Ana Sayfa » Arşiv Eylül 2020

Eylül 2020

Feminizm Üstüne Aykırı Düşünceler (1. Bölüm)

Feminizm Üstüne Aykırı Düşünceler

Feminizmi desteklemesem de çıkış noktası mantıklıdır fakat anlamından şaşmıştır.

1.Bölüm

Giriş

Avcı-toplayıcı toplumlarda kadın bu kadar değersiz değildi fakat erkeklerin toprak hırsı savaşlarla birlikte kadın 2. Sınıfa itilmiş, alınan satılan bir meta haline gelmişti. İlk çağda hiç söz hakları yoktu. Dönemsel olarak kadının değeri artıp azalsa da özellikle orta çağdan sonra üniversiteye alınmamalarıyla önemli oranda azalmıştı. Şu anki sosyal yapılanmada bunu anlamak imkansız fakat dönemine göre dışarı bile adım atamadığını ve her şekilde kısıtlandığınızı hayal edin, işte şimdinin feminazi duruşu o dönemin tepkisel mirasıdır. 

Kadınlara 2. sınıf davranılmış olabilir fakat bu durum engellenemezdi. Çünkü toplumların yükselmesi, gelişmesi ancak erkelerin fiziksel nitelikleri yanında rekabet ve hırs ile mümkündü. Haliyle kadınların feminen doğası burada çekinik kaldı. 

Sadece erkekler değil, dinler, sosyal çevre, ahlak da etkindi. Dönemi anlayabilmek için sosyal yapısı itibariyle ele almak gerekir.

Kadınlar da güzellikleriyle baş döndürdükleri ve doğurganlıkları sebebiyle her dönemde kontrol altına alınmıştır. Örneğin alınamayan kadınlar din adına manastıra kapatılmıştır. Kadınlar da bu süreçte çıkarcı olarak yapılanarak solipsist olmuştur. Hatta Schopenhauer’un kadınlara öfke saçan metinlerinde bunu görebilirsiniz. Neredeyse hepsini bencil, çocuk gibi davranan, çevresini ciddiye almayan varlıklar olarak tanımlar. Çünkü o dönem tam da böyle davranmaya zorlanıyorlardı.

Düzen böyle gitmedi ve 19 YY’da 1. feminist dalga ortaya çıktı. Kadınlar oy verme hakkına kavuştular. Bu hakkı ilk veren liderlerden biri de Atatürk’dür. Feminizm kanlı bir devrim değildir, savaş yapılmamıştır. İnsan haklarına özverili erkekler tarafından bu haklar tanınmıştır. Bunun temel nedeni toplumların yükselmesiyle aynıdır. İnşa etme ve yükseltme biyolojik sebeplerle erkeğe özgü bir niteliktir.

Onca zaman bastırılmış olan kadınların böyle bir özgürlüğü nasıl yorumlayacağı ayrı bir soru işaretiydi ve sonuçları dengeye ulaşana kadar kötü oldu. Nedensiz şekilde bunu “cinsellik yaşama” hakkı olarak kullandılar, çünkü o konuda bastırıldıklarını hissettiler. İnşa etmeyi seçmediler.

Feministlerin başarılı erkeklerin temel özelliklerini kıskandığı mı yoksa gerçekten özgürlük mü istedikleri ayrı bir soru işaretidir. Simone de Beauvoir‘un söylemlerine baktığımızda kadınların devamlı çalışması gerektiğini, geleneksel rolleri küçümsediğini (annelik, çocuk bakmak, ev işleri) kadın doğulmayacağını, olunacağını söylediğini görürüz. Bu temelde bir erkek söylemidir. Yorum size ait.

Bir şeye tepki olarak geliştirilmiş hiçbir düşünce güçlü değildir. Çünkü temeli yoktur. Bunu açıklamadan önce feminizm tarihsel olarak geçtiği 4 döneme bakalım. (Burada sadece ilk 3ünü açıklayacağım.)

 

1. dalga:

1900lerin başında orta çıkmıştı. Erkeklerle aynı yargı, eğitim, seçim haklarına sahip olmak üstüneydi. Gayet haklı ve gerekli bir süreçti. Örneğin kadın da erkek gibi özgürce eğitim alabilmesi, yargıda eşit şekilde temsil edilebilmeliydi.

