığım geçmiş senelerde kaybı hep daha çok olmuştur. Bunu borsaya benzetebiliriz. Düşme trendinde olan bir hisseyi satıp, inatlaşmadan daha fazla zarar etmeden kurtulmak, o parayla daha iyi yatırımlar yapmanızı sağlar.

Sonuçlar

Üstte DSM-5 kriterlerine göre borderline’ı da içeren histeroid bozukluk gösteren kadınlardan bahsettim çünkü hasta olduğunu geç anlayabileceğiniz en tehlikeli karakterler bunlardır çünkü duygusal olarak kendilerini ifade edebilirler ve cinsiyetleştirme mekanizmalarıyla sizi esir alırlar, çok aşık gibi davranabilirler. Karşınıza paranoid, nkb veya daha uçta biyolojik esaslı psikopati, şizofreni eğilimleri olan kadınlar da çıkabilir.

Psikotik ucu hiç saymıyorum fakat arada kalan sınır durum ve hatta nispeten kolay tedavi olabilecek nevrotik kişiliklerden bile uzak durun derim. Bu kişiler size anca mutsuzluk getirir. Çok iyi aşık olmaları, sonraki tavırlarının dengesizliğini görmenizi engeller ve bence en büyük sıkıntı da budur.

Histerik veya paranoid bir kadınla çıkan erkek sonrasında şunu söyler: “Benden nasıl hemen vazgeçebildi, çok seviyordu, çok kıskanıyordu!!! Nasıl hemen başkasına geçti?” Cevabı çok basit, onun amacı siz değilsiniz, boşluğunu doldurabilecek herhangi biri yeterli ama o kişi de aynısnı yaşayacak veya o erkek psikopatik karakter örüntüsü göstererek bu kadını manipüle edecek. Örneğin kızacak, azarlayacak veya aşırı destek olacak ama sonuç değişmeyecek. Sonuçta o kadının psikolojisi daha kötüye gidecek.

Bu kadınları geri döndürmeye çalışan erkeklerin durumu daha da vahim. Zaten sizden ayrıldığında aşırı idealizasyon savunma mekanizması sonucu onun için değersizleşmiş oluyorsunuz, tekrardan kazanma şansınız yok, nkb yapılanmasına sahipse, o kadının en çok istediği şey olan “onayı” ona vermiş oluyorsunuz ve nkb’ler onay almak için yaşayarak tam hisseder. Normal bir kadında hipergami mekanizması işlerken bu kadınlarda duyglanımı x2 ile çarpabilirsiniz.

Son bir not bu kadınlar sizi arada arayabilir, bu beklenir ama kesinlikle ciddiye alınmamalıdır. Gel-gitleri esnasında aklına esmişsinizdir sadece. Kişilik bozukluğu olan kadınları ciddiye alarak karar vermek yapacağınız en büyük ahmaklıktır.

Referanslar ve İleri Okumalar

1] Nancy McWilliams – Psikanalitik Tanı

2] James F. Masterson – Narsistik ve Borderline Kişilik Bozuklukları

3] Kernberg, O.– Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm

4] Amerikan Psikiyatri Bir. – Ruhsal bozuklukların tanısal ve sayımsal elkitabı (DSM-5)

5] Aaron T. Beck –  Kişilik Bozukluklarının Bilişsel Terapisi

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Seven Kıskanır

Seven Kıskanır

Erkekler kıskanç olmamalı mıdır? Seven kıskanır mı? Kıskançlığı bastırmalı mıyız? Öncelikle şunu söylemeliyim ki kıskançlık bir erkeğin “en önemli” silahlarından biridir ve ilişkinin geleceğini anlamak için bir yöntem olmalıdır. Podcastini de şurada yapmıştık.

Kıskançlık evrimsel bir dürtüdür.

Evo-Psik 101: “Kıskançlık insanlığın ilk tarihinden itibaren erkeklerin yoğun yaşadığı bir savunma mekanizmasıdır” Çünkü kıskanç olmayan erkek kendi genetiğini aktaramaz. Kadının birinden hamile kalması; sizin kaynaklarınız boşa gitmesi demektir ve başkasının çocuğuna baktığınızı bilmezsiniz. Bu yüzden erkekler “mate-guarding” olayında daha saplantılıdırlar ve “kıskançlık davranışı değil, duygusu gereklidir.” Örneğin kadınlarda erkeğin cinselliğinden çok diğer kadınlara duygusal yatırımı kıskanılır. Altta ayrıntılı bahsedeceğiz.

Düz dünyacılar şöyle diyebilir :”yahu günümüze dna testi var, böyle evrimsel dürtü mü kalır!^%+!”

Evet kalır ve kalmalıdır. Şöyle ki:

  • Evli değilseniz kadının rızası olmadan dna testi yaptıramazsınız, suçtur. Zorlarsanız güvenmeyen, zorba erkek olursunuz.
  • ABD’nin bazı eyaletlerinde çocuk sizden olmasa bile eğer mahkeme uzar da dna testi gecikirse sizden olmasa bile nafaka ödersiniz.
  • Günümüzde bile erkekler %10-%30 değişen oranlarda bir başkasının çocuğuna bilmeden babalık yapmaktadır. Bu erkekler dna testini bilmiyor muydu?
  • 2 tarafı boklu değnektir. Kadınlar manipülatiftir ve kırılgandır da. Erkek de bunu bilir, sevgilisini kırmaktan korkarak dna testi teklifini yapamaz. Çünkü haksızsa kaybettiği daha büyük bir şey olacaktır.

