Ana Sayfa » Arşiv Nisan 2020

Nisan 2020

Aldatan Kadın – Bölüm 1

Aldatan Kadın – Bölüm 1

Aldatan kadın bir yazı dizisi olarak tasarlandı. Ekşi-Sözlükte oldukça dikkat çekmesi, olumlu mesajlar ve ilgi üstüne çok daha ayrıntılı olarak kendi deneyimlerimi de aktararak yazmaya karar verdim. Öncelikli olarak yazımda “bütün kadınlardan” bahsetmediğimi, istatistiksel olarak %10-30 arası değişen “sadakatsız kadınları” anlattığımın üstüne çizmek isterim.

Anılar

Fazla serseri olduğum, etik kaygılarımın minimum olduğu bir dönemde böyle bir kaç kadınla fark etmeden birlikte oldum. İtiraf ediyorum sadece birini biliyordum ama bir çok kadın gibi kocasını suçlardı. Ayrılmak istiyordu ve tutku duymuyordu. Tanıştığım başka bir evli bir kadınla barda sadece 2 saat konuşmama rağmen bana yaklaşmıştı. İnanlmaz birşey. 2 saat yahu! Bir şey yaşanmadım ama kadın wc’e gidelim modundaydı. Düşünsenize evli bir kadın sizinle barda her şeyi yapmayı hazır. Penetrasyon olmasa da aldatmış oluyor. Pek gurur duymasam da bunları anlatıyorum ki bir kadın gözünüze bakarken sizi aldatmasın. Hiç bir kadını masum olarak kodlamayın. İşaretleri görün. Çünkü ben bu olayın her 2 tarafında da bulundum. Böyle olunca artık kadınların nasıl paternler izleyebileceğini biliyorum.

20’li yaşların başında üçgende zayıf köşeye düşsem de; 30 civarıyla öğrendikçe hep güçlü tarafta oldum. İlişki potansiyeli görmediğim kadını ise hayatımdan direkt attım. Çünkü kadın mı yoktu?

 

Evrimsel ve Psikolojik Süreç

Tecrübem ve etik kısmı bir yana; evrimsel kısmından bahsetmek istiyorum. Bir kadın neden kocasına arzu duymuyorken bana duydu? Olayı kişiselleştirmeyeyim ve şöyle diyelim: “başka bir erkeğe neden duydu?” Şunu anlayabilirim: bazen istemeden alakasız birine çekilebilirsiniz ki erkekler bu konuda hormonları sebebiyle çok daha keskindir ama kadınlarda da olur. Mesele bu dürtüyü, bilinçaltı süreci kontrol etmektir. Çünkü bu his geçicidir.

Erkek genelde kontrolde daha çok zorlanır ama kadın ne zaman kontrol edemiyor ya da etmek istemiyor? İşte bu sorulması gereken soru. Birlikte olduğum kadınlarda; hepsinin söylediği tek bir şey vardı: “bunu yapmayı asla düşünmezdim ama zamanla o çok değişti!” Kısacası siz maddi-manevi güçten düşerseniz, kadın sizden soğumaya başlayacaktır. Buna kadınların çıkarcı davranışı diyoruz.

Bir kadın şimdiki zamanda değerinizi düşük görüyorsa aldatılırsınız. Geçmişte yaptığınız hatalar ya da manevi olarak değerinizin düşmesi yeterlidir. Maddi durumunuz yeterliyse fakat arzu oluşmadıysa kadın maddiyat için sizi kullanır ve gider arzu duyduğu daha iyi genlere sahip adamdan çocuk yapar ve başkasının çocuğuna babalık bakarsınız. Memelilere baktığımızda bile sürüye yeni gelen erkeğin -eğer değeri yüksekse- o dişinin ilgisini çektiğini görüyoruz. Primatlar bu konuda evrimleşmiş ve kadını koklamayı öğrenmişlerdir. Oral ilişki esnasında kadının kokusundan cinsel ilişkiye girip girmediğini anlayabilirler.

Bu durumu evrimsel-biyolog olaran “Dr. Robin Baker – Sperm Savaşları” ve Evrimsel – Psikolog “Dr. David Buss – The Evolution of Desire” ve kırmızı hapın en önemli temsilcisi “Rollo Tomassi – The Rational Male” kitaplarında kadının aldatma ihtimali olan periyodu benzer şekilde anlatır.

 

Kadında yumurtlama dönemi

Kadının regli 2 dönemdir. İlk 14 günü yumurtlama, son 14 günü ise bu sürecin sönmesidir. Kadın 2 dönemde de arzu hisseder ama kanama bittikten sonraki 5-7 günde bu isteği evrimsel sebeplerle “çocuk” için gerçekleştiği için çok daha tutkulu olur. Bu döneme “fertilized”, yani yumurtlama dönemi denir. Kadın bile spesifik olarak hangi günde yumurtlayacağını bilmez; dölleme olsa bile sperm yumurtayı ıskalayabilir. Çocuk istemeyen kadın ise bilinçaltında bu günü bilinçsizce saptırarak (örneğin ıslanmayarak) geçiştirebilir.

“Robin Baker” kitabında bir çiftin çocuk yapma hikayesini ve başarısızlığını anlatır. Hikayede aldatan kadın bir şekilde bütün yumurtlama günlerinin 5 gün öncesinde veya 3 gün sonrasında cinsellik yaşayarak; hamile kalmamayı başarır ama bunu bilinçsiz yapar. Yumurtlama sonrası dönemde de kocasını daha çok tercih eder.

İlk 14 günde kocasıyla cinselliğinin sıklığı azalırken, son 14 günde artmaktadır. İlk 14 günlük periyotta kendi kız grubuyla gece dışarı çıkan kadın çok eski bir sevgilisini görerek tekrardan ona arzu duyar, hatta öyle ki sonraki yumurtlama döneminde istemsizce bir otel odasında içine boşalmasına izin verir. İşin garip tarafı ıslanmayan hatta orgazm olmayan bu kadın o buluşma başında sırılsıklamdır ve orgazm olur. İşte bu pazarlık edilemeyen “gerçek arzudur.”

Bunu ben de yaşadım, uzun seneler anlamlandıramadım. Kadın(başkasıyla ilişkide olmasa bile) öncesinde arzu duyduğu adama çoktan hazırdır. Oysa ki erkek ilk birliktelikte o kadar büyük bir arzu duymayabilir. Kadınsa ilk gece gerçekten istediği bir adamla birlikte ağlayarak orgazm olabilir. Ağlayarak mı? Hemen bakalım:

 

Kadınlar neden her zaman orgazm olmaz?

Aldatan kadın olmakla pek ilgisi yoktur. İstatistiklere göre orgazm ön sevişmede %35, sonrasında %15, ilişki esnasında ise %10’dur. Hepsini toplarsak %60 eder. Kadınların orgazmı bir savunma mekanizması da olabilir. Rüyada, mastürbasyon veya ön sevişmede yaşanan orgazm kadının döl tutmasını engelleyicidir, çünkü şiddetli kasılmadan dolan adet kanı, yaşlı spermi dışarı atar ve enfeksiyonlara karşı savunmaya geçer. Buna “servikal filtrenin” güçlenmesi denir.