 

2. dalga:

1960larda ortaya çıktı. Kadınların da erkek gibi cinsellik konusunda özgürleştiği bir dönemdi. Kadınlar kendi vücutları üstünde tam haklara sahip oldular. Örneğin çocuk kadına aitti, isterse kürtraj yaptırırdı. Yani “kendi vücudu kendi kararıydı.” Belki düşünce mantıklı gelebilir fakat erkeklerin alanına da tecavüz edildi. Çünkü bir erkeğin kendi çocuğu üstünde hakkı olamayacağı anlamına da geliyordu. Yalnız mottoları daha ilginçti: “Kadın ve erkek mutlak eşitliğe sahiptir.” Bu döneme damgasını vuran bazı yazarlar ve kitapları şunlardır:

  • Kate Millett – Sexual Politics
  • Shulamith Firestone – The Dialectic of Sex 
  • Germaine Greer –  The Female Eunuch
  • Simone de Beauvoir – The Second Sex

Örneğin sosyalizmi savunan feminist yazar Simone de Beauvoir kadına yüklenen muhafazakar niteliklere kitabında giydirir. Hatta sosyalist rejimlerde(SSCB gibi) bile kadının geleneksel rollere bürünmesine, ev işi yapıyor olmasına tepki gösterir. Toplumun kadına uygun gördüğü feminen görevleri reddeder. Çifte iş yaptıklarından yakınır. Bunu 1960lar için anlamak mümkün, çünkü kadınlara fazla hak tanınmıyordu fakat günümüzde geçerli değildir ve dejenere edilmiştir. Öyleki bu yolda erkekler feminenleşmeye ve bunu normal olduğunu sanmaya başlamıştır. Bu konuda altta bahsedeceğim “ayrımcı feminist” kolunu oldukça takdir ettiğimi söyleyebilirim. Simone de Beauvoir’in bu görüşlerinin ikili ilişkileri kötü hale getirdiğini örneklerle önceden bir boşama hikayesinde anlatmştım.

Bu dönemde 3 feminist grup mevcuttur. 1) liberal feministler; bunlar devlet ve kuruluşlara konsantre olunarak kadınların sisteme dahil olmasını öneriyordu. Pragmatiktiler ve toplumsal cinsiyeti savundular. 2) radikal feministler; bunlar kuruluşların kökten değişmesini, yeniden yapılanmasını istiyordu, gerçek değişim ancak böyle olurdu, çünkü kurumlar kökten patriarkiye bağlıydı. 3) ayrımcı feministler mevcuttu, bunlar ise erkek ve kadın doğasının farkını savunuyordu ve diğer feminist fraksiyonlarına göre kadınların doğum yeteneklerini ve ilişkiyi sürdüren feminen niteliklerini kaybetmemesi gerektiğine dikkat çekiyordu. Aksi halde erkekler gibi olunurdu.

Özellikle liberal feminizm denen akımla bence duruşları şaştı. Özellikle erkek ve kadın rollerinin toplumsal olduğu ve biyolojinin etkinliğini reddetmeleri esas problemdi.

Maskülen veya feminen rollerin toplum tarafından da öğretildiği doğru fakat bu biyolojinin etkin olmadığını göstermez. Özellikle maskülenliğin toksik olarak tanımlanması, erkeklerin içindeki maskülenliği öldürmelerinin gerektiği hep bu dalganın sonuçlarıdır. Günümüzde bunun yanlış olduğunu biliyoruz. Çünkü tam eşitliğin sağlandığı Nordik ülkelerde kadınlar feminen, erkeklerse maskülen nitelik gerektiren işlerde çalışıyor. Hatta tam eşitliğe rağmen kadınların çalışmaktan kaçtığını da biliyoruz. Radikal feminizm ise “hetero” geçen her şeye tepkiliydi, kadınların tek eşli olmasına, çocuk bakmalarına karşılardı. Bu yüzden çoğu eşcinsel kadın radikal feministtir.