Demek ki günümüzde de kıskançlık erkek için hala bir parametredir ve pragmatiktir de. Çünkü “doğru kıskanmayı” öğrenen erkek genellikle dürtülerinde haklı çıkar ve ilişki yatırımı yapılmayacak kadını baştan eler. Bunu sevgilinin geçmişi yazısında anlatmıştık.

Ayrılmanıza rağmen neden o kadını başkasıyla düşünemiyorsunuz?

Örneğin neden ayrıldıktan sonra bile o kadının biriyle yatıyor olması size rahatsızlık veriyor? Kaç kadının ayrıldıktan sonra bundan rahatsız olduğunu gördünüz?  Erkeğe veriyor çünkü evrimsel olarak genlerinizde kayıtlı olan bilgi: “Zor bulduğun kadından bir başkası üreyecek, genetiğim aktarılmayacak” düşüncesi, bir diğeri ise derinlerdeki odipus kompleksiyle bağlantılı olarak “ilk aşık olduğunuz, size yoğun ilgiyi veren, aynalama dönemine girmeden önce uzantınız zannettiğiniz kişi olan annenizin yerine koyduğunuz kadını kaybetmek.

Kadınlarda Kıskançlık

Kadının evrimsel olarak en korktuğu şey erkeğin duygusal yatırımını değiştirmesidir(başka kadınla duygusal olarak ilgilenmesidir). Bu ilginçtir ama hipergami denkleminde beta öderin daha aktif olduğu uzun süreli ilişki paternidir. Kadınlar, arzu duydukları erkeklerde kendilerine ayrılmış kaynakları(sevgi, şefkat, güven) kaybetmeyi erkeklere göre daha az severler. Bu yüzden fiziksel aldatmaları hoş görebilirken, duygusal aldatmaları hoş görmez. Örneğin TLC’de Infidelity diye bir program vardı zamanında. Aldatma hikayeleri anlatılırdı. Fiks bir şey vardı. Erkek aldatıldıkları zaman asla affetmiyorlar, kadınlarsa fiziksel bir aldatma varsa geri dönebiliyordu.

Onlar için de cinsellik kıskanma sebebidir ama erkeğin hissettiğinin yanında seviyesi düşüktür. Çünkü çocuğun kendinden olduğunu bilir. Bunu daha farklı bir örnekle anlatmaya çalışayım:

Çoğu erkekte şu vardır: “O yanımda olsun, kimseyle sevişmesin, ona bakayım yeter” romantizmi. Başkasıyla olmadıktan sonra beni sevmese de olur diye düşünürler. Mesela Eşkiya filmini düşünün. Yetmedi mi? 13 YY. Courtly Love kavramı da tam olarak böyleydi. Lordlar bir kadınla birlikte olur, emrindeki askerlerin motive olması için karısına yazmasına izin verirdi ama asla cinsel ilişki olmazdı.

Erkek de kadının bir başka erkekle duygusal hareketini kıskanır ama ilk sorusu şu olur: “Onunla seviştin mi?” Kadın hayır derse, “ohh” der. Aynı durumda kadına “sevişmediğim” deseniz; bir de sevişseydin!!+%’^!! Cevabını alırsınız. Size onunla zaman geçirdiğiniz için kızgındır.

Erkeklerin İlişki İçindeki Kıskançlığı

Kadınlar kıskanılmayı sever ama dengesi önemlidir. Hiç kıskanmazsanız sevilmediklerini düşünürler, çok kıskanırsanız reaktif doğaları sebebiyle kısıtlandıklarını hissederler ve size baş kaldırırlar. Örneğin şunu çok duydum: “Sen ne biçim adamsın, neden kıskanmıyorsun beni?” Özetle haketmeyen kadınları kıskanmaya da gerek yoktur. Bunu da filtreleyebilmelisiniz.

Evrimsel dürtünüzü yok saymak tehlikelidir. Yani “ben kıskanmayacağım! Güçlü erkekler kıskanmaz!” gibi bir duruma girmeniz çoğu tehlikeyi kaçırmanıza neden olur. Mesele bu dürtüyü kontrol etmektir. Dürtüyü kontrol edememeniz akılcı bir erkek olmadığınızı ve duygularınızla hareket ettiğini gösterir. Duygularıyla hareket kadın işidir. Daha önemlisi dürtüsel davranmak yüksek testosteron sebebiyle agresifliğin aktif hale geçmesine, bu da limbik sistemin(hayvani kontrolsüz beynin) devreye girerek yapmayacağınız hareketlere neden olur. Ondan sonra bir de “bak gerçek yüzün buymuş!” suçlamasına maruz kalırsınız.

Eğer kıskançlık sizi kontrol ederse; kadın da kıskançlıkla sizi kontrol eder ve güçsüz olduğunuzu düşünür. Eğer siz kıskançlığı kontrol ederseniz, kadın yersiz yere onu kıskanmadığınızı anlayarak kullanmayı denemez. Bunun yararını da en çok da kavga ettiğinizde yaşarsınız. Aşırı kıskanç bir erkeği bekleyen son: kadının kıskandığınız her şeyi size misilleme olarak yaparak sizi daha da delirtmesidir.