Bunun yanısıra ilişki esnasındaki orgazm rahim vakum gibi çalışarak daha fazla spermi emebilir. Yani serviks açılarak sperm havuzundan daha fazlasını alabilir. Bu oran orgazm sonrası erkek hemen boşalırsa %50-90 arası, olmadığında ise %50 civarı olur. (Ref: Robert Baker – Sperm Wars)

Sadakatsızlık döneminde kadınların orgazm sıklığı %33’e kadar çıkarken, eşinde ise %22 civarında kalır. Düzenli ilişkide olan kadınlar da %22’e düştüğü biliniyor. Benzer şekilde sadık eşler %55’e kadar sevgilinin spermlerini tutarken, sadakatsızlık döneminde %38’e düşer, sevgilisiyle ise %68 olur. (Ref: Robert Baker – Sperm Wars). Yani aldatan kadın çocuk yapma arzusuyla aldatır ve hamile kalma oranı yüksektir. Eğer eşinden çocuk yapmak istemiyorsa, ön sevişmede boşalmayı, önceki gece rüyada orgazm olmayı ve mastürbasyonu tercih eder ve servikal filtresini güçlendirir. Kadınların ön sevişmeyi, erkeklerin normal penetrasyonu tercih etme sebebi de budur. Kadın aldatma durumu olmasa bile önceden orgazm olarak evrimsel açıdan hamile kalmayı servikal filtresini güçlendirerek engellemek istiyor olabilir. (Bu süreç bilinçli değildir.)

Eğer sevgilinizin/eşinizin mastürbasyon sıklığı arttıysa muhtemelen sizi aldatmaya hazırlanıyor diyebiliriz. Bununla birlikle mastürbasyon yapmayan ve servikal filtresi güçlü olmayan kadın (üstte de bahsttiğimiz gibi) orgazm olmak zorunda değildir veya sizi aldatıyor/şehvet duymuyor anlamına gelmez. Şunu diyebiliriz ki sadece sadakatsız kadınlarda bu süreçler önemlidir. Kadınların orgazm numarası yapma sebebi bile evrimsel bir süreçtir. O an orgazm olmadığı için hamile kalma riskini azaltarak korunurlar. Spermleriniz emilmez.

 

Bilimsellikten çıkıp konuya dönelim

Rollo Tomassi’nin güzel bir bir lafı var: “bir kadın sizi istiyorsa şehirleri aşar, gerekirse bacadan girer, dolaba saklanır ama yine sizinle sevişir”. Burada tarif edilen şey tam olarak “alfa erkeğe” duyulan arzudur. Son 14 gün cinsellik yaşadığı kişi ise maalesef betadır. Kısacası üstteki hikayede kadın kocasını betaize etmiş durumdadır. Tabiiki de her 2 dönemde de aynı kişiye arzu duyuyorsa problem olmadığını söyleyebiliriz.

Bahsedilen hikayelerde kadın çocuk yapması gereken kişiyi “kocası” değil de serseri, bağımsız, 30+ rağmen hala evlenmemiş, piç ve başarılı “eski sevgilisi” olarak belirliyor ve tam yumurtlama yapacağı gün o adamla birlikte oluyor. Aslında o gün yumurtlayacağını o da bilmiyor fakat “iç güdüsel” olarak arzu duyuyor, hatta o an orgazm olarak sperm alımını kolaylaştırıyor. Sonuçta o çocuğun babası sevgilisi ve kocası kendine ait olmayan bir çocuğa bakacak. Peki kadın nasıl vicdanını rahatlatabiliyor? Önceki yazımda açıkladığım bir kavram olan solipsist yapısıyla… Bu davranışı “çocuğunun rahat yaşamı için” ve kendi huzuru için olmamış gibi davranarak yok sayıyor. Hatta kendi bile kocasından olduğuna inanıyor.

 

Özet olarak;

Bunlar şaka değil. Anlattıklarımla ilgili istatistiksel çalışmalar var. Dünyadaki erkekler %9 ila %30 oranında kendi çocuklarının sahibi değil. (Referans-1).  25 erkekten 1’i aslında kendi çocuğuna bakmıyor. (Referans-2)

Buna hadım edilmek denir. Sizin genleriniz aktarılmıyor ama evrim açısından kadının seçtiği güçlü “gen” kendini aktarmış oluyor.

Yaşadığım olaylar da gariptir ama bunları doğruluyordu… Benimle olan evli kadın o dönem ne istiyordu tahmin edin? Evet çocuk. Bu kadın kocasıyla bile birlikte olmayı istemiyorken; benimle yaptıklarını hayal bile edemezsiniz. Çok azgın olduğunda devamlı içime boşal diyordu. Sizce bunu neden diyordu? Çünkü o dönem yumurtlama periyodundaydı ve çocuk istiyordu. Belki bir çocuğum olacaktı ve o çocuk başkasına, bir beta sağlayıcıya baba diyecekti. Bu dramdır.

Kadın teknik olarak burada 2mizi de kullanmış oldu. Düşünsenize oğlunuz var sanıyorsunuz fakat o size ait değil ölüm anında sadece onu görmek istiyor fakat kendi oğlunuz olmadığını öğreniyorsunuz bundan daha büyük bir hayal kırıklığı veya boşa yaşanmış bir hayat olabilir mi? Peki ya çocuk açısından? Duygusal durum bir yana fark etmediğiniz bir diğer gerçekse suyunuzun yok olduğudur genetik yapınız aktarılamamıştı. İşte esas buna ne pahasına olursa olsun izin vermemelisiniz!


1. Bölümün Sonu

(2. Bölüm için tıklayın: Aldatan Kadın – Bölüm 2)

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

 



Twitter

Kadınlar Çıkarcı, Erkekler Fırsatçıdır

Kadın Çıkarcı, Erkek Fırsatçıdır

Kadınlar çıkarcı, erkekler fırsatçıdır. 2 taraf da farklı şekillerde bencildir ve çoğu ilişki paterni bunun üstüne şekillenir. Peki kötü bir şey midir? Bir kadın yaratılış itibariyle kendini korumak zorundadır. Çünkü beden olarak erkek egemen toplumda güçsüz bir konumdadır ve bu süreç 19. yy. kadar sürmüştür. Yüzlerce yıl önceyi düşünün kolaylıkla tecavüze uğrayabilir, katledilebilirdi. 

Sizce böyle bir varlık kendini savunma mekanizmalarından hangisini seçer? Kadınlar bu yüzden kendilerini savunmak için çıkarcı olmuştur. Çünkü kendini düşünen bir varlık olmalıdır, yıllar boyu nesilden nesile bastırılan benlikleri bir yerde dışarı çıkmak isteyecektir. Hatta bu durum Jung’un kollektif bilinçaltı kavramı ile de açıklabilir. Yani öğrenilmiş bazı konular, nesiller boyu aktarılır. Erkekler fırsatçıdır çünkü genetik mirasları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu için mümkün olduğu kadar çok kadınla birlikte olmak ister.