3. dalga:

1995 civarı ortaya çıktı. 2. Dönemin sadece orta ve üst kesimi kapsadığını söyleyen mutlu olmayan aykırı kesim 3. Dalgayı başlatmıştır ve süreci her kesimden insana(translar, 2 cinsiyetliler vs.) yansıtmak istemiştir. Örneğin siyah bir kadın, hem cinsiyetinden hem ırkından dolayı bir işe alınmamasını karşı çıkmışlardır. Yalnız özgürlükleri iyice uç bir noktaya taşıyarak dışa aşırı dönük, fazla duyar yaparak kadınların aslında güçlü, kendi cinselliğini kontrol edebilen varlıklar olduğunu ve klasik olarak “duyarlı”, “feminen”, “bağlı”, “pasif” olmadığını çok sert bir dille ifade etmişlerdir. Riot Grrrls olarak bilinen punk grubu çeşitli gösteriler yaparak dikkat çekmede ilk adım olmuştur. Eve Ensler yazdığı The Vagina Monologues oyunu ise dikkat çeken diğer eserdir. Jennifer Baumgardner, Amy Richards- “Manifesta: Young Women, Feminism, and the Future” ilgili bir diğer kitaptır.

Bu aşırılığın temel sebeplerinden biri 3. Dalgayı başlatanların tüketici, punk kültüründen gelen, daha apolitik jenerasyon x çocuğu olmalarıdır. 2. Dalga, Viyetnam Savaşı etkisiyle yükselmiş, savaş karşıtı siyasi bir ortamda kadın haklarını ön plana çıkartmıştır. O esnada çiçek çocukları kapsayan bir hippie kültürüne de sebep olmuştur. Nesil farklılığı sebebiyle 2 tür birbiriyle anlaşamaz. 3. Feminist dalga çocukları 2. Femnist dalga anneleriyle çatışır, hatta onları muhafazakar görür. Temel nedeni de 2. dalganın sosyalizmden etkilenmiş toplumsal, 3. dalganın neo-liberal yönden etkilenmiş bireysel-kültürel bir akım olmasıdır.

Bu dönemde tepki çekebilmek için birçok gösteri yapılmış ve radikal fiziksel görüntülerle desteklenmiştir. Şimdilerde mavi kısa saç, dövmeli şişman feminazi tiplemesi tam da 3. Döneme aittir. “Yılın en sürtüğü” veya “Erkek nedir? Küçülebilen bir şeydir”, “Vaj.nam şekil, önümden çekil” gibi pankartlar bu döneme aittir. Bireysel oldukları buradan da görülebilir. 

2. Döneme göre oldukça uçuk bir akımdır. Kadınlara pozitif haklar verilmesini de savunurlar ve erkekler genel olarak küçük ve hakir görülür. (ref) Bunca zamanında intikamı almak ister gibidir.

Karşıt Görüşlerin Yükselmesi

“Bir şeye tepki olarak geliştirilmiş hiçbir düşünce güçlü değildir” birçok eleştirmen 3. Dalga feministlerin yaptıkları aşırı hareketlerle(topuklu ayakkabılar, açık kıyafetler vs.) feminenliği özgürleştirmeyi mi yoksa değerini mi düşürdüğünü tartışmıştır. 2. Dalga feministlerinin birçoğu da bu dalgayı yeni bir değer katmadıkları üstüne de aşırı duyar yaptıkları için eleştirmiştir. Hatta dengeyi pozitif ayrımcılığa doğru kaydırdıkları iddia edilmiştir. Git gide yayılan ve erkek haklarına da mal olmaya başlayan 3. Feminist dalga; erkek haklarını da kısıtlamaya başladığı için kırmızı hap görüşleri de 2000lerde belirmeye başlamıştır.

Maalesef erkek ve kadın doğasının farkları ve cinsel seçilim üstüne duran kırmızı hapı cinsiyetçi ve kadın düşmanı olmakta suçlarlar. Oysaki kendileri genellikle fark etmeden erkek düşmanıdırlar. Yani tipik bir yansıtma yapmaktadırlar. Kendi negatif düşüncelerini karşıya yansıtarak korumaya geçmektedirler. 