Kıskandığınızda ne yapmalısınız?

Ne dedik? Kıskançlık bir duygu olmalıdır, tepkisel davranış şekli değil! Öncelikle size arzu duyan bir kadın siz uyarmadan rahatsız olacağınız davranışları değiştirir. Birilerini sosyal medyada tutuyorsa veya 7-24 Instagrama foto atıyorsa, telefonu gizliyorsa, kız gecelerine barlarda eğlenmeye gidiyorsa hala alternatife ihtiyacı var demektir, bu pozisyon sizden değerli demektir, size “gerçek arzu” duymuyordur.

Size rahatsızlık veren bir durum varsa; rahatsız olduğunuzu tepki göstermeden belirtmeniz yeterli olmalıdır ve muhtemelen ya basit bir dırdırdır ya da rahatsız olduğunuzu fark etmediği bir şeydir ve hızlıca telafi etmeye çalışacaktır.

İnatla devam ediyorsa, arzuyla, içten şekilde yapmak istiyor demektir, kaybetmeyi göze alamıyordur, işte bu sorundur. Yani ortada bir dırdır(shit test)yoktur, sen de kıskanıyorsundur. Neden? Çünkü ortada kıskanılacak bir şey vardır! Tada!

Birlikte yaşıyorsunuz ve size rağmen “kız gecesi” yaptı 1 gün de gelmedi veya telefonu size göstermedi gizledi diyelim tabii ki bebeğim sen eşit bir ilişkide özgür kadınsın, kendi alanın var diyerek anahtarları istemeli ya da daha güzeli döndüğünde kilitleri değişmiş bulacak şekilde ayrılmalısınız. Sınırlarınızı aşan kadını hayatınızdan çıkartırsınız. Israr yok, telafi yok, zorlama yok, tehdit hiç yok!

Neden tehdit ya da ısrar yok?

Soru şu olmalı: “ben neden onun yapmak istediği bir şeye engel koyan kişiyim?“ Evet değilsin! Olmamalısın. Çünkü kadınlar alfalar için kuralları yıkarken, betalar için kurallar koyar. Kontrol etmeye çalışmanız kural koyulan beta tarafında olduğunuzu ve kadının doğal çekimle yanınızda olmadığını gösterir.

Belki net bir şey olmayabilir ama gereğinden fazla dürtü hissediyorsanız, gerçekten sorun olabilir. Buna bilinçaltı-farkındalığı deniliyor. Yani siz net bir gösterge olmasa da kişinin bir şeyleri sakladığını davranış ve mimiklerden içsel olarak anlıyorsunuz.

Korku Oyunu

Bu son aşamada kadınların empatik değil, sempatik olduklarını unutmamak gerekir. Sizi anlamaları için benzer duyguları yaşamalılar, yani siz de onu kıskandırın. Buna Rollo ilk kitabında “hayal gücünü canlandırmak” der ve “pasif-korku(dread) oyunu” olarak adlandırır. Yani kadını rekabetle kaygı içine sokmanız gerekir. Amacınız asla şart cümlesiyle(bunu yaparsan bunu yaparım) mesaj vermek olmamalıdır ki bu savunmasız olduğunuzu sinyaller.

Yalnız “dread games” olayına girmeniz artık ilişkiyi kalp masajıyla ayakta tuttuğunuzu gösterir. Dramatik bir iyileşme olmuyorsa, o kadını terk etmeniz daha iyidir.

Kıskançlıkla Sizi Suçlamaları Bir Manipülasyondur

Kadınlar korunabilmek, sizi kolay aldatabilmek için “kıskanan erkek kendine güvensizdir” şeklinde manipülasyona başvurabilir.

Temel içgüdüsel duygunuzu hissettiğiniz için asla suçluluk hissetmeyin. Kıskanmamak için kendinizi ketlemeniz maskülenliğinizi düşürür, hataları görmezden gelmenize sebep olur. Kıskançlığı yok saymak genetik aktarımınızı yok saymaktır.

Son söz olarak: “kıskançlık bir içgüdüdür ve bunu kadını kontrol etmek için değil, ilişkinin geleceğini anlamak için kullanın.”

Makeleyi oylamayı ve daha çok kişiye ulaşması için paylaşmayı ihmal etmeyin:

Sorunlu Kadınlarla İlişki: Borderline (Sınır Durum)

Sorunlu Kadınlarla İlişki Bölüm 1: Sınır Durum (Borderline)

Psikolojisi bozuk bir kadınla ilişki yaşamak istiyorsanız, önce kendinize “neden” diye sorun. Çoğu erkek baştan hayır diyebilir veya böyle bir kadınla hiç karşılaşmadığı için başa çıkabileceğini düşünür. Daha kötüsü bu kadınları çekici bularak kurtarmaya çalışan erkekler de mevcuttur.

Bu kadınlarsa sadece sorun çıkartarak hayat kalitenizi düşürür. Unutmayın ki bir ilişki hayatınızı kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyor, omuzlarınıza yük bindiriyorsa o yükü atmanız gerekir.

Burada kişilik bozukluğu(nkb, şizoid, histeroid) ile duygu-durum(bipolar, depresyon) bozukluklarını ayırmak lazım. Sorun ilk gruptur.