Benzer şekilde kadın solipsist, erkek narsist olmaya daha yatkındır. Emin olun bunun tersini savunan veya olumsuz algılayan kişi ya politik doğruculuk yapıyordur ya da bir şeylerin farkında değildir.

 

Solipsizm ve Narsisizm arasındaki fark nedir?

2’si de “benlik(psikoloji dilinde kendilik)” kavramıyla ilgilidir.

Narsistlik: Kendinin “gerçek” dünyada özel olduğuna inanır! Başarmak istediği şey de en iyisi o olmalıdır. Siyah ve beyaz vardır. Bu yüzden her şeyi çok ciddiye alır ve her özgüvenini korumaya çalışır. İleri boyutlarda narsisistik kişilik bozukluğuna dönüşür. Erkekler devamlı savaşmak ve ölmek zorunda oldukları için, narsist olmaya yaklaşmışlardır, çünkü işleri ciddiye almak zorundadırlar. Bu sebeple erkek daha zor unutur, kendini kandıramaz. Bir anda her şey siyah olur. İstatistiksel çalışmalar da narsisizmin erkeklerde %7,7; kadınlarda %4,4 olduğunu söylüyor. “Referans” Kişilik bozukluğu olan narsistlikle bunu karıştırmamak lazım şurada detaylı anlattım: “Algı Bozukluğu ve Narsisizm”

Solipsist: Kendinin “hayali” dünyada gerçek olduğuna inanır! Her şey onun içindir, ileri boyutlarda olursa psikoza dönüşür. Şizofrenik bir durum ortaya çıkar. Kadınlar ilk çağlarda kocaları öldürüldüğü, tecavüze uğradıkları, devamlı esir alındıkları için, buna uyum sağlama amacıyla hayali bir dünya yaratarak solipsizme yaklaşmışlardır. Eğer dışınızdaki her şey hayal ürünüyse neden üzülesiniz? Bu sebeple kadın ayrılıkları daha rahat unutur, kendini kandırabilir.”Referans” 

Yine benzer bir araştırma Dr. Jordan Peterson aktarıyor. Google istatistiklerine göre kadınlar en çok vampir ve korsanlara arzu duyuyor. Bu da kantlanmış tipik bir solipsistlik örneğidir. Dünyayı hayal ürünü olarak algılayan kadın, doğaüstü, güçlü, mistik karakterlere ilgi duyuyor. Bir erkeğin fantezi kim üstünedir sizce? Sekreter, hemşire, hostes; hatta adi sokak fahişesi… Hepsi de elde dilebilir, gerçek dünyaya ait, tutulabilir karakterlerdir. Bu yüzden erkek daha realisttir.”Referans-1″ ve “Referans-2″

 

Günümüzden örnekler verelim:

Şunu binlerce erkek yaşamıştır. Güzel bir kadın görürsün, gider konuşursun ve seninle ilgilenmez ya da iyimser bir senaryoda ilgilenir, telefonunu alırsın. Akşam mesaj atarsın ama geri dönüş olmaz. Bunun ilgili bir twitter mesajı görmüştüm kadın aynen şöyle diyordu:

 “Görmedim diyen bir kadın size yalan söylüyor, bak telefon 24 sa. elimde ve mesajı gönderdiğin an gördüm! Ama sana cevap vermek istemedim çünkü senden hoşlanmadım! Keyif benim değil mi?”

Tipik bir solipsizm örneği, sizden bir çıkarı olmadığı için ilgilenmemiş. İlgilenseydi en azından uydu erkek olurdunuz. Ne hissettiğiniz de onun umurunda değil. Bunu kadınların geneli yapıyor. Bir diğer örnek sosyal medyadr. Bir kadına gelen mesaj sayısını düşünün, siz de bir şekilde mesaj attınız fakat karşılık gelmedi. Neden? Yine aynı sebepten. Bir arkadaşım vardı bir çok kadına yazıyor ama biraz zorladığında kadın buna küfür ederek şey diyordu: “Senin gibi tipsiz, iğrenç bir erkeğe geri bile dönmem!”

Eminim ki bu cümle bunu okuyan bazı kadınlara anlamlı geldi çünkü yapıları gereği böyle hissettiler ama erkekler anlamlandıramadı. Kadın neden erkeğin duygularını önemsesin ki? En önemli kendisi. 

 

Erkek olsa ne yapardı?

En iyi ihtimal: “ilgilenmiyorum” der ki bu bile nadir olur. Bir erkek hiç bir durumda kendisine ulaşan kadını cevapsız bırakmaz, kendince beğenmese de cevap verir. Hele ki kadının “fiziksel özelliklerine” hakarette bulunan çok azdır. Çok sinirlendi diyelim şöyle der: “Orospu hadi başka kapıya!” gibi bir cümle kurar. Dikkat edin hakaret etti ama fiziksel bir şey söylemedi. (Herhangi bir tarafın hakaretini haklı çıkartmaya çalışmadığımı, 2 tarafın da saldırı yöntemlerinin farklı olduğunu anlatmaya gayret ettiğime dikkat çekerim.)

Şöyle diyebiliriz: Kadın bir erkeği en baştan potansiyel tehdit (bu erkek beni zorla kaçırsa ne yaparım veya bu erkek benimle sadece yatmak istiyor) olarak görürken, erkekte böyle bir algı yoktur. Çünkü kadının verebileceği zarar ihtimali düşüktür. Erkekler fırsatçıdır. “Bu kadınla yatarsam güzel olur” diye düşünür, tipini de çok önemsemez, skor skordur. Bunu Darwin, “Türlerin Kökeni” kitabında bazı tülerdeki erkeklerin tercih edilmeme korkusuyla olabildiği kadar kişiye spermlerini dağıtma olgusuyla açıklar. İnsanlarda da farklı değildir.

Tabii ki erkeğin düşüncesi de müthiş değil, o da kendi yaratılışı itibariyle kadınları olabildiği kadar döllemeye çalışıyor. Dediğimiz gibi “kadınlar çıkarcı, erkekler fırsatçıdır.” Kadınlar bu süreçte bu şekilde evrimleşmiştir, kendini korumalıdır. Sonuçta çocuğu karnında 9 ay taşıyacak kişi kendisi…

 

Biraz daha temellendirelim:

Kadın biyolojik ve toplumsal temelde, umursamazlık altyapısına sahip. Çünkü aday ve kaynak çoksa kişi bencil davranarak en uygununu seçebilir ve diğerlerine cevap bile vermez. Buluşma esnasında bir şey kötü giderse kalbinizi kırmaktan 1 dk. çekinmez. Zorlarsanız toplum içinde kendi değerini yükseltmek için sizi küçük düşürebilir ki buna “utandırma taktikleri(Ekşi Link)” diyoruz. Böyle bir kadınla görüşmüştüm zamanında hikaye şöyle bir şeydi:

“Bunlar sosyal medyadan tanışıyorlar ama kadın bundan hoşlanmıyor, kısa sürede kalkmak istiyor, adam da ertesi gün adam kadına “kusura bakma hoşlanmadın benden ama böyle yapmasaydın keşke” diyor. Kadın önce cevap vermiyor, sonra bir hırsla (prenses edasıyla) “sen kimsin de seni beğenecem” gibilerinden bir mesaj atıyor. Belki abartı bir örnek ama çoğu kadının davranışı buna yakın.