Biyolojik Determinizm Hatası ve Cinsiyetsizleştirme Politikası

Kırmızı hapın temel misyonu feminenleşen erkekleri tekrardan kendi doğalarını fark etmelerine sağlamaktan ibarettir. Kadınları hakir görmez, biyolojik farklılıklarını hatırlatır fakat çoğu feminist bu farkları bile kabul etmemekte ve cinsiyetçi bulmaktadır. Amaçları anlamsız bir cinsiyetsizliktir. Bu biyolojik determinizmi kabul etmek kadar ahmakçadır.

İnsanları “doğuştan boş bir levha” gibi düşünerek sosyal konuda eğiterek biyolojik yapılanmalarını değiştiremezsiniz. Örneğin erkeklerin doğuştan sahip olduğu yüksek testosteron oranını mı azaltacaksınız ya da kadınlara mı testosteron vermeyi tercih edeceğiz? Bunun etkilerini biliyor muyuz peki? Genetikte şöyle bir durum vardır: Bir davranışı değiştirmek için hangi dna’nın değiştirilmesi gerektiği bilinir fakat o dna’nın toplamda neleri etkilediği bilinmez, işte sosyal-mühendislikle belki “maskülenliği” eleyebilirsiniz fakat bunun sonuçlarına da katlanmanız gerekir. Çünkü seçim-seçilim, evrim, gelişmeye sekte vurabilir. (Bkz: Maskülenlik vs Feminenlik)

Dikkat edin feminizmi savunanların vardığı nokta en sonunda “cinsiyetsizliktir” ve karşı tarafı cinsiyetçi olmakla suçlarlar. Biri bana cinsiyetçi dediğinde, “evet öyleyim çünkü cinsiyetler arası farkın aşkı, kadınların daha iyi ekeklere ulaşması arzusunu, bunun da evrimin temeli olduğunu biliyorum.” diyorum. Hatta erkeklerin gelişme temelinin bile daha iyi dişilere ulaşmak için olduğu psikanalizden, evrimsel sürece kadar genel olarak kabul görüyor. Cinsiyetsiz olursak seçim olmayacağı için iq’umuz 1 puan bile artmayacaktır. Bu da kaos ve yok olmak demektir.

Toplum mühendisliği LGBT ile son dönemde travesti ve eşcinselleri bile bu uğurda, üstteki dengeleri sarsmak için kullanıyor. Mesaj şu: “Bak bir erkek olarak sadece kadından etkilenmek zorunda değilsin, erkek olarak doğdun ama kadın olabilirsin.” Eşcinselliğin hetero ilişkilere yansıması yazımda anlattığım gibi aslında LGBT bireylerin oranı değişmedi sadece yapıyı değiştirmek için daha fazla ön plana çıkartıldılar ve toplumsallaşmanın en önemli aracı olan “özel tvler(netflix), online yayınlar vs” bunu ön plana çıkartıldı. Daha acısı savunma mekanizması olarak “cinsiyetçi olmayı ve LGBT’i sevmeyen uçtaki” bireyleri kullanıyor. Yoluna çıkan her şeyi alet ediyor.

Güzelliğin Üstünlüğü

Daha ilginci feminizmin kadınları fark ettirmeden üstün duruma geçirmesidir. Kadınlar zaten doğuştan çirkin olmadıkları sürece; güzellik kavramıyla sinyal yayan ve işleri kolaylaşan bir cinstir. Üstüne her durumda eşitlik, kadınlara eşitlikten fazlasını sağlamaktadır ve bunun önüne geçmeniz bir yolu yoktur. 

Kadının temel arzusu tek olmak değil, bir erkekle bütünleşme, tam hissetme ve “erkeği seçme” özgürlüğüdür. Kadnların çoğu yalnız olmak fikrine dayanamaz, özellikle 30 yaşından sonra bu iyice imkansızlaşır.

Gerçek feminist düzen olsaydı, kadın güzelliği yüzünden ön plana çıkmaması ve cinsiyetsiz olmamız gerekirdi. Yani güzellik bir avantaj olmamalıydı. Oysaki bir erkek gözünden kadının görüntüsü, seçilme kriterleri kendi biyolojisi sebebiyle asla değişmeyecektir ve çoğu erkek kadın cinselliği tarafından kolaylıkla manipüle edilecektir. 3. Feminist dalganın bu yüzden eleştirildiğini çünkü feminen özellikleri ön plana çıkartarak dikkat çeken gösteriler yaptığını üstte anlatmıştım.