Her erkek kahraman olmak ister. Toksik kadınlardan bahsederden üstün körü yazmıştım ama hangi kadından kaçmanız gerektiği konusu üstünde çok durmadım. Bilgi açısından yoğun bir yazı olduğu için 2’e böldüm. Bu bölümde daha çok sınır-durum kadınlardan, 2. Bölümde ise histerik kadınlardan bahsedilecektir.

Temeller

Psikolojide rahatsızlıkları “kişilik durumlarını” ve “karakter tutumlarını” olarak birbirinden ayırmak gerekir.

Kişilik durumları kendi içinde 3’e ayrılır. Bunlar Freud’dan sonra nevrotik ve psikotikken, genişleyerek araya sınır durum’u almıştır. Çünkü sınır-durum hastalar ne nevrotiklere ne de psikotikle uymaktadır. Uzun sürede tanımlanamamış, çoğuna nevrotik gibi davranılmış ve hastalıkları daha beter hale gelmiştir. İyileşenlerin de terapistlerinden nefret ettiği kayıtlara geçmiştir.

Özetle “nevrotik”-“sınır durum”-“psikotik” olarak bilinç düzeyinden kontrolsüz bilinç-dışı düzeye doğru sıralanabilir. Nevrotik biri kendi hatalarının farkındayken, psikotik kişi farkında değildir. Sınır durum(borderline) ise bazen nevrotik bazense psikotik uça savrulur. Bu yüzden bazen mantıklıyken, bazen tamamen kaotik birine dönüşür. Karakterler ise kabaca “psikolojik rahatsızlıklardır” diyebiliriz. Örn: Şizofreni, histerik, narsisistlik, şizoid, bipolar gibi.

Sınır Durum Kadınlar

Sınır durum (borderline) DSM kriterlerine göre bir hastalık tipi olarak da kabul edilmekte fakat diğer kişilik bozukluklarıyla da etkileşime geçebilmektedir. Ego psikologları(2. Nesil psikanalistler) da başta kişilik durumu gibi görüp ilerleyen süreçte ayrı bir hastalık olarak tanımaya başlamışlardır.

Bu kişiler ayrılma-bireyleşme dönemi dediğimiz dönemde bakıcıyla (örn: anne) tam bir kopma ve ego oluşumu sağlayamazlar.

(Ego: Dürtüleri kontrol eden ve tam farkındalığımızı oluşturan süperego(sosyal tutumlarımız) ile köprüyü oluşturan bir bölümü bilinçli, bir bölümü bilindışı mekanizmadır. Burada bahsedilen egonun, “çok egolusun!” tanımıyla alakası yoktur, hatta bu yanlış kullanımdır. )

Bu kişilere ebeveyni gereğinden yakın ilişki kurarak, hatalı davranışlarla bireyselleşmesini ve ego gelişimini engellediği düşünülmektedir. Kişi iyi ve kötüyü kendililik içinde birleştiremez ve ayrıştırır. Bu yüzden uçlara savrulur.

Tam bir ego farkınlıkları ve bağımsızlıkları olmadığı için bir başkasına bilinçli-bilinçsiz ihtiyaç halindedirler. Kısa sürede birine çekilme hali bundandır, yani bir çeşit parazit gibidirler.

Savunma Mekanizmaları

Böyle kadınlar tehlikelidir çünkü psikanalizde bahsettiğimiz bazı “savunma mekanizmaları” çok güçlüdür. Bu mekanizmaları kendi içinde ilkel ve olgun mekanizmalar olarak 2’e ayırabiliriz. İlkel mekanizmalar bilinç-dışı düzeyde odipal süreç öncesinde oluşurken, olgun olanlar bilinç düzeyindedir ve her insanda bulunur. Mesele ilkel olanların daha kontrolsüz olmasıdır. Bunun da en önemli örnekleri sınır durum histerik kadınlarda bulunur. En sık rastlanan mekanizmada “aşırı idealizasyondur.” Yani kişi ya çok değeri görülür ya da değersizdir, arası yoktur.

Bu kişilerde aşırı kaygı da görülür, gereksiz detaylara kendilerini tehdit ettiği düşüncesiyle takılabilirler. Nancy McWilliams terapilerinden birini şöyle özetler: Annesinin sorunlu olduğu ve bu konuda çözüm üretmesi gereken hasta:

Nevrotikse “nasıl çözebilirim?” diye düşünür. Sınır durumsa” “Evet haklısın, o zaman annemi değiştir” diye düşünür. Yani kendilikleri eksik olduğu için dışarıda sorun aramaya adaydırlar. Olmayan bir özgüven yerine sahtesi koyulur ve devamlı savunma hali mevcuttur. Aksi halde yetersiz hissederler. Olayları objektif değerlendirmeleri yine ego eksikliği yüzünden yoktur. Bir olayı ya çok iyi ya da çok kötü değerlendirirler ki “sınır durum” ismi buradan gelmektedir. (yine ilkel aşırı idealizasyon savunma mekanizması)

Bu kişiler tüm-güçlü algının esiridir. Yani birlikte olduğu insanı kendi uzantıları gibi düşünebilirler, o yüzden yaptıkları her türlü acımasızlık normaldir ta ki o kişi gözden çıkartılana dek. O kişide kendilerince “gerçek sevgi” yoksa değersizdir. Yine bu ayrılma-bireyleşme döneminin negatif sonucudur, kişi kendini “biri” gibi göremez. Referans olarak Kernberg ve Masterson’ın çalışmalarına bakılabilir.