Zaten zemini buna uygun olan kadının düşünce yapısı; günümüzde aşırı ilgiyle iyice körükleniyor ve her şeyi hakkı gibi görüyor. Bilinçaltına oturmuş olan fikirler bilinçte de güçleniyor. En güzel örneği de şöyle düşünmesiyle özetlenebilir: “Güzelsem, zengin bir kocayı hak ediyorum!” Atasözümüze bakın: “Bir kadını 1000 kişi ister 1 kişi alır.” Sizce bu bilinçle büyüyen ve feminist propagandayla yetişen, geçmişte ciddi anlamda sınırlandırılan bir kadın “abartıyorum ama duygusal bakış açısıyla tapınacak sevmediği veya maddesel bakış açısıyla zengin olmayan bir erkeğe” neden insanca yaklaşsın? Neden çıkarcı olmasın?

 

Erkek ve Kadın Kıskançlığı

Bu durumun diğer çıktısı da aşırı kıskançlıktır. Erkeklerin kıskanç olduğu sanılır ve doğrudur ama erkek kıskançlığı sahiplenmeden dolayı olur, kadın kıskançlığı ise rekabete dayalıdır. Yani “başka bir kadının o erkeği çok sevme ihtimalinden dolayıdır.” O kişinin olmadığını bilse size ilgi duymaz. Freud buna histerik kadın karakteri diyordu, David Buss ise yaptığı istatistiksel çalışmalarda erkeğin çekiciliğinin en temel sebeplerinden birinin diğer kadınların da onu beğenmesi olarak açıklar.

Sizi çok seven bir kadın kıskançlığı erkeğe göre çok daha beter bir şeydir. İlişki bitti diyelim kıskanan erkek kısıtlar, delirir, duvarları yumruklar, iyice korumacı tavıra girer. Kadın tam tersi, başkasının erkeğini sevme ihtimaline dayanamadığı için delirir. Baktığımızda ayrılık sonrası erkeklerin fiziksel, kadınların ise psikolojik olarak zarar vermeye yatkın olduğunu görüyoruz. Entelektüel seviyesi yüksek erkek fiziksel zarar vermese de entelektüel seviyesi yüksek kadın psikolojik zarardan vazgeçmediğine sıklıkla tanık oluyoruz. O yüzden bir kadına zayıf noktasını göstermeyin, bunu etkili şekilde kullanır.

Eminim ki bunu yaşayan yüzlerce erkek şu an bunu okuyor. İlişki içinde boğazlarının nasıl sıkıldığını, bütün telefonların incelendiğini, bütün sosyal medya mesajlarının didik didik okunduğunu biliyor. Kadın, sevgilisinin bir şekilde kendisini aramadığı, kendi ilgi gösterdiği kadar ilgi göstermediğini, hatta sabah mesajına geç yazdı diye delirdiklerini, öfke nöbeti geliştirdiklerini biliyor. Bir kadın şöyle sorular sorabilir: “beni seviyor musun?” temel bir bencillik örneğidir. Onaylanmak ister oysa ki bir erkek seviyorsa, gider “seviyorum” der, romantik davranır, kadının kendisini sevmesini ister ama bunu kadın için yapmaz. Kadın garantiye almak, sevdiği kadar sevilmek ister. Bilinçaltı kadına şunu öğütler: “Sen en değerlisin, sen ilgi gösteriyorsun, o zaman o da gösterecek!” Yine tipik bir solipsisizm örneği.

 

Ayrılık Süreçleri

“Üstte bahsettiğim referansta şöyle bir araştırmadan bahsedilmiş. Narsist bir erkek ilişkide kadını yanında tutmak için zorlar, manipüle eder, maalesef zarar verebilir, öldürebilir. Narsist bir kadın ise ilişkiden memnun değilse daha güçlü birini bulmak için ayrılmayı seçer.” Referans.” Yani erkek sahiplenmeyi sever, kadın ise hipergamiye uygun davranarak ait olmayı seçer. Ben demiyorum makale diyor. Daha kötüsü çoğu kadının ayrılık sonrası geri dönme isteği samimi ve romantik sebeplerle değildir. Kadın ayrılık sonrası makyavelisttir, yani çıkarcı davranır. Sizin paranız, tipiniz ya da başka bir sebeple döner, hiç olmadı  barışıp ardından özgüvenini onarmak için döner. Erkek her zaman samimidir demiyorum, erkek de sekse ulaşamadığı için fırsatçılık amacıyla dönebilir ama daha yüksek bir oranı romantik amaçla dönmek ister. Özetle belki kadın ilişki başlangıcında romantik görünebilir ama geri dönmek istiyorsa kesinlikle güvenilmemelidir.

 

Sonuç:

Kadınlar çıkarcı, erkekler fırsatçıdır, yine kadınlar solipsist olmaya yatkınken, erkekler narsist olmaya daha yatkındır. Tabii ki bunların patolojik düzeyde olmadığını da ayrıca belirtmek isterim.

(Makaleyi oylamayı ihmal etmeyin.)

 

Kaynaklar ve İleri Okumalar İçin:

  1. Rollo Tomassi – The Rational Male, E-Book Edition.
  2. David Buss – The Evolution of Desire, E-Book Edition.


Twitter

Narsist Kişilerle İlişki Anlamsızdır

Narsist Kişilerle İlişki Anlamsızdır

Tartıştığınız -ki bu çok basit bir şey olsa da- anlamak istediği gibi anlayan insanlara bir şey anlatmak imkansızdır. Altta açıklayacağım fakat bunun diğer adı “çarpık algı mekanizmasıdır”. Özellikle narsistik kişilik bozukluğunda ortaya çıkar. Kısaca narsist kişilerle ilişki anlamsızdır. Yalnız bu hastalığın nüfusun %1’inde göründüğünü, yüksek özgüvenden farklı olduğunu unutmamak ve patolojik düzeyde narsistik kişilik bozukluğuyla da narsist karakteri karıştırmamak gerekiyor.

Narsisistik Kişilik Bozukluğu Nedir?

Önce kavramları birbirinden ayıralım “narsist kişilik bozukluğuna sahip” olmak bir çeşit psikozdur. Yani kişi “farkında” değildir. Bu kişiler mükemmelliyetçidir, bir şey mükemmel olmuyorsa kötüdür ve bu da onları kötü hissettirir. Empati duymazlar, her şeyin en iyisine layıktır, özgüveni zedelenmeye açıktır bu yüzden saldırgan tavır halindedir. Bilinenin tersine iyi olduğu konularda kendini en üst düzey görürken, başarısız olduğu konularda ise en kötüsü odur. Bu, bir savunma mekanizmasıdır ve bu sayede “esas değer verdiği” özelliğini diğer özelliklerinden ayırarak zarar görmeyi önler. 