Eğer tersi mümkün olsaydı, herkes içsel olarak buna inanırdı fakat erkek ve kadının biyolojik veya psikolojik açıdan “eşit” olmadığı kesindir. Kendilerine özgü üstünlükleri mevcuttur.

Çoğu kadın bu oyuna kendi doğaları manipülatif feminist propaganda ile yükseltildiği için kanıyor. Feminizmin geldiği son nokta “öyleymiş gibi görünen fakat olmayan gerçeklerle dolu” Kadının yüksek uyum yeteneği ve kendilerini kolay kandırma yetileri “feminizmi” olumlu anlamlarla ilişkilendirmelerine neden oluyor. Siz karşı bir şey söylediğinizde içlerindeki pozitif olumlamalar sebebiyle nedensizce savunmaya başlıyorlar.  Çok uçta olanlar sizi dinlemiyor bile, dogmatik inanıyorlar. Direttikçe daha da uç şeyler yapar hale geliyorlar. Bunların sebeplerine de 2. Bölümde değineceğiz. 

1.Bölümün Sonu, 

2. Bölüm için tıklayın.

(Makeleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Türk Kadının Genel Sorunu: Uslamlama ve Solipsizm

Türk Kadının Genel Sorunu: Uslamlama ve Solipsizm

Gayet normal bir günümde Ekşi’de gezerken alttaki başlığa rastladım. Nedensizce bütün kadınlar tek bir ağızdan genel sorunlarının “Türk erkeği” olduğunu yazmıştı. Önce bir başlığa yazı yazayım dedim, sonradan vazgeçerek blog’a taşıdım. 

Başlık şuydu: https://eksisozluk.com/turk-kadininin-temel-sorunu–5678819

Bunu Ekşi’de yayınlasam başlıkta gayet cinsiyetçi ve erkeklerin rezalet varlıklar olduğunu söyleyen onca yazı varken benim cinsiyetçi ve genelleme üstüne yazan biri olarak suçlanacağıma emindim.

 

Konuya girelim

Bu başlığı okuyarak bile çoğu kadının ne kadar empati yoksunu olduğunu anlayabilirsiniz. Mesela erkeklerin çoğu Türk kadınlarına suçu atacak kadar sorumsuz değildir. Hatta insel veya camiyanın en uç grubu olan black pill savunucuları bile suçu başkasında değil “kendi tipinde” arar. Suçlu Türk kadınları değildir ama arada BPcilerden kadın düşmanları çıkabiliyor fakat azınlıktalar.

Bu başlıkta ise kadınların çoğunluğu sorumluluk alamadığı için inatla Türk erkeğini suçladığını görüyoruz. 2.si ise Türkiye’dir. Bir laf vardır: “mesele elindekiyle şikayet etmek değil, elindekiyle en iyisini yapmaktır”.  Ben de bir akademisyen olarak Türkiye’den memnun değilim ama kendi dünyamı kurmaya çalışıyorum, sorumluluklarımı alıyorum.

Burada kadınların yaptığı net olarak çarpık uslamlamadır. Yani ilgisiz bir olaydaki durumu ilgili olaylara çarpık şekilde ilişkilendirilmektedir. Hatta tdk’da karşılığına örnek olarak şunu verseniz olur: “Türk kadının en büyük sorunu nedir? Türk erkeği.”

Sanki temel sorun olan “Türk erkeği” denklemden kalktığında hiçbir sorun kalmayacak gibidir. Bunu okuyan feministlerin savunma yöntemini de biliyorum, “çok kadın öldürülüyor, daha geçen x kişisi Fatma’ı öldürdü vs vs. Yolda yürüyemiyoruz, yaşamımız tehlikede.”

Bu tipik bir safsatadır. Yani birkaç yanlış üstünden, doğruları yanlış göstermektir. Oysaki x erkeğini seçen Fatma’dır. Yolda yürüyen kadını durduk yere katleden muhtemelen psikopattır, erkek olmasından bağımsız bir durumdur bu. 