Örneğin yansıtma mekanizması suçtan arınmak için kullanılır. Yani suçu karşıya aktarıp, kendinizi aklarsınız, karşı taraf yapmış gibi hissedersiniz; oysaki sınır durum kişiler hem yansıtır hem de bu duygudan kurtulamaz, bunun yerine sahte bir kendilik haline getirerek hissederler ve gerçeklik algıları hala tamdır. Psikotikler gibi kopukluk yaşamazlar. Örneğin öfkeli olmasının nedeni sizin yaptığınız bir harekettir, bunu yansıtırlar ve bunu siz kabul etmedikçe anlaşılmadıklarını düşünerek daha da uçlara savrulurlar, düşmanlıkları artar. Bu kişilerle konuşurken örtük konuşmamak, açık ve net olarak “şu an böyle hissetmeni anlıyorum ama böyle hissetmenin sebebi aslında bana böyle yapman olabilir mi?” gibi açıklamalar yapmak gerekir. Zamanla siyah ya da beyaz tutumları iyileşebilir.

Son Hep Aynıdır

Bu kadınlar maalesef siz ona ne kadar iyimser davranırsanız o kadar öz saygılarını kaybedecekleri için uzaklaşırlar. Son hep hüsrandır. İşin en güzel kısmı o idealizasyonla sizden vazgeçecek sebepleri kolaylıkla bulurken, siz bulamaz ve muhtemelen major depresyona girersiniz. Emin olun ki böyle bir kadınla ayrıldıktan sonra konuşmak istemezsiniz. Çünkü duyacağınız hiçbir cümle hoşunuza gitmeyecektir.

Esas problem bu kadını kontrol edebileceğinizi sanmaktır, tüm-güçlü” savunma mekanizmaları sizi bir esir haline getirir. Unutmayın onun için siz bir uzantısınız, ona ait bir şeysiniz, onun istemediği gibi davranamazsınız. Başta ne olursanız olun sonda onun isteklerini “kendinizi eksik hissettiğiniz için” yerine getirmeye çalışan kişi olursunuz, çünkü karşınıda bir gün sizi çok seven, cinselliği uçta yaşadığınız, ertesi gün aşırı kaygıyla sizden soğuyan, hatta başkalarıyla olmak istediğini belirten biri vardır, bu dengesizlik kendinizi ona beğendirmeye çalışmanız sonucunu doğrurur. Bu yüzden intihar eden erkekler mevcut.

Empatik yaklaşmak iyidir ama hayal kırıklığına uğramanız kaçınılmazdır. Bazı türleri sizi aldatıp sonra “buna üzüleceğini biliyorum ama kendimi tutamadım, bana sinirlendin mi?” diye empati özürlü hareketler yapabilir. Bunun temel sebebi size normal bir kadın gibi arzu duysa da kendililiklerinin olmaması; anlık olarak farklı biriymiş gibi davranmalarıdır. Ne demiştik? Siyah ya da beyaz.

2. bölümde değineceğim ama terapistler bile bu kişilerle zor anlaşır, çünkü onca terapi ardından, yapmamaları gereken bir şeyi yaparak, terapisti sorumlu tutabilirler. Terapistin de subjektif hareketleri tetiklenir ve “karşı aktarım” dediğimiz kendi duygularını kontrol edemeyerek aktarabilirler. Sonunda da hasta başka birine devredilir. Böyle birine siz ne kadar yardımcı olabilirsiniz? En başta size çok aşık görünmeleri de kişilik sorunlarından ötürüdür ve çoğu erkek de bu yüzden avlanarak ilişkiye devam eder: Erkeğin temel düşünce seti: “Bunları o yapmış olamaz, bunları o söylemiş olamaz” şeklindedir.

Cinsel arzuları aniden geçebilir (örneğin histerikler cinsel arzularına rağmen tatmin olamazlar) ve emin olun manipüle edilmedikleri sürece diğer erkeklerde de benzerini yaşayacaklar. Tek fark biraz daha uzun süreceğidir.

Genelde tanıştığım bir kadında belli semptomları görüyorsam çabucak uzaklaşıyorum ve bir rahatlama geliyor. Çünkü bu kadınların kesinlikle AŞIK olmayacaklarını, davranışlarının sebebinin ben olmadığımı ve bu yüzden sorumluluk taşımamam gerektiğini, tesadüfi cinsellik yaşayabileceklerini biliyorum.

Nasıl manipüle olacaklarını da biliyorum, özellikle kendilerinden güçlü bireylere rastlayan borderline kadınlar sülük gibi o adama yapışırlar ama hala aşık değillerdir. Bu yapışmanın sebebi olmayan kendililikleridir. Sahte kendililikleri zarar görür ve tekrardan bu kendililiklerini inşa ettikleri gibi heyecanlarını kaybederler.

Bipolar Başka Bir Şey!

Yeri gelmişken çevrede sıklıkla bipolar duygusal bozuklukla karıştırıldıklarını görüyorum. Bipolar kadınlarda “duygusal döngü” vardır ve bu anlık değildir, kişi haftalar boyu bir modda hafif düzeyde kalabilir. Aşırı-mani döneminde olsalar bile size arzu duyuyorlarsa bile sınır-durum kadınlar gibi davranmazlar, mantıklıdır. Neden? Çünkü kişilik bölünmeleri yoktur ki bipolarlık “duygu bozukluğudur.”