Genellikle kendi düzeyine yakın gördüğü kişilerle dostluk kurar ve diğerleri 2. Sınıftır. Yalnız dikkat edin en ufak sarsıntı da siz de 2. Sınıf olabilirsiniz, bu kişilerin ömür boyu sürdürecekleri çok yakın bir arkadaşları olmaz, çünkü hepsini kaybederler. Eleştirmeye kesinlikle açık değildirler ve hızlıca saldıraya geçerler. Onlardan onay alabilmeniz için üst düzey olmanız lazımdır. Bu kişi kadınsa kendi özgüveni için cinselliğini ön plana sürebilir. İlişkilerinde siz onun uzantısı gibi bir şeysiniz. Her şeyi kendini iyi hissetmek için yapar. Hele ki karşılarında “bağımlı bir kişilik” varsa o kişi cehennemi yaşar. Detay için tıklayınız.

Narsisistik kişilik bozukluğu aile ile ilgilidir ve genetik temellidir. Örneğin anneniz narsistse, size anormal ilgi gösteriyorsa muhtemelen kişi de bir kişilik bozukluğu olabilir. (Şizoid, Borderline, Narsisizim vs.) Bu konuda Özellikle ünlü psikanalist Dr. Otto Kernberg ve Dr. James F. Masterson‘ın önemli yaklaşımları mevcuttur. (Ref: Narsisizm)

Narsist karakterler biraz daha farklıdır. Benzer paternleri gösterseler de kişilik bozukluğundan çok bir çeşit yapay bir karakter özelliğidir, yüksek özgüvenle ortaya çıkabilir ama mantıklı düşünerek bu özelliklerini törpüleyebilirler.

Freud der ki “N-K-B” en zor tedavi edilen psikolojik rahatsızlıktır.  Çünkü aktarım nevrozları gibi kişiye kolay ulaşılamaz. Narsist kişi kendini öyle korumaya alır ki psikanalistin söylediklerine bile savunma geliştirir, tedaviyi reddeder, bunu ekşi-şeyler yazımda uzun uzun anlatmıştım: Obje Libidosu-Sigmund Freud

Algı ve Anlaşamamak

Konuya geri dönelim ve algıdan bahsedelim. Neden bazı kişilerle hiç bir şekilde anlattığımızı aktaramıyoruz? Basit şekilde `Inception` filminden bir sahne ile örneklendirelim:

Düşünceyi yerleştirmek için insanların bilinçaltına inerler ve oraya bir düşünce tohumu koyarlar. Bu basit bir şeydir. Bir kavramı anlatmaz ya da açıklamazlar.

Çok mantıklı bir sahnedir ve düşünce kendiliğinden yeşerir. İşte bir şey anlatmanızın imkansız olduğu insanlardaki problem budur. Mesele “sizin söylediklerinizin o kişide hangi temel düşünceyi uyardığıdır.” Filmin temeli biraz psikanalize dayanıyor. Psikanalizde de esas düşünceyi kişinin fark etmesi aydınlanması sağlanır. Bu sırada kişiye telkin verilmez, serbest çağrıştırılan düşüneler üstünden kişinin olayları anlatması istenir. Önemli noktalar kişiye geri aktarılır ve olay çözümlenir.

Kısacası bu kişilerle anlaşamıyorsunuz çünkü o cümlelerin uyardığı cümleler o kişide farklı. Bununla ilgili basit bir test var mesela. erkeklere pornografik görüntüler yanında dairesel şekiller de gösteriliyor ve erkek dairel şekilden bile tahrik oluyor. İlginç değil mi? Buna algı diyoruz.

Sonuç

Narsist kişiliklerle tartışmak anlamsızdır, en azından o fark edene kadar imkansızdır. Belki kişilik bozukluğu olan bireylere göre daha ulaşılabilirlerdir fakat zorlanacağınıza emin olabilirsiniz. Sorun “algı” ile ilgilidir ve bahsettikleriniz “ne kadar pozitif ve mantıklı” da olsa onun bildiği kavramlar içinde negatifse, beyin tanıdığı yanlış düşüncelerle eşleştirir ve anlaşamazsınız. Bununla uğraşana kadar ayrılık acısı yaşamanız daha iyidir.


Twitter

Ayrılık Acısı ve Çözüm Yöntemleri Nedir?

Ayrılık Acısı, Aldatma, Bağlanma

Davranışları ve Çözüm Yöntemleri

Ayrılık acısı ve çözüm yöntemleri nedir? İşte milyonların sorunu… Aşk, kara sevda veya bunların sebep olduğu ayrılık acısı temelde obsesyondur. Yani takıntıdır. Mücadele edilmezse zamanla obsesif kompulsif bozukluğa evrilir. Altta bu durumu çeşitli referanslarla durumu ve çözümlerini aktarmaya çalışacağım. 

 

Neden bağlanırız?

Beynimizde hareketlerden ve bunun hazlarından sorumlu merkezler mevcut. Örneğin “prefrontal korteks”; mantık, muhakeme kısmı; “limbik sistem” ise zevk merkezi olarak bilinir. Limbik sistem bizim çeşitli hayvansı dürtülerimizi içerir, Sigmund Freud’un bakış açısından bakarsak “id” yani temel dürtüler bu kısımdan gücünü alır ve bize zevk verir. Hatayla burayı kişiyle bağlantılı hale getirirsek belamızı buluruz. İşte aşk böyle bir şeydir.

Aşk veya ayrılık gibi durumlar frontal lob ile limbik sistem arasında bir kısır döngü oluşur.

 

Limbik sistem şöyle der: 

“O kişi senin haz almanda en yüksek sebep” Bunu da yüksek miktarda dopamin salgılayarak yapar ve onun yokluğunda aniden bu salgınız kesilir ve yoksunluk/değersizlik sendromuna girersiniz.
-Frontal lob ise muhakeme kurarak şöyle der: “o kişi olmalı fakat yok” Siz de düşündükçe bu bağlantıları iyice güçlendirirsiniz. Güçlü bağlantılar sonucunda kaygı oluşturursunuz ve bu döngünün sonu obsesyondur. İlerleyen süreçte hormon dengeniz bozulmaya başlar, serotonin seviyeniz düşer ve mis gibi pırıl pırıl bir depresyonunuz olur. Yemek yemezsiniz, dışarı çıkmazsınız vs… Bence ne olduğunu gayet iyi biliyorsunuz.

Limbik sistemde kaudat denilen çekirdekler mevcuttur. Yüksek okb’li hastalarda kaudatın çok büyüdüğü keşfedilmiş. Öyle kötüdür ki artan stres kortizolu artırır ve bu da nöron ağlarını azaltır ve sizi aptallaştırır, gerçek anlamda iq’nuzu düşürür. Yani bitmeyen ayrılık depresyonu sizin zeka seviyenizi etkiler. Bu demektir ki çok takıntı yaparsanız, “olmayacağını bile bile” o kişiyi düşünmeye devam ederseniz, daha kötüye gidersiniz. “aah 10 sene geçti unutamadım” olursunuz. 