…………………

Takip ettiğim bir blog olan illimitablemen şöyle der ki aslında alttaki yazının tamamını şiddetle okumanızı öneririm.

“i think the only group taken less seriously than women are feminists, for at least some women make an effort to combat their solipsistic disposition, whereas feminists are entirely reliant on the wishy-washy lunacy of emotive subjectivity in order to prop up their narrative.”

Özetle; kadınlar içinde en az ciddiye aldığım grup feministlerdir. Birçok kadın solipsist doğalarıyla savaşsa da feministler subjektif duygusal algılarının çılgığınlığına bağlı oldukları için en az çabayı gösterirler.

……………………………

Buradan Türk kadınlarının temel sorununun ne olduğunu net olarak görebilirsiniz. Tartışmasız şekilde `solipsizmdir`. Onca mesaj var hepsi bireysel olarak kendini merkezde görmüş ve hayali bir dünya yaratmış. Resmen istatistiksel veri sağlamışlar. Ortada erkeklerle sosyal bir etkileşim yokmuş gibi davranılmış. Onlar olmasa her şey güzel olacakmış gibi bahsedilmiş. İlgili durum David Buss’ın kadınların “toplu düşüncelere uygun davranma” verileriyle de uyumlu. Yani kadınların bir bölümü yanlış da olsa bir şeye inanıyorsa, diğerleri de buna uyum sağlamayı seçiyor(Benzerini illimitablemen de belirtmiş). İstatistiksel olarak da kadınların uyum yeteneğinin erkeklere göre daha fazla olduğunu biliyoruz ki bunlar da solipsizmi destekleyen savlardır. Örneğin bir gerçek yok sayılır ve yeni duruma hemen uyum sağlanır.

 

Temel Sorunların Sebebi Kadının Kendi Algısıdır!

Kadınların başarısını kim engelliyor? Kimse hemen çıksın!

Örneğin Türk erkekleri kadınların iyi bir lisede okumasını engellemiyor. Neden Galatarasay Lisesine girmedi? Kimse bir kadının Boğaziçi Üniversitesine gitmesine karşı çıkmıyor. Kadınlara baraj puanı mı getirildi? Puanını alırsan paşalar gibi girersin. Evde önemli eserleri, her şeyi bırak feminizmin temsilcilerinden olan Simone de Beauvoir’u neden okumadın? Okusan belki feminizmi farklı yorumlardın.

Girdiğiniz üniversitede 4.00 ort. yapmanızı durdurmadı, bu başarıyla yurt dışına çıkmasını ve Türk erkeklerinden kurtulmasını engellemiyor ama siz kalıp şikayet ediyorsunuz. Açıkçası zeki hiçbir kadının Türk erkeklerine böyle suçlama getirdiğini hiç görmedim.

Elbet Doğuda engellenenler vardır ama o kişilerin hiçbiri ekşi sözlük yazarı değil ve “Türk erkeği en büyük sorunum” demiyor, muhtemelen ailem sorun diyor. Emin olun. Ekşi’de böyle zırvalayanların en azından ön lisans dipolması vardır.

 

Suçlamak Kolaydır!

Ben de Türk kadınını suçlayablirim kolayca. Sizin yüzünüzden instagramda takipçim artmıyor, sizin kadar ilgi görmüyorum, neden günde 10 erkek bana mesaj atmıyor? Neden damsız giremiyorum bazı barlara diyebilirim. Siz olmasaydınız ben hepsini yapardım. Hatta çoğu erkek “kadınlar yüzünden cinselliğimi yaşamayadım çünkü hiçbir kadın beni istemedi” diye de ağlayabilir. Bu ülkede 30’una girip cinsellik yaşamamış erkekler var. Bu paragraf ne kadar aptalcaysa kadınlarınki de öyledir işte.

Örneğin hiçkimse bir kadına instagramda taytlı, tangalı fotoları paylaştı diye bir şey demiyor(Bence bu özgürlük değil, ifşadır, ayrı mesele.) ama sizi beğendiğini belirten(taciz içermeyen!) tipini beğenmediğiniz biri tanışmak için mesaj attığında erkek ifşa ediliyor. Çünkü o taytı giyme sebepleri bile aslında duyar yapmak istemelerinden veya o erkeğin tipi olmaması yüzünden ortaya çıkıyor. “Birileri yazsın da ondan hayatımdaki başarsızlığın, özgürlüğümün kısıtlanmış olmasının intikamını alayım” düşüncesine sahipler. 