Borderline kadınları “2 uçta davranmaları” bir sonuçtur, sebep değil; esas problem “ego kontrollerinin olmaması yüzünden dürtüsel davranmaları ve kendililiklerinin düşük olmasıdır, gri rengin olmaması esas problemdir. Oysaki bipolar kadınlarda ego kontrolleri genellikle tamdır.

Özetle

Sınır durum olduğunu düşündüğünüz veya bildiğin kadınla birlikte olmayın. Her zaman klinik düzeyde sorun olması gerekli değildir, bazen de karakter yapısı böyledir. Bence böyle kişilerle bile olmayın. Böyle kişilerin size aşık olamayacağını asla aklınızdan çıkartmayın. Ego kontrollerinin olmaması dürtüsel davranmalarına sebep olur, hepsi bu.

Karşınızdaki kadın temel olarak kaygı bozuklukları, sosyal-fobi rahatsızlığı, depresyon pençesinde ve nevrotik düzeydeyse kabul edilebilir ama temel kişilik bozukluklarına sahipse kaçın. Diğer yazıda histerik kadınlardan bahsedeceğim ve sınır durumda olan histerik kadınların da olabileceğini aktaracağım.

Referanslar

1] Nancy McWilliams – Psikanalitik Tanı

2] James F. Masterson – Narsistik ve Borderline Kişilik Bozuklukları

3] Kernberg, O. (2006). – Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm

4] Amerikan Psikiyatri Bir. – Ruhsal bozuklukların tanısal ve sayımsal elkitabı (DSM-5)

Fon: Pantera – Cemetery Gates

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

İyi, Kötü ve Efendi Erkek

İyi, Kötü ve Efendi Erkek

Bu kavramlar içinde bazı ironiler mevcut. İyi, kötü derken gerçek anlamlarını değil, daha çok kadınların yüklediği anlam üstünden tartışmak gerekiyor. Çünkü kadınların temelde söyledikleriyle yaptıklarının aynı olmadığını biliyoruz.

İyi erkekleri kendilerine öğretilen feminen baskıcı sistemin öğretilerine dogmatik olarak bağlı olduklarını söyleyebiliriz. Bu bireyler sorgulamak yerine; kadının yüceltilecek bir varlık olduğuna inanmışlardır. Bir kadınla birlikte olmanın yolu ona çok iyi davranmak, hediyeler almak, hep destek çıkmaktır, oysaki bunun kadında arzuyu değil, sağlayıcılık yönünü tatmin ettiğini bilmezler.

Kötü erkeklerse sistemde bir sorun olduğunu fark eden, rekabetçi, adil, herkese hakettiğini davranan, hayatta kalmakta başarılı kişilerdir diyebiliriz. Kadınlar bu erkeklere doğal arzu duyar. Efendi erkekse zararsız, kendi güçsüzlüklerini örtmek için kadına yalanlarla yaklaşan kişidir.

Bu kavramları genellikle kadınlardan duyduğumuz için iyi ve efendi erkek güzellemeleri çoğunluktadır.

Neden iyi erkekler daha çok övülüyor?

Ufak bir sır vereyim: Kadınlar sosyal ilişkilerinde yararlanabilecekleri iyi erkekleri, ilişki içinde ise arzu duyabilecekleri kötü erkekleri tercih eder. Çünkü kadınlar rekabetçi değildir, sosyal ilişkilerinde iyi erkekler işlerine gelir, ama işin içine duygular girince hipergami gereği kötü erkekler çekim oluşturur.

Siz de bu yüzden “iyi erkeklerin” övüldüğünü duyarsınız. Çünkü kadınların çevrelerinde yararlanmak istediği erkek sayısı çoktur. Çekim duyduğu erkek sayısı ise azdır.

Örneğin feminizmin belirttiği gibi kadınlar ilişkide eşitlik mi ister? Yani iyi bir erkek onlar için daha mı uygundur? Yoksa birçok ilişkiye sahip olmuş kötü bir erkeği mi tercih ederler? Kısa bir istatistikten bahsedeyim:

Kadınların bakir erkek miti konusunda bahsetmiştik: Örneğin 40+ partnere sahip kişinin sevgiliniz olmasını ister miydiniz diye sorulduğunda kadınların erkeklere oranla 2,5 kat daha olumlu yaklaştığını görüyoruz. Olumsuz düşünen kadınlar ise bu erkekleri macerasever, yüksek statülü bularak elde edemeyecekleri için endişe duymaları sebebiyle istemediklerini belirtmişler.

Neden kötü çocuklar daha çok tercih edilir?

Evrimsel köklere baktığımızda yalnız kaldığında hayatta kalabilecek stratejik hamleleri yapabilen zeki erkek her zaman kazanır ve bunlar kötü çocuklardır. (kötü çocuk=mantıklı erkek) Oysaki duygular tehlikelidir. Erkeğin duygularla hareket etmesi testosteron düzeyinde düzensizliklere ve bunun sonucunda aniden sinirlenmesine, cinsellik odaklı kararlar almasına ve sonunda hatalı davranmasına neden olabilir.