 

Benzer şekilde;

Başta başka birine çok bağlı, çok korumacı, kıskançsanız, yani bu işi sürekli yaparsanız protein sentezi yaparsanız, duygu kalıcı olur, obsesyon devresi oluşturursunuz. Sonuçta frontal lob-limbik sistem arasında kalıcı, kırılması zor geri-besleme örgüsü oluşur. Sonrasında birine bağlanmada da zorluk yaşarsınız, çünkü bütün geri beslemeniz o kişiye ait olur. Gariptir ilişki içinde bu saplantı oluşmazsan, ayrılıkta yani “kaynağın” beklenmeyen bir anda ortadan kaybolmasıyla bu süreç oluşur. Karşınızdaki manipülasyon tekniklerini iyi biliyorsa sizinle fare gibi oynar. Bence bunu kimse hak etmez. İlgili güzel bir film önereyim:
Kader, Yönetmen: Zeki Demirkubuz

Tam olarak bu konuyu anlatır. Ayrılık sonrasında gurur yapmayın, onunla konuşun, sizi reddederse veya olumsuz bir yanıt verirse kendinize yazık etmeyin. birazdan kurtulma yollarını anlatacağım. (daha fazla ayrıntı için referans: Oytun Erbaş – “Psikiyatrinin Kara Kitabı” ve “Aşk, Tutku, Hormon, Aldatma”)

 

Takıntının Olumsuz Sonuçları ve İntikam Sebepleri

Obsesyon sahibi oluştuğu andan itibaren onu görseniz de görmeseniz de kurulmuş saat gibi onu düşünürsünüz. Aylar bazen yıllarca devam eder. Sanki o sizi izliyormuş gibi devamlı ona öykünür, ona söyleyeceklerinizi ya da yapacaklarınızı düşünürsünüz. Bu kabuslara kadar inebilir. Hatta onu rahatsız etmeye çalışırsınız. İşte bunu keşfettiğinizde “dur” demeniz lazım. O sizi izlese bile sizin onu düşünerek bir harekette bulunmanız, onun sizi kontrol ettiğini gösterir. (Tabii siz terk eden tarafsanız bilmem. Bazen pisleşiyorum.)

 

Neden onu rahatsız etmeye çalışıyoruz? Zarar vermeye çalışıyoruz? Manyak mıyız biz?

Burada bir diğer yine limbik sistemde bulunan amigdala bölgesidir. Biz de “özgüvensizlik” yaratabilir. (Amigdala, korku ve hatırlatma merkezidir.) Örneğin ayrıldığınız kişiyi gördüğünüzde amigdala devreye girer ve kötü anıları hatırlar, strese girersiniz. Bir nevi savunmaya çekilirsiniz, o sizin için tehlike demektir. Kendini altta hisseden kişi de iyi hissetmek için ayrıldığı kişiyi alçaltmak ister, ezmek ister. Yukarıda olanın böyle bir sıkıntısı yoktur, umursamaz davranabilir. Şöyle diyebiliriz ki ayrılık sonrası o kişi sizin gururunuzu kırmaya çalışıyorsa bilin ki amacı özgüvenini yükseltmektir. Bununla baş edemezse okb devresi büyür.

Elimizde 2 tane veri var.

  • Kısır döngüye giren frontal lob-limbik sistem!
  • Özgüvensizlik. Sonuç ise saplantı ve intikam arzusu!

Amaç ise kendi gururunu tamir etme, kendinin değerli olduğunu ispatlama ve kendini ispatlarken onun bunu fark etmesini sağlamaktan ibaret bir örgü şeklinde olaylar gelişir. Bu tip kişiler ayrıldığı kişi onu görsün diye her şeyi yapabilir. Bazen kişi bu durumu reddetse (örneğin hayır, bunu sevdiğim için yapıyorum gibi.) dahi bilinçaltında gerçekleşen tam olarak budur. Her 2 cins de yapar.

 

Neden bazı kişiler bu kadar acı çekerken barışma durumunda reddediyor?

Çünkü o kişi amigdala ile hareket ediyor. Tatmin etmek istediği kısım o esnada özgüveni oluyor, sonradan frontol lob devreye giriyor “neden böyle yaptım!!” diye dövünse de o an yüksek dopamin salgılayıp limbik sistemi ile tatmin oluyor

Yaşadığı mutluluk kısa süreli tabii. İlerleyen günlerde limbik sistem hala bozuk olduğu için yani okb süreci devam ettiği için, kişinin acısı dinmiyor. Bir süreden sonra bu duygu o kişiyi ele geçiriyor ve o kişiyi garip bir “saplantı” haline getiriyor. Öyle hale geliyor ki kendi bile fark etmiyor, bilinçaltına işliyor. Yani hem seviyor hem nefret ediyor. Hem zarar veriyor hem aşkını itiraf etmek istiyor fakat ket vurup, derinlere atıp zarar vermeyi öne çıkartıyor. Ne demişler aşk, nefretin kardeşidir. Çok seven tehlikelidir, zarar verir, bunlar olmazsa intihar etme riskini taşır.

Sonuç: Yanlış kabullerle kaybedilen bir gelecek. Atlatmaya veya kurtarmaya çalışmayan kişi kaybeder! o insan artık kolay kolay uzun ilişki yaşayamaz, güvenemez. Hani ondan nefret ediyorum filan derler ya? Onun altyapısında şu var: Ona deli gibi aşığım.

Bazı erkekler veya kadınlar zehirlidir, zehirli kişilerle ilişki yaşanmaz. Çünkü zehirli kişiler limbik sistemle karar verir, frontal lobu az kullanır. (Benzer durumda ergenlerde de görülür. Bu yüzden ergenlerin depresif bir dönemi vardır.) Şimdi bu intikamcı yaklaşıma bakalım.

 

İntikamcı Yaklaşım ve Nedenleri

Genel olarak sosyal medya kullanımı hep özgüveni sağlamak için. Burada “retorik” davranışı tanımlamak lazım. Karşı tarafa daha sert, hatta belden altı vurup sonra da

“Sen ne yaptın ki? bak ben de bunu yaptım. Benden hiç beklemezdin değil mi?”

diye karşılık vermektir. Bu, narsistçe bir davranıştır. Sigmund Freud, narsisizm için der ki “narsist kişiler kendilerini beğendikleri için değil, kendilerinden nefret ettikleri için böyle görünen kişilerdir.“ Bir insan kendini heba ediyorsa, olmadığı biri gibi davranıyorsa, kendi özgüvenini böyle tamir etmeye çalışıyorsa büyük bir kişilik problemi var demektir. Bence günümüzde sosyal medya bunu ciddi anlamda da körüklüyor.

Yeri gelmişken kısa bir bilgi vereyim. Vücutta “mao” denilen bir emzim ailesi mevcut, bu enzim, sinirin sebep olduğu adrenalini yıkmakla görevli. İntikam almaya retorik davranmaya yatkın, borderline karakterde ve psikopat seviyesinde insanlarda genellikle bu enzimin çok yavaş etkileştiği görülmüş.