Oysaki istedikleri erkeği seçebilir. Ali gider, Veli gelir. Bir kadının tinderdan eşleşmesine bile 100+ geliyor. Opsiyonlarınız sonsuz ama nedense erkekler suçlu. Aslında tipini beğenmedikleri erkekler sapık. Buna hipergami diyoruz. O erkekler içinde Brad Pitt gibi birleri olsa o yine solipsizm sebebiyle Türk Erkeği gibi görülmeyecek. Kadın o an ıslanacak. Hadi itiraf edelim: Mesele Türk erkekleri değil: “Beğenmediğiniz çoğunluk olan(%80) ve suçu atmak istediğiniz türk erkekleri.”

 

Özetle

Yeri gelmişken burada özgürlükte kasıtın “götünü gezdirmek” olduğu konusunda anlaşalım. Herkesi seçeyim ama kimse bana bulaşmasın. Burada şu görülemiyor, erkek-kadın yapısal olarak farklıdır. Erkek seçemediği için rahat. Çaba göstermezse cinsellik yaşamadan ölebilir. Kadının dikkat çekmesi onun hem avantajı hem dezavantajıdır, bu sebeple evrensel olarak daha dikkatli olmalıdır. Doğada da böyledir. 

Tabiiki solipsist kadın sadece Türkiye’de böyle sanır. ABD’de gece 2’de dar taytla, mini etekle şöyle tekin olmayan bir ara sokakta dolaş mesela, ne olur? Sorun Türk erkekleri mi o zaman anlarsınız. Kaldıki istatistiksel olarak sokakta öldürülen erkek sayısı daha fazla. 

Son söz olarak bu ülkede oy kullanan kadın sayısı erkeklerden daha fazladır, neden başımızdakileri seçtiniz? Neden İslamcı bir gelenği sürdürüyorsunuz mesela? Evet sorun size zorla oy verdirten Türk erkeği olsa gerek.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

Bir Kadınla Ciddi İlişki Kurma Üstüne

Bir Kadınla Ciddi İlişki Kurma Üstüne

Size 2 temel görüşten bahsedeyim. Yalnız normal ilişkiler için geçerli olduğunu unutmadan okumanızı öneririm. öncelikli olarak burada bahsettiğim temelleri iyi anlamalısınız.

1) Kadın sizi beğenerek ilişki başlar.

2) Kadın size nötr olarak ilişki başlar.

Kadının size yaklaşımı aranızdaki relatif puan farkına bağlıdır. Görsel niteliklerin de etkisi olsa da bahsettiğim farklı bir durum. Sizi bir bütün olarak nispeten ulaşılmaz bulması, “sizi beğenmesine” sebep olurken, kendine yakın bulması “nötr” algısıyla sonuçlanır.

Nötr algısı olunca ne olur? O kadın için emek vermeniz gerekir. Bu emek hiçbir zaman yeterli olmayadabilir. Freud’un bahsettiği tipik sevilme ihtiyacını karşılamak temel stratejiniz olur fakat arzuyu da öldürmeden yapmanız gerekir. Yani gizemli olurken, ona ilgi gösteriyor olmalısınız ki işe yarasın. Tahmin edeceğiniz gibi bu zor bir stratejidir ve sizi yorar. Oranları tam tutturamazsanız, muhtemelen ilişki oluşmaz. Baştan size nötr olan kadınla ilişkiyi yeşertmeniz ciddi emek gerektirir.

Sizi beğendiği algısında ise siz 1 adım attığınızda o 2 adım gelecektir. Yine gizem korunmalıdır fakat stratejik oyunlara çok bulaşmanıza gerek yoktur. Kadının arzusunu öldürecek hatalar(aşırı kıskançlık, kısıtlama, kontrol) yapmadığınız sürece size ulaşma arzusu devamlı büyür.