İyi çocuk, duygularıyla ve sonuçta hormonlarıyla, kötü çocuksa mantığıyla hareket eder. Rollo ne diyor? İnsan dürtü-duygu-neden paternine göre hareket eder… İyi çocuk duygularıyla hareket edip ardından buna nedenler ürettiği için feminen bir patern gösterir. Sonuçta da kadınlara yaranacak hareketleri yapar.

“Kötü çocuklarsa “mantıklıdır” nedensellik ilkesine göre hareket eder. Duyguları onu yanlış bir yere götürüyorsa kendini durdurur, doğru hamleyi yapar.”

Kötü çocukları da sınıflandırmak lazım

Kötü çocuk iyidir derken sınıflandırmayı doğru yapmak lazım. Burada kastedilen daha çok kendi hedefleri için mücadele eden, hayatta kalan, kadına yaranmak için şaklabanlık yapmayan erkektir ve böylece “doğal arzu” dediğimiz durumu oluşturur. İyi erkek bunu otomatik düşünceleri gereği maalesef bilmez ve böyle bir şeyin olabileceğini kendi “zihinsel şeması” yüzünden kavrayamaz. Örneğin Rollo’nun sitesinin/kitabının adını düşünün: “Rational Male”, yani akılcı/mantıklı erkek. Çünkü Rollo için erkek; nedensellik ilişkisini kurabilen kişi demektir.

Kötü çocuklar ilişki içinde kadına hakettiği gibi davranır, ne ilgisiz ne de çok ilgilidir ve hep kadından bir adım öndedir. Kadın veriyorsa, erkek de verir ama kadından hep 1 birim geride kalarak; kadının tam tatmin olmasını erteleyerek bunu yapar. Davranışçılık ekolüne göre “öğrenme” karşılık gelmesi sonucu oluşur. Eğer siz o kadına karşılık vererek ödüllendirmezseniz, bir süreden sonra kadın da ilgiyi kesecektir.

Her kötü erkek aynı kategoride değildir. Bazı kötü erkekler ki bunlara “Jerk”(pislik) diyebiliriz, kadının duygularını önemsemez, kötü davranır, manipüle eder, dark triad kullanır. Kadından devamlı alır fakat vermez, sonunda da kadının arzusu tükenir ya da mantığı kadını ele geçirerek, arzusunun baskın çıkmasını engeller, bir yerde o ilişki biter. (Daha fazlası için dark triad yapan erkek)

Jerk(pislik) modunda kötü erkek olmak duygularınızı da köreltir. Çünkü yanlış seçimler kadınların hepsini “genellemenize” ve aynı davranmanıza neden olur. Çünkü bunu kanıksamışsınızdır. Yeri gelmişken ekleyeyim:

“Her kadın aynı değildir fakat en iyi kadınlar bile reaktif yapıları sebebiyle erkeklerin kemiksileşmiş hatalarına benzer cevapları verir.”

Nöronlarınız belli düşünce akışklarına göre güçlü bir ağ oluşturur ve tatmin olamazsınız. Bu da bir diğer negatif çıktısıdır. Aşırı yıpratıcı tavırlar sizi de tüketir. Mutsuz olursunuz.

Efendi Erkek Nedir?

Efendi erkek tanımını kimin yaptığı önemlidir. Kadın mı size söylüyor, yoksa siz mi kendinize yakıştırıyorsunuz?

Kadın size söylüyorsa, dışarıdan sizi centilmen biri olarak görmüş olabilir. Yani bizim kastetiğimiz “efendi erkek” kalıbını kullanmıyordur ve kadınlar çift kutuplu erkeklere arzu duyar. Örneğin sizi efendi görürken, içinizde küstah, o kadını kaybetmeye hazır, başarılı bir alfa erkek varsa, kadın size delirmiş şekilde ilgi duyacaktır ama tam tersi efendi bulurken, içinizde bir tavşan saklıysa itici gelirsiniz. Hiçkimse zararsız bir tavşanla olmak istemez. Mesele gücünüz varken bunu kullanmamaktır.

No More Mr. Nice Guy kitabında efendi erkekleri ihtiyaçlarını gizleyen, esas niyetini güzel cümleler ve davranışla örten, niyeti sadece cinsellik bile olsa bunu göstermeyen, ben senin en iyi arkadaşın olacağım diyen adamlar olduğunu belirtir. Bu kişiler reddedilmekten korktukları için düşüncelerini ifade etmekten korkarlar. Sonuç olarak iyi erkek olmayı çıkarları için kullanırlar [Geçmişten bir Ekşi-Sözlük yazım].

İyi Erkek Nasıl Aydınlanır?

Yine No More Mr. Nice Guy kitabında çocukluk sürecinden ve ebeveyn etkisinden bahseder. İyi erkeğin zihin yapısı özellikle 1965’de feminizmin yükselmesiyle ortaya çıkmış bir deformasyondur. Son 50 yılda ciddi anlamda düşen testosteron etkisi de bunu ispatlar. Özetle erkekler feminenleşmektedir.

Her insanın zihninde belli şemalar vardır ve bu şemalar genellikle çocukluk döneminde belirlenir, ergenlikle kemiksileşir[Burada açıkladık]. İyi erkekler kur yapmayı kadına devamlı iyi davranmak, jest yapmak olarak algılar ama aslında burada kendi başarısızlıklarını gizleme, kendi hislerini saklama eğilimi de görülür. Meriçlerin bu kategoride olduğunu söyleyebiliriz.