(Referans 1        Referans 2)

Sevgiliniz intikamcıysa, psikolojik(kıskandırma, sosyal medya, aldatma gibi) veya fizyolojik(erkekse dövme, kadınsa dövdürme) olarak zarar vermeye çalışan biriyse, kaçın. İntikamın kardeşi kıskançlıktır. Bu 2’si aşırıysa sizin iyileştirebileceğiniz bir durum yoktur. Bu kişi muhtemelen geçmişteki bir paterni izliyordur, belki babasından(kadın ise), annesinden(erkek ise) veya sevgilisinden kalma bir acıyı tekrarlıyor, karşı tarafa acı çektirmeye ya da kurban olmaya çalışıyordur. Bu esnada ilişkiyi görenleri şahit olarak toplar ve iyi hissetmeye çalışır. Normu budur.

 

Kişinin Kendi Değeri Üstüne

Pskytr. Dr. David Burns ve bilişsel terapide ve Zenon’un Stoacı felsefesinde bir gerçek vardır.

“Kişinin değeri dış olaylardan bağımsızdır.”

Bir kişi sizin değerinizi, özgüveninizi etkilememelidir. Etkileyebiliyorsa veya etkileniyorsa bilin ki sizi manipüle ediyordur ve manipüle eden kişi manipüle edilebilen kişidir.


“Elinizdeki en büyük güç sidik yarışına girmek değil, tam tersi onun davranışlarına istenen yanıtı vermemektir (ilgisiz kalmanız gibi).”


Güçlü bir erkek(veya kadın) yönlendirilmez, kötü hissettirilemez özgüveni tamdır. Kendinizi böyle geliştirmenizi tavsiye ederim. Bunun da yolu frontal lobu devamlı çalıştırmak, yani mantıklı düşünmek ve bölgeyi güçlendirmektir. Böylece davranışlarınızda duygularınızı yönlendirirsiniz. Tersi oluyorsa limbik sistem kontrol ediyor demektir. Bu yüzden hep bir aktivite ile uğraşmalıyız. Frontal lob; kendini bilim, sanat, spor, müzik gibi alanlarda geliştirerek büyürse limbik sistemde buna uygun olarak keyif oluşturur ve siz “küçük” düşünmezsiniz, bilge olursunuz. O kişi de bir süreden sonra yok olur, önemsizleşir, odağınızdan kayar. 

Buna somut bir örnek olarak Instagram “beğeni”leri verilebilir mesela anlık paylaşımlar küçük zevktir. Doyumsuzluk ve tatminsizlik yaratır. Daha kötüsü sizi bir süreden sonra hiç tatmin etmez. Vücudun böyle garip bir mekanizması var, devamlı aynı doyuma maruz kaldığında reseptörleri azalıyor ve o reseptörleri doyurmak için o eylemi daha çok yapmaya çalışıyorsunuz.

Bir insan olarak bu kontrolü başardığınız zaman o kişi için acı başlayacaktır. Çünkü unutuluyor demektir. Birine zarar vermeden alabileceğiniz en iyi intikam onu unutmanız, onun da unutulmasıdır. Bunu unutmayın.

 

Burada Kim Karlı Çıkar?

Bir ilişkide saplantısının, sidik yarışının önüne geçip de uzlaşmak, konuşmak isteyen, gururunu yoksayan “mantıklı düşünen yani frontal lobu ile hareket eden” taraf kazançlı çıkar. Yalnız dikkat bunu en fazla 1-2 defa denemelisiniz. Yoksa saplantı devam eder. Başardığınız da kabullenme evresine girip, bu girdaptan çıkarsınız. Aşkta gurur olmaz derler ya. İşte bu doğrudur ama sadece ayrılıklarda!

 

Terk Etme Oyunu Nedir?

Bazen karşı tarafın anlaması için oyunlar oynayabilirsiniz, terk etme oyunu yaratmak, ufak tefek kızıştırmalar yapmak karşı tarafta ilgisizliğin yerine kaybetme korkusunu koymanızı sağlar ve ilişkileri güçlendirir.

“Bütün güçlü ilişkiler travma sonrası yaşanır”

Tabii ki ölçüyü kaçırırsanız güzel bir ilişkiyi berbat edersiniz. Bu lafım ilişkiyi heba eden, uzlaşmak istemeyen tarafadır(gerçekten ayrılmak, ilişkiyi sonlandırmak isteyen tarafa değildir):


“Dünyada kaç kişiye karşı tutku duyabileceğinizi düşünüyorsunuz? Kaç kişiyle aynı hisleri yaşayabileceğinize inanıyorsunuz?”


O kişiyi seviyorsanız, o da istiyorsa neden yatırım yapmaya devam etmiyorsunuz? Bazen insan ilişki içinde ne kadar sevdiğini değerlendiremiyor ve harcayabiliyor ama bunu fark ettiğinizde her şeyi yola koyabilirsiniz. Karşılıklı olarak bir şeyleri telafi edip, üstüne konuşabiliyorsanız, bunu yapın. Olmuyorsa ya da durum bu değilse geride bırakın. (Referans: İlhan Uçkan – Terk Etme Oyunları)

 

İlişki Geleceğine Nasıl Karar Vereceğiz?

(Sevmeyen veya Manipülatif Kişiler)

Bazen karşı taraf sizi gerçekten istemiyordur, aşık değildir; bazen de size acı çektirmek ister ki buna manipülasyon diyoruz. Peki karşınızdakinin sizi sevmediğini veya acı çektirmek istediğini nasıl anlarsınız? Çok basit, manipülatif kişiler mantıklı konuşma süreçlerine kapalıdır. Cevapları net değildir. Olayları çarpıtır. Oysaki sizi sevmeyen kişi ise sizinle ciddi bir ses tonuyla neredeyse mimiksiz tamamen “frontal lob” ile konuşur. “Seninle olmayacak, üzülmeni anlıyorum fakat bitti.” der. Kararı çok nettir. Klasik bir ayrılık cümlesi vardır: “Seninle çok güzel zamanlarımız geçti ama artık bitti, belki arkadaş kalabiliriz?” Bunu söyleyen kişi manipülasyon yapmıyordur. Sizi kafasında gerçekten bitirmiştir ve bence doğru bir yaklaşımdır. Diğer taraf ise üstte anlattığım gibi acı çektirmeye çalışıyordur ve açılan yaranın kapanmasına izin vermiyor demektir. Üstünüze gelir. Merak etmeyin o da kötü durumda ama siz acı çektirilmeye çalışılan tarafsanız yapmanız gereken tek şey onun oyununu oynamamaktır. Üstte anlattığım gibi “bilge” olun.


Robert Greene diyor ki “aşk kusur varsa oluşur”. Yani kişinin bir kusuru yoksa (özgüveni tam ise ki bu kimsede %100 değildir.) aşık olmaz, Ayrılık acısı çekmez veya baştan çıkartılamaz. Bu yüzden az miktarda manipülasyon karşı tarafın size ilgisini arttırmak ya da ne hissettiğini anlaması için iyidir fazlası ise ilişkileri yok eder.


 

Ayrılık Acısı Nasıl Geçer?

Karşı taraf uzlaşılmaz durumda ise veya sizden tamamen vazgeçtiyse öncelikli olarak kabullenmek ve “karşı tarafı ne olursa olsun affetmek” gerekir. Sonra da “kendinizi affetmeniz gerekir”. Hatanızı abartıp dövünmeye devam ederseniz, bu cezalandırmaktır. Duygularla karar vermektir.

Ayrılık acısı ve çözüm yöntemleri nedir? 2 temel süreçten bahsedebiliriz:

a) Fizyolojik

b) Psikolojik

 

a) Fizyolojik

Fizyolojik yöntem dopamin, serotonin ve testosteron salgılama üstüne kurulu yaşamı ifade eder. Dopamin “hareket ve güneş ışığı” ile aktif olur. Yani spor yapmak ilk şarttır! Mümkünse güneş ışığı görerek yapmak daha yararlıdır (koşu, bisiklet, yürüyüş). Bu kan akışını ve serotonini taşınımını artırır. Ağırlık kaldırmak testosteron seviyesini arttırır ki bu hormonun en önemli özelliği stresle başa çıkmak bir gladyatöre dönüşmektir. İşte bu şekilde depresyona balyozla vurursunuz. Kısaca sağlıklı kafa sağlıklı vücutta olur. Evde oturup kalırsanız düşüncelerde boğulursunuz. İyi-dengeli beslenmek ve 8 saat uyumak gereklidir. 

Depresyonla mücadele ederken olabildiği kadar güneş ışığı görmeniz hormonlarınızın düzenlenmesini sağlar. Yine çevreyi mümkün olduğunda değiştirmek, stresi azaltmak gerekir. Manipülatif biri karşısında o çevrede bulunmamak önemlidir. Ayrılıklarda o sebeple tarafların birbirini görmemesi, iletişimde bulunmaması gerekir. Bir tarafın ancak psikolojik problemleri varsa çevrenizde bulunmaya devam eder. Mesele kendi özgüvenidir, siz bir süre sonra kurtulur, yeni sağlıklı bir ilişkiye girerseniz o ise iyileşemez. Üstte uzun uzun bahsettim. Çünkü limbik sistemi hayatını kontrol etmeye başlar.

 

b) Psikolojik

Psikolojik yöntem ise saplantınızın neden oluştuğunu fark etmektir. Unutmayın duygular davranışları etkiler ama davranışlar duygulara sebep olur. Yani siz hareketlerinizi kontrol ederseniz, bir süreden sonra olumlu duygular hissetmeye başlarsınız. ilham gelmesini beklemek kendinize uğraş bulmanız gerekir. “canım hiç istemiyor yerine canım istemese de bunu yapacağım” demeniz gerekir. (Ref: David Burns – İyi Hissetmek)

Mesela bilişsel terapist “Psikiyatr Dr. David Burns” İyi Hissetmek kitabında 3 sütun tekniği denen bir yöntem önerir. Bu yöntemde:
1.Sütuna: Size acı çektiren olay
2.Sütuna: Ne hissettiğiniz
3.Sütuna: Aslında olayların bununla bağlantılı olmadığı üzerine mantıklı açıklama yapmanız istenir.

Burada ne hissettiğinizi “ya hep ya hiç”, “aşırı genelleme”, “olumluyu geçersiz kılma”, “duygusal karar” vs. gibi kendine ceza kesme, zihinsel zarar verme mekanizmaları mevcuttur. Bunlar genelde kişilerin davranış paternlerinizin arkasında yatan temel sebeplerdir ve içinizde bulunan yargıç, siz depresyondayken yanlış karar verir. Bunların ayrıntısını kitapta okuyabilirsiniz. Örnek veriyorum:

1.Sütun(olay): Ahmet beni daha iyi/yakışıklı/güzel biriyle aldattı veya terk etti. (veya Ayşe beni aldattı veya terketti)
2.Sütun(ne hissediyorum): Çünkü yetersizim, başarısızım, onu mutlu edemedim, her şeyi yanlış yaptım. Bütün kadınlar böyle zaten.(Olumsuzu geçerli kıldım, suçu üstüme aldım, ya hep ya hiç yaptım)
3.Sütun: Hatalarım olabilir fakat yetersiz değilim. Çok iyi zamanlar geçirdik, bana bağlıydı. Onun yaptığı yanlış bir davranıştı. Başka biri yaptıklarımı değersiz kılamaz. Artık geride bırakmalıyım.

Dikkat edin kötü hissetme sebebi kişinin terk etmesi değil, “yetersizlik” düşüncesidir. Yani özgüven kaybıdır. Bu teknikte 3.sütunu gerçekleyemezsiniz, özgüveni karşı tarafa zarar vererek gerçek kılmaya çalışırsanız(hatırlayalım: limbik sistem sizi kontrol ediyor. Yani anlık rahatlama istiyorsunuz.) 2. sütun sebebiyle ilk paragraflarda anlattığım takıntıyı kendinizde yaratırsınız.

 

Ruh Eşi Saplantısı

(Bir Daha Onun Gibi Kimseyi Sevemem Yanılgısı)

Unutmayın ki limbik sistem ödül sistemiyle çalışır. Gerçekten sevdiğiniz, hoşunuza giden, hayaller kurduğunuz birini kaybetmiş olabilirsiniz ama bu hayattınız boyunca aşık olacağınız tek kişi olduğunu göstermiyor. Unutmayın ki:

Ruh eşi saplantısı psikolojik bir bozukluktur. Bu dünyada böyle hissedeceğiniz tek birinin olmasına inanmanız da bir çeşit obsesyondur.

Böyle gerçekten sevebildiğiniz birine ulaştıysanız, kıskanıyorsanız ve “o da benzer şeyleri hissediyorsa” muhtemelen homogamiye göre ideal gibi bulmuşsunuz. Yani fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan birbrine benziyorsunuzdur. sevimliyseniz sevimli, esmerseniz esmer, psikopatsanız psikopat (eheh maalesef), sayısalcıysanız sayısalcı, inatçıysanız inatçı, boylarınızın yakın olması, burunlarınızın benzemesi, hatta burun delik çapları bile buna örnektir. İşte böyle birini unutmanız zordur. ki modern toplumda bu benzerliğe muhtemelen uyuma “pair bonding” deniliyor. Darwin bunu üremeye uygun 2 çift olarak açıklıyor. Şurada referanslarla detaylı açıkladım:

Homogami ve Çiftlerin Uyumu (Ekşi Şeyler Linki)

Böyle birinden ayrıldıysanız zorlanacaksanız ama yapmanız gereken bir süre çekilmek, acınızı yaşamak ve bahsettiğim gibi fiziksel ve psikolojik açıdan gelişmeye çalışmalısınız. Kabullenme ve hayata devam etme sürecinden sonra fark edeceksiniz atlatmışsınız veya hafiflemiş, işte bu esnada yine homogamiye uygun birilerini bulmanız bu acıyı tamamen yok edecektir. Yani limbik sistemini doyuracak oraya uygun yeni birini koymuş olacaksınız. Yalnız dikkat edin, bunu başta yapmamak önemli, yoksa o kişiyi de tamamen harcarsınız.

Umarım yardımcı olmuştur. Belki yazılacak çok şey var, devamı başka bir yazıda.

Geçmiş olsun.

Twitter