Tabii şu da var: Aradaki puan farkı çok ise bu durumda erkek kadına arzu duymayabilir. Çünkü kolaylıkla elde etmiş hisseder ama kadın muhtemelen çekilmeye devam edecektir. It’s the hipergami! Sonuçta kadın devamlı çekilirken, erkek uzaklaşır ve erkekler bu durumlarda o kadını cinsellik için kullanabilirken; eğer erkek puan olarak düşükse flört dahi gerçekleşmez.

 

Görür görmez aşık olan kadın üstüne:

Kadının sizi görür görmez hayranlığı da problemdir. Çoğu erkeğin hoşuna gider çünkü kendi görsellikten etkilendiği için kadının da bundan etkileneceğini düşünür fakat erkeğin aksine çabuk hayran olan kadın tehlikelidir. İlişki yavaş yavaş gelişmelidir. Bu durumda kadın narsisistik tarafını size yansıtarak aslında sizde kendini sevdiği durumunu oluşturur. Bir diğer ihtimal ulaşılmaz olana duyulan arzu durumudur fakat sizi kısa sürede elde ederse aşkı söner. Böyle kadınlar dengesizdir, genellikle çok kıskançtırlar. Her ne kadar kadını iyi yönetseniz de bir yerde sorun çıkacaktır. Yanlış kadınla ilişkiye çıkmak yazımda bundan bahsetmiştim.

 

Hangi Strateji?

2 stratejide her erkeğin seçimi tabii ki de 1 olacaktır fakat 1 olması tahmin edeceğiniz gibi daha zordur. Toplumda erkeklerin %80’i 2 seviyesindedir ve onda da kadına yanlış yaklaştığı için başarısız olur. Acı şekilde popülasyondaki alfa erkekler 2’leri asla anlayamaz ve bir erkeğin nasıl kadınlara ulaşamadığını kavrayamaz. Onun doğal hali zaten boş kalmama üstüne kuruludur. Siz de bu yazıyı okuduğunuza göre muhtemel %20 içinde değilsiniz demektir, demek ki gelişmeye devam etmeniz gerekli.

Bir düşününün kadın sizi 1. şıktaki gibi neden beğensin? Ne ayrıcalığınız var? Erkek olmanın kurallarını yerine getirebildiniz mi? Demek ki esas olan relatif puanı aşmak olmalı. Bunun da tek yolu fiziksel ve zihinsel olarak gelişmekten geçer. Ekşi Şeylere giren bir yazımda bahsettiğim rahip moduyla başlayabilirsiniz.

 

30 Yaş Öncesi Kadınlarla İlişki Paradoksu:

Şunu garanti edebilirim ki siz kendinize yatırım yapıp erkek olmazsanız, hiçbir kadın sizin için mücadele etmez ki bunu 30 yaşından önce uzun süreli ilişkiye başlamamak podcastimde anlattım fakat gözden kaçan nokta hiç ilişki yaşamamak ya da 30 yaşını bekleyip de mucizevi şekilde kadınlara ulaşmanız değildi.(Bazı arkadaşlar bunu yanlış anlamış) Mesele kendinizi geliştireceğiniz, finansal olarak özgür olacağınız, en azından 1 tane güçlü ilişkiyle hayal kırıklığına uğradığınız bir yaş olmasıydı. 2 defa aynı hatayı tekrarlamayın ve 30 yaşına kadar hiç kadınlarla olmamak gibi bir hata yapmayın. Sadece tanıştığınız anda “onun özel olmadığını anlayarak, davranışlarını doğru analiz ettiğinizde” genellikle uzun süreli ilişkiye değmediğini göreceksiniz. Özetle 30 yaş istatistikidir ve sembolik olarak verilmiştir. Anafikir “kadınları tanımadan, erkek olmadan uzun ilişki yaşamamaktır.” (Erkek doğulmaz, olunur lafına ithafen.)

 

Sonuçta

Kaliteli bir ilişki istiyorsanız, hoşlandığınız kadının 1. opsiyondaki gibi sizi beğenmesini sağlayacak şekilde kendinizi devamlı geliştirin; şöyle düşünün en kötü ihtimalde bile puanca relatif açıklığınız çok olduğu kadınları elde etmiş olacaksınız.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)