Erkeğin “iyi erkek” zihin şeması nasıl değişir?

Bu şemalar erkeğin zihninde yıllar boyu kemiksileşmiştir ve değişmesi de çok zordur ama imkansız değildir. Unutmayın ki teoriyi iyi bilen erkekler bile “zor durumlarda” kaldığında en iyi bildiği davranışa döner. Örneğin OKB hastaları ne kadar mantıklı olsa da kriz anında yine kompulsif süreci, yani davranışı gerçekleştirme eğilimindedir ve iyileşse de bu davranışın geri dönmesi –ne kadar kontrol sahibi olsa da- birkaç tekrara bakar. Benzeri alkoliklerde de görülür. Alkolden kurtulan kişi “bir kereden bir şey olmaz” dediği anda tekrardan alkolün pençesine düşebilir. Demek ki inatla hatalı davranışlarımızı tekrarlamamaya devam etmeliyiz ama önce bu bilişsel şemanın(düşünce kalıbının) ne olduğunu çözmeliyiz.

Bu erkekler de kötü çocuk pratiklerini anlasalar da doğanın kanunu sebebiyle devamlı kadınlar tarafından reddilmeye devam edeceklerdir ve bu kriz anlarında şöyle düşünebilirler: “Belkide eskisi gibi iyi/efendi erkek olsaydım başarı şansım artardı.”

Bu kişi arkadaşınız bile olsa kendi istemediği sürece aydınlanamayacağını unutmayınız.

Hatalı şemanızı saptayın ve yorumlayın!

Bir şemayı değiştirmek için önce “hatayı saptamak, ardından bu düşünce formunu değiştirmek gerekir.”

Örneğin güzel bir kadın gördüğünüzde ilk düşünceniz size öğretilen ilk hamleler olacaktır:

-Onunla konuşurken iltifat et, onu kızdırmamaya çalış, ona ilerleyen zamanlarda hediye al. Kadın sizinle sevişmeden önce koltukta kaşık pozisyonunda yatmaya ihtiyacım var güvene ihtiyacım var dediğinde kabul et vs…

Kadını gördükten sonra bu şemalarınızı saptayıp, neden yanlış olduğu üstüne düşünmeli ve yazmalısınız.

Örneğin kendinize şunları sormalısınız: “Neden bu kadına iyi davranmak için dürtü hissediyorum? Neden onu kızdırmamaya çalışıyorum? Neden onu iltifat ederek kazanmaya çalışıyorum, tek yok bu mu? Neden ona yanlış bir şey söylersem kızar endişesini taşıyorum? Neden cinsellik öncesi birlikte uyumayı teklif etti?”

Soru sorarak cevapların arandığı bu yönteme “Sokratik Yöntem” ismini veriyoruz ve bilgiyi doğrudan öğrenmekten daha yararlı olduğu biliniyor.

Örneğin hatalardan birinin cevabını verelim: kadınlar arzu duyduklarında güvenmeye ihtiyaç duymazlar. Rollo’nun deyimiyle “üniversite ara dönem tatilinde Cancun ‘da köpük partisinde bir alfayla aynı gece birlikte olurlar ama size gelip sevişmeden önce koltukta kaşık pozisyonunda yatıp güvenmekten bahsederler.”

İşte burada zihin şemanız devreye girmeli ve “gerçekten arzu duysaydı benimle yatardı, nerede hata yaptım?” şeklinde düşünmelisiniz ama öfkelenmemelisiniz. Öfke de yine size öğretilen “iyi erkek” modelindeki hatalardandır, çünkü duygularınızla hareket etmiş olursunuz. Unutmayın: hep nedensellikle hareket etmelisiniz!

Belki kadına gereğinden fazla ilgi gösterdiniz, belki sinirlendirmemek için şaklabanlık yaptınız ve kadın kurudu? Bunu kendinize sorular sorarak bulmalısınız ve bu düşünce şeklini değiştirmek için uğraşmalısınız ve birkaç kadından sonra “iyi erkek” gibi düşünmeye geri dönmemeli, bu düşünce şeklinde inatlaşmalısınız.

Bazı sorularınızın cevabı nettir mesela: Kadın size güven kozunu ortaya koyuyorsa siz hipergaminin arzu değil, sağlayıcı tarafındasınız demektir. Kızdırmayla ilgili olarak da “neg” dediğimiz yöntemle kadını kızdıran erkeklerin daha başarılı olduğunu artık birçok kaynaktan biliyoruz. Bu sitenin amacı pua teknikleri olmadığı için araştırmanızı öneririm.

Maalesef gerçekleri fark eden herkes de kurtulamaz. İnsel grupları buna örnek gösterilebilir. Adamlar her şeyi farkında fakat mücadele etmek yerine tamamen vazgeçmişler.

Özetle

Erkekler arasındaki %80 beta %20 alfa oranı pek değişmez. Her zaman başarılı ve başarısız erkekler olacaktır. Her zaman %20 esas seçilen, %80 ise hatalı iyi çocuk şeması yüzünden beta sınırında takılı kalacaktır. Bazıları fark etse bile ya insel olacak ya da hatalı zihin şemasına geri dönecektir. Siz hangi tarafta olacaksınız?

